قَالَ يَـٰمُوسَىٰٓ إِنِّى ٱصۡطَفَيۡتُكَ عَلَى ٱلنَّاسِ بِرِسَـٰلَـٰتِى وَبِكَلَـٰمِى فَخُذۡ مَآ ءَاتَيۡتُكَ وَكُن مِّنَ ٱلشَّـٰكِرِينَ ١٤٤

He saiddedi kiفرمایاqālaO MusaEy Musaاے موسیٰyāmūsāIndeed, Işüphesiz benبیشک میں نےinnīhave chosen youseni seçtimمیں نے چنا ہے تجھ کوiṣ'ṭafaytukaoverüzeineپرʿalāthe peopleinsanlarلوگوںl-nāsiwith My Messagesmesajlarımlaاپنے پیغامات کے ساتھbirisālātīand with My wordsve konuşmamlaاور اپنے کلام کے ساتھwabikalāmīSo takealپس لے لوfakhudhwhatşeyiجوI have given yousana verdiğimمیں نے دیا تجھ کوātaytukaand beve olاور ہوجاwakunamongşükredenlerdenمیں سےminathe gratefulشکر کرنے والوںl-shākirīna

144 [Allah] said, "O Moses, I have chosen you over the people with My messages and My words [to you]. So take what I have given you and be among the grateful."

144 "Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" dedi.

144 Allah buyurdu: Ey Musa! Sana verdiğim peygamberlikle ve kelâmımla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Sana verdiğime sıkı sarıl ve şükredenlerden ol!

144 (خدا نے) فرمایا موسیٰ میں نے تم کو اپنے پیغام اور اپنے کلام سے لوگوں سے ممتاز کیا ہے۔ تو جو میں نے تم کو عطا کیا ہے اسے پکڑ رکھو اور (میرا) شکر بجالاؤ

144 فرمایا "اے موسیٰؑ، میں نے تمام لوگوں پر ترجیح دے کر تجھے منتخب کیا کہ میر ی پیغمبری کرے اور مجھ سے ہم کلام ہو پس جو کچھ میں تجھے دوں اسے لے اور شکر بجالا"

وَكَتَبۡنَا لَهُۥ فِى ٱلۡأَلۡوَاحِ مِن كُلِّ شَىۡءٍ مَّوۡعِظَةً وَتَفۡصِيلاً لِّكُلِّ شَىۡءٍ فَخُذۡهَا بِقُوَّةٍ وَأۡمُرۡ قَوۡمَكَ يَأۡخُذُواۡ بِأَحۡسَنِهَا‌ۚ سَأُوۡرِيكُمۡ دَارَ ٱلۡفَـٰسِقِينَ ١٤٥

And We ordained (laws)ve yazdıkاور لکھا ہم نےwakatabnāfor himO'nun (Musa) içinاس کے لیےlahuinlevhalaraمیںthe tablets تختیوںl-alwāḥiofne varsamineveryherہرkullithingşeyiچیز کیshayinan instructionöğüte dairنصیحتmawʿiẓatanand explanationve açıklamasına dairاور تفصیلwatafṣīlanfor everyherہرlikullithingşeyinچیز کے لیےshayinSo take thembunları tutپس پکڑ لو اس کوfakhudh'hāwith firmnesskuvvetleمضبوطی سےbiquwwatinand orderve emretاور حکم دوwamuryour peoplekavmineاپنی قوم کوqawmaka(to) taketutsunlarوہ بھی پکڑیںyakhudhū(the) best of itbunların en güzeliniاس کے بہترین حصوں کوbi-aḥsanihāI will show yousize göstereceğimعنقریب میں دکھاؤں گا تم کوsa-urīkum(the) homeyurdunuگھرdāra(of) the defiantly disobedientyoldan çıkmışlarınفاسقوں کاl-fāsiqīna

145 And We wrote for him on the tablets [something] of all things - instruction and explanation for all things, [saying], "Take them with determination and order your people to take the best of it. I will show you the home of the defiantly disobedient."

145 Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim.

