إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَٱلَّذِينَ هَادُواۡ وَٱلنَّصَـٰرَىٰ وَٱلصَّـٰبِــِٔينَ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأَخِرِ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ٦٢

Indeedşüphesizبیشکinnathose who⋯وہ لوگalladhīnabelievedinananlarجو ایمان لائےāmanūand those who⋯اور وہ لوگwa-alladhīnabecame Jewsve yahudilerجو یہودی بن بیٹھےhādūand the Christiansve hıristiyanlarاور جو نصرانی ہیں / عیسائی ہیںwal-naṣārāand the Sabians ve sabiilerاور وہ جو صابی ہیںwal-ṣābiīnawhokimجو کوئیmanbelievedinanırsaایمان لایاāmanain AllahAllah'aساتھ اللہ کےbil-lahiand the Dayve gününeاور یومwal-yawmi[the] Lastahiretآخرت کےl-ākhiriand didve yaparsaاور اس نےعمل کئیےwaʿamilarighteous deedsiyi işlerنیکṣāliḥanso for themonlar için vardırتو ان کے لئےfalahumtheir rewardmükafatlarıاجر ہے ان کاajruhum(is) withkatındaپاسʿindatheir Lordrablerininان کے رب کےrabbihimand nove yokturاور نہیںwalāfearkorkuکوئی خوفkhawfunon themonlaraان پہʿalayhimand notve yokturاور نہwalātheyonlaraوہhumwill grievehüzünوہ غمگین ہونگےyaḥzanūna

62 Indeed, those who believed and those who were Jews or Christians or Sabeans [before Prophet Muhammad] - those [among them] who believed in Allah and the Last Day and did righteousness - will have their reward with their Lord, and no fear will there be concerning them, nor will they grieve.

62 Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.

62 Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir.

62 جو لوگ مسلمان ہیں یا یہودی یا عیسائی یا ستارہ پرست، (یعنی کوئی شخص کسی قوم و مذہب کا ہو) جو خدا اور روز قیامت پر ایمان لائے گا، اور نیک عمل کرے گا، تو ایسے لوگوں کو ان (کے اعمال) کا صلہ خدا کے ہاں ملے گا اور (قیامت کے دن) ان کو نہ کسی طرح کا خوف ہوگا اور نہ وہ غم ناک ہوں گے

62 یقین جانو کہ نبی عربی کو ماننے والے ہوں یا یہودی، عیسائی ہوں یا صابی،جو بھی اللہ اور روزِ آخر پر ایمان لائے گااور نیک عمل کرے گا، اُس کا اجر اُس کے ربّ کے پاس ہے اور اُس کے لئے کسی خوف اور رنج کا موقع نہیں ہے۔1

وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَـٰقَكُمۡ وَرَفَعۡنَا فَوۡقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواۡ مَآ ءَاتَيۡنَـٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱذۡكُرُواۡ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ ٦٣

And whenhaniاور جبwa-idhWe tookalmıştıkلیا ہم نےakhadhnāyour covenantsizin sözünüzüپختہ / پکا عہد تم سےmīthāqakumand We raisedve kaldırmıştıkاوراٹھایا ہم نےwarafaʿnāover youüzerinizeاوپر تمہارےfawqakumuthe mountdağıطور کوl-ṭūraHoldtutunپکڑوkhudhūwhatşeyiجوmāWe have given yousize verdiğimizدیا ہم نے تم کوātaynākumwith strengthkuvvetleساتھ قوت کےbiquwwatinand rememberve hatırlayınاور یاد کروwa-udh'kurūwhatşeyiجوmā(is) in itiçinde olanاس میں ہےfīhiperhaps youbelki de sizتاکہ تمlaʿallakum(would become) righteouskorunursunuzتم متقی بن جاوtattaqūna

63 And [recall] when We took your covenant, [O Children of Israel, to abide by the Torah] and We raised over you the mount, [saying], "Take what We have given you with determination and remember what is in it that perhaps you may become righteous."

63 Sizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. "Allah'a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitab'a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun" demiştik.

63 Hani bir zamanlar sizden mîsak (sağlam bir söz) almıştık, Tur'u üstünüze kaldırıp demiştik ki; size verdiğimiz kitaba kuvvetle tutunun ve içindekilerden gafil olmayın, gerek ki, korunursunuz.

