أُحِلَّ لَكُمۡ صَيۡدُ ٱلۡبَحۡرِ وَطَعَامُهُۥ مَتَـٰعًا لَّكُمۡ وَلِلسَّيَّارَةِ‌ۖ وَحُرِّمَ عَلَيۡكُمۡ صَيۡدُ ٱلۡبَرِّ مَا دُمۡتُمۡ حُرُمًا‌ۗ وَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ٩٦

Is made lawfulhelal kılındıحلال کیا گیا ہےuḥillafor yousizeتمہارے لیےlakumgameavıشکارṣaydu(of) the seadeniz;سمندر کاl-baḥriand its foodve yiyeceğiاور کھانا اس کاwaṭaʿāmuhu(as) provisiongeçimlik olarakفائدہ مند ہےmatāʿanfor yousizeتمہارے لیےlakumand for the travelersve yolcularaاور قافلے کے لیےwalilssayyāratiand is made unlawfulve yasaklandıاور حرام کیا گیاwaḥurrimaon yousizeتم پرʿalaykumgameavıشکارṣaydu(of) the landkaraخشکی کاl-bariasolduğunuz sürecelong as youجب تک تم ہوdum'tum(are in) Ihramihramlıحالت احرام میںḥurumanAnd be consciouskorkunاور ڈروwa-ittaqū(of) AllahAllah'tanاللہ سےl-lahathe Oneo kiوہ ذاتalladhīto Himhuzurunaاس کی طرفilayhiyou will be gatheredtoplanacaksınızتم اکٹھے کیے جاؤ گےtuḥ'sharūna

96 Lawful to you is game from the sea and its food as provision for you and the travelers, but forbidden to you is game from the land as long as you are in the state of ihram. And fear Allah to whom you will be gathered.

96 Deniz avı ve onu yemek size de, yolculara da, geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan sakının.

96 Size ve yolculara yiyecek olmak üzere, deniz avı ve onu yemek helal kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz müddetçe size haram edilmiştir. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun.

96 تمہارے لیے دریا (کی چیزوں) کا شکار اور ان کا کھانا حلال کر دیا گیا ہے (یعنی) تمہارے اور مسافروں کے فائدے کے لیے اور جنگل (کی چیزوں) کا شکار جب تک تم احرام کی حالت میں رہو تم پر حرام ہے اور خدا سے جس کے پاس تم (سب) جمع کئے جاؤ گے ڈرتے رہو

96 تمہارے لیے سمندر کا شکار اور اس کا کھانا حلال کردیا گیا، 1جہاں تم ٹھیرو وہاں بھی اُسے کھاسکتے ہو اور قافلے کے لیے زادِراہ بھی بناسکتے ہو۔ البتّہ خشکی کا شکار جب تک تم اِحرام کی حالت میں ہو، تم پر حرام کیا گیا ہے۔ پس بچو اُس خدا کی نا فرمانی سے جس کی پیشی میں تم سب کو گھیر کر حاضر کیا جائے گا

۞جَعَلَ ٱللَّهُ ٱلۡكَعۡبَةَ ٱلۡبَيۡتَ ٱلۡحَرَامَ قِيَـٰمًا لِّلنَّاسِ وَٱلشَّهۡرَ ٱلۡحَرَامَ وَٱلۡهَدۡىَ وَٱلۡقَلَـٰٓئِدَ‌ۚ ذٰلِكَ لِتَعۡلَمُوٓاۡ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ وَأَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىۡءٍ عَلِيمٌ ٩٧

