وَمَا قَدَرُواۡ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦٓ إِذۡ قَالُواۡ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ بَشَرٍ مِّن شَىۡءٍ‌ۗ قُلۡ مَنۡ أَنزَلَ ٱلۡكِتَـٰبَ ٱلَّذِى جَآءَ بِهِۦ مُوسَىٰ نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ‌ۖ تَجۡعَلُونَهُۥ قَرَاطِيسَ تُبۡدُونَهَا وَتُخۡفُونَ كَثِيرًا‌ۖ وَعُلِّمۡتُم مَّا لَمۡ تَعۡلَمُوٓاۡ أَنتُمۡ وَلَآ ءَابَآؤُكُمۡ‌ۖ قُلِ ٱللَّهُ‌ۖ ثُمَّ ذَرۡهُمۡ فِى خَوۡضِهِمۡ يَلۡعَبُونَ ٩١

And not⋯اور نہیں انہوں نےwamāthey appraisedtanıyamadılarقدر کیqadarūAllahAllah'ıاللہ کیl-laha(with) truehakkıylaجیسا کہ حق ہےḥaqqa[of his] appraisalO'nun kadriniاس کی قدر کاqadrihiwhenziraجبidhthey saiddedilerانہوں نے کہاqālūNot⋯نہیںmārevealedindirmediنازل کیanzala(by) AllahAllahاللہ نےl-lahuonüzerineاوپرʿalāa human beinginsanکسی انسان کےbasharin[of]⋯کوئیminanythingbir şeyچیزshayinSayde kiکہہ دیجیےqulWhokimکس نےmanrevealedindirdiنازل کیanzalathe BookKitabıکتابl-kitābawhicho kiوہ جوalladhībroughtgetirdiلائےjāa[it]onuاس کوbihiMusaMusaموسیٰmūsā(as) a lightnur olarakجو نورnūranand guidanceve yol gösterici olarakاور ہدایت تھیwahudanfor the peopleinsanlaraلوگوں کے لیےlilnnāsiYou make itsiz onu haline getiripتم رکھتے ہو اس کوtajʿalūnahu(into) parchmentsparça parça kağıtlarپارہ پارہqarāṭīsayou disclose (some of) itgösteriyorsunuzتم ظاہر کرتے ہو اس کوtub'dūnahāand you concealve gizliyorsunuzاور تم چھپاتے ہوwatukh'fūnamuch (of it)çoğunu daبہت ساkathīranAnd you were taughtve size öğretildiğiاور تم سکھائے گئےwaʿullim'tumwhatşeylerinجوmānot⋯نہیںlamknewbilmediğiتم جانتے تھےtaʿlamūyoune sizinتمantumand not⋯اور نہwalāyour forefathersne de babalarınızınتمہارے باپ داداābāukumSayde kiکہہ دیجیےquliAllah (revealed it)Alahکہ اللہ نےl-lahuThensonraپھرthummaleave thembırak onlarıچھوڑ دو ان کوdharhumin⋯میںfītheir discourse daldıkları bataklıktaاپنی بحثkhawḍihimplayingoynayadursunlarوہ کھیلتے پھریںyalʿabūna

91 And they did not appraise Allah with true appraisal when they said, "Allah did not reveal to a human being anything." Say, "Who revealed the Scripture that Moses brought as light and guidance to the people? You [Jews] make it into pages, disclosing [some of] it and concealing much. And you were taught that which you knew not - neither you nor your fathers." Say, "Allah [revealed it]." Then leave them in their [empty] discourse, amusing themselves.

91 "Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. De ki: "Musa'nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği Kitap'ı kim indirdi? Ki siz onu kağıtlara yazıp bir kısmını gösterip çoğunu gizlersiniz, atalarınızın ve sizin bilmediğiniz size onunla öğretilmiştir." "Allah" de, sonra da onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynasınlar.