63 اور جب ہم نے تم سے عہد (کر) لیا اور کوہِ طُور کو تم پر اٹھا کھڑا کیا (اور حکم دیا) کہ جو کتاب ہم نے تم کو دی ہے، اس کو زور سے پکڑے رہو، اور جو اس میں (لکھا) ہے، اسے یاد رکھو، تاکہ (عذاب سے) محفوظ رہو

63 یاد کرو وہ وقت، جب ہم نے طور کو تم پر اُٹھاکرتم سے پُختہ عہد لیاتھا اور کہا1 تھاکہ ”جو کتاب ہم تمہیں دے رہے ہیں اُسے مضبوطی کے ساتھ تھامنااور جو احکام و ہدایات اس میں درج ہیں اُنہیں یاد رکھنا۔ اسی ذریعے سےتوقع کی جاسکتی ہےکہ تم تقوٰی کی روش پر چل سکو گے“

ثُمَّ تَوَلَّيۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ ذٰلِكَ‌ۖ فَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلۡخَـٰسِرِينَ ٦٤

Thensonraپھرthummayou turned awaydönmüştünüzمنہ پھیرلیا تم نےtawallaytumfrom⋯سےminafterardındanبعدbaʿdithatbununاس کےdhālikaSo if noteğer olmasaydıتو اگر نہیںfalawlā(for the) Graceiyiliğiفضل ہوتاfaḍlu(of) AllahAllah'ınاللہ کاl-lahiupon yousizeاوپر تمہارےʿalaykumand His Mercyve merhametiاور رحمت اس کیwaraḥmatuhusurely you would have beenelbette olurdunuzالبتہ ہوتے تمlakuntumof⋯میں سےminathe losersziyana uğrayanlardanخسارہ پانے والےl-khāsirīna

64 Then you turned away after that. And if not for the favor of Allah upon you and His mercy, you would have been among the losers.

64 Bundan sonra yine yüz çevirdiniz; eğer Allah'ın size bol nimeti ve merhameti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.

64 Sonra verdiğiniz sözün arkasından yüz çevirdiniz, eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasa idi herhalde zarara uğrayanlardan olurdunuz.

64 تو تم اس کے بعد (عہد سے) پھر گئے اور اگر تم پر خدا کا فضل اور اس کی مہربانی نہ ہوتی تو تم خسارے میں پڑے گئے ہوتے

64 مگر اس کے بعد تم اپنے عہد سے پھِر گئے اس پر بھی اللہ کے فضل اور اس کی رحمت نے تمہارا ساتھ نہ چھوڑا، ورنہ تم کبھی کے تباہ ہو چکے ہوتے

وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلَّذِينَ ٱعۡتَدَوۡاۡ مِنكُمۡ فِى ٱلسَّبۡتِ فَقُلۡنَا لَهُمۡ كُونُواۡ قِرَدَةً خَـٰسِــِٔينَ ٦٥

And indeedve elbetteاور البتہ تحقیقwalaqadyou knewbilmişsinizdirجان لیا تم نےʿalim'tumuthose who⋯ان لوگوں کوalladhīnatransgressedhaddi aşanlarıجنہوں نے زیادتی کیiʿ'tadawamong youiçinizdenتم میں سےminkumin⋯میںfīthe (matter of) Sabbathcumartesi günündeہفتے کے دن میں / سبت (کے بارے)l-sabtiSo We saidişte dedik kiتو کہا ہم نےfaqul'nāto themonlaraان کے لئےlahumBeolunہوجاؤkūnūapesmaymunlarبندرqiradatandespisedaşağılıkذلیل / دھتکارے ہوئےkhāsiīna

65 And you had already known about those who transgressed among you concerning the sabbath, and We said to them, "Be apes, despised."

65 İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.

65 İçinizden cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara "sefil maymunlar olun!" dedik.