Has (been) madekıldıبنایاjaʿala(by) AllahAllahاللہ نےl-lahuthe KabahKa'be'yiکعبہ کوl-kaʿbatathe HouseBeyt-iگھرl-baytathe SacredHaram'ıحرمت والاl-ḥarāmaan establishmentbir durakقیام کا سببqiyāmanfor mankindinsanlar içinلوگوں کے لیےlilnnāsiand the month(s)ve ayı (kıldı)اور مہینےwal-shahra[the] sacredharamحرمت والےl-ḥarāmaand the (animals) for offeringve kurbanıاور قربانی کے جانورwal-hadyaand the garlandsve tasmalı kurbanlıklarıاور قلادے والےwal-qalāidaThat (is)böyleceیہ بات۔ حکمdhālikaso that you may knowanlayasınız diyeتاکہ تم جان لوlitaʿlamūthatşüphesizبیشکannaAllahAllah'ınاللہ تعالیٰl-lahaknowsbildiğiniجانتا ہےyaʿlamuwhatolanlarıجو کچھ(is) ingöklerdeمیں ہےthe heavensآسمانوں (میں) ہےl-samāwātiand whatve olanlarıاور جو کچھwamā(is) inyerdeمیں ہےthe earthزمینl-arḍiand thatve şüphesizاور بیشکwa-annaAllahAllah'ınاللہ تعالیٰl-lahaof everyherہرbikullithingşeyiچیز ساتھ کےshayin(is) All-Knowingbildiğiniخوب جاننے والا ہےʿalīmun

97 Allah has made the Ka'bah, the Sacred House, standing for the people and [has sanctified] the sacred months and the sacrificial animals and the garlands [by which they are identified]. That is so you may know that Allah knows what is in the heavens and what is in the earth and that Allah is Knowing of all things.

97 Allah, hürmetli ev Kabe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın şüphesiz her şeyi Bilen olduğunu bilmeniz içindir.

97 Allah, Kâbe'yi, o Beyti haram'ı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları insanlar için bir nizam kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve Allah'ın herşeyi hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.

97 خدا نے عزت کے گھر (یعنی) کعبے کو لوگوں کے لیے موجب امن مقرر فرمایا ہے اور عزت کے مہینوں کو اور قربانی کو اور ان جانوروں کو جن کے گلے میں پٹے بندھے ہوں یہ اس لیے کہ تم جان لو کہ جو کچھ آسمانوں میں اور جو کچھ زمین میں ہے خدا سب کو جانتا ہے اور یہ کہ خدا کو ہر چیز کا علم ہے

97 اللہ نے مکانِ مُحترم، کعبہ کو لوگوں کے لیے (اجتماعی زندگی کے) قیام کا ذریعہ بنایا اور ماہِ حرام اور قربانی کے جانوروں اور قَلادوں کو بھی (اِس کام میں معاون بنادیا)1 تاکہ تمہیں معلوم ہو جائے کہ اللہ آسمانوں اور زمین کے سب حالات سے باخبر ہے اور اُسے ہر چیز کا علم ہے۔ 2

ٱعۡلَمُوٓاۡ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ وَأَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٩٨

Knowiyi bilin kiجان لوiʿ'lamūthatşüphesizبیشکannaAllahAllah'ınاللہl-laha(is) severeçetindirسختshadīdu(in) punishmentcezasıسزا دینے والا ہےl-ʿiqābiand thatve şüphesizاور بیشکwa-annaAllahاللہ تعالیٰl-laha(is) Oft-Forgivingbağışlayandırبخشنے والاghafūrunMost Mercifulesirgeyendirمہربان ہےraḥīmun

98 Know that Allah is severe in penalty and that Allah is Forgiving and Merciful.

98 Allah'ın azabının şiddetli olduğunu ve Allah'ın Bağışlayan, merhamet eden olduğunu bilin.

98 İyi bilin ki Allah, hem cezası çok şiddetli olandır, hem de çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.

98 جان رکھو کہ خدا سخت غداب دینے والا ہے اور یہ کہ خدا بخشنے والا مہربان بھی ہے

98 خبردار ہو جاؤ! اللہ سزا دینے میں بھی سخت ہے اور اس کے ساتھ بہت درگزر اور رحم بھی کرنے والا ہے

مَّا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلۡبَلَـٰغُ‌ۗ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا تَكۡتُمُونَ ٩٩

Notüzerine düşenنہیں ہےonاوپرʿalāthe MessengerElçi'ninرسول کےl-rasūliexceptsadeceمگرillāthe conveyanceduyurmaktırپہنچا دیناl-balāghuAnd AllahAllahاور اللہ تعالیٰwal-lahuknowsbilirجانتا ہےyaʿlamuwhatşeyleriجوyou revealaçığa vurduğunuzتم ظاہر کرتے ہوtub'dūnaand whatve şeyleriاور جوwamāyou concealgizlediğinizتم چھپاتے ہوtaktumūna

99 Not upon the Messenger is [responsibility] except [for] notification. And Allah knows whatever you reveal and whatever you conceal.

