۞تِلۡكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٍ‌ۘ مِّنۡهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُ‌ۖ وَرَفَعَ بَعۡضَهُمۡ دَرَجَـٰتٍ‌ۚ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَـٰتِ وَأَيَّدۡنَـٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِ‌ۗ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَـٰتُ وَلَـٰكِنِ ٱخۡتَلَفُواۡ فَمِنۡهُم مَّنۡ ءَامَنَ وَمِنۡهُم مَّن كَفَرَ‌ۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلُواۡ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يُرِيدُ ٢٥٣

Theseişte oیہtil'ka(are) the Messengerselçiler kiرسولl-rusuluWe (have) preferredüstün kıldıkفضیلت دی ہم نےfaḍḍalnāsome of themkiminiان کے بعض کوbaʿḍahumoverkarşıاوپرʿalāotherskimineبعض کےbaʿḍinAmong themonlardanان میں سے بعض کچھmin'hum(were those with) whomkimineوہ ہیں جن سےmanspokekonuştuکلام کیاkallamaAllahاللہ نےl-lahuand He raisedve yükselttiاور بلند کیاwarafaʿasome of themkimini deان میں سے بعض کوbaʿḍahum(in) degreesderecelerleدرجات میںdarajātinAnd We gaveve verdikاوردیں ہم نےwaātaynāIsaÎsa'yaعیسیٰʿīsāsonoğluابنib'na(of) MaryamMeryemمریم کوmaryamathe clear proofsaçık delillerروشن نشانیاں۔ معجزاتl-bayinātiand We supported himve onu destekledikتائید کی ہم نے اس کیwa-ayyadnāhuwith SpiritRuh ileساتھ روحbirūḥi[the] HolyKudüsپاک کےl-qudusiAnd ifve eğerاوراگرwalaw(had) willeddileseydiچاہتاshāaAllahاللہl-lahunotöldürmezlerdiنہ(would have) fought each otherباہم لڑے۔ نہ ایک دوسرے سے لڑتےiq'tatalathose whokimseleri (milletleri)وہ لوگalladhīna(came) fromonların arkasından gelenسےminafter themجو ان کے بعد تھےbaʿdihimfromsonraminafterاس کے بعد جوbaʿdi[what]gelmiş olduktancame to themآگئیں ان کے پاسjāathumuthe clear proofsaçık delillerکھلی نشانیاںl-bayinātu[And] butfakatلیکنwalākinithey differedanlaşmazlığa düştülerانہوں نے اختلاف کیاikh'talafū[so] of themonlardanتو ان میں سے کچھfamin'hum(are some) whokimileriوہmanbelievedinandıجو ایمان لائےāmanaand of themve onlardanاور بعض ان میں سےwamin'hum(are some) whokimi demandeniedinkar ettiکچھ وہ جس نے کفر کیاkafaraAnd ifeğerاور اگرwalaw(had) willeddileseydiچاہتاshāaAllahاللہl-lahunotbirbirlerini öldürmezlerdiنہthey (would have) fought each otherوہ باہم لڑےiq'tatalū[and] butamaلیکنwalākinnaAllahاللہ تعالیٰl-lahadoesyaparکرتا ہےyafʿaluwhatşeyiجوHe intendsdilediğiوہ چاہتا ہےyurīdu

253 Those messengers - some of them We caused to exceed others. Among them were those to whom Allah spoke, and He raised some of them in degree. And We gave Jesus, the Son of Mary, clear proofs, and We supported him with the Pure Spirit. If Allah had willed, those [generations] succeeding them would not have fought each other after the clear proofs had come to them. But they differed, and some of them believed and some of them disbelieved. And if Allah had willed, they would not have fought each other, but Allah does what He intends.

253 İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.

253 O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'lKudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerininkanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar.