91 Onlar: "Allah insanlara hiçbir şey göndermemiştir" demekle, Allah'ı gereği gibi tanıyamadılar. De ki: Musa'nın insanlara aydınlık ve hidayet olmak üzere getirdiği, sizin parça parça kâğıtlara çevirdiğiniz, bir kısmını belli ettiğiniz, birçoğunu gizlediğiniz; sizinle babalarınızın, sayesinde bilmediğiniz birçok şeyleri öğrendiğiniz Kitab'ı kim gönderdi? (Onlara karşı sen) "Allah" de. Sonra onları bırak, boş laflara dalarak oyalansınlar.

91 اور ان لوگوں نے خدا کی قدر جیسی جاننی چاہیئے تھی نہ جانی۔ جب انہوں نے کہا کہ خدا نے انسان پر (وحی اور کتاب وغیرہ) کچھ بھی نازل نہیں کیا۔ کہو جو کتاب موسیٰ لے کر آئے تھے اسے کس نے نازل کیا تھا جو لوگوں کے لئے نور اور ہدایت تھی اور جسے تم نے علیحدہ علیحدہ اوراق (پر نقل) کر رکھا ہے ان (کے کچھ حصے) کو تو ظاہر کرتے ہو اور اکثر کو چھپاتے ہو۔ اور تم کو وہ باتیں سکھائی گئیں جن کو نہ تم جانتے تھے اور نہ تمہارے باپ دادا۔ کہہ دو (اس کتاب کو) خدا ہی نے (نازل کیا تھا) پھر ان کو چھوڑ دیا کہ اپنی بیہودہ بکواس میں کھیلتے رہیں

91 ان لوگوں نے اللہ کا بہت غلط اندازہ لگایا جب کہا کہ اللہ نے کسی بشر پر کچھ نازل نہیں کیا ہے۔1 ان سے پوچھو، پھر وہ کتاب جسے موسیٰؑ لایا تھا ، جو تمام انسانوں کے لیے روشنی اور ہدایت تھی، جسے تم پارہ پارہ کرکے رکھتے ہو، کچھ دکھاتے ہو اور بہت کچھ چُھپا جاتے ہو ،اور جس کے ذریعہ سے تم کو وہ علم دیا گیا جو نہ تمہیں حاصل تھا اور نہ تمہارے باپ دادا کو، آخر اُس کا نازل کرنے والا کون تھا؟۔۔۔۔2 بس اتنا کہہ دو کہ اللہ، پھر اُنہیں اپنی دلیل بازیوں سے کھیلنے کے لیے چھوڑدو

وَهَـٰذَا كِتَـٰبٌ أَنزَلۡنَـٰهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِى بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلۡقُرَىٰ وَمَنۡ حَوۡلَهَا‌ۚ وَٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأَخِرَةِ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ‌ۖ وَهُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ٩٢

And thisbu daاور یہwahādhā(is) a Bookbir Kitaptırکتاب ہےkitābunWe have revealed itindirdiğimizنازل کیا ہم نے اس کوanzalnāhublessedmubarekبرکت والی ہےmubārakunconfirmingdoğrulayıcıتصدیق کرنے والی ہےmuṣaddiquwhich⋯اس چیز کی جوalladhī(came) beforearasındakiniپہلے ہےbaynaits handselleriاس سےyadayhiso that you may warnve uyarman içinاور تاکہ تم ڈراؤwalitundhira(the) motheranasıماں۔umma(of) the citiesşehirlerinبستیوں کی- (مکہ والوں کو)l-qurāand whokimseleriاور جوwaman(are) around itçevresindekiاس کے اردگرد ہیںḥawlahāAnd those whove kimselerاور وہ لوگwa-alladhīnabelieveinananU(lar)جو ایمان رکھتے ہیںyu'minūnain the Hereafterahireteآخرت پرbil-ākhiratithey believeinanırlar;جو ایمان رکھتے ہیںyu'minūnain itbunaساتھ اس کےbihiand theyve onlarاور وہwahumover⋯اوپرʿalātheir prayersnamazlarınaاپنی نمازوں کےṣalātihim(are) guardingdevam ederlerحفاظت کرتے ہیںyuḥāfiẓūna

92 And this is a Book which We have sent down, blessed and confirming what was before it, that you may warn the Mother of Cities and those around it. Those who believe in the Hereafter believe in it, and they are maintaining their prayers.