99 Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir. Allah, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

99 Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

99 پیغمبر کے ذمے تو صرف پیغام خدا کا پہنچا دینا ہے اور جو کچھ تم ظاہر کرتے ہو اور جو کچھ مخفی کرتے ہو خدا کو سب معلوم ہے

99 رسول پر تو صرف پیغام پہنچا دینے کی ذمہ داری ہے، آگے تمہارے کھلے اور چھپے سب حالات کا جاننے والا اللہ ہے

قُل لَّا يَسۡتَوِى ٱلۡخَبِيثُ وَٱلطَّيِّبُ وَلَوۡ أَعۡجَبَكَ كَثۡرَةُ ٱلۡخَبِيثِ‌ۚ فَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ يَـٰٓأُوۡلِى ٱلۡأَلۡبَـٰبِ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ١٠٠

Sayde kiکہہ دیجیےqulNotolmazنہیں(are) equaleşitبرابر ہوسکتےyastawīthe evilmurdar ileناپاکl-khabīthuand the goodtemizاور پاکwal-ṭayibueven ifve şayetخواہwalawimpresses youhoşuna gitse deتمہیں اچھی لگےaʿjabakaabundanceçokluğuکثرتkathratu(of) the evilmurdarınناپاکl-khabīthiSo fearo halde korkunسو ڈروfa-ittaqūAllahAllah'tanاللہl-lahaO meney sahipleriاےyāulī(of) understandingsağduyuعقل والوl-albābiso that you mayumulur kiتاکہ تمlaʿallakum(be) successfulkurtuluşa erersinizتم فلاح پاوtuf'liḥūna

100 Say, "Not equal are the evil and the good, although the abundance of evil might impress you." So fear Allah, O you of understanding, that you may be successful.

100 De ki: "Helal ile haram, haram şeylerin çokluğundan hoşlansan bile, eşit değildir". Ey akıl sahibleri, Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

100 De ki: "Pis olan şeyle temiz olan şey bir olmaz, pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile". Ey selim akıl sahipleri Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.

100 کہہ دو کہ ناپاک چیزیں اور پاک چیزیں برابر نہیں ہوتیں گو ناپاک چیزوں کی کثرت تمہیں خوش ہی لگے تو عقل والو خدا سے ڈرتے رہو تاکہ رستگاری حاصل کرو

100 اے پیغمبر ؐ ! اِن سے کہہ دو کہ پاک اور ناپاک بہرحال یکساں نہیں ہیں خواہ ناپاک کی بہتات تمہیں کتنا ہی فریفتہ کرنے والی ہو،1 پس اے لوگو جو عقل رکھتے ہو ! اللہ کی نافرمانی سے بچتے رہو، اُمّید ہے کہ تمہیں فلاح نصیب ہوگی

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ لَا تَسۡــَٔلُواۡ عَنۡ أَشۡيَآءَ إِن تُبۡدَ لَكُمۡ تَسُؤۡكُمۡ وَإِن تَسۡــَٔلُواۡ عَنۡهَا حِينَ يُنَزَّلُ ٱلۡقُرۡءَانُ تُبۡدَ لَكُمۡ عَفَا ٱللَّهُ عَنۡهَا‌ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ ١٠١

O youEyاےyāayyuhāwhokimselerوہ لوگوalladhīnabelieveinanan(lar)جو ایمان لائے ہوāmanū(Do) notsormayınنہaskتم سوال کروtasalūabouthakkındaکے بارے میںʿanthingsşeylerان (مستور) چیزوںashyāaifeğerاگرinmade clearaçıklandığındaظاہر کردی جائیںtub'dato yousizeتمہارے لیےlakumit may distress youhoşunuza gitmeyecekبری لگے گی تم کوtasu'kumand ifve eğerاور اگرwa-inyou asksorarsanızتم سوال کروtasalūabout itonlarıان کے بارے میںʿanhāwhenvakitجس وقت۔ جبḥīnais being revealedindirildiğiنازل کیا جاتا ہےyunazzaluthe QuranKur'anقرآنl-qur'ānuit would be made clearaçıklanırظاہر کردی جائیں گیtub'dato yousizeتمہارے لیےlakumhas (been) pardonedaffetmiştirدرگزر کروʿafā(by) AllahAllahاللہ نےl-lahu[about] itonlarıان سےʿanhāand AllahAllahاور اللہwal-lahu(is) Oft-Forgivingbağışlayandırبخشنے والاghafūrunAll-Forbearinghalimdirمہربان ہےḥalīmun

101 O you who have believed, do not ask about things which, if they are shown to you, will distress you. But if you ask about them while the Qur'an is being revealed, they will be shown to you. Allah has pardoned that which is past; and Allah is Forgiving and Forbearing.

