وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ لَيۡسَتِ ٱلنَّصَـٰرَىٰ عَلَىٰ شَىۡءٍ وَقَالَتِ ٱلنَّصَـٰرَىٰ لَيۡسَتِ ٱلۡيَهُودُ عَلَىٰ شَىۡءٍ وَهُمۡ يَتۡلُونَ ٱلۡكِتَـٰبَ‌ۗ كَذٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ مِثۡلَ قَوۡلِهِمۡ‌ۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَـٰمَةِ فِيمَا كَانُواۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ ١١٣

And saidve dediler kiاور کہاwaqālatithe JewsYahudilerیہود نےl-yahūduNotdeğillerنہیں ہےlaysatithe ChristiansHıristiyanlarعیسائیl-naṣārā(are) onüzerindeاوپرʿalāanythingbir şey (temel)کسی چیز کےshayinand saidve dediler kiاورکہاwaqālatithe ChristiansHıristiyanlar daعیسائیوں نے / نصاریٰ نےl-naṣārāNotdeğildirlerنہیں ہیںlaysatithe JewsYahudilerیہودl-yahūdu(are) onüzerindeاوپرʿalāanythingbir şey (temel)کسی چیز کےshayinalthough theyoysa onlarحالانکہ وہwahumreciteokuyorlarتلاوت کرتے ہیںyatlūnathe BookKitabıکتاب کیl-kitābaLike thatböyleceاسی طرحkadhālikasaidsöyledilerکہاqālathose whokimselerان لوگوں نے جوalladhīna(do) notbilmeyen(ler)نہیںknowجانتے / علم رکھتےyaʿlamūnasimilarbenzeriniمانندmith'latheir sayingonların sözlerininان کی بات کیqawlihim[So] Allahartık Allahتو اللہfal-lahuwill judgehüküm verecektirفیصلہ کرے گاyaḥkumubetween themaralarındaان کے درمیانbaynahum(on the) Daygünüدنyawma(of) Resurrectionkıyametقیامت کےl-qiyāmatiin whatşey hakkındaاس میں جوfīmāthey wereolduklarıوہ تھےkānū[in it]ondaاس میںfīhidifferingihtilaf halindeوہ اختلاف کرتےyakhtalifūna

113 The Jews say "The Christians have nothing [true] to stand on," and the Christians say, "The Jews have nothing to stand on," although they [both] recite the Scripture. Thus the polytheists speak the same as their words. But Allah will judge between them on the Day of Resurrection concerning that over which they used to differ.

113 Yahudiler "Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil" dediler, Hıristiyanlar da "Yahudiler bir temel üzerinde değil" dediler; oysa onlar Kitaplarını da okuyorlar. Bilgisizler de tıpkı onların söylediklerini söylemiştir. Allah, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasında hüküm verecektir.

113 Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

113 اور یہودی کہتے ہیں کہ عیسائی رستے پر نہیں اور عیسائی کہتے ہیں کہ یہودی رستے پر نہیں۔ حالانکہ وہ کتاب (الہٰی) پڑھتے ہیں۔ اسی طرح بالکل انہی کی سی بات وہ لوگ کہتے ہیں جو (کچھ) نہیں جانتے (یعنی مشرک) تو جس بات میں یہ لوگ اختلاف کر رہے خدا قیامت کے دن اس کا ان میں فیصلہ کر دے گا

113 یہودی کہتے ہیں : عیسائیوں کے پاس کچھ نہیں۔ عیسا ئی کہتے ہیں : یہودیوں کے پاس کچھ نہیں حالانکہ دونوں ہی کتاب پڑھتے ہیں۔ اور اسی قسم کے دعوے ان لوگو ں کے بھی ہیں جن کے پاس کتاب کا علم نہیں ہے1۔ یہ اختلافات جن میں یہ لوگ مبتلا ہیں ان کا فیصلہ اللہ قیامت کے روز کر دے گا

وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَـٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ وَسَعَىٰ فِى خَرَابِهَآ‌ۚ أُوۡلَـٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمۡ أَن يَدۡخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَ‌ۚ لَهُمۡ فِى ٱلدُّنۡيَا خِزۡىٌ وَلَهُمۡ فِى ٱلۡأَخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ١١٤

And whove kim olabilirاور کونwaman(is) more unjustdaha zalimبڑا ظالم ہےaẓlamuthan (one) whokimsedenاس سے جوmimmanpreventsmen edenمنع کرے / روکےmanaʿa(the) masajidmescidlerindeمسجدوں سےmasājida(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahitoanılmasınaیہ کہanbe mentionedذکر کیا جائےyudh'karain themiçindeان میںfīhāHis nameismininنام اس کاus'muhuand strivesve çalışandanوہ کوشش کرےwasaʿāforonların harabolmasınatheir destructionان کی ویرانی میںkharābihāThoseişteیہ لوگulāikaNotyokturنہیں (مناسب) ہےit isolmalarıkānafor themonlar içinان کے لئیےlahumthatgirmeleriکہanthey enter themوہ داخل ہوں اس میںyadkhulūhāexceptdışındaمگرillā(like) those in fearkorka korkaڈرتے ہوۓkhāifīnaFor themonlar için vardırان کے لئیےlahumindünyadaمیںthe worldدنیا میںl-dun'yā(is) disgracerezillikرسوائی ہےkhiz'yunand for themve vardırاو ر ان کے لئیےwalahuminahiretteمیںthe Hereafterآخرت میںl-ākhirati(is) a punishmentazapعذاب ہےʿadhābungreatbüyük birبہت بڑاʿaẓīmun

114 And who are more unjust than those who prevent the name of Allah from being mentioned in His mosques and strive toward their destruction. It is not for them to enter them except in fear. For them in this world is disgrace, and they will have in the Hereafter a great punishment.

114 Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır.

114 Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.

114 اور اس سے بڑھ کر ظالم کون، جو خدا کی مسجدوں میں خدا کے نام کا ذکر کئے جانے کو منع کرے اور ان کی ویرانی میں ساعی ہو۔ان لوگوں کو کچھ حق نہیں کہ ان میں داخل ہوں، مگر ڈرتے ہوئے۔ ان کے لیے دنیا میں رسوائی ہے اور آخرت میں بڑا عذاب

114 اور اس شخص سے بڑھ کر ظالم کو ن ہو گا جو اللہ کے معبدوں میں اس کے نام کی یاد سے روکے اور ان کی ویرانی کے در پے ہو؟ ایسے لوگ اس قابل ہیں کہ ان عبادت گاہوں میں قدم نہ رکھیں اور اگر وہاں جائیں بھی تو ڈرتے ہوئے جائیں1۔ ان کے لیے تو دنیا میں رسوائی ہےاور آخرت میں عذاب عظیم

وَلِلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُ‌ۚ فَأَيۡنَمَا تُوَلُّواۡ فَثَمَّ وَجۡهُ ٱللَّهِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ وٰسِعٌ عَلِيمٌ ١١٥

And for Allahve Allah'ındırاور اللہ ہی کے لئے ہےwalillahi(is) the eastdoğu daمشرقl-mashriquand the westbatı daاورمغربwal-maghribuso wherevernereyeتو جہاں کہیں / جدھر بھیfa-aynamāyou turndönersenizتم منہ موڑو گےtuwallū[so] thereoradadırتو وہیں / اسی جگہfathamma(is the) faceyüzü (zatı)ذات ہے / چہرہ ہےwajhu(of) AllahAllah'ınاللہ کاl-lahiIndeedşüphesizبیشکinnaAllahAllah'(ın)اللہl-laha(is) All-Encompassing(rahmeti ve ni'meti) boldurوسعت والا ہےwāsiʿunAll-Knowing(her şeyi) bilendirجاننے والا ہےʿalīmun

115 And to Allah belongs the east and the west. So wherever you [might] turn, there is the Face of Allah. Indeed, Allah is all-Encompassing and Knowing.