65 اور تم ان لوگوں کو خوب جانتے ہوں، جو تم میں سے ہفتے کے دن (مچھلی کا شکار کرنے) میں حد سے تجاوز کر گئے تھے، تو ہم نے ان سے کہا کہ ذلیل وخوار بندر ہو جاؤ

65 پھر تمہیں اپنی قوم کے اُن لوگوں کا قصّہ تو معلوم ہی ہےجنہوں نےسَبت1 کا قانون توڑا تھا۔ہم نے اُنہیں کہ دیا کہ بندر بن جاوٴ اور اس حالت میں رہو کہ ہر طرف سے تم پر دھتکار پھٹکار پڑے۔ 2

فَجَعَلۡنَـٰهَا نَكَـٰلاً لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهَا وَمَا خَلۡفَهَا وَمَوۡعِظَةً لِّلۡمُتَّقِينَ ٦٦

So We made itve bunu yaptıkتو بنادیا ہم نے ان کوfajaʿalnāhāa deterrent punishmentibretlik bir cezaعبرتnakālanfor thoseşey içinواسطے اس کے جوlimā(in) frontarasındaki (önündeki)درمیانbayna(of) themonların iki eliاس کے ساتھyadayhāand thoseve şey (için)اور واسطے ان کے جوwamāafter themardından gelenان کے پیچھے ہوں گےkhalfahāand an admonitionve bir öğütاور نصیحتwamawʿiẓatanfor those who fear (Allah)müttakiler içinمتقیوں کے لئےlil'muttaqīna

66 And We made it a deterrent punishment for those who were present and those who succeeded [them] and a lesson for those who fear Allah.

66 İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.

66 Bu ibret dolu cezayı öncekilere ve sonrakilere bir ders, korunacaklara da bir nasihat, bir öğüt yaptık.

66 اور اس قصے کو اس وقت کے لوگوں کے لیے اور جو ان کے بعد آنے والے تھے عبرت اور پرہیز گاروں کے لیے نصیحت بنا دیا

66 اس طرح ہم نے اُن کے انجام کو اُس زمانے کے لوگوں اور بعد کی آنے والی نسلوں کے لیے عبرت اور ڈرنے والوں کے لیے نصیحت بنا کر چھوڑا

وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تَذۡبَحُواۡ بَقَرَةً‌ۖ قَالُوٓاۡ أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا‌ۖ قَالَ أَعُوذُ بِٱللَّهِ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡجَـٰهِلِينَ ٦٧

And whenhaniاور جبwa-idhsaiddemiştiکہاqālaMusaMusaموسیٰ نےmūsāto his peoplekavmineاپنی قوم سےliqawmihiIndeedşüphesizبیشکinnaAllahAllahاللہ تعالیٰl-lahacommands yousize emrediyorحکم دیتا ہے تم کوyamurukumthat⋯یہ کہanyou slaughterkesmeniziتم ذبح کروtadhbaḥūa cowbir inekایک گائےbaqaratanThey saiddedilerانہوں نے کہاqālūDo you take usbizimle ediyor musunکیا تم کرتے ہو ہم سےatattakhidhunā(in) ridiculealay?مذاقhuzuwanHe saiddediاس نے کہا ( موسیٰ )qālaI seek refugesığınırımمیں پناہ مانگتا ہوںaʿūdhuin AllahAllah'aاللہ کی (اس بات سے)bil-lahithat⋯کہanI beolmaktanمیں ہوجاؤںakūnaamong⋯سےminathe ignorantcahillerdenجاہلوں میں سےl-jāhilīna

67 And [recall] when Moses said to his people, "Indeed, Allah commands you to slaughter a cow." They said, "Do you take us in ridicule?" He said, "I seek refuge in Allah from being among the ignorant."

67 Musa milletine: "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" demişti; "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediklerinde de: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.

67 Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da "ayol sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. Musa da: "Böyle cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." dedi.

67 اور جب موسیٰ نے اپنی قوم کے لوگوں سے کہا کہ خدا تم کو حکم دیتا ہے کہ ایک بیل ذبح کرو۔ وہ بولے، کیا تم ہم سے ہنسی کرتے ہو۔ (موسیٰ نے) کہا کہ میں الله کی پناہ مانگتا ہوں کہ نادان بنوں

67 پھر وہ واقعہ یاد کرو، جب موسیٰؑ نے اپنے قوم سے کہا کہ، اللہ تمہیں ایک گائے ذبح کرنے کا حکم دیتا ہے کہنے لگے کیا تم ہم سے مذاق کرتے ہو؟ موسیٰؑ نے کہا، میں اس سے خدا کی پناہ مانگتا ہوں کہ جاہلوں کی سی باتیں کروں