101 Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan'dır, Halim'dir.

101 Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.

101 مومنو! ایسی چیزوں کے بارے میں مت سوال کرو کہ اگر (ان کی حقیقتیں) تم پر ظاہر کر دی جائیں تو تمہیں بری لگیں اور اگر قرآن کے نازل ہونے کے ایام میں ایسی باتیں پوچھو گے تو تم پر ظاہر بھی کر دی جائیں گی (اب تو) خدا نے ایسی باتوں (کے پوچھنے) سے درگزر فرمایا ہے اور خدا بخشنے والا بردبار ہے

101 اے لوگو جو ایمان لائے ہو، ایسی باتیں نہ پوچھا کرو جو تم پر ظاہر کردی جائیں تو تمہیں ناگوار ہوں،1 لیکن اگر تم انہیں ایسے وقت پُوچھوگے جب کہ قرآن نازل ہورہا ہو تو وہ تم پرکھول دی جائیں گی۔ اب تک جو کچھ تم نے کیا اُسے اللہ نے معاف کردیا، وہ درگزر کرنے والا اور بُردبار ہے

قَدۡ سَأَلَهَا قَوۡمٌ مِّن قَبۡلِكُمۡ ثُمَّ أَصۡبَحُواۡ بِهَا كَـٰفِرِينَ ١٠٢

Indeedmuhakkakتحقیقqadasked themonları sormuştuسوال کیا تھا ان کے بارے میںsa-alahāa peoplebir toplumایک قوم نےqawmunfromsizden önce gelenسےminbefore youتم سے پہلےqablikumthensonraپھرthummathey becameolmuşlardıوہ ہوگئےaṣbaḥūtherebyonlarıساتھ ان کےbihādisbelieversinkar edenlerکافرkāfirīna

102 A people asked such [questions] before you; then they became thereby disbelievers.

102 Sizden önce bir millet onları sormuştu, sonra da onları inkar etmişlerdi.

102 Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti.

102 اس طرح کی باتیں تم سے پہلے لوگوں نے بھی پوچھی تھیں (مگر جب بتائی گئیں تو) پھر ان سے منکر ہو گئے

102 تم سے پہلے ایک گروہ نے اِسی قسم کے سوالات کیے تھے، پھر وہ لوگ انہی باتوں کی وجہ سے کفر میں مُبتلا ہوگئے۔1

مَا جَعَلَ ٱللَّهُ مِنۢ بَحِيرَةٍ وَلَا سَآئِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ‌ۙ وَلَـٰكِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ‌ۖ وَأَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ ١٠٣

Notyapmamıştırنہیںhas (been) madeبنایا اللہ نے۔ مقرر کیاjaʿala(by) AllahAllahاللہ نےl-lahuofneاور نہmina Bahirahbahîreکوئی بحیرہbaḥīratinand notve neاور نہwalāa Saibahsâibeکوئی سائبہsāibatinand notve neاور نہwalāa Wasilahvasîleکوئی وصیلہwaṣīlatinand notve neاور نہwalāa Hamihamکوئی حامḥāmin[And] butfakatاور لیکنwalākinnathose whokimselerوہ لوگalladhīnadisbelievedinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیاkafarūthey inventuyduruyorlarوہ گھڑ لیتے ہیںyaftarūnaagainstkarşıپرʿalāAllahAllah'aاللہl-lahithe lieyalanl-kadhibaand most of themve çokları daاور اکثر ان میں سےwa-aktharuhum(do) notakıl erdiremiyorlarنہیںuse reasonعقل رکھتےyaʿqilūna

103 Allah has not appointed [such innovations as] bahirah or sa'ibah or wasilah or ham. But those who disbelieve invent falsehood about Allah, and most of them do not reason.