145 Ve onun için o levhalarda her şeyden yazdık, nasihat ve hükümlerin ayrıntılarına ait herşeyi (belirttik). Haydi bunlara sıkı sarıl, kavmine de emret, onlar da en güzeline sarılsınlar. Size yakında o fasıkların yurdunu göstereceğim.

145 اور ہم نے (تورات) کی تختیوں میں ان کے لیے ہر قسم کی نصیحت اور ہر چیز کی تفصیل لکھ دی پھر (ارشاد فرمایا کہ) اسے زور سے پکڑے رہو اور اپنی قوم سے بھی کہہ دو کہ ان باتوں کو جو اس میں (مندرج ہیں اور) بہت بہتر ہیں پکڑے رہیں۔ میں عنقریب تم کو نافرمان لوگوں کا گھر دکھاؤں گا

145 اس کے بعد ہم نے موسیٰ کو ہر شعبہٴ زندگی کے متعلق نصیحت اور ہر پہلو کے متعلق واضح ہدایت تختیوں پر لکھ کر دے دی1 اور اس سے کہا”اِن ہدایات کو مضبوط ہاتھوں سے سنبھال اور اپنی قوم کو حکم دے کہ ان کے بہتر مفہوم کی پیروی کریں۔ 2عنقریب میں تمہیں فاسقوں کے گھر دکھاوٴں گا۔3

سَأَصۡرِفُ عَنۡ ءَايَـٰتِىَ ٱلَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِى ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَإِن يَرَوۡاۡ كُلَّ ءَايَةٍ لَّا يُؤۡمِنُواۡ بِهَا وَإِن يَرَوۡاۡ سَبِيلَ ٱلرُّشۡدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً وَإِن يَرَوۡاۡ سَبِيلَ ٱلۡغَىِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً‌ۚ ذٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَذَّبُواۡ بِـَٔـايَـٰتِنَا وَكَانُواۡ عَنۡهَا غَـٰفِلِينَ ١٤٦

I will turn awayuzaklaştıracağımعنقریب میں پھیر دوں گاsa-aṣrifufromayetlerimdenسےʿanMy Signsاپنی نشانیوںāyātiyathose whokimseleriان لوگوں کوalladhīnaare arrogantbüyüklenenleriجو تکبر کرتے ہیںyatakabbarūnainyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍiwithoutolmaksızınناbighayri[the] righthakحقl-ḥaqiand ifve eğerاور اگرwa-inthey seeonlar görselerوہ دیکھیںyaraweveryherہرkullasignayetiنشانیāyatinnotyine inanmazlarنہیں(will) they believeوہ ایمان لائیں گےyu'minūin itonaساتھ اس کےbihāAnd ifve eğerاور اگرwa-inthey seegörselerوہ دیکھیںyaraw(the) wayyoluراستہsabīla(of) the righteousnessdoğruہدایت کاl-rush'dinotonu edinmezlerنہیں(will) they take itبنائیں گے اس کوyattakhidhūhu(as) a wayyolراستہsabīlanbut ifama eğerاور اگرwa-inthey seegörselerوہ دیکھیںyaraw(the) wayyolunuراستہsabīla(of) [the] errorazgınlıkگمراہی کاl-ghayithey will take itonu edinirlerوہ بنالیں گے اس کوyattakhidhūhu(as) a wayyolراستہsabīlanThatöyleیہdhālika(is) because theyçünkü onlarبوجہ اس کے کہ بیشک انہوں نےbi-annahumdeniedyalanladılarجھٹلایاkadhabūOur Signsayetlerimiziہماری آیات کوbiāyātināand they wereve oldularاور تھے وہwakānūof themonlarıان سےʿanhāheedlessumursamazغافل۔ بےپرواہghāfilīna

146 I will turn away from My signs those who are arrogant upon the earth without right; and if they should see every sign, they will not believe in it. And if they see the way of consciousness, they will not adopt it as a way; but if they see the way of error, they will adopt it as a way. That is because they have denied Our signs and they were heedless of them.

146 Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir.