253 یہ پیغمبر (جو ہم وقتاً فوقتاً بھیجتے رہیں ہیں) ان میں سے ہم نے بعض کو بعض پر فضیلت دی ہے۔ بعض ایسے ہیں جن سے خدا نے گفتگو فرمائی اور بعض کے (دوسرے امور میں) مرتبے بلند کئے۔ اور عیسیٰ بن مریم کو ہم نے کھلی ہوئی نشانیاں عطا کیں اور روح القدس سے ان کو مدد دی۔ اور اگر خداچاہتا تو ان سے پچھلے لوگ اپنے پاس کھلی نشانیاں آنے کے بعد آپس میں نہ لڑتے لیکن انہوں نے اختلاف کیا تو ان میں سے بعض تو ایمان لے آئے اور بعض کافر ہی رہے۔ اور اگر خدا چاہتا تو یہ لوگ باہم جنگ و قتال نہ کرتے۔ لیکن خدا جو چاہتا ہے کرتا ہے

253 یہ رسول (جو ہماری طرف سے انسانوں کی ہدایت پر مامور ہوئے)ہم نے ان کو ایک دوسرے سے بڑھ چڑھ کر مرتبے عطا کیے۔ ان میں کوئی ایسا تھا جس سے خدا خود ہمکلام ہوا، کسی کو اس نے دوسری حیثیتوں سے بلند درجے دیے، اور آخر میں عیسٰی ؑ ابن مریم کو روشن نشانیاں عطا کیں اور روحِ پاک سے اس کی مدد کی۔ اگر اللہ چاہتا ، تو ممکن نہ تھا کہ ان رسولوں کے بعد جو لوگ روشن نشانیاں دیکھ چکے تھے، وہ آپس میں لڑتے۔ مگر( اللہ کی مشیّت یہ نہ تھی کہ وہ لوگوں کو جبّراً اختلاف سے روکے، اس وجہ سے) انہوں نے باہم اختلاف کیا، پھر کوئی ایمان لایا اور کسی نےکفر کی راہ اختیار کی۔ ہاں اللہ چاہتا، تو وہ ہر گز نہ لڑتے، مگر اللہ جو چاہتا ہے کرتا ہے۔1

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاۡ أَنفِقُواۡ مِمَّا رَزَقۡنَـٰكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِىَ يَوۡمٌ لَّا بَيۡعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَـٰعَةٌ‌ۗ وَٱلۡكَـٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ ٢٥٤

O youeyاےyāayyuhāwhokimselerلوگوalladhīnabelieve[d]inanan(lar)جو ایمان لائےāmanūSpendinfak edinخرچ کروanfiqūof whatsize verdiğimiz rızıktanاس میں سے جوmimmāWe (have) provided youرزق دیا ہم نے تم کوrazaqnākumfromönceسےminbeforeاس سے پہلےqablithatgelmezdenکہancomesآجائےyatiyaa Daygünایک دنyawmunnoolmadığıنہیںbargainingalışverişinکوئی خریدوفروخت۔ تجارتbayʿunin itiçindeاس میںfīhiand nove hiçbirاور نہwalāfriendshipdostluğunگہری دوستیkhullatunand nove hiçbirاورنہwalāintercessionşefaatinکوئی سفارشshafāʿatunAnd the deniers ve kafirlerاورکافرwal-kāfirūnatheyta kendileridirوہ ہیںhumu(are) the wrongdoerszalimlerinجو ظالم ہیںl-ẓālimūna

254 O you who have believed, spend from that which We have provided for you before there comes a Day in which there is no exchange and no friendship and no intercession. And the disbelievers - they are the wrongdoers.

254 Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarfedin. İnkar edenler ancak yazık edenlerdir.

254 Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdir.

254 اے ایمان والو جو (مال) ہم نے تم کو دیا ہے اس میں سے اس دن کے آنے سے پہلے پہلے خرچ کرلو جس میں نہ (اعمال کا) سودا ہو اور نہ دوستی اور سفارش ہو سکے اور کفر کرنے والے لوگ ظالم ہیں

254 اے لوگوں جو ایمان لائے ہو، جو کچھ مال متاع ہم نے تم کو بخشا ہے، اس میں سے خرچ کرو 1قبل اس کے کہ وہ دن آئے، جس میں نہ خرید و فروخت ہو گی، نہ دوستی کام آئے گی اور نہ سفارش چلے گی۔ اور ظالم اصل میں وہی ہیں، جو کفر کی روش اختیار کرتے ہیں۔ 2

ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَىُّ ٱلۡقَيُّومُ‌ۚ لَا تَأۡخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوۡمٌ‌ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ‌ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشۡفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦ‌ۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ‌ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىۡءٍ مِّنۡ عِلۡمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ‌ۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ‌ۖ وَلَا يَــُٔودُهُۥ حِفۡظُهُمَا‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِىُّ ٱلۡعَظِيمُ ٢٥٥

Allah Allah (ki)اللہ تعالیٰ وہ ہےal-lahu(there is) noyokturنہیںGodtanrıکوئی الہilāhaexceptbaşkaمگرillāHimO'ndanوہیhuwathe Ever-Livingdaima diridirجو ہمیشہ سے۔ زندہ ہےl-ḥayuthe Sustainer of all that existskoruyup yöneticidirجو ہمیشہ سے قائم ہےl-qayūmuNotO'nu tutmazنہیںovertakes Himپکڑتی اس کوtakhudhuhuslumberne bir uyuklamaاونگھsinatun[and] notve ne deاورنہwalāsleepbir uykuنیندnawmunTo Him (belongs)O'nundurاس کے لیے ہےlahuwhat(ever)neجو(is) invarsaمیں ہےthe heavensgöklerdeآسمانوںl-samāwātiand what(ever)ve neاور جوwamā(is) invarsaمیں ہےthe earthyerdeزمینl-arḍiWhokimdirکونman(is) the oneki(ہے) ایکdhāwhoوہ جوalladhīcan intercedeşefaat edebilirسفارش کرےyashfaʿuwith Himkendisinin katındaاس کے پاسʿindahuexceptdışındaمگرillāby His permissionO'nun izniاُس کی اجازت سےbi-idh'nihiHe knowsbilirوہ جانتا ہےyaʿlamuwhatolanıجو(is)onların önündeدرمیانbaynabefore themان سے پہلےaydīhimand whatve olanıاورجوwamā(is) behind themarkalarındaان کے پیچھے ہےkhalfahumAnd notkavrayamazlarاور نہیںwalāthey encompassاحاطہ کرسکتے ہیںyuḥīṭūnaanythinghiçbir şeyکچھ بھیbishayinofO'nun ilmindenمیں سےminHis Knowledgeاس کے علمʿil'mihiexceptdışındaمگرillā[of] whatşeylerساتھ اس کے جوbimāHe willeddilediğiوہ چاہےshāaExtendskaplamıştırوسیع ہےwasiʿaHis SeatO'nun Kürsüsüاس کی کرسیkur'siyyuhu(to) the heavensgökleriآسمانوں پرl-samāwātiand the earthve yeriاور زمین پرwal-arḍaAnd notO'na ağır gelmezاور نہیںwalātires Himتھکاتی اس کوyaūduhu(the) guarding of both of themonları koru(yup gözet)mekان دونوں کی حفاظتḥif'ẓuhumāAnd HeOاور وہwahuwa(is) the Most Highyücedirبلند ہےl-ʿaliyuthe Most Greatbüyüktürبہت بڑاl-ʿaẓīmu

255 Allah - there is no deity except Him, the Ever-Living, the Sustainer of [all] existence. Neither drowsiness overtakes Him nor sleep. To Him belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. Who is it that can intercede with Him except by His permission? He knows what is [presently] before them and what will be after them, and they encompass not a thing of His knowledge except for what He wills. His Kursi extends over the heavens and the earth, and their preservation tires Him not. And He is the Most High, the Most Great.

255 Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.

255 Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.