103 Allah, kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanmasını emretmemiştir; fakat inkar edenler Allah'a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmezler.

103 Allah, ne "bahîre"yi, ne "sâibe"yi, ne "vesile"yi ve ne de "hâm"ı meşru kılmıştır. Fakat küfredenler, Allah'a yalan iftira etmektedirler. Onların çoğunun akılları ermez.

103 خدا نے نہ تو بحیرہ کچھ چیز بنایا ہے اور نہ سائبہ اور نہ وصیلہ اور نہ حام بلکہ کافر خدا پر جھوٹ افترا کرتے ہیں اور یہ اکثر عقل نہیں رکھتے

103 اللہ نے نہ کوئی بَحِیرہ مقرر کیا ہے نہ سائبَہ اور نہ وَصیْلہ اور نہ حام۔1 مگر یہ کافر اللہ پر جُھوٹی تہمت لگاتے ہیں اور ان میں سے اکثر بے عقل ہیں (کہ ایسے وہمیّات کو مان رہے ہیں)

Surah 5 / Al-Ma'idah / The Table Spread سورة المائدة 125
Is made lawfulhelal kılındıحلال کیا گیا ہے uḥilla for yousizeتمہارے لیے lakum gameavıشکار ṣaydu (of) the seadeniz;سمندر کا l-baḥri and its foodve yiyeceğiاور کھانا اس کا waṭaʿāmuhu (as) provisiongeçimlik olarakفائدہ مند ہے matāʿan for yousizeتمہارے لیے lakum and for the travelersve yolcularaاور قافلے کے لیے walilssayyārati and is made unlawfulve yasaklandıاور حرام کیا گیا waḥurrima
on yousizeتم پر ʿalaykum gameavıشکار ṣaydu (of) the landkaraخشکی کا l-bari asolduğunuz sürece long as youجب تک تم ہو dum'tum (are in) Ihramihramlıحالت احرام میں ḥuruman And be consciouskorkunاور ڈرو wa-ittaqū (of) AllahAllah'tanاللہ سے l-laha the Oneo kiوہ ذات alladhī to Himhuzurunaاس کی طرف ilayhi
you will be gatheredtoplanacaksınızتم اکٹھے کیے جاؤ گے tuḥ'sharūna٩٦ Has (been) madekıldıبنایا jaʿala (by) AllahAllahاللہ نے l-lahu the KabahKa'be'yiکعبہ کو l-kaʿbata the HouseBeyt-iگھر l-bayta the SacredHaram'ıحرمت والا l-ḥarāma
an establishmentbir durakقیام کا سبب qiyāman for mankindinsanlar içinلوگوں کے لیے lilnnāsi and the month(s)ve ayı (kıldı)اور مہینے wal-shahra [the] sacredharamحرمت والے l-ḥarāma and the (animals) for offeringve kurbanıاور قربانی کے جانور wal-hadya and the garlandsve tasmalı kurbanlıklarıاور قلادے والے wal-qalāida That (is)böyleceیہ بات۔ حکم dhālika so that you may knowanlayasınız diyeتاکہ تم جان لو litaʿlamū
thatşüphesizبیشک anna AllahAllah'ınاللہ تعالیٰ l-laha knowsbildiğiniجانتا ہے yaʿlamu whatolanlarıجو کچھ (is) ingöklerdeمیں ہے the heavensآسمانوں (میں) ہے l-samāwāti and whatve olanlarıاور جو کچھ wamā (is) inyerdeمیں ہے the earthزمین l-arḍi and thatve şüphesizاور بیشک wa-anna AllahAllah'ınاللہ تعالیٰ l-laha of everyherہر bikulli
thingşeyiچیز ساتھ کے shayin (is) All-Knowingbildiğiniخوب جاننے والا ہے ʿalīmun٩٧ Knowiyi bilin kiجان لو iʿ'lamū thatşüphesizبیشک anna AllahAllah'ınاللہ l-laha (is) severeçetindirسخت shadīdu (in) punishmentcezasıسزا دینے والا ہے l-ʿiqābi and thatve şüphesizاور بیشک wa-anna Allahاللہ تعالیٰ l-laha
