وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَعَمِلُواۡ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أَنَّ لَهُمۡ جَنَّـٰتٍ تَجۡرِى مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَـٰرُ‌ۖ كُلَّمَا رُزِقُواۡ مِنۡهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزۡقًا‌ۙ قَالُواۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى رُزِقۡنَا مِن قَبۡلُ‌ۖ وَأُتُواۡ بِهِۦ مُتَشَـٰبِهًا‌ۖ وَلَهُمۡ فِيهَآ أَزۡوٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ‌ۖ وَهُمۡ فِيهَا خَـٰلِدُونَ ٢٥

And give good newsve müjdeleاور خوش خبری دوwabashiri(to) those whokimseleriان لوگوں کوalladhīnabelieveinananجو ایمان لائےāmanūand dove işleyenاور جنہوں نے عمل کئےwaʿamilū[the] righteous deedssalih işlerوہ جو اچھے ہیں / نیک ہیںl-ṣāliḥātithatmuhakkakبیشکannafor themonlar için vardırان کے لئےlahum(will be) Gardenscennetlerباغات ہیںjannātinflowakanبہتی ہیںtajrī[from]altlarındanسےminunder themاس کے نیچےtaḥtihāthe riversırmaklarنہریںl-anhāruEvery timeherجب کبھیkullamāthey are providedrızıklandırıldıklarındaوہ رزق دیئے جائیں گےruziqūtherefromonlardakiان (باغات) سےmin'hāofmeyvedenکوئیminfruitپھلthamaratin(as) provisionrızk olarakبطور رزق کےriz'qanthey (will) sayderlerوہ کہیں گےqālūThis (is)Buیہhādhāthe one whichşeydirوہی ہے جوalladhīwe were providedrızıklandığımızہم رزق دیئے گئےruziq'nāfromdaha öncedenسےminbeforeپہلےqabluAnd they will be givenverilmiştirحالانکہ وہ دئیے جائیں گےwa-utūtherefromonlaraساتھ اس کےbihi(things) in resemblanceona benzerملتے جلتےmutashābihanAnd for themOnlar için vardırاور ان کے لئےwalahumthereinoradaاس میںfīhāspouseseşlerبیویاں ہیںazwājunpurifiedtertemizپاکیزہmuṭahharatunand theyve onlarاور وہwahumthereinoradaاس میںfīhā(will) abide foreverebedi kalacaklardırہمیشہ رہنے والے ہیںkhālidūna

25 And give good tidings to those who believe and do righteous deeds that they will have gardens [in Paradise] beneath which rivers flow. Whenever they are provided with a provision of fruit therefrom, they will say, "This is what we were provided with before." And it is given to them in likeness. And they will have therein purified spouses, and they will abide therein eternally.

25 İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.

25 İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.

25 اور جو لوگ ایمان لائے اور نیک عمل کرتے رہے، ان کو خوشخبری سنا دو کہ ان کے لیے (نعمت کے) باغ ہیں، جن کے نیچے نہریں بہہ رہی ہیں۔ جب انہیں ان میں سے کسی قسم کا میوہ کھانے کو دیا جائے گا تو کہیں گے، یہ تو وہی ہے جو ہم کو پہلے دیا گیا تھا۔ اور ان کو ایک دوسرے کے ہم شکل میوے دیئے جائیں گے اور وہاں ان کے لیے پاک بیویاں ہوں گی اور وہ بہشتوں میں ہمیشہ رہیں گے

25 اور اے پیغمبر،جو لوگ اس کتاب پر ایمان لے آئیں اور (اس کے مطابق)اپنے عمل درست کر لیں،انہیں خوشخبری دے دو کہ اُن کے لیے ایسے باغ ہیں،جن کے نیچے نہریں بہتی ہوں گی۔ان باغوں کے پھل صورت میں دُنیا کے پھلوں سے مِلتے جُلتے ہونگے۔ جب کوئی پھل انہیں کھانے کو دیا جائےگا، تو وہ کہیں گے کہ ایسے ہی پھل اس سے پہلے دُنیا میں ہم کو دیے جاتے تھے۔ان1 کے لیے وہاں پاکیزہ بیویاں ہونگی،اور2 وہ وہاں ہمیشہ رہیں گے