255 خدا (وہ معبود برحق ہے کہ) اس کے سوا کوئی عبادت کے لائق نہیں زندہ ہمیشہ رہنے والا اسے نہ اونگھ آتی ہے نہ نیند جو کچھ آسمانوں میں اور جو کچھ زمین میں ہیں سب اسی کا ہے کون ہے جو اس کی اجازت کے بغیر اس سے (کسی کی) سفارش کر سکے جو کچھ لوگوں کے روبرو ہو رہا ہے اور جو کچھ ان کے پیچھے ہوچکا ہے اسے سب معلوم ہے اور وہ اس کی معلومات میں سے کسی چیز پر دسترس حاصل نہیں کر سکتے ہاں جس قدر وہ چاہتا ہے (اسی قدر معلوم کرا دیتا ہے) اس کی بادشاہی (اور علم) آسمان اور زمین سب پر حاوی ہے اور اسے ان کی حفاظت کچھ بھی دشوار نہیں وہ بڑا عالی رتبہ اور جلیل القدر ہے

255 اللہ، وہ زندہ جاوید ہستی ، جو تمام کائنات کو سنبھالے ہوئے ہے، اس کے سوا کوئی خدا نہیں ہے۔1نہ وہ سوتا ہے ، اور نہ اسے اونگھ لگتی ہے۔2 زمین اور آسمانوں میں جو کچھ ہے، اسی کا ہے۔3، کون ہے جو اس کی جناب میں اس کی اجازت کے بغیر سفارش کر سکے؟4 جو کچھ بندوں کے سامنے ہے اسے بھی وہ جانتا ہے او ر جو کچھ ان سے اوجھل ہے، اس سے بھی وہ واقف ہے اور اس کی معلومات میں سے کوئی چیز ان کی گرفت ادراک میں نہیں آسکتی اِلّا یہ کہ کسی چیز کا علم وہ خود ہی ان کو دینا چاہے۔5 اس کی حکومت6 آسمانوں اور زمین پر چھائی ہوئی ہے اور ان کی نگہبانی اس کے لیے کوئی تھکا دینے والا کام نہیں ہے۔ بس وہی ایک بزرگ و برتر ذات ہے۔7

لَآ إِكۡرَاهَ فِى ٱلدِّينِ‌ۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَىِّ‌ۚ فَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلطَّـٰغُوتِ وَيُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَا‌ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ٢٥٦

(There is) noyokturنہیںcompulsionzorlamaکوئی جبرik'rāhainDindeمیںthe religionدینl-dīniSurelyelbetteتحقیقqadhas become distinctseçilip belli olmuşturواضح ہوگئی ہےtabayyanathe right (path)doğrulukہدایتl-rush'dufromsapıklıktanسےminathe wrongگمراہیl-ghayiThen whoeverkimتو جو کوئیfamandisbelievesinkar ederکفر کرے گاyakfurin false deitiestağut (şeytan)ıطاغوت کاbil-ṭāghūtiand believesve inanırsaاور ایمان لائے گاwayu'minin AllahAllah'aاللہ پرbil-lahithen surelymuhakkak ki oتو تحقیقfaqadihe graspedyapışmıştırاس نے تھام لیاis'tamsakathe handhold bir kulpaساتھ کھڑاbil-ʿur'wati[the] firmsağlamمضبوط۔ مضبوط سہاراl-wuth'qā(which) notkopmayanنہیں ہے(will) breakکوئی ٹوٹناinfiṣāma[for it]Allahاسس کے لئیےlahāAnd Allahاور اللہwal-lahu(is) All-Hearingişitendirخوب سننے والا ہےsamīʿunAll-Knowingbilendirجاننے والا ہےʿalīmun

256 There shall be no compulsion in [acceptance of] the religion. The right course has become clear from the wrong. So whoever disbelieves in Taghut and believes in Allah has grasped the most trustworthy handhold with no break in it. And Allah is Hearing and Knowing.

256 Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir.

256 Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.