قَالُواۡ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ‌ۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا فَارِضٌ وَلَا بِكۡرٌ عَوَانُۢ بَيۡنَ ذٰلِكَ‌ۖ فَٱفۡعَلُواۡ مَا تُؤۡمَرُونَ ٦٨

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūPraydu'a etدعا کروud'ʿufor usbizim içinہمارے لئےlanā(to) your LordRabbineاپنے رب سےrabbakato make clearaçıklasınوہ بیان کرے / وہ واضح کرےyubayyinto usbizeہمارے لئےlanāwhatne olduğunuکیسی ہوmāit (is)onunوہhiyaHe saiddedi kiکہاqālaIndeed, Heşüphesiz Oبیشک وہinnahusaysdiyor kiوہ فرماتا ہےyaqūlu[Indeed] itgerçekten oبیشک وہinnahā(is) a cowbir inektirایسی گائے ہوbaqaratunnotolmayanنہlāoldyaşlıبوڑھیfāriḍunand notve olmayanاورنہwalāyoungkörpeجوانbik'runmiddle agedorta yaşlıدرمیان عمر ہوʿawānunbetweenarasındaدرمیانbaynathatbununاس کےdhālikaso dohaydi yapınتو کروfa-if'ʿalūwhatşeyiجوmāyou are commandedsize emredilenجو تم حکم دئیے جاتے ہوtu'marūna

68 They said, "Call upon your Lord to make clear to us what it is." [Moses] said, "[Allah] says, 'It is a cow which is neither old nor virgin, but median between that,' so do what you are commanded."

68 "Rabbine bizim adımıza yalvar da onun mahiyetini bize bildirsin" dediler, "O, onun ne pek kart, ne pek körpe, ikisi ortası bir sığır olduğunu söylüyor, size emrolunanı yapın" dedi.

68 Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, her ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki, o ne pek yaşlı, ne de pek taze, ikisi arası dinç bir sığırdır, haydi emrolunduğunuz işi yapınız." dedi.

68 انہوں نے کہا کہ اپنے پروردگار سے التجا کیجئے کہ وہ ہمیں یہ بتائے کہ وہ بیل کس طرح کا ہو۔ (موسیٰ نے) کہا کہ پروردگار فرماتا ہے کہ وہ بیل نہ تو بوڑھا ہو اور نہ بچھڑا، بلکہ ان کے درمیان (یعنی جوان) ہو۔ جیسا تم کو حکم دیا گیا ہے، ویسا کرو

68 بولے اچھا، اپنے رب سے درخواست کرو کہ وہ ہمیں گائے کی کچھ تفصیل بتائے موسیٰؑ نے کہا، اللہ کا ارشاد ہے کہ وہ ایسی گائے ہونی چاہیے جو نہ بوڑھی ہو نہ بچھیا، بلکہ اوسط عمر کی ہو لہٰذا جو حکم دیا جاتا ہے اس کی تعمیل کرو

قَالُواۡ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوۡنُهَا‌ۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفۡرَآءُ فَاقِعٌ لَّوۡنُهَا تَسُرُّ ٱلنَّـٰظِرِينَ ٦٩

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūPraydu'a etدعا کروud'ʿufor usbizim içinہمارے لئےlanā(to) your LordRabbineاپنے رب سےrabbakato make clearaçıklasınوہ بیان کرےyubayyinto usbizeہمارے لئےlanāwhatnedirکیسا ہوmā(is) its coloronun rengiرنگ اس کاlawnuhāHe saiddedi kiکہا (موسیٰ )qālaIndeed, Heşüphesiz Oبیشک وہinnahusaysdiyorوہ فرماتا ہےyaqūlu'[Indeed] it isgerçekten oبیشک وہinnahāa cowbir inektirایک گائے ہوbaqaratunyellowsarı rengindeزرد رنگ کیṣafrāubrightparlakچمکیلا / عمدہ / خوب گہرا ہوfāqiʿun(in) its coloronun rengiرنگ اس کاlawnuhāpleasingsevinç verirخوش کرتی ہو / بھلی لگے وہtasurru(to) those who see (it).'bakanlaraدیکھنے والوں کوl-nāẓirīna

69 They said, "Call upon your Lord to show us what is her color." He said, "He says, 'It is a yellow cow, bright in color - pleasing to the observers.' "

69 "Rabbine bizim adımıza yalvar da ne renk olduğunu bize bildirsin" dediler. "O, onun, bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu söylüyor" dedi.