146 Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimizi anlamaktan uzak tutacağım. Onlar ki, bütün âyetlerimizi görseler de onlara iman etmezler. Doğru yolu görseler de o yolu tutup gitmezler. Eğer sapıklık yolunu görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi âdet edinmişler ve onlardan hep gafil olagelmişlerdir.

146 جو لوگ زمین میں ناحق غرور کرتے ہیں ان کو اپنی آیتوں سے پھیر دوں گا۔ اگر یہ سب نشانیاں بھی دیکھ لیں تب بھی ان پر ایمان نہ لائیں اور اگر راستی کا رستہ دیکھیں تو اسے (اپنا) رستہ نہ بنائیں۔ اور اگر گمراہی کی راہ دیکھیں تو اسے رستہ بنالیں۔ یہ اس لیے کہ انہوں نے ہماری آیات کو جھٹلایا اور ان سے غفلت کرتے رہے

146 میں اپنی نشانیوں سے اُن لوگوں کی نگاہیں پھیر دوں گا جو بغیر کِسی حق کے زمین میں بڑے بنتے ہیں 1، وہ خواہ کوئی نشانی دیکھ لیں کبھی اس پر ایمان نہ لائیں گے ، اگر سیدھا راستہ اُن کے سامنے آئے تو اسے اختیار نہ کریں گے اور اگر ٹیڑھا راستہ نظر آئے تو اس پر چل پڑیں گے، اس لیے کہ اُنہوں نے ہماری نشانیوں کو جھُٹلا یا اور ان سے بے پروائی کرتے رہے

وَٱلَّذِينَ كَذَّبُواۡ بِـَٔـايَـٰتِنَا وَلِقَآءِ ٱلۡأَخِرَةِ حَبِطَتۡ أَعۡمَـٰلُهُمۡ‌ۚ هَلۡ يُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كَانُواۡ يَعۡمَلُونَ ١٤٧

And those whove kimselerinاور وہ لوگwa-alladhīnadeniedyalanlayanlarınجنہوں نے جھٹلایاkadhabūOur Signsayetlerimiziہماری نشانیوں کوbiāyātināand (the) meetingve kavuşmayıاور ملاقات کوwaliqāi(of) the Hereafter ahireteآخرت کیl-ākhiratiworthlessboşa çıkmıştırضائع ہوگئےḥabiṭat(are) their deedseylemleriان کے اعمالaʿmāluhumWillonlar ceza mı görüyorlar?کیاhalthey be recompensedوہ جزا پاسکتے ہیںyuj'zawnaexceptdışındaسوائےillā(for) whatşeyler ileاس کے جوthey used toolduklarıتھے وہkānūdoyapıyorوہ کرتے رہےyaʿmalūna

147 Those who denied Our signs and the meeting of the Hereafter - their deeds have become worthless. Are they recompensed except for what they used to do?

147 Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar?

147 Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boşa gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından başkası mı olacaktır?

147 اور جن لوگوں نے ہماری آیتوں اور آخرت کے آنے کو جھٹلایا ان کے اعمال ضائع ہوجائیں گے۔ یہ جیسے عمل کرتے ہیں ویسا ہی ان کو بدلہ ملے گا

147 ہماری نشانیوں کو جس کسی نے جھُٹلا یا اور آخرت کی پیشی کا اِنکار کیا اُس کے سارے اعمال ضائع ہوگئے۔1 کیا لوگ اِس کے سِوا کچھ اور جزا پا سکتے ہیں کہ جیسا کریں ویسا بھریں؟“

وَٱتَّخَذَ قَوۡمُ مُوسَىٰ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِنۡ حُلِيِّهِمۡ عِجۡلاً جَسَدًا لَّهُۥ خُوَارٌ‌ۚ أَلَمۡ يَرَوۡاۡ أَنَّهُۥ لَا يُكَلِّمُهُمۡ وَلَا يَهۡدِيهِمۡ سَبِيلاً‌ۘ ٱتَّخَذُوهُ وَكَانُواۡ ظَـٰلِمِينَ ١٤٨

