قَالَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ ٱللَّهُمَّ رَبَّنَآ أَنزِلۡ عَلَيۡنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِّأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةً مِّنكَ‌ۖ وَٱرۡزُقۡنَا وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلرّٰزِقِينَ ١١٤

SaiddediکہاqālaIsaÎsaعیسیٰʿīsāsonoğluابنub'nu(of) MaryamMeryemمریم نےmaryamaO AllahAllah'ımاے اللہl-lahumaour LordRabbimizاے ہمارے ربrabbanāsend downindirاتارanzilto usbizim üzerimizeہم پرʿalaynāa table spreadbir sofraایک خوانmāidatanfromgöktenسےminathe heavenآسمانl-samāito beolsunہوجائےtakūnufor usbizim içinہمارے لیےlanāa festivalbir bayramعید۔ خوشی کا دنʿīdanfor first of usöncemiz içinہمارے اگلوں کے لیےli-awwalināand last of usve sonramız içinاور ہمارے پچھلوں کے لیےwaākhirināand a signve bir mu'cize (olsun)اور ایک نشانیwaāyatanfrom YouSendenتیری طرف سےminkaAnd provide usbizi rızıklandırاور رزق دے ہم کوwa-ur'zuq'nāand Youve senاور توwa-anta(are) besten hayırlısısınبہترینkhayru(of) the providersrızık verenlerinرزق دینے والا ہےl-rāziqīna

114 Said Jesus, the son of Mary, "O Allah, our Lord, send down to us a table [spread with food] from the heaven to be for us a festival for the first of us and the last of us and a sign from You. And provide for us, and You are the best of providers."

114 Meryem oğlu İsa, "Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın" dedi.

114 Meryemoğlu İsa da: "Allah'ım, Rabbımız, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!" dedi.

114 (تب) عیسیٰ بن مریم نے دعا کی کہ اے ہمارے پروردگار! ہم پر آسمان سے خوان نازل فرما کہ ہمارے لیے (وہ دن) عید قرار پائے یعنی ہمارے اگلوں اور پچھلوں (سب) کے لیے اور وہ تیری طرف سے نشانی ہو اور ہمیں رزق دے تو بہتر رزق دینے والا ہے

114 اس پر عیسیٰ ابن مریم نے دعا کی "خدایا! ہمارے رب! ہم پر آسمان سے ایک خوان نازل کر جو ہمارے لیے اور ہمارے اگلوں پچھلوں کے لیے خوشی کا موقع قرار پائے اور تیری طرف سے ایک نشانی ہو، ہم کو رزق دے اور تو بہترین رازق ہے"

قَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مُنَزِّلُهَا عَلَيۡكُمۡ‌ۖ فَمَن يَكۡفُرۡ بَعۡدُ مِنكُمۡ فَإِنِّىٓ أُعَذِّبُهُۥ عَذَابًا لَّآ أُعَذِّبُهُۥٓ أَحَدًا مِّنَ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ١١٥

Saidbuyurdu kiکہاqālaAllahاللہ نےl-lahuIndeed Ibenبیشک میںinnī(will) send it downonu indireceğimنازل کرنے والا ہوں اس کوmunazziluhāto yousizin üzerinizeتم پرʿalaykumthen whoeverama kimتو جو کوئیfamandisbelievesinkar ederseکفر کرے گاyakfurafter (that)ondan sonraاس کے بعدbaʿduamong yousizdenتم میں سےminkumthen indeed Ibenتو بیشک میںfa-innī[I] will punish himona azab ederimمیں عذاب دوں گا اس کوuʿadhibuhu(with) a punishmentbir azaplaایسا عذابʿadhābannotazab etmediğimنہیںI have punishedمیں ویسا عذاب دوں گا اس کوuʿadhibuhuanyonehiç kimseyeکسی ایک کوaḥadanamongdünyalardaمیں سےminathe worldsجہان والوںl-ʿālamīna

115 Allah said, "Indeed, I will sent it down to you, but whoever disbelieves afterwards from among you - then indeed will I punish him with a punishment by which I have not punished anyone among the worlds."

115 Allah, "Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkar ederse, dünyalarda kimseye azabetmiyeceğim şekilde ona azabedeceğim" dedi.