(is) Oft-Forgivingbağışlayandırبخشنے والا ghafūrun Most Mercifulesirgeyendirمہربان ہے raḥīmun٩٨ Notüzerine düşenنہیں ہے onاوپر ʿalā the MessengerElçi'ninرسول کے l-rasūli exceptsadeceمگر illā the conveyanceduyurmaktırپہنچا دینا l-balāghu And AllahAllahاور اللہ تعالیٰ wal-lahu knowsbilirجانتا ہے yaʿlamu whatşeyleriجو
you revealaçığa vurduğunuzتم ظاہر کرتے ہو tub'dūna and whatve şeyleriاور جو wamā you concealgizlediğinizتم چھپاتے ہو taktumūna٩٩ Sayde kiکہہ دیجیے qul Notolmazنہیں (are) equaleşitبرابر ہوسکتے yastawī the evilmurdar ileناپاک l-khabīthu and the goodtemizاور پاک wal-ṭayibu
even ifve şayetخواہ walaw impresses youhoşuna gitse deتمہیں اچھی لگے aʿjabaka abundanceçokluğuکثرت kathratu (of) the evilmurdarınناپاک l-khabīthi So fearo halde korkunسو ڈرو fa-ittaqū AllahAllah'tanاللہ l-laha O meney sahipleriاے yāulī (of) understandingsağduyuعقل والو l-albābi
so that you mayumulur kiتاکہ تم laʿallakum (be) successfulkurtuluşa erersinizتم فلاح پاو tuf'liḥūna١٠٠ O youEyاے yāayyuhā whokimselerوہ لوگو alladhīna believeinanan(lar)جو ایمان لائے ہو āmanū (Do) notsormayınنہ askتم سوال کرو tasalū
abouthakkındaکے بارے میں ʿan thingsşeylerان (مستور) چیزوں ashyāa ifeğerاگر in made clearaçıklandığındaظاہر کردی جائیں tub'da to yousizeتمہارے لیے lakum it may distress youhoşunuza gitmeyecekبری لگے گی تم کو tasu'kum and ifve eğerاور اگر wa-in you asksorarsanızتم سوال کرو tasalū about itonlarıان کے بارے میں ʿanhā whenvakitجس وقت۔ جب ḥīna is being revealedindirildiğiنازل کیا جاتا ہے yunazzalu
the QuranKur'anقرآن l-qur'ānu it would be made clearaçıklanırظاہر کردی جائیں گی tub'da to yousizeتمہارے لیے lakum has (been) pardonedaffetmiştirدرگزر کرو ʿafā (by) AllahAllahاللہ نے l-lahu [about] itonlarıان سے ʿanhā and AllahAllahاور اللہ wal-lahu (is) Oft-Forgivingbağışlayandırبخشنے والا ghafūrun All-Forbearinghalimdirمہربان ہے ḥalīmun١٠١ Indeedmuhakkakتحقیق qad
asked themonları sormuştuسوال کیا تھا ان کے بارے میں sa-alahā a peoplebir toplumایک قوم نے qawmun fromsizden önce gelenسے min before youتم سے پہلے qablikum thensonraپھر thumma they becameolmuşlardıوہ ہوگئے aṣbaḥū therebyonlarıساتھ ان کے bihā disbelieversinkar edenlerکافر kāfirīna١٠٢
Notyapmamıştırنہیں has (been) madeبنایا اللہ نے۔ مقرر کیا jaʿala (by) AllahAllahاللہ نے l-lahu ofneاور نہ min a Bahirahbahîreکوئی بحیرہ baḥīratin and notve neاور نہ walā a Saibahsâibeکوئی سائبہ sāibatin and notve neاور نہ walā a Wasilahvasîleکوئی وصیلہ waṣīlatin and notve neاور نہ walā a Hamihamکوئی حام ḥāmin [And] butfakatاور لیکن walākinna
those whokimselerوہ لوگ alladhīna disbelievedinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیا kafarū they inventuyduruyorlarوہ گھڑ لیتے ہیں yaftarūna againstkarşıپر ʿalā AllahAllah'aاللہ l-lahi the lieyalan l-kadhiba and most of themve çokları daاور اکثر ان میں سے wa-aktharuhum (do) notakıl erdiremiyorlarنہیں use reasonعقل رکھتے yaʿqilūna١٠٣
١٢٥
‹ 123page 124 of the printed Mushaf125 ›