92 Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap'dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.

92 Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.

92 اور (ویسی ہی) یہ کتاب ہے جسے ہم نے نازل کیا ہے بابرکت جو اپنے سے پہلی (کتابوں) کی تصدیق کرتی ہے اور (جو) اس لئے (نازل کی گئی ہے) کہ تم مکے اور اس کے آس پاس کے لوگوں کو آگاہ کردو۔ اور جو لوگ آخرت پر ایمان رکھتے ہیں وہ اس کتاب پر بھی ایمان رکھتے ہیں اور وہ اپنی نمازوں کی پوری خبر رکھتے ہیں

92 (اُسی کتاب کی طرح) یہ ایک کتاب ہے جسے ہم نے نازل کیا ہے۔ بڑی خیرو برکت والی ہے۔ اُس چیز کی تصدیق کرتی ہے جو اس سے پہلے آئی تھی۔ اور اس لیے نازل کی گئی ہے کہ اس کے ذریعہ سے تم بستیوں کے اس مرکز (یعنی مکّہ) اور اس کے اطراف میں رہنے والوں کو متنبہ کرو۔ جو لوگ آخرت کو مانتے ہیں وہ اس کتاب پر ایمان لاتے ہیں اور ان کا حال یہ ہے کہ اپنی نمازوں کی پابندی کرتے ہیں۔1

وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوۡ قَالَ أُوحِىَ إِلَىَّ وَلَمۡ يُوحَ إِلَيۡهِ شَىۡءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثۡلَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ‌ۗ وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّـٰلِمُونَ فِى غَمَرٰتِ ٱلۡمَوۡتِ وَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓاۡ أَيۡدِيهِمۡ أَخۡرِجُوٓاۡ أَنفُسَكُمُ‌ۖ ٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ عَذَابَ ٱلۡهُونِ بِمَا كُنتُمۡ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ غَيۡرَ ٱلۡحَقِّ وَكُنتُمۡ عَنۡ ءَايَـٰتِهِۦ تَسۡتَكۡبِرُونَ ٩٣

And whokim olabilirاور کونwaman(is) more unjustdaha zalimزیادہ بڑا ظالم ہےaẓlamuthan (one) whokimsedenاس سے جوmimmaniinventsuyduranگھڑ لےif'tarāaboutkarşıپرʿalāAllahAllah'aاللہl-lahia lieyalanجھوٹkadhibanorya daیاawsaiddiyendenکہےqālaIt has been inspiredvahyolunduوحی کی گئیūḥiyato mebanaمیری طرفilayyawhile not⋯حالانکہ نہیںwalamit was inspiredvahyedilmemiş ikenوحی کی گئیyūḥato himkendisineاس کی طرفilayhianythingbir şeyکوئی چیزshayonand (one) whove kimsedenاور جوwamansaiddiyenکہےqālaI will revealben de indireceğimعنقریب میں نازل کروں گاsa-unzilulikegibiمانند اس کےmith'lawhatşeyجوmā(has been) revealedindirdiğiنازل کیاanzala(by) AllahAllah'ın?اللہ نےl-lahuAnd ifeğerاور کاشwalawyou (could) seebir görsenتم دیکھ سکتےtarāwhen⋯جبidhithe wrongdoerszalimleriظلم لوگl-ẓālimūna(are) iniçindeمیںfīagoniesdalgalarıبےہوشیوں ہوں گےghamarāti(of) [the] deathölümموت کیl-mawtiwhile the Angelsve meleklerاور فرشتےwal-malāikatu(are) stretching outuzatmışپھیلائے ہوئے ہوں گےbāsiṭūtheir hands (saying)elleriniاپنے ہاتھوں کوaydīhimDischargehaydi çıkarınنکالوakhrijūyour soulscanlarınızıاپنی جانوں کوanfusakumuTodaybugünآجl-yawmayou will be recompensedcezalandırılacaksınızتم بدلہ دیے جاؤ گےtuj'zawna(with) punishmentazabıylaعذاب کےʿadhābahumiliatingalçaklıkرسوائی کاl-hūnibecausedolayıبوجہbimāyou used toolmanızdanاس کے جو تھے تمkuntumsaysöylüyorتم کہتے ہوtaqūlūnaagainstkarşıپرʿalāAllahAllah'aاللہ (پر)l-lahiother thanolmayanıناghayrathe truthgerçekحقl-ḥaqiand you wereveاور تھے تمwakuntumtowards⋯اس کیʿanHis VersesO'nun ayetlerine karşıآیات سےāyātihibeing arrogantbüyüklük taslamanızdanتم تکبر کرتےtastakbirūna