۞إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسۡتَحۡىِۦٓ أَن يَضۡرِبَ مَثَلاً مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوۡقَهَا‌ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ فَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡ‌ۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَـٰذَا مَثَلاً‌ۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرًا وَيَهۡدِى بِهِۦ كَثِيرًا‌ۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلۡفَـٰسِقِينَ ٢٦

IndeedmuhakkakبیشکinnaAllahاللہl-laha(is) notdeğildirنہیںashamedçekinecekحیا فرمایاyastaḥyītomisal vermektenکہanset forthوہ بیان کرےyaḍribaan examplebir örneğiکوئی مثالmathalan(like) evengibiخواہ جو(of) a mosquitobir sivrisineğiکسی مچھر کی ہوbaʿūḍatanand (even) somethinghatta olanıیا اس کی جوfamāabove itonun da üstündeاس کے اوپر ہےfawqahāThen as forgerçektenتو رہےfa-ammāthose whokimselerوہ لوگalladhīnabelievedinananجو ایمان لائےāmanū[thus] they will knowbilirlerپس وہ علم رکھتے ہیںfayaʿlamūnathat itkesinlikle oبیشک وہ (مثال)annahu(is) the truthhaktır (gerçektir)حق ہےl-ḥaqufromRablerindenطرف سےmintheir Lordان کے رب کیrabbihimAnd as forve iseاور رہےwa-ammāthose whoedenlerوہ لوگalladhīnadisbelievedinkarجنہوں نے کفر کیاkafarū[thus] they will sayderler kiتو وہ کہتے ہیںfayaqūlūnawhatneyiکیاmādhā(did) intendistedi (kasdetti)ارادہ کیا/ چاہاarādaAllahاللہ نےl-lahuby thisbuساتھ اسbihādhāexamplemisalleمثال کےmathalanHe lets go astraysaptırırوہ گمراہ کرتا ہےyuḍilluby itonunlaساتھ اس کےbihimanybir çoğunuکثیر (تعداد) کوkathīranand He guidesve yine yola getirirاورہدایت دیتا ہےwayahdīby itonunlaاس کے ساتھbihimanybir çoğunuبہت کوkathīranAnd notsaptırmazاورنہیںwamāHe lets go astrayوہ گمراہ کرتا ہےyuḍilluby itonunlaساتھ اس (مثال کے)bihiexceptbaşkasınıمگرillāthe defiantly disobedientfasıklardanان کو جو فاسق ہیںl-fāsiqīna

26 Indeed, Allah is not timid to present an example - that of a mosquito or what is smaller than it. And those who have believed know that it is the truth from their Lord. But as for those who disbelieve, they say, "What did Allah intend by this as an example?" He misleads many thereby and guides many thereby. And He misleads not except the defiantly disobedient,

26 Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.

26 Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtır.

26 الله اس بات سے عار نہیں کرتا کہ مچھر یا اس سے بڑھ کر کسی چیز (مثلاً مکھی مکڑی وغیرہ) کی مثال بیان فرمائے۔ جو مومن ہیں، وہ یقین کرتے ہیں وہ ان کے پروردگار کی طرف سے سچ ہے اور جو کافر ہیں وہ کہتے ہیں کہ اس مثال سے خدا کی مراد ہی کیا ہے۔ اس سے (خدا) بہتوں کو گمراہ کرتا ہے اور بہتوں کو ہدایت بخشتا ہے اور گمراہ بھی کرتا تو نافرمانوں ہی کو

26 ہاں ، اللہ اس سے ہر گز نہیں شرماتا کہ مچھّر یا اس سے بھی حقیر تر کسی چیز کی تمثیلیں دے۔1جو لوگ حق بات کو قبو ل کرنے والے ہیں،وہ انہی تمثیلوں کو دیکھ کرجان لیتے ہیں کہ یہ حق ہے جو ان کے ربّ ہی کی طرف سے آیا ہے ،اور جو ماننے والے نہیں ہے ، وہ انہیں سُن کر کہنے لگتے ہیں کہ ایسی تمثیلوں سے اللہ کو کیا سروکار؟اس طرح اللہ ایک ہی بات سے بہتوں کو گمراہی میں مبتلا کر دیتا ہے اور بہتوں کو راہِ راست دکھا دیتا ہے۔2 اور گمراہی میں وہ انہی کو مبتلا کر تا ہے، جو فاسق ہیں3،

ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهۡدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مِيثَـٰقِهِۦ وَيَقۡطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفۡسِدُونَ فِى ٱلۡأَرۡضِ‌ۚ أُوۡلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَـٰسِرُونَ ٢٧

Those whoonlar kiوہ لوگ ہیںalladhīnabreakbozarlarجو توڑتے ہیںyanquḍūna(the) Covenant(verdikleri) sözüعہدʿahda(of) AllahAllah'aاللہ کاl-lahifromsonradanسےminafterبعدbaʿdiits ratificationsöz verip bağlandıktanپکا کرنے کے اس کے / مضبوطی اس کی کےmīthāqihiand [they] cutve keserlerاور وہ کاٹتے ہیںwayaqṭaʿūnawhatşeyiاسے جوhas orderedemrettiğiحکم دیاamaraAllahAllah'ınاللہ نےl-lahuitkendisiyleاس کےbihitobirleştirmesiniیہ کہanbe joinedوہ جوڑا جائے / ملایا جائےyūṣalaand [they] spread corruptionve bozgunculuk yaparlarاورفساد کرتے ہیںwayuf'sidūnainyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍiThoseişteیہی لوگulāikatheyonlardırوہhumu(are) the losersziyana uğrayanlarجو خسارہ پانے والے ہیں/ جو نقصان اٹھانے والے ہیںl-khāsirūna

27 Who break the covenant of Allah after contracting it and sever that which Allah has ordered to be joined and cause corruption on earth. It is those who are the losers.

27 Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.

27 Onlar ki, söz verip andlaştıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozarlar. Allah'ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardır.

27 جو خدا کے اقرار کو مضبوط کرنے کے بعد توڑ دیتے ہیں اور جس چیز (یعنی رشتہٴ قرابت) کے جوڑے رکھنے کا الله نے حکم دیا ہے اس کو قطع کئے ڈالتے ہیں اور زمین میں خرابی کرتے ہیں یہی لوگ نقصان اٹھانے والے ہیں

27 اللہ کے عہد کو مضبوط باندھ لینے کے بعد توڑ دیتے ہیں،1اللہ نے جسے جوڑنے کا حکم دیا ہےاُسے کاٹتے ہیں،2اور زمین میں فساد بر پا کرتے ہیں۔3حقیقت میں یہ لوگ نقصان اُٹھانے والے ہیں

كَيۡفَ تَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَكُنتُمۡ أَمۡوٰتًا فَأَحۡيَـٰكُمۡ‌ۖ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡ ثُمَّ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ٢٨

Hownasılکس طرحkayfa(can) you disbelieveinkar edersinizتم انکار کرتے ہوtakfurūnain AllahAllah'aاللہ کاbil-lahiWhile you weresiz ikenحالانکہ تھے تمwakuntumdeadölülerمردہamwātanthen He gave you lifeO sizi dirilttiپھر اس نے زندہ کیا تم کوfa-aḥyākumthensonraپھرthummaHe will cause you to dieöldürecekوہ موت طاری کر دے گا تم پرyumītukumthensonraپھرthummaHe will give you lifediriltecekوہ زندہ کرے گا تم کوyuḥ'yīkumthensonraپھرthummato HimO'naطرف اس کےilayhiyou will be returneddöndürüleceksinizتم لوٹائے جاؤ گےtur'jaʿūna

28 How can you disbelieve in Allah when you were lifeless and He brought you to life; then He will cause you to die, then He will bring you [back] to life, and then to Him you will be returned.

28 Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?

28 Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

28 (کافرو!) تم خدا سے کیوں کر منکر ہو سکتے ہو جس حال میں کہ تم بےجان تھے تو اس نے تم کو جان بخشی پھر وہی تم کو مارتا ہے پھر وہی تم کو زندہ کرے گا پھر تم اسی کی طرف لوٹ کر جاؤ گے

28 تم اللہ کے ساتھ کفر کا رویہ کیسے اختیار کرتے ہو حالانکہ تم بے جان تھے، اس نے تم کو زندگی عطا کی، پھر وہی تمھاری جان سلب کرے گا، پھر وہی تمہیں دوبارہ زندگی عطا کرے گا، پھر اسی کی طرف تمہیں پلٹ کر جانا ہے

هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ لَكُم مَّا فِى ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعًا ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبۡعَ سَمَـٰوٰتٍ‌ۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَىۡءٍ عَلِيمٌ ٢٩