69 Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır." dedi.

69 انہوں نے کہا کہ پروردگار سے درخواست کیجئے کہ ہم کو یہ بھی بتائے کہ اس کا رنگ کیسا ہو۔ موسیٰ نے کہا ، پروردگار فرماتا ہے کہ اس کا رنگ گہرا زرد ہو کہ دیکھنے والوں (کے دل) کو خوش کر دیتا ہو

69 پھر کہنے لگے اپنے رب سے یہ اور پوچھ دو کہ اُس کا رنگ کیسا ہو موسیٰؑ نے کہا وہ فرماتا ہے زرد رنگ کی گائے ہونی چاہیے، جس کا رنگ ایسا شوخ ہو کہ دیکھنے والوں کا جی خوش ہو جائے

Surah 2 / Al-Baqarah / The Cow سورة البقرة 11
Indeedşüphesizبیشک inna those who⋯وہ لوگ alladhīna believedinananlarجو ایمان لائے āmanū and those who⋯اور وہ لوگ wa-alladhīna became Jewsve yahudilerجو یہودی بن بیٹھے hādū and the Christiansve hıristiyanlarاور جو نصرانی ہیں / عیسائی ہیں wal-naṣārā and the Sabians ve sabiilerاور وہ جو صابی ہیں wal-ṣābiīna
whokimجو کوئی man believedinanırsaایمان لایا āmana in AllahAllah'aساتھ اللہ کے bil-lahi and the Dayve gününeاور یوم wal-yawmi [the] Lastahiretآخرت کے l-ākhiri and didve yaparsaاور اس نےعمل کئیے waʿamila righteous deedsiyi işlerنیک ṣāliḥan so for themonlar için vardırتو ان کے لئے falahum their rewardmükafatlarıاجر ہے ان کا ajruhum
(is) withkatındaپاس ʿinda their Lordrablerininان کے رب کے rabbihim and nove yokturاور نہیں walā fearkorkuکوئی خوف khawfun on themonlaraان پہ ʿalayhim and notve yokturاور نہ walā theyonlaraوہ hum will grievehüzünوہ غمگین ہونگے yaḥzanūna٦٢ And whenhaniاور جب wa-idh
We tookalmıştıkلیا ہم نے akhadhnā your covenantsizin sözünüzüپختہ / پکا عہد تم سے mīthāqakum and We raisedve kaldırmıştıkاوراٹھایا ہم نے warafaʿnā over youüzerinizeاوپر تمہارے fawqakumu the mountdağıطور کو l-ṭūra Holdtutunپکڑو khudhū whatşeyiجو mā We have given yousize verdiğimizدیا ہم نے تم کو ātaynākum
with strengthkuvvetleساتھ قوت کے biquwwatin and rememberve hatırlayınاور یاد کرو wa-udh'kurū whatşeyiجو mā (is) in itiçinde olanاس میں ہے fīhi perhaps youbelki de sizتاکہ تم laʿallakum (would become) righteouskorunursunuzتم متقی بن جاو tattaqūna٦٣ Thensonraپھر thumma you turned awaydönmüştünüzمنہ پھیرلیا تم نے tawallaytum from⋯سے min
afterardındanبعد baʿdi thatbununاس کے dhālika So if noteğer olmasaydıتو اگر نہیں falawlā (for the) Graceiyiliğiفضل ہوتا faḍlu (of) AllahAllah'ınاللہ کا l-lahi upon yousizeاوپر تمہارے ʿalaykum and His Mercyve merhametiاور رحمت اس کی waraḥmatuhu surely you would have beenelbette olurdunuzالبتہ ہوتے تم lakuntum of⋯میں سے mina
the losersziyana uğrayanlardanخسارہ پانے والے l-khāsirīna٦٤ And indeedve elbetteاور البتہ تحقیق walaqad you knewbilmişsinizdirجان لیا تم نے ʿalim'tumu those who⋯ان لوگوں کو alladhīna transgressedhaddi aşanlarıجنہوں نے زیادتی کی iʿ'tadaw among youiçinizdenتم میں سے minkum in⋯میں fī the (matter of) Sabbathcumartesi günündeہفتے کے دن میں / سبت (کے بارے) l-sabti