93 And who is more unjust than one who invents a lie about Allah or says, "It has been inspired to me," while nothing has been inspired to him, and one who says, "I will reveal [something] like what Allah revealed." And if you could but see when the wrongdoers are in the overwhelming pangs of death while the angels extend their hands, [saying], "Discharge your souls! Today you will be awarded the punishment of [extreme] humiliation for what you used to say against Allah other than the truth and [that] you were, toward His verses, being arrogant."

93 Allah'a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahyedilmemişken "Bana vahyolundu, Allah'ın indirdiği gibi ben de indireceğim" diyenden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış, "Canlarınızı verin, bugün Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden, O'nun ayetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı azabla cezalandırılacaksınız" derken bir görsen!

93 Allah'a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: "bana vahyedildi" diyen ve: "Allah'ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim" diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve: " Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah'a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O'nun âyetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azapla cezalandıralacaksınız" derler.

93 اور اس سے بڑھ کر ظالم کون ہوگا جو خدا پر جھوٹ افتراء کرے۔ یا یہ کہے کہ مجھ پر وحی آئی ہے حالانکہ اس پر کچھ بھی وحی نہ آئی ہو اور جو یہ کہے کہ جس طرح کی کتاب خدا نے نازل کی ہے اس طرح کی میں بھی بنا لیتا ہوں۔ اور کاش تم ان ظالم (یعنی مشرک) لوگوں کو اس وقت دیکھو جب موت کی سختیوں میں (مبتلا) ہوں اور فرشتے (ان کی طرف عذاب کے لئے) ہاتھ بڑھا رہے ہوں کہ نکالو اپنی جانیں۔ آج تم کو ذلت کے عذاب کی سزا دی جائے گی اس لئے کہ تم خدا پر جھوٹ بولا کرتے تھے اور اس کی آیتوں سے سرکشی کرتے تھے

93 اور اُس شخص سے بڑا ظالم اور کون ہوگا جو اللہ پر جھوٹا بہتان گھڑے، یا کہے کہ مجھ پر وحی آئی ہے درآں حالیکہ اس پر کوئی وحی نازل نہ کی گئی ہو، یا جو اللہ کی نازل کردہ چیز کے مقابلہ میں کہے کہ میں بھی ایسی چیز نازل کر کے دکھا دوں گا؟ کاش تم ظالموں کو اس حالت میں دیکھ سکو جب کہ وہ سکرات موت میں ڈبکیاں کھا رہے ہوتے ہیں اور فرشتے ہاتھ بڑھا بڑھا کر کہہ رہے ہوتے ہیں کہ "لاؤ، نکالو اپنی جان، آج تمہیں اُن باتوں کی پاداش میں ذلت کا عذاب دیا جائے گا جو تم اللہ پر تہمت رکھ کر ناحق بکا کرتے تھے اور اُس کی آیات کے مقابلہ میں سرکشی دکھاتے تھے"

وَلَقَدۡ جِئۡتُمُونَا فُرٰدَىٰ كَمَا خَلَقۡنَـٰكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكۡتُم مَّا خَوَّلۡنَـٰكُمۡ وَرَآءَ ظُهُورِكُمۡ‌ۖ وَمَا نَرَىٰ مَعَكُمۡ شُفَعَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُمۡ أَنَّهُمۡ فِيكُمۡ شُرَكَـٰٓؤُاۡ‌ۚ لَقَد تَّقَطَّعَ بَيۡنَكُمۡ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمۡ تَزۡعُمُونَ ٩٤