And tookve benimsedilerاور بنا لیاwa-ittakhadha(the) peoplekavmiقوم نےqawmu(of) MusaMusa'nınموسیٰ کیmūsāfromkendisinden sonraسےminafter himان کے پیچھےbaʿdihifromzinetlerinden yapılmışمیں سےmintheir ornamentsاپنے زیوراتḥuliyyihima calf bir buzağıایک بچھڑاʿij'lanan imageheykeliniجسم والاjasadan[for] itvardı onunاسی کیlahu(had) a lowing soundböğürmesiآواز تھیkhuwārunDid notgörmediler mi kiکیا نہیںalamthey seeانہوں نے دیکھاyarawthat itoکہ بیشک وہannahu(could) notne kendilerine söz söylüyorنہیںspeak to themکلام کرتا ان سےyukallimuhumand notne de onlara gösteriyorاور نہیںwalāguide themوہ راہنمائی کرنا ان کیyahdīhim(to) a waybir yolراستے کی طرفsabīlanThey took it (for worship)onu benimsedilerانہوں نے بنا لیا اس کوittakhadhūhuand they wereve oldularتھے وہwakānūwrongdoerszalimler(den)ظالمẓālimīna

148 And the people of Moses made, after [his departure], from their ornaments a calf - an image having a lowing sound. Did they not see that it could neither speak to them nor guide them to a way? They took it [for worship], and they were wrongdoers.

148 Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler.

148 Musa'nın arkasından kavmi, tutmuş süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.

148 اور قوم موسیٰ نے موسیٰ کے بعد اپنے زیور کا ایک بچھڑا بنا لیا (وہ) ایک جسم (تھا) جس میں سے بیل کی آواز نکلتی تھی۔ ان لوگوں نے یہ نہ دیکھا کہ وہ نہ ان سے بات کرسکتا ہے اور نہ ان کو راستہ دکھا سکتا ہے۔ اس کو انہوں نے (معبود) بنالیا اور (اپنے حق میں) ظلم کیا

148 موسیٰ کے پیچھے 1اس کی قوم کےلوگوں نے اپنے زیوروں سے ایک بچھڑے کا پُتلا بنایا جس میں سے بیل کی سی آواز نکلتی تھی۔ کیا اُنہیں نظر نہ آتا تھا کہ وہ نہ ان سے بولتا ہے نہ کسی معاملہ میں ان کی رہنمائی کرتا ہے ؟ مگر پھر بھی اُنہوں نے اسے معبود بنا لیا اور وہ سخت ظالم تھے۔2

وَلَمَّا سُقِطَ فِىٓ أَيۡدِيهِمۡ وَرَأَوۡاۡ أَنَّهُمۡ قَدۡ ضَلُّواۡ قَالُواۡ لَئِن لَّمۡ يَرۡحَمۡنَا رَبُّنَا وَيَغۡفِرۡ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَـٰسِرِينَ ١٤٩

And whenne zaman kiاور جبwalammā(it was made to) falldüşürüldüوہ گرائے گئےsuqiṭaintoarasınaمیںtheir hands(başları) ellerininاپنے ہاتھوںaydīhimand they sawve gör(üp anla)dılarاور انہوں نے دیکھاwara-awthat theykendilerininکہ بیشک وہannahum(had) indeedgerçektenتحقیقqadgone astraysapmış olduklarınıبھٹک گئےḍallūthey saiddediler kiکہنے لگےqālūIfeğerیقینا اگرla-innotbize acımazsaنہlamhas Mercy on usرحم کیا ہم پرyarḥamnāOur LordRabbimizہمارے رب نےrabbunāand forgiveve bağışlamazsaاور بخشش فرمائیwayaghfir[for] usbiziہماریlanāwe will surely beelbette oluruzالبتہ ہم ضرور ہوجائیں گےlanakūnannaamongziyana uğrayanlardanمیں سےminathe losersنقصان اٹھانے والوںl-khāsirīna

149 And when regret overcame them and they saw that they had gone astray, they said, "If our Lord does not have mercy upon us and forgive us, we will surely be among the losers."

149 Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler.

149 Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. "Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız." dediler.