115 Doğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.

115 Bununla beraber, doğu da Allah'ın, batı da Allah'ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah'a çıkar. Şüphe yok ki, Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendir.

115 اور مشرق اور مغرب سب خدا ہی کا ہے۔ تو جدھر تم رخ کرو۔ ادھر خدا کی ذات ہے۔ بے شک خدا صاحبِ وسعت اور باخبر ہے

115 مشرق اور مغرب سب اللہ کے ہیں۔ جس طرف بھی تم رُخ کرو گے ، اسی طرف اللہ کا رُخ ہے1اللہ بڑی وسعت والا ہے اور سب کچھ جاننے والا ہے۔2

وَقَالُواۡ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًا‌ۗ سُبۡحَـٰنَهُۥ‌ۖ بَل لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۖ كُلٌّ لَّهُۥ قَـٰنِتُونَ ١١٦

And they saidve dediler kiاور انہوں نے کہاwaqālūhas takenedindiبنائی ہےittakhadhaAllahاللہ نےl-lahua sonçocukاولادwaladanGlory be to HimO yücedirپاک ہے وہsub'ḥānahuNaybilakisبلکہbalfor Himonundurاس کے لئے ہےlahu(is) whatne varsaجو کچھ(is) ingöklerdeمیں ہےthe heavensآسمانوںl-samāwātiand the earthve yerdeاور زمین میں ہےwal-arḍiAllhepsiسارے کے سارےkullunto HimO'naاس کے لئےlahu(are) humbly obedientboyun eğmiştirتابع فرمان ہیںqānitūna

116 They say, "Allah has taken a son." Exalted is He! Rather, to Him belongs whatever is in the heavens and the earth. All are devoutly obedient to Him,

116 "Allah oğul edindi" dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir.

116 O zalimler, "Allah kendisine çocuk edindi." dediler. Hâşâ, O sübhândır. Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmiştir.

116 اور یہ لوگ اس بات کے قائل ہیں کہ خدا اولاد رکھتا ہے۔ (نہیں) وہ پاک ہے، بلکہ جو کچھ آسمانوں اور زمین میں ہے، سب اسی کا ہے اور سب اس کے فرماں بردار ہیں

116 ان کا قول ہے کہ اللہ نے کسی کو بیٹا بنایا ہے اللہ پاک ہے ان باتوں سے اصل حقیقت یہ ہے کہ زمین اور آسمانوں کی تمام موجودات اس کی ملک ہیں، سب کے سب اس کے مطیع فرمان ہیں

بَدِيعُ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۖ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ١١٧

(The) Originator(O) yaratıcısıdırنئے سرے سے پیدا کرنے والا ہےbadīʿu(of) the heavensgöklerinآسمانوں کاl-samāwātiand the earthve yerinاور زمین کاwal-arḍiAnd whenzamanاورجبwa-idhāHe decreeshükmettiğiوہ فیصلہ کرتا ہےqaḍāa matterbir işe (şeye)کسی کام کاamran[so] onlyşüphesiz sadeceتو بیشکfa-innamāHe saysderوہ کہتا ہےyaqūluto itonaواسطے اس کےlahuBeolہوجاkunand it becomeshemen oluverirتو وہ ہو جاتا ہےfayakūnu

117 Originator of the heavens and the earth. When He decrees a matter, He only says to it, "Be," and it is.

117 Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur.

117 O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca "ol!" der, o da hemen oluverir.

117 (وہی) آسمانوں اور زمین کا پیدا کرنے والاہے۔ جب کوئی کام کرنا چاہتا ہے تو اس کو ارشاد فرما دیتا ہے کہ ہوجا تو وہ ہو جاتا ہے .