HeOوہی ہےhuwa(is) the One Whokiجس نےalladhīcreatedyarattıپیدا کیاkhalaqafor yousizin içinواسطے تمہارےlakumwhatneجو کچھ ہے(is) invarsaمیںthe earthyeryüzündeزمینl-arḍiallhepsiniسارے کا سارا / سب کچھjamīʿanMoreoversonraپھرthummaHe turnedyöneldiوہ متوجہ ہوا / ارادہ کیاis'tawātogökeطرفilāthe heavenآسمان کےl-samāiand fashioned themonları düzenlediپس برابر کردیا ان کو / درست بنایا ان کو / ہموار کیا ان کوfasawwāhunnasevenyediساتsabʿaheavensgök (olarak)آسمانوں کوsamāwātinAnd Heve Oاور وہwahuwaof everyherساتھ ہرbikullithingşeyiچیز کےshayin(is) All-Knowingbilirخوب علم والا ہےʿalīmun

29 It is He who created for you all of that which is on the earth. Then He directed Himself to the heaven, [His being above all creation], and made them seven heavens, and He is Knowing of all things.

29 Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.

29 O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.

29 وہی تو ہے جس نے سب چیزیں جو زمین میں ہیں تمہارے لیے پیدا کیں پھر آسمان کی طرف متوجہ ہوا تو ان کو ٹھیک سات آسمان بنا دیا اور وہ ہر چیز سے خبردار ہے

29 وہی تو ہے جس نے تمھارے لیے زمین کی ساری چیزیں پیدا کیں،پھر اُوپر کی طرف توجّہ فرمائی اور سات آسمان1 استوار کیے۔اور وہ ہر چیز کا علم رکھنے والا ہے۔ 2