149 اور جب وہ نادم ہوئے اور دیکھا کہ گمراہ ہوگئے ہیں تو کہنے لگے کہ اگر ہمارا پروردگار ہم پر رحم نہیں کرے گا اور ہم کو معاف نہیں فرمائے گا تو ہم برباد ہوجائیں گے

149 پھر جب ان کی فریب خوردگی کا طلسم ٹوٹ گیا او ر اُنہوں نے دیکھ لیا کہ در حقیقت وہ گمراہ ہو گئے ہیں تو کہنے لگے کہ "اگر ہمارے رب نے ہم پر رحم نہ فرمایا اور ہم سے درگزر نہ کیا تو ہم برباد ہو جائیں گے"

Surah 7 / Al-A'raf / The Heights سورة الأعراف 169
He saiddedi kiفرمایا qāla O MusaEy Musaاے موسیٰ yāmūsā Indeed, Işüphesiz benبیشک میں نے innī have chosen youseni seçtimمیں نے چنا ہے تجھ کو iṣ'ṭafaytuka overüzeineپر ʿalā the peopleinsanlarلوگوں l-nāsi with My Messagesmesajlarımlaاپنے پیغامات کے ساتھ birisālātī and with My wordsve konuşmamlaاور اپنے کلام کے ساتھ wabikalāmī
So takealپس لے لو fakhudh whatşeyiجو I have given yousana verdiğimمیں نے دیا تجھ کو ātaytuka and beve olاور ہوجا wakun amongşükredenlerdenمیں سے mina the gratefulشکر کرنے والوں l-shākirīna١٤٤ And We ordained (laws)ve yazdıkاور لکھا ہم نے wakatabnā
for himO'nun (Musa) içinاس کے لیے lahu inlevhalaraمیں the tablets تختیوں l-alwāḥi ofne varsa min everyherہر kulli thingşeyiچیز کی shayin an instructionöğüte dairنصیحت mawʿiẓatan and explanationve açıklamasına dairاور تفصیل watafṣīlan for everyherہر likulli
thingşeyinچیز کے لیے shayin So take thembunları tutپس پکڑ لو اس کو fakhudh'hā with firmnesskuvvetleمضبوطی سے biquwwatin and orderve emretاور حکم دو wamur your peoplekavmineاپنی قوم کو qawmaka (to) taketutsunlarوہ بھی پکڑیں yakhudhū (the) best of itbunların en güzeliniاس کے بہترین حصوں کو bi-aḥsanihā I will show yousize göstereceğimعنقریب میں دکھاؤں گا تم کو sa-urīkum
(the) homeyurdunuگھر dāra (of) the defiantly disobedientyoldan çıkmışlarınفاسقوں کا l-fāsiqīna١٤٥ I will turn awayuzaklaştıracağımعنقریب میں پھیر دوں گا sa-aṣrifu fromayetlerimdenسے ʿan My Signsاپنی نشانیوں āyātiya those whokimseleriان لوگوں کو alladhīna are arrogantbüyüklenenleriجو تکبر کرتے ہیں yatakabbarūna
inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi withoutolmaksızınنا bighayri [the] righthakحق l-ḥaqi and ifve eğerاور اگر wa-in they seeonlar görselerوہ دیکھیں yaraw everyherہر kulla signayetiنشانی āyatin notyine inanmazlarنہیں (will) they believeوہ ایمان لائیں گے yu'minū
in itonaساتھ اس کے bihā And ifve eğerاور اگر wa-in they seegörselerوہ دیکھیں yaraw (the) wayyoluراستہ sabīla (of) the righteousnessdoğruہدایت کا l-rush'di notonu edinmezlerنہیں (will) they take itبنائیں گے اس کو yattakhidhūhu (as) a wayyolراستہ sabīlan but ifama eğerاور اگر wa-in they seegörselerوہ دیکھیں yaraw
(the) wayyolunuراستہ sabīla (of) [the] errorazgınlıkگمراہی کا l-ghayi they will take itonu edinirlerوہ بنالیں گے اس کو yattakhidhūhu (as) a wayyolراستہ sabīlan Thatöyleیہ dhālika (is) because theyçünkü onlarبوجہ اس کے کہ بیشک انہوں نے bi