115 Allah buyurdu ki: " Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım".

115 خدا نے فرمایا میں تم پر ضرور خوان نازل فرماؤں گا لیکن جو اس کے بعد تم میں سے کفر کرے گا اسے ایسا عذاب دوں گا کہ اہل عالم میں کسی کو ایسا عذاب نہ دوں گا

115 اللہ نے جواب دیا ”میں اُس کو تم پر نازل کرنے والا ہوں،1 مگر اس کے بعد جو تم میں سے کفر کرے گا اسے میں ایسی سزا دوں گا جو دُنیا میں کسی کو نہ دی ہوگی“

وَإِذۡ قَالَ ٱللَّهُ يَـٰعِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ءَأَنتَ قُلۡتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَـٰهَيۡنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ‌ۖ قَالَ سُبۡحَـٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنۡ أَقُولَ مَا لَيۡسَ لِى بِحَقٍّ‌ۚ إِن كُنتُ قُلۡتُهُۥ فَقَدۡ عَلِمۡتَهُۥ‌ۚ تَعۡلَمُ مَا فِى نَفۡسِى وَلَآ أَعۡلَمُ مَا فِى نَفۡسِكَ‌ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّـٰمُ ٱلۡغُيُوبِ ١١٦

And whenve yineاور جبwa-idhsaiddemişti kiفرمائے گاqālaAllahالہl-lahuO IsaEy Îsaاے عیسیٰyāʿīsāsonoğluابنib'na(of) MaryamMeryemمریمmaryamaDid yousen mi?کیا تو نےa-antasaydedinتو نے کہا تھاqul'tato the peopleinsanlaraلوگوں سےlilnnāsiTake mebeni edininبنا لو مجھ کوittakhidhūnīand my motherve annemiاور میری ماں کوwa-ummiya(as) two godsiki tanrıدو الہilāhaynifrombaşkaminbesidesسواdūniAllahAllah'tanاللہ کےl-lahiHe saiddedi kiqālaGlory be to Yousen yücesinوہ کہیں گےsub'ḥānakaNotdeğildirنہیں ہےwasyakūnufor mebenim (haddime)میرے لیےthatsöylemekکہanI sayمیں کہوںaqūlawhatbir şeyiجوnotolmayanنہیںlaysaIbenim içinمیرے لیے(had) rightgerçekحقbiḥaqqinIfeğerاگرinI hadolsaydımمیں نےkuntusaid itdemişکہا ہوتا اس کوqul'tuhuthen surelymuhakkakتو تحقیقfaqadYou would have known itsen bunu bilirdinجان لیتا تو اس کوʿalim'tahuYou knowsen bilirsinتو جانتا ہےtaʿlamuwhatolanıجو(is) inbenim nefsimdeمیں ہےmyselfمیرے نفسnafsīand notveاور نہیںwalāI knowben bilmemمیں جانتاaʿlamuwhatolanıجو(is) insenin nefsindeمیں ہےYourselfتیرے نفسnafsikaIndeed, Youşüphesiz senبیشک توinnakaYousensinتو ہیanta(are) All-Knowerbilenخوب جانتا ہےʿallāmu(of) the unseengizlileriغیب کی باتیںl-ghuyūbi

116 And [beware the Day] when Allah will say, "O Jesus, Son of Mary, did you say to the people, 'Take me and my mother as deities besides Allah?'" He will say, "Exalted are You! It was not for me to say that to which I have no right. If I had said it, You would have known it. You know what is within myself, and I do not know what is within Yourself. Indeed, it is You who is Knower of the unseen.

116 Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."

116 Ve Allah demişti ki: "Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". "Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!".

116 اور (اس وقت کو بھی یاد رکھو) جب خدا فرمائے گا کہ اے عیسیٰ بن مریم! کیا تم نے لوگوں سے کہا تھا کہ خدا کے سوا مجھے اور میری والدہ کو معبود مقرر کرو؟ وہ کہیں گے کہ تو پاک ہے مجھے کب شایاں تھا کہ میں ایسی بات کہتا جس کا مجھے کچھ حق نہیں اگر میں نے ایسا کہا ہوگا تو تجھ کو معلوم ہوگا (کیونکہ) جو بات میرے دل میں ہے تو اسے جانتا ہے اور جو تیرے ضمیر میں ہے اسے میں نہیں جانتا بےشک تو علاّم الغیوب ہے