So We saidişte dedik kiتو کہا ہم نے faqul'nā to themonlaraان کے لئے lahum Beolunہوجاؤ kūnū apesmaymunlarبندر qiradatan despisedaşağılıkذلیل / دھتکارے ہوئے khāsiīna٦٥ So We made itve bunu yaptıkتو بنادیا ہم نے ان کو fajaʿalnāhā a deterrent punishmentibretlik bir cezaعبرت nakālan for thoseşey içinواسطے اس کے جو limā
(in) frontarasındaki (önündeki)درمیان bayna (of) themonların iki eliاس کے ساتھ yadayhā and thoseve şey (için)اور واسطے ان کے جو wamā after themardından gelenان کے پیچھے ہوں گے khalfahā and an admonitionve bir öğütاور نصیحت wamawʿiẓatan for those who fear (Allah)müttakiler içinمتقیوں کے لئے lil'muttaqīna٦٦ And whenhaniاور جب wa-idh saiddemiştiکہا qāla
MusaMusaموسیٰ نے mūsā to his peoplekavmineاپنی قوم سے liqawmihi Indeedşüphesizبیشک inna AllahAllahاللہ تعالیٰ l-laha commands yousize emrediyorحکم دیتا ہے تم کو yamurukum that⋯یہ کہ an you slaughterkesmeniziتم ذبح کرو tadhbaḥū a cowbir inekایک گائے baqaratan They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Do you take usbizimle ediyor musunکیا تم کرتے ہو ہم سے atattakhidhunā
(in) ridiculealay?مذاق huzuwan He saiddediاس نے کہا ( موسیٰ ) qāla I seek refugesığınırımمیں پناہ مانگتا ہوں aʿūdhu in AllahAllah'aاللہ کی (اس بات سے) bil-lahi that⋯کہ an I beolmaktanمیں ہوجاؤں akūna among⋯سے mina the ignorantcahillerdenجاہلوں میں سے l-jāhilīna٦٧ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū
Praydu'a etدعا کرو ud'ʿu for usbizim içinہمارے لئے lanā (to) your LordRabbineاپنے رب سے rabbaka to make clearaçıklasınوہ بیان کرے / وہ واضح کرے yubayyin to usbizeہمارے لئے lanā whatne olduğunuکیسی ہو mā it (is)onunوہ hiya He saiddedi kiکہا qāla Indeed, Heşüphesiz Oبیشک وہ innahu saysdiyor kiوہ فرماتا ہے yaqūlu [Indeed] itgerçekten oبیشک وہ innahā (is) a cowbir inektirایسی گائے ہو baqaratun notolmayanنہ lā oldyaşlıبوڑھی fāriḍun
and notve olmayanاورنہ walā youngkörpeجوان bik'run middle agedorta yaşlıدرمیان عمر ہو ʿawānun betweenarasındaدرمیان bayna thatbununاس کے dhālika so dohaydi yapınتو کرو fa-if'ʿalū whatşeyiجو mā you are commandedsize emredilenجو تم حکم دئیے جاتے ہو tu'marūna٦٨
They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Praydu'a etدعا کرو ud'ʿu for usbizim içinہمارے لئے lanā (to) your LordRabbineاپنے رب سے rabbaka to make clearaçıklasınوہ بیان کرے yubayyin to usbizeہمارے لئے lanā whatnedirکیسا ہو mā (is) its coloronun rengiرنگ اس کا lawnuhā He saiddedi kiکہا (موسیٰ ) qāla Indeed, Heşüphesiz Oبیشک وہ innahu saysdiyorوہ فرماتا ہے yaqūlu
'[Indeed] it isgerçekten oبیشک وہ innahā a cowbir inektirایک گائے ہو baqaratun yellowsarı rengindeزرد رنگ کی ṣafrāu brightparlakچمکیلا / عمدہ / خوب گہرا ہو fāqiʿun (in) its coloronun rengiرنگ اس کا lawnuhā pleasingsevinç verirخوش کرتی ہو / بھلی لگے وہ tasurru (to) those who see (it).'bakanlaraدیکھنے والوں کو l-nāẓirīna٦٩
١١
page 10 of the printed Mushaf