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadyou have come to Usyine bize geldinizآگئے تم ہمارے پاسji'tumūnāalonetek olarakتنہا۔ اکیلےfurādāasgibiجیسا کہkamāWe created yousizi yarattığımızپیدا کیا تھا ہم نے تم کوkhalaqnākum(the) firstilkپہلیawwalatimekezبارmarratinand you have leftve bıraktınızاور چھوڑ آئے تھے تمwataraktumwhateverşeyleriجوmāWe bestowed (on) yousizi hayaline daldırdığımızدیا ہم نے تم کوkhawwalnākumbehindarkasındaکے پیچھےwarāayour backssırtlarınızاپنی پیٹھوںẓuhūrikumAnd not⋯اور نہیںwamāWe seeve görmüyoruzہم دیکھتےnarāwith youyanınızdaتمہارے ساتھmaʿakumyour intercessorsşefaatçileriniziتمہارے سفارشیوں کوshufaʿāakumuthose whomkimseleriوہ جوalladhīnayou claimedsandığınızگمان کیا کرتے تھے تم۔ زعم رکھتے تھے تمzaʿamtumthat they (were)onlarınبیشک وہannahumin your (matters)içinizdenتم میںfīkumpartners (with Allah)ortak olduklarınıشریک ہیںshurakāuIndeedandolsunالبتہ تحقیقlaqadhave been severed (bonds)(bağlar) kesilmişکٹ گئےtaqaṭṭaʿabetween youaranızdakiتمہارے درمیان سےbaynakumand is lostve kaybolup gitmiştirاور گم ہوگیاwaḍallafrom yousizdenتم سےʿankumwhatşeylerوہ جوmāyou used tosandığınızتھے تمkuntumclaim⋯تم گمان کیا کرتےtazʿumūna

94 [It will be said to them], "And you have certainly come to Us alone as We created you the first time, and you have left whatever We bestowed upon you behind you. And We do not see with you your 'intercessors' which you claimed that they were among you associates [of Allah]. It has [all] been severed between you, and lost from you is what you used to claim."

94 Onlara: "And olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi size verdiklerimizi ardınızda bırakarak bize birer birer geldiniz; içinizde Allah'ın ortakları olduğunu sandığınız şefaatçılarınızı beraber görmüyoruz. And olsun ki aranızdaki bağlar kopmuş, ortak sandıklarınız sizden ayrılmışlardır" denecek.

94 Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz, size verdiğimiz herşeyi arkanızda bıraktınız. Allah'ın size göre ortağı olduklarını iddia ederek yardımlarına, şefaatlarına güvendiğiniz ortakları yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiş, güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.

94 اور جیسا ہم نے تم کو پہلی دفعہ پیدا کیا تھا ایسا ہی آج اکیلے اکیلے ہمارے پاس آئے اور جو (مال ومتاع) ہم نے تمہیں عطا فرمایا تھا وہ سب اپنی پیٹھ پیچھے چھوڑ آئے اور ہم تمہارے ساتھ تمہارے سفارشیوں کو بھی نہیں دیکھتے جن کی نسبت تم خیال کرتے تھے کہ وہ تمہارے (شفیع اور ہمارے) شریک ہیں۔ (آج) تمہارے آپس کے سب تعلقات منقطع ہوگئے اور جو دعوے تم کیا کرتے تھے سب جاتے رہے

94 (اور اللہ فرمائے گا) "لو اب تم ویسے ہی تن تنہا ہمارے سامنے حاضر ہوگئے جیسا ہم نے تمہیں پہلی مرتبہ اکیلا پیدا کیا تھا، جو کچھ ہم نے تمہیں دنیا میں دیا تھا وہ سب تم پیچھے چھوڑ آئے ہو، اور اب ہم تمہارے ساتھ تمہارے اُن سفارشیوں کو بھی نہیں دیکھتے جن کے متعلق تم سمجھتے تھے کہ تمہارے کام بنانے میں ان کا بھی کچھ حصہ ہے، تمہارے آپس کے سب رابطے ٹوٹ گئے اور وہ سب تم سے گم ہوگئے جن کا تم زعم رکھتے تھے"