Surah 2 / Al-Baqarah / The Cow سورة البقرة 6
And give good newsve müjdeleاور خوش خبری دو wabashiri (to) those whokimseleriان لوگوں کو alladhīna believeinananجو ایمان لائے āmanū and dove işleyenاور جنہوں نے عمل کئے waʿamilū [the] righteous deedssalih işlerوہ جو اچھے ہیں / نیک ہیں l-ṣāliḥāti thatmuhakkakبیشک anna for themonlar için vardırان کے لئے lahum (will be) Gardenscennetlerباغات ہیں jannātin
flowakanبہتی ہیں tajrī [from]altlarındanسے min under themاس کے نیچے taḥtihā the riversırmaklarنہریں l-anhāru Every timeherجب کبھی kullamā they are providedrızıklandırıldıklarındaوہ رزق دیئے جائیں گے ruziqū therefromonlardakiان (باغات) سے min'hā ofmeyvedenکوئی min fruitپھل thamaratin
(as) provisionrızk olarakبطور رزق کے riz'qan they (will) sayderlerوہ کہیں گے qālū This (is)Buیہ hādhā the one whichşeydirوہی ہے جو alladhī we were providedrızıklandığımızہم رزق دیئے گئے ruziq'nā fromdaha öncedenسے min beforeپہلے qablu And they will be givenverilmiştirحالانکہ وہ دئیے جائیں گے wa-utū therefromonlaraساتھ اس کے bihi (things) in resemblanceona benzerملتے جلتے mutashābihan
And for themOnlar için vardırاور ان کے لئے walahum thereinoradaاس میں fīhā spouseseşlerبیویاں ہیں azwājun purifiedtertemizپاکیزہ muṭahharatun and theyve onlarاور وہ wahum thereinoradaاس میں fīhā (will) abide foreverebedi kalacaklardırہمیشہ رہنے والے ہیں khālidūna٢٥
Indeedmuhakkakبیشک inna Allahاللہ l-laha (is) notdeğildirنہیں ashamedçekinecekحیا فرمایا yastaḥyī tomisal vermektenکہ an set forthوہ بیان کرے yaḍriba an examplebir örneğiکوئی مثال mathalan (like) evengibiخواہ جو (of) a mosquitobir sivrisineğiکسی مچھر کی ہو baʿūḍatan and (even) somethinghatta olanıیا اس کی جو famā
above itonun da üstündeاس کے اوپر ہے fawqahā Then as forgerçektenتو رہے fa-ammā those whokimselerوہ لوگ alladhīna believedinananجو ایمان لائے āmanū [thus] they will knowbilirlerپس وہ علم رکھتے ہیں fayaʿlamūna that itkesinlikle oبیشک وہ (مثال) annahu (is) the truthhaktır (gerçektir)حق ہے l-ḥaqu fromRablerindenطرف سے min
their Lordان کے رب کی rabbihim And as forve iseاور رہے wa-ammā those whoedenlerوہ لوگ alladhīna disbelievedinkarجنہوں نے کفر کیا kafarū [thus] they will sayderler kiتو وہ کہتے ہیں fayaqūlūna whatneyiکیا mādhā (did) intendistedi (kasdetti)ارادہ کیا/ چاہا arāda Allahاللہ نے l-lahu
by thisbuساتھ اس bihādhā examplemisalleمثال کے mathalan He lets go astraysaptırırوہ گمراہ کرتا ہے yuḍillu by itonunlaساتھ اس کے bihi manybir çoğunuکثیر (تعداد) کو kathīran and He guidesve yine yola getirirاورہدایت دیتا ہے wayahdī by itonunlaاس کے ساتھ bihi manybir çoğunuبہت کو kathīran
And notsaptırmazاورنہیں wamā He lets go astrayوہ گمراہ کرتا ہے yuḍillu by itonunlaساتھ اس (مثال کے) bihi exceptbaşkasınıمگر illā the defiantly disobedientfasıklardanان کو جو فاسق ہیں l-fāsiqīna٢٦ Those whoonlar kiوہ لوگ ہیں alladhīna breakbozarlarجو توڑتے ہیں yanquḍūna (the) Covenant(verdikleri) sözüعہد ʿahda
(of) AllahAllah'aاللہ کا l-lahi fromsonradanسے min afterبعد baʿdi its ratificationsöz verip bağlandıktanپکا کرنے کے اس کے / مضبوطی اس کی کے mīthāqihi and [they] cutve keserlerاور وہ کاٹتے ہیں wayaqṭaʿūna whatşeyiاسے جو has orderedemrettiğiحکم دیا amara AllahAllah'ınاللہ نے l-lahu itkendisiyleاس کے bihi tobirleştirmesiniیہ کہ an be joinedوہ جوڑا جائے / ملایا جائے yūṣala
and [they] spread corruptionve bozgunculuk yaparlarاورفساد کرتے ہیں wayuf'sidūna inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi Thoseişteیہی لوگ ulāika theyonlardırوہ humu (are) the losersziyana uğrayanlarجو خسارہ پانے والے ہیں/ جو نقصان اٹھانے والے ہیں l-khāsirūna٢٧
Hownasılکس طرح kayfa (can) you disbelieveinkar edersinizتم انکار کرتے ہو takfurūna in AllahAllah'aاللہ کا bil-lahi While you weresiz ikenحالانکہ تھے تم wakuntum deadölülerمردہ amwātan then He gave you lifeO sizi dirilttiپھر اس نے زندہ کیا تم کو fa-aḥyākum
thensonraپھر thumma He will cause you to dieöldürecekوہ موت طاری کر دے گا تم پر yumītukum thensonraپھر thumma He will give you lifediriltecekوہ زندہ کرے گا تم کو yuḥ'yīkum thensonraپھر thumma to HimO'naطرف اس کے ilayhi you will be returneddöndürüleceksinizتم لوٹائے جاؤ گے tur'jaʿūna٢٨ HeOوہی ہے huwa
(is) the One Whokiجس نے alladhī createdyarattıپیدا کیا khalaqa for yousizin içinواسطے تمہارے lakum whatneجو کچھ ہے (is) invarsaمیں the earthyeryüzündeزمین l-arḍi allhepsiniسارے کا سارا / سب کچھ jamīʿan Moreoversonraپھر thumma He turnedyöneldiوہ متوجہ ہوا / ارادہ کیا is'tawā togökeطرف ilā
the heavenآسمان کے l-samāi and fashioned themonları düzenlediپس برابر کردیا ان کو / درست بنایا ان کو / ہموار کیا ان کو fasawwāhunna sevenyediسات sabʿa heavensgök (olarak)آسمانوں کو samāwātin And Heve Oاور وہ wahuwa of everyherساتھ ہر bikulli thingşeyiچیز کے shayin (is) All-Knowingbilirخوب علم والا ہے ʿalīmun٢٩
٦
‹ 4page 5 of the printed Mushaf6 ›