117 وہ آسمانوں اور زمین کا موجد ہے اور جس بات کا وہ فیصلہ کرتا ہے، اس کے لیے بس یہ حکم دیتا ہے کہ "ہو جا" اور وہ ہو جاتی ہے

وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ لَوۡلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوۡ تَأۡتِينَآ ءَايَةٌ‌ۗ كَذٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّثۡلَ قَوۡلِهِمۡ‌ۘ تَشَـٰبَهَتۡ قُلُوبُهُمۡ‌ۗ قَدۡ بَيَّنَّا ٱلۡأَيَـٰتِ لِقَوۡمٍ يُوقِنُونَ ١١٨

And saiddediler kiاور کہاwaqālathose whokimselerان لوگوں نےalladhīna(do) notbilmeyen(ler)نہیںknowعلم رکھتےyaʿlamūnaWhy notdeğil miydi?کیوں نہیںlawlāspeaks to usbizimle konuşmalıکلام کرتا ہےyukallimunāAllahاللہl-lahuorya daیاawcomes to usbize gelmeliآتی ہمارے پاسtatīnāa signbir ayet (mu'cize)کوئی نشانیāyatunLike thatişte böyleاسی طرحkadhālikasaidsöyle(mişler)diکہا تھاqālathosekimselerان لوگوں نےalladhīnafromonlardan önceki(ler de)سےminbefore themقبل ان کےqablihimsimilarbenzeriniمانندmith'latheir sayingonların dediklerininان کی بات کےqawlihimBecame alikebirbirine benzediملتے جلتے ہیںtashābahattheir heartskalbleriدل ان کےqulūbuhumIndeedelbetteتحقیقqadWe have made cleariyice açıkladıkبیان کردیں ہم نےbayyannāthe signsayetleriآیاتl-āyātifor peoplekavimler içinواسطے ایک قومliqawmin(who) firmly believebilmek isteyenجو یقین رکھتی ہےyūqinūna

118 Those who do not know say, "Why does Allah not speak to us or there come to us a sign?" Thus spoke those before them like their words. Their hearts resemble each other. We have shown clearly the signs to a people who are certain [in faith].

118 Bilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır.

118 Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdik.

118 اور جو لوگ (کچھ) نہیں جانتے (یعنی مشرک) وہ کہتے ہیں کہ خدا ہم سے کلام کیوں نہیں کرتا۔ یا ہمارے پاس کوئی نشانی کیوں نہیں آتی۔ اسی طرح جو لوگ ان سے پہلے تھے، وہ بھی انہی کی سی باتیں کیا کرتے تھے۔ ان لوگوں کے دل آپس میں ملتے جلتے ہیں۔ جو لوگ صاحبِ یقین ہیں، ان کے (سمجھانے کے) لیے نشانیاں بیان کردی ہیں

118 نادان کہتے ہیں کہ اللہ خود ہم سے بات کیوں نہیں کرتایا کوئی نشانی ہمارے پاس کیوں نہیں آتی؟ 1 ایسی ہی باتیں ان سے پہلے لوگ بھی کیا کرتے تھے۔ ان سب (اگلے پچھلے گمراہوں ) کی ذہنیتیں ایک جیسی ہیں۔2 یقین لانے والو ں کے لیے تو ہم نشانیاں صاف صاف نمایاں کر چکے ہیں۔3

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَـٰكَ بِٱلۡحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا‌ۖ وَلَا تُسۡــَٔلُ عَنۡ أَصۡحَـٰبِ ٱلۡجَحِيمِ ١١٩

Indeed Wedoğrusu bizبیشک ہم نےinnā[We] have sent youseni gönderdikبھیجا ہم نے آپ کوarsalnākawith the truthgerçekleساتھ حق کےbil-ḥaqi(as) a bearer of good newsmüjdeleyiciخوش خبری دینے والاbashīranand (as) a warnerve uyarıcı olarakاورڈرانے والاwanadhīranAnd notdeğilsinاور نہwalāyou will be askedsen sorumluتم سے سوال کیا جائے گاtus'aluabouthalkındanبارے میںʿan(the) companionsساتھیوں کےaṣḥābi(of) the blazing Firecehennemجہنم کےl-jaḥīmi

119 Indeed, We have sent you, [O Muhammad], with the truth as a bringer of good tidings and a warner, and you will not be asked about the companions of Hellfire.

119 Doğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.

119 Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin.

119 (اے محمدﷺ) ہم نے تم کو سچائی کے ساتھ خوشخبری سنانے والا اور ڈرانے والا بنا کر بھیجا ہے۔ اور اہل دوزخ کے بارے میں تم سے کچھ پرسش نہیں ہوگی

119 (اس سے بڑھ کر نشانی کیا ہو گی کہ ) ہم نے تم کو علمِ حق کے ساتھ خوشخبری دینے والا اور ڈرانے والا بنا کر بھیجا۔1 اب جو لوگ جہنم سے رشتہ جوڑ چکے ہیں ، ان کی طرف سے تم ذمہ دار و جواب دہ نہیں ہو

Surah 2 / Al-Baqarah / The Cow سورة البقرة 19
And saidve dediler kiاور کہا waqālati the JewsYahudilerیہود نے l-yahūdu Notdeğillerنہیں ہے laysati the ChristiansHıristiyanlarعیسائی l-naṣārā (are) onüzerindeاوپر ʿalā anythingbir şey (temel)کسی چیز کے shayin and saidve dediler kiاورکہا waqālati the ChristiansHıristiyanlar daعیسائیوں نے / نصاریٰ نے l-naṣārā
Notdeğildirlerنہیں ہیں laysati the JewsYahudilerیہود l-yahūdu (are) onüzerindeاوپر ʿalā anythingbir şey (temel)کسی چیز کے shayin although theyoysa onlarحالانکہ وہ wahum reciteokuyorlarتلاوت کرتے ہیں yatlūna the BookKitabıکتاب کی l-kitāba Like thatböyleceاسی طرح kadhālika saidsöyledilerکہا qāla
those whokimselerان لوگوں نے جو alladhīna (do) notbilmeyen(ler)نہیں knowجانتے / علم رکھتے yaʿlamūna similarbenzeriniمانند mith'la their sayingonların sözlerininان کی بات کی qawlihim [So] Allahartık Allahتو اللہ fal-lahu will judgehüküm verecektirفیصلہ کرے گا yaḥkumu between themaralarındaان کے درمیان baynahum (on the) Daygünüدن yawma (of) Resurrectionkıyametقیامت کے l-qiyāmati
in whatşey hakkındaاس میں جو fīmā they wereolduklarıوہ تھے kānū [in it]ondaاس میں fīhi differingihtilaf halindeوہ اختلاف کرتے yakhtalifūna١١٣ And whove kim olabilirاور کون waman (is) more unjustdaha zalimبڑا ظالم ہے aẓlamu than (one) whokimsedenاس سے جو mimman preventsmen edenمنع کرے / روکے manaʿa (the) masajidmescidlerindeمسجدوں سے masājida
(of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi toanılmasınaیہ کہ an be mentionedذکر کیا جائے yudh'kara in themiçindeان میں fīhā His nameismininنام اس کا us'muhu and strivesve çalışandanوہ کوشش کرے wasaʿā foronların harabolmasına their destructionان کی ویرانی میں kharābihā Thoseişteیہ لوگ ulāika Notyokturنہیں (مناسب) ہے it isolmaları kāna
for themonlar içinان کے لئیے lahum thatgirmeleriکہ an they enter themوہ داخل ہوں اس میں yadkhulūhā exceptdışındaمگر illā (like) those in fearkorka korkaڈرتے ہوۓ khāifīna For themonlar için vardırان کے لئیے lahum indünyadaمیں the worldدنیا میں l-dun'yā (is) disgracerezillikرسوائی ہے khiz'yun
and for themve vardırاو ر ان کے لئیے walahum inahiretteمیں the Hereafterآخرت میں l-ākhirati (is) a punishmentazapعذاب ہے ʿadhābun greatbüyük birبہت بڑا ʿaẓīmun١١٤ And for Allahve Allah'ındırاور اللہ ہی کے لئے ہے walillahi (is) the eastdoğu daمشرق l-mashriqu and the westbatı daاورمغرب wal-maghribu
so wherevernereyeتو جہاں کہیں / جدھر بھی fa-aynamā you turndönersenizتم منہ موڑو گے tuwallū [so] thereoradadırتو وہیں / اسی جگہ fathamma (is the) faceyüzü (zatı)ذات ہے / چہرہ ہے wajhu (of) AllahAllah'ınاللہ کا l-lahi Indeedşüphesizبیشک inna AllahAllah'(ın)اللہ l-laha (is) All-Encompassing(rahmeti ve ni'meti) boldurوسعت والا ہے wāsiʿun All-Knowing(her şeyi) bilendirجاننے والا ہے ʿalīmun١١٥
And they saidve dediler kiاور انہوں نے کہا waqālū has takenedindiبنائی ہے ittakhadha Allahاللہ نے l-lahu a sonçocukاولاد waladan Glory be to HimO yücedirپاک ہے وہ sub'ḥānahu Naybilakisبلکہ bal for Himonundurاس کے لئے ہے lahu (is) whatne varsaجو کچھ (is) ingöklerdeمیں ہے the heavensآسمانوں l-samāwāti
and the earthve yerdeاور زمین میں ہے wal-arḍi Allhepsiسارے کے سارے kullun to HimO'naاس کے لئے lahu (are) humbly obedientboyun eğmiştirتابع فرمان ہیں qānitūna١١٦ (The) Originator(O) yaratıcısıdırنئے سرے سے پیدا کرنے والا ہے badīʿu (of) the heavensgöklerinآسمانوں کا l-samāwāti and the earthve yerinاور زمین کا wal-arḍi
And whenzamanاورجب wa-idhā He decreeshükmettiğiوہ فیصلہ کرتا ہے qaḍā a matterbir işe (şeye)کسی کام کا amran [so] onlyşüphesiz sadeceتو بیشک fa-innamā He saysderوہ کہتا ہے yaqūlu to itonaواسطے اس کے lahu Beolہوجا kun and it becomeshemen oluverirتو وہ ہو جاتا ہے fayakūnu١١٧ And saiddediler kiاور کہا waqāla those whokimselerان لوگوں نے alladhīna
(do) notbilmeyen(ler)نہیں knowعلم رکھتے yaʿlamūna Why notdeğil miydi?کیوں نہیں lawlā speaks to usbizimle konuşmalıکلام کرتا ہے yukallimunā Allahاللہ l-lahu orya daیا aw comes to usbize gelmeliآتی ہمارے پاس tatīnā a signbir ayet (mu'cize)کوئی نشانی āyatun Like thatişte böyleاسی طرح kadhālika
saidsöyle(mişler)diکہا تھا qāla thosekimselerان لوگوں نے alladhīna fromonlardan önceki(ler de)سے min before themقبل ان کے qablihim similarbenzeriniمانند mith'la their sayingonların dediklerininان کی بات کے qawlihim Became alikebirbirine benzediملتے جلتے ہیں tashābahat their heartskalbleriدل ان کے qulūbuhum
Indeedelbetteتحقیق qad We have made cleariyice açıkladıkبیان کردیں ہم نے bayyannā the signsayetleriآیات l-āyāti for peoplekavimler içinواسطے ایک قوم liqawmin (who) firmly believebilmek isteyenجو یقین رکھتی ہے yūqinūna١١٨ Indeed Wedoğrusu bizبیشک ہم نے innā [We] have sent youseni gönderdikبھیجا ہم نے آپ کو arsalnāka
with the truthgerçekleساتھ حق کے bil-ḥaqi (as) a bearer of good newsmüjdeleyiciخوش خبری دینے والا bashīran and (as) a warnerve uyarıcı olarakاورڈرانے والا wanadhīran And notdeğilsinاور نہ walā you will be askedsen sorumluتم سے سوال کیا جائے گا tus'alu abouthalkındanبارے میں ʿan (the) companionsساتھیوں کے aṣḥābi (of) the blazing Firecehennemجہنم کے l-jaḥīmi١١٩
١٩
‹ 17page 18 of the printed Mushaf19 ›