Surah 6 / Al-An'am / The Cattle سورة الأنعام 140
And not⋯اور نہیں انہوں نے wamā they appraisedtanıyamadılarقدر کی qadarū AllahAllah'ıاللہ کی l-laha (with) truehakkıylaجیسا کہ حق ہے ḥaqqa [of his] appraisalO'nun kadriniاس کی قدر کا qadrihi whenziraجب idh they saiddedilerانہوں نے کہا qālū Not⋯نہیں mā revealedindirmediنازل کی anzala (by) AllahAllahاللہ نے l-lahu onüzerineاوپر ʿalā a human beinginsanکسی انسان کے basharin [of]⋯کوئی min anythingbir şeyچیز shayin
Sayde kiکہہ دیجیے qul Whokimکس نے man revealedindirdiنازل کی anzala the BookKitabıکتاب l-kitāba whicho kiوہ جو alladhī broughtgetirdiلائے jāa [it]onuاس کو bihi MusaMusaموسیٰ mūsā (as) a lightnur olarakجو نور nūran and guidanceve yol gösterici olarakاور ہدایت تھی wahudan for the peopleinsanlaraلوگوں کے لیے lilnnāsi
You make itsiz onu haline getiripتم رکھتے ہو اس کو tajʿalūnahu (into) parchmentsparça parça kağıtlarپارہ پارہ qarāṭīsa you disclose (some of) itgösteriyorsunuzتم ظاہر کرتے ہو اس کو tub'dūnahā and you concealve gizliyorsunuzاور تم چھپاتے ہو watukh'fūna much (of it)çoğunu daبہت سا kathīran And you were taughtve size öğretildiğiاور تم سکھائے گئے waʿullim'tum whatşeylerinجو mā not⋯نہیں lam knewbilmediğiتم جانتے تھے taʿlamū
youne sizinتم antum and not⋯اور نہ walā your forefathersne de babalarınızınتمہارے باپ دادا ābāukum Sayde kiکہہ دیجیے quli Allah (revealed it)Alahکہ اللہ نے l-lahu Thensonraپھر thumma leave thembırak onlarıچھوڑ دو ان کو dharhum in⋯میں fī their discourse daldıkları bataklıktaاپنی بحث khawḍihim playingoynayadursunlarوہ کھیلتے پھریں yalʿabūna٩١
And thisbu daاور یہ wahādhā (is) a Bookbir Kitaptırکتاب ہے kitābun We have revealed itindirdiğimizنازل کیا ہم نے اس کو anzalnāhu blessedmubarekبرکت والی ہے mubārakun confirmingdoğrulayıcıتصدیق کرنے والی ہے muṣaddiqu which⋯اس چیز کی جو alladhī (came) beforearasındakiniپہلے ہے bayna its handselleriاس سے yadayhi so that you may warnve uyarman içinاور تاکہ تم ڈراؤ walitundhira
(the) motheranasıماں۔ umma (of) the citiesşehirlerinبستیوں کی- (مکہ والوں کو) l-qurā and whokimseleriاور جو waman (are) around itçevresindekiاس کے اردگرد ہیں ḥawlahā And those whove kimselerاور وہ لوگ wa-alladhīna believeinananU(lar)جو ایمان رکھتے ہیں yu'minūna in the Hereafterahireteآخرت پر bil-ākhirati they believeinanırlar;جو ایمان رکھتے ہیں yu'minūna in itbunaساتھ اس کے bihi
and theyve onlarاور وہ wahum over⋯اوپر ʿalā their prayersnamazlarınaاپنی نمازوں کے ṣalātihim (are) guardingdevam ederlerحفاظت کرتے ہیں yuḥāfiẓūna٩٢ And whokim olabilirاور کون waman (is) more unjustdaha zalimزیادہ بڑا ظالم ہے aẓlamu than (one) whokimsedenاس سے جو mimmani inventsuyduranگھڑ لے if'tarā aboutkarşıپر ʿalā