116 غرض جب (یہ احسانات یاد دلاکر) اللہ فرمائے گا کہ ”اے عیسٰی ؑ بن مریم ؑ ! کیا تُو نے لوگوں سے کہا تھا کہ خدا کے سوا مجھے اور میری ماں کو بھی خدا بنالو؟“1 تو وہ جواب میں عرض کرے گا ”سبحان اللہ! میرا یہ کام نہ تھا کہ وہ بات کہتا جس کے کہنے کا مجھے حق نہ تھا، اگر میں نے ایسی بات کہی ہوتی تو آپ کو ضرور علم ہوتا، آپ جانتے ہیں جو کچھ میرے دل میں ہے اور میں نہیں جانتا جو کچھ آپ کے دل میں ہے، آپ تو ساری پوشیدہ حقیقتوں کے عالم ہیں

مَا قُلۡتُ لَهُمۡ إِلَّا مَآ أَمَرۡتَنِى بِهِۦٓ أَنِ ٱعۡبُدُواۡ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمۡ‌ۚ وَكُنتُ عَلَيۡهِمۡ شَهِيدًا مَّا دُمۡتُ فِيهِمۡ‌ۖ فَلَمَّا تَوَفَّيۡتَنِى كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيۡهِمۡ‌ۚ وَأَنتَ عَلَىٰ كُلِّ شَىۡءٍ شَهِيدٌ ١١٧

Notben söylemedimنہیںI saidمیں نے کہاqul'tuto themonlaraان کے واسطےlahumexceptbaşkaمگرillāwhatşeydenجوYou commanded mebana emrettiğinحکم دیا تو نے مجھ کوamartanī[with it]onuاس کاbihithatkulluk edinکہaniYou worshipعبادت کروuʿ'budūAllahAllah'aاللہ کیl-lahamy Lordbenim Rabbimجو میرا راب ہےrabbīand your Lordve sizin Rabbiniz olanا ور تمہارا رب ہےwarabbakumAnd I wasidimاور تھا میںwakuntuover themonlar üzerineان پرʿalayhima witnessşahidگواہshahīdanthatolduğum süreceas long as Iجب تک میں رہاdum'tu(was) among themonların içindeان میںfīhimthen whenfakatپھر جبfalammāYou raised mesen beni vefat ettirinceتو نے فوت کردیا مجھ کوtawaffaytanīYou weresen oldunتھا توkunta[You]senتو ہیantathe Watchergözetleyenنگران تھاl-raqībaover themonlarıان پرʿalayhimand Youve senاور توwa-anta(are) onüzerineاوپرʿalāeveryherہرkullithingşeyچیز کےshayina Witnessşahitsinگواہ ہےshahīdun

117 I said not to them except what You commanded me - to worship Allah, my Lord and your Lord. And I was a witness over them as long as I was among them; but when You took me up, You were the Observer over them, and You are, over all things, Witness.

117 Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."

117 "Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.

117 میں نے ان سے کچھ نہیں کہا بجز اس کے جس کا تو نے مجھے حکم دیا ہے وہ یہ کہ تم خدا کی عبادت کرو جو میرا اور تمہارا سب کا پروردگار ہے اور جب تک میں ان میں رہا ان (کے حالات) کی خبر رکھتا رہا جب تو نے مجھے دنیا سے اٹھا لیا تو تو ان کا نگران تھا اور تو ہر چیز سے خبردار ہے

117 میں نے اُن سے اُس کے سوا کچھ نہیں کہا جس کا آپ نے حکم دیا تھا، یہ کہ اللہ کی بندگی کرو جو میرا رب بھی ہے اور تمہارا رب بھی میں اُسی وقت تک ان کا نگراں تھا جب تک کہ میں ان کے درمیان تھا جب آپ نے مجھے واپس بلا لیا تو آپ ان پر نگراں تھے اور آپ تو ساری ہی چیزوں پر نگراں ہیں

إِن تُعَذِّبۡهُمۡ فَإِنَّهُمۡ عِبَادُكَ‌ۖ وَإِن تَغۡفِرۡ لَهُمۡ فَإِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ١١٨

IfeğerاگرinYou punish themonlara azabedersenتو عذاب دے ان کوtuʿadhib'humthen indeed theyşüphesiz onlarتو بیشک وہfa-innahum(are) Your slavessenin kullarındırتیرے بندے ہیںʿibādukaand ifve eğerاور اگرwa-inYou forgivebağışlarsanتو بخش دےtaghfir[for] themonlarıان کے لیlahumthen indeed Youşüphesiz senےتو بیشک توfa-innakaYouyalnız senتو ہیanta(are) the All-Mightydaima üstünsünزبردست ہےl-ʿazīzuthe All-Wisehüküm ve hikmet sahibisinحکمت والا ہےl-ḥakīmu

118 If You should punish them - indeed they are Your servants; but if You forgive them - indeed it is You who is the Exalted in Might, the Wise.

118 "Onlara azabedersen, doğrusu onlar Senin kullarındır; onları bağışlarsan, Güçlü olan, Hakim olan şüphesiz ancak Sensin."

118 "Eğer onlara azab edersen, onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen daima üstünsün, hikmet sahibisin".

118 اگر تو ان کو عذاب دے تو یہ تیرے بندے ہیں اور اگر بخش دے تو (تیری مہربانی ہے) بےشک تو غالب اور حکمت والا ہے

118 اب اگر آپ انہیں سزا دیں تو وہ آپ کے بندے ہیں اور اگر معاف کر دیں تو آپ غالب اور دانا ہیں"

قَالَ ٱللَّهُ هَـٰذَا يَوۡمُ يَنفَعُ ٱلصَّـٰدِقِينَ صِدۡقُهُمۡ‌ۚ لَهُمۡ جَنَّـٰتٌ تَجۡرِى مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا‌ۚ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواۡ عَنۡهُ‌ۚ ذٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ١١٩

Will saybuyurduفرمائے گاqālaAllahاللہ تعالیٰl-lahuThisbuیہ۔ اسhādhāDaygündürدنyawmuwill profitfayda sağlayacağıنفع دے گاyanfaʿuthe truthfulsadıklaraسچوں کوl-ṣādiqīnatheir truthfulnessdoğruluklarınınان کا سچṣid'quhumFor themonlar için vardırان کے لیےlahum(are) Gardenscennetlerباغات ہیںjannātunflowsakanبہتی ہیںtajrīfromaltlarındanسےminunderneath itان کے نیچےtaḥtihāthe riversırmaklarنہریںl-anhāruwill abidekalacaklarıہمیشہ رہنے والے ہیںkhālidīnain itiçindeان میںfīhāforeverebediyyenہمیشہ ہمیشہabadanis pleasedrazı olmuşturراضی ہواraḍiyaAllahاللہl-lahuwith themonlardanان سےʿanhumand they are pleasedonlar da razı olmuşlardırاور راضی ہوگئےwaraḍūwith HimO'ndanاس سےʿanhuThatişte budurیہ ۔ یہی ہےdhālika(is) the successbaşarıکامیابیl-fawzu(the) greatbüyükبڑیl-ʿaẓīmu

119 Allah will say, "This is the Day when the truthful will benefit from their truthfulness." For them are gardens [in Paradise] beneath which rivers flow, wherein they will abide forever, Allah being pleased with them, and they with Him. That is the great attainment.

119 Allah, "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnud olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnud olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur" dedi.

119 Allah buyurdu ki: "Bu, sadıklara doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır". Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.

119 خدا فرمائے گا کہ آج وہ دن ہے کہ راست بازوں کو ان کی سچائی ہی فائدہ دے گی ان کے لئے باغ ہیں جن کے نیچے نہریں بہہ رہی ہیں ابدالآباد ان میں بستے رہیں گے خدا ان سے خوش ہے اور وہ خدا سے خوش ہیں یہ بڑی کامیابی ہے

119 تب اللہ فرمائے گا "یہ وہ دن ہے جس میں سچوں کو اُن کی سچائی نفع دیتی ہے، ان کے لیے ایسے باغ ہیں جن کے نیچے نہریں بہہ رہی ہیں، یہاں وہ ہمیشہ رہیں گے، اللہ ان سے راضی ہوا اور وہ اللہ سے، یہی بڑی کامیابی ہے"

لِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا فِيهِنَّ‌ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىۡءٍ قَدِيرُۢ ١٢٠

To Allah (belongs)Allah'ındırاللہ ہی کے لیے ہےlillahithe dominionmülküبادشاہتmul'ku(of) the heavensgöklerinآسمانوں کیl-samāwātiand the earthve yerinاور زمین کیwal-arḍiand whatve ne varsaاور جوwamā(is) in thembunlarda bulunanکچھ ان میں ہےfīhinnaAnd Heve Oاور وہwahuwa(is) onüzerineاوپرʿalāeveryherہرkullithingşeyچیز کےshayinAll-Powerfulkadirdirقادر ہےqadīrun

120 To Allah belongs the dominion of the heavens and the earth and whatever is within them. And He is over all things competent.

120 Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah'ındır, Allah her şeye Kadir'dir.

120 Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O herşeye kâdirdir.

120 آسمان اور زمین اور جو کچھ ان (دونوں) میں ہے سب پر خدا ہی کی بادشاہی ہے اور وہ ہر چیز پر قادر ہے

120 زمین اور آسمانوں اور تمام موجودات کی بادشاہی اللہ ہی کے لیے ہے اور وہ ہر چیز پر قدرت رکھتا ہے

Surah 5 / Al-Ma'idah / The Table Spread سورة المائدة 128
Saiddediکہا qāla IsaÎsaعیسیٰ ʿīsā sonoğluابن ub'nu (of) MaryamMeryemمریم نے maryama O AllahAllah'ımاے اللہ l-lahuma our LordRabbimizاے ہمارے رب rabbanā send downindirاتار anzil to usbizim üzerimizeہم پر ʿalaynā a table spreadbir sofraایک خوان māidatan fromgöktenسے mina the heavenآسمان l-samāi
to beolsunہوجائے takūnu for usbizim içinہمارے لیے lanā a festivalbir bayramعید۔ خوشی کا دن ʿīdan for first of usöncemiz içinہمارے اگلوں کے لیے li-awwalinā and last of usve sonramız içinاور ہمارے پچھلوں کے لیے waākhirinā and a signve bir mu'cize (olsun)اور ایک نشانی waāyatan from YouSendenتیری طرف سے minka And provide usbizi rızıklandırاور رزق دے ہم کو wa-ur'zuq'nā and Youve senاور تو wa-anta
(are) besten hayırlısısınبہترین khayru (of) the providersrızık verenlerinرزق دینے والا ہے l-rāziqīna١١٤ Saidbuyurdu kiکہا qāla Allahاللہ نے l-lahu Indeed Ibenبیشک میں innī (will) send it downonu indireceğimنازل کرنے والا ہوں اس کو munazziluhā to yousizin üzerinizeتم پر ʿalaykum then whoeverama kimتو جو کوئی faman disbelievesinkar ederseکفر کرے گا yakfur after (that)ondan sonraاس کے بعد baʿdu
among yousizdenتم میں سے minkum then indeed Ibenتو بیشک میں fa-innī [I] will punish himona azab ederimمیں عذاب دوں گا اس کو uʿadhibuhu (with) a punishmentbir azaplaایسا عذاب ʿadhāban notazab etmediğimنہیں I have punishedمیں ویسا عذاب دوں گا اس کو uʿadhibuhu anyonehiç kimseyeکسی ایک کو aḥadan amongdünyalardaمیں سے mina the worldsجہان والوں l-ʿālamīna١١٥
And whenve yineاور جب wa-idh saiddemişti kiفرمائے گا qāla Allahالہ l-lahu O IsaEy Îsaاے عیسیٰ yāʿīsā sonoğluابن ib'na (of) MaryamMeryemمریم maryama Did yousen mi?کیا تو نے a-anta saydedinتو نے کہا تھا qul'ta to the peopleinsanlaraلوگوں سے lilnnāsi Take mebeni edininبنا لو مجھ کو ittakhidhūnī
and my motherve annemiاور میری ماں کو wa-ummiya (as) two godsiki tanrıدو الہ ilāhayni frombaşka min besidesسوا dūni AllahAllah'tanاللہ کے l-lahi He saiddedi ki qāla Glory be to Yousen yücesinوہ کہیں گے sub'ḥānaka Notdeğildirنہیں ہے was yakūnu for mebenim (haddime)میرے لیے thatsöylemekکہ an
I sayمیں کہوں aqūla whatbir şeyiجو notolmayanنہیں laysa Ibenim içinمیرے لیے (had) rightgerçekحق biḥaqqin Ifeğerاگر in I hadolsaydımمیں نے kuntu said itdemişکہا ہوتا اس کو qul'tuhu then surelymuhakkakتو تحقیق faqad You would have known itsen bunu bilirdinجان لیتا تو اس کو ʿalim'tahu You knowsen bilirsinتو جانتا ہے taʿlamu whatolanıجو (is) inbenim nefsimdeمیں ہے
myselfمیرے نفس nafsī and notveاور نہیں walā I knowben bilmemمیں جانتا aʿlamu whatolanıجو (is) insenin nefsindeمیں ہے Yourselfتیرے نفس nafsika Indeed, Youşüphesiz senبیشک تو innaka Yousensinتو ہی anta (are) All-Knowerbilenخوب جانتا ہے ʿallāmu (of) the unseengizlileriغیب کی باتیں l-ghuyūbi١١٦ Notben söylemedimنہیں
I saidمیں نے کہا qul'tu to themonlaraان کے واسطے lahum exceptbaşkaمگر illā whatşeydenجو You commanded mebana emrettiğinحکم دیا تو نے مجھ کو amartanī [with it]onuاس کا bihi thatkulluk edinکہ ani You worshipعبادت کرو uʿ'budū AllahAllah'aاللہ کی l-laha my Lordbenim Rabbimجو میرا راب ہے rabbī and your Lordve sizin Rabbiniz olanا ور تمہارا رب ہے warabbakum And I wasidimاور تھا میں wakuntu
over themonlar üzerineان پر ʿalayhim a witnessşahidگواہ shahīdan thatolduğum sürece as long as Iجب تک میں رہا dum'tu (was) among themonların içindeان میں fīhim then whenfakatپھر جب falammā You raised mesen beni vefat ettirinceتو نے فوت کردیا مجھ کو tawaffaytanī You weresen oldunتھا تو kunta [You]senتو ہی anta the Watchergözetleyenنگران تھا l-raqība
over themonlarıان پر ʿalayhim and Youve senاور تو wa-anta (are) onüzerineاوپر ʿalā everyherہر kulli thingşeyچیز کے shayin a Witnessşahitsinگواہ ہے shahīdun١١٧ Ifeğerاگر in You punish themonlara azabedersenتو عذاب دے ان کو tuʿadhib'hum then indeed theyşüphesiz onlarتو بیشک وہ fa-innahum (are) Your slavessenin kullarındırتیرے بندے ہیں ʿibāduka
and ifve eğerاور اگر wa-in You forgivebağışlarsanتو بخش دے taghfir [for] themonlarıان کے لی lahum then indeed Youşüphesiz senےتو بیشک تو fa-innaka Youyalnız senتو ہی anta (are) the All-Mightydaima üstünsünزبردست ہے l-ʿazīzu the All-Wisehüküm ve hikmet sahibisinحکمت والا ہے l-ḥakīmu١١٨ Will saybuyurduفرمائے گا qāla Allahاللہ تعالیٰ l-lahu Thisbuیہ۔ اس hādhā Daygündürدن yawmu
will profitfayda sağlayacağıنفع دے گا yanfaʿu the truthfulsadıklaraسچوں کو l-ṣādiqīna their truthfulnessdoğruluklarınınان کا سچ ṣid'quhum For themonlar için vardırان کے لیے lahum (are) Gardenscennetlerباغات ہیں jannātun flowsakanبہتی ہیں tajrī fromaltlarındanسے min underneath itان کے نیچے taḥtihā the riversırmaklarنہریں l-anhāru
will abidekalacaklarıہمیشہ رہنے والے ہیں khālidīna in itiçindeان میں fīhā foreverebediyyenہمیشہ ہمیشہ abadan is pleasedrazı olmuşturراضی ہوا raḍiya Allahاللہ l-lahu with themonlardanان سے ʿanhum and they are pleasedonlar da razı olmuşlardırاور راضی ہوگئے waraḍū with HimO'ndanاس سے ʿanhu Thatişte budurیہ ۔ یہی ہے dhālika (is) the successbaşarıکامیابی l-fawzu (the) greatbüyükبڑی l-ʿaẓīmu١١٩
To Allah (belongs)Allah'ındırاللہ ہی کے لیے ہے lillahi the dominionmülküبادشاہت mul'ku (of) the heavensgöklerinآسمانوں کی l-samāwāti and the earthve yerinاور زمین کی wal-arḍi and whatve ne varsaاور جو wamā (is) in thembunlarda bulunanکچھ ان میں ہے fīhinna And Heve Oاور وہ wahuwa (is) onüzerineاوپر ʿalā everyherہر kulli thingşeyچیز کے shayin All-Powerfulkadirdirقادر ہے qadīrun١٢٠
١٢٨
‹ 126page 127 of the printed Mushaf128 ›