256 دین (اسلام) میں زبردستی نہیں ہے ہدایت (صاف طور پر ظاہر اور) گمراہی سے الگ ہو چکی ہے تو جو شخص بتوں سے اعتقاد نہ رکھے اور خدا پر ایمان لائے اس نے ایسی مضبوط رسی ہاتھ میں پکڑ لی ہے جو کبھی ٹوٹنے والی نہیں اور خدا (سب کچھ) سنتا اور (سب کچھ) جانتا ہے

256 دین کے معاملے میں کوئی زورزبردستی نہیں ہے۔1 صحیح بات غلط خیالات سے الگ چھانٹ کر رکھ دی گئی ہے۔ اب جو کوئی طاغوت2 کا انکار کر کے اللہ پر ایمان لے آیا، اس نے ایک ایسا مضبوط سہارا تھام لیا، جو کبھی ٹوٹنے والا نہیں، اور اللہ( جس کا سہارا اس نے لیا ہے) سب کچھ سننے اور جاننے والا ہے

Surah 2 / Al-Baqarah / The Cow سورة البقرة 43
Theseişte oیہ til'ka (are) the Messengerselçiler kiرسول l-rusulu We (have) preferredüstün kıldıkفضیلت دی ہم نے faḍḍalnā some of themkiminiان کے بعض کو baʿḍahum overkarşıاوپر ʿalā otherskimineبعض کے baʿḍin Among themonlardanان میں سے بعض کچھ min'hum (were those with) whomkimineوہ ہیں جن سے man spokekonuştuکلام کیا kallama Allahاللہ نے l-lahu
and He raisedve yükselttiاور بلند کیا warafaʿa some of themkimini deان میں سے بعض کو baʿḍahum (in) degreesderecelerleدرجات میں darajātin And We gaveve verdikاوردیں ہم نے waātaynā IsaÎsa'yaعیسیٰ ʿīsā sonoğluابن ib'na (of) MaryamMeryemمریم کو maryama the clear proofsaçık delillerروشن نشانیاں۔ معجزات l-bayināti
and We supported himve onu destekledikتائید کی ہم نے اس کی wa-ayyadnāhu with SpiritRuh ileساتھ روح birūḥi [the] HolyKudüsپاک کے l-qudusi And ifve eğerاوراگر walaw (had) willeddileseydiچاہتا shāa Allahاللہ l-lahu notöldürmezlerdiنہ (would have) fought each otherباہم لڑے۔ نہ ایک دوسرے سے لڑتے iq'tatala those whokimseleri (milletleri)وہ لوگ alladhīna
(came) fromonların arkasından gelenسے min after themجو ان کے بعد تھے baʿdihim fromsonra min afterاس کے بعد جو baʿdi [what]gelmiş olduktan came to themآگئیں ان کے پاس jāathumu the clear proofsaçık delillerکھلی نشانیاں l-bayinātu [And] butfakatلیکن walākini they differedanlaşmazlığa düştülerانہوں نے اختلاف کیا ikh'talafū
[so] of themonlardanتو ان میں سے کچھ famin'hum (are some) whokimileriوہ man believedinandıجو ایمان لائے āmana and of themve onlardanاور بعض ان میں سے wamin'hum (are some) whokimi de man deniedinkar ettiکچھ وہ جس نے کفر کیا kafara And ifeğerاور اگر walaw (had) willeddileseydiچاہتا shāa Allahاللہ l-lahu notbirbirlerini öldürmezlerdiنہ they (would have) fought each otherوہ باہم لڑے iq'tatalū
[and] butamaلیکن walākinna Allahاللہ تعالیٰ l-laha doesyaparکرتا ہے yafʿalu whatşeyiجو He intendsdilediğiوہ چاہتا ہے yurīdu٢٥٣ O youeyاے yāayyuhā whokimselerلوگو alladhīna believe[d]inanan(lar)جو ایمان لائے āmanū Spendinfak edinخرچ کرو anfiqū
of whatsize verdiğimiz rızıktanاس میں سے جو mimmā We (have) provided youرزق دیا ہم نے تم کو razaqnākum fromönceسے min beforeاس سے پہلے qabli thatgelmezdenکہ an comesآجائے yatiya a Daygünایک دن yawmun noolmadığıنہیں bargainingalışverişinکوئی خریدوفروخت۔ تجارت bayʿun in itiçindeاس میں fīhi and nove hiçbirاور نہ walā friendshipdostluğunگہری دوستی khullatun and nove hiçbirاورنہ walā
intercessionşefaatinکوئی سفارش shafāʿatun And the deniers ve kafirlerاورکافر wal-kāfirūna theyta kendileridirوہ ہیں humu (are) the wrongdoerszalimlerinجو ظالم ہیں l-ẓālimūna٢٥٤ Allah Allah (ki)اللہ تعالیٰ وہ ہے al-lahu (there is) noyokturنہیں Godtanrıکوئی الہ ilāha exceptbaşkaمگر illā HimO'ndanوہی huwa
the Ever-Livingdaima diridirجو ہمیشہ سے۔ زندہ ہے l-ḥayu the Sustainer of all that existskoruyup yöneticidirجو ہمیشہ سے قائم ہے l-qayūmu NotO'nu tutmazنہیں overtakes Himپکڑتی اس کو takhudhuhu slumberne bir uyuklamaاونگھ sinatun [and] notve ne deاورنہ walā sleepbir uykuنیند nawmun To Him (belongs)O'nundurاس کے لیے ہے lahu what(ever)neجو (is) invarsaمیں ہے the heavensgöklerdeآسمانوں l-samāwāti and what(ever)ve neاور جو wamā
(is) invarsaمیں ہے the earthyerdeزمین l-arḍi Whokimdirکون man (is) the oneki(ہے) ایک dhā whoوہ جو alladhī can intercedeşefaat edebilirسفارش کرے yashfaʿu with Himkendisinin katındaاس کے پاس ʿindahu exceptdışındaمگر illā by His permissionO'nun izniاُس کی اجازت سے bi-idh'nihi He knowsbilirوہ جانتا ہے yaʿlamu whatolanıجو (is)onların önündeدرمیان bayna
before themان سے پہلے aydīhim and whatve olanıاورجو wamā (is) behind themarkalarındaان کے پیچھے ہے khalfahum And notkavrayamazlarاور نہیں walā they encompassاحاطہ کرسکتے ہیں yuḥīṭūna anythinghiçbir şeyکچھ بھی bishayin ofO'nun ilmindenمیں سے min His Knowledgeاس کے علم ʿil'mihi exceptdışındaمگر illā [of] whatşeylerساتھ اس کے جو bimā
He willeddilediğiوہ چاہے shāa Extendskaplamıştırوسیع ہے wasiʿa His SeatO'nun Kürsüsüاس کی کرسی kur'siyyuhu (to) the heavensgökleriآسمانوں پر l-samāwāti and the earthve yeriاور زمین پر wal-arḍa And notO'na ağır gelmezاور نہیں walā tires Himتھکاتی اس کو yaūduhu (the) guarding of both of themonları koru(yup gözet)mekان دونوں کی حفاظت ḥif'ẓuhumā
And HeOاور وہ wahuwa (is) the Most Highyücedirبلند ہے l-ʿaliyu the Most Greatbüyüktürبہت بڑا l-ʿaẓīmu٢٥٥ (There is) noyokturنہیں compulsionzorlamaکوئی جبر ik'rāha inDindeمیں the religionدین l-dīni Surelyelbetteتحقیق qad has become distinctseçilip belli olmuşturواضح ہوگئی ہے tabayyana the right (path)doğrulukہدایت l-rush'du
fromsapıklıktanسے mina the wrongگمراہی l-ghayi Then whoeverkimتو جو کوئی faman disbelievesinkar ederکفر کرے گا yakfur in false deitiestağut (şeytan)ıطاغوت کا bil-ṭāghūti and believesve inanırsaاور ایمان لائے گا wayu'min in AllahAllah'aاللہ پر bil-lahi then surelymuhakkak ki oتو تحقیق faqadi
he graspedyapışmıştırاس نے تھام لیا is'tamsaka the handhold bir kulpaساتھ کھڑا bil-ʿur'wati [the] firmsağlamمضبوط۔ مضبوط سہارا l-wuth'qā (which) notkopmayanنہیں ہے (will) breakکوئی ٹوٹنا infiṣāma [for it]Allahاسس کے لئیے lahā And Allahاور اللہ wal-lahu (is) All-Hearingişitendirخوب سننے والا ہے samīʿun All-Knowingbilendirجاننے والا ہے ʿalīmun٢٥٦
٤٣
‹ 41page 42 of the printed Mushaf43 ›