AllahAllah'aاللہ l-lahi a lieyalanجھوٹ kadhiban orya daیا aw saiddiyendenکہے qāla It has been inspiredvahyolunduوحی کی گئی ūḥiya to mebanaمیری طرف ilayya while not⋯حالانکہ نہیں walam it was inspiredvahyedilmemiş ikenوحی کی گئی yūḥa to himkendisineاس کی طرف ilayhi anythingbir şeyکوئی چیز shayon and (one) whove kimsedenاور جو waman saiddiyenکہے qāla I will revealben de indireceğimعنقریب میں نازل کروں گا sa-unzilu
likegibiمانند اس کے mith'la whatşeyجو mā (has been) revealedindirdiğiنازل کیا anzala (by) AllahAllah'ın?اللہ نے l-lahu And ifeğerاور کاش walaw you (could) seebir görsenتم دیکھ سکتے tarā when⋯جب idhi the wrongdoerszalimleriظلم لوگ l-ẓālimūna (are) iniçindeمیں fī agoniesdalgalarıبےہوشیوں ہوں گے ghamarāti (of) [the] deathölümموت کی l-mawti
while the Angelsve meleklerاور فرشتے wal-malāikatu (are) stretching outuzatmışپھیلائے ہوئے ہوں گے bāsiṭū their hands (saying)elleriniاپنے ہاتھوں کو aydīhim Dischargehaydi çıkarınنکالو akhrijū your soulscanlarınızıاپنی جانوں کو anfusakumu Todaybugünآج l-yawma
you will be recompensedcezalandırılacaksınızتم بدلہ دیے جاؤ گے tuj'zawna (with) punishmentazabıylaعذاب کے ʿadhāba humiliatingalçaklıkرسوائی کا l-hūni becausedolayıبوجہ bimā you used toolmanızdanاس کے جو تھے تم kuntum saysöylüyorتم کہتے ہو taqūlūna againstkarşıپر ʿalā AllahAllah'aاللہ (پر) l-lahi other thanolmayanıنا ghayra the truthgerçekحق l-ḥaqi
and you wereveاور تھے تم wakuntum towards⋯اس کی ʿan His VersesO'nun ayetlerine karşıآیات سے āyātihi being arrogantbüyüklük taslamanızdanتم تکبر کرتے tastakbirūna٩٣ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad you have come to Usyine bize geldinizآگئے تم ہمارے پاس ji'tumūnā alonetek olarakتنہا۔ اکیلے furādā
asgibiجیسا کہ kamā We created yousizi yarattığımızپیدا کیا تھا ہم نے تم کو khalaqnākum (the) firstilkپہلی awwala timekezبار marratin and you have leftve bıraktınızاور چھوڑ آئے تھے تم wataraktum whateverşeyleriجو mā We bestowed (on) yousizi hayaline daldırdığımızدیا ہم نے تم کو khawwalnākum behindarkasındaکے پیچھے warāa your backssırtlarınızاپنی پیٹھوں ẓuhūrikum
And not⋯اور نہیں wamā We seeve görmüyoruzہم دیکھتے narā with youyanınızdaتمہارے ساتھ maʿakum your intercessorsşefaatçileriniziتمہارے سفارشیوں کو shufaʿāakumu those whomkimseleriوہ جو alladhīna you claimedsandığınızگمان کیا کرتے تھے تم۔ زعم رکھتے تھے تم zaʿamtum that they (were)onlarınبیشک وہ annahum in your (matters)içinizdenتم میں fīkum partners (with Allah)ortak olduklarınıشریک ہیں shurakāu
Indeedandolsunالبتہ تحقیق laqad have been severed (bonds)(bağlar) kesilmişکٹ گئے taqaṭṭaʿa between youaranızdakiتمہارے درمیان سے baynakum and is lostve kaybolup gitmiştirاور گم ہوگیا waḍalla from yousizdenتم سے ʿankum whatşeylerوہ جو mā you used tosandığınızتھے تم kuntum claim⋯تم گمان کیا کرتے tazʿumūna٩٤
١٤٠
page 139 of the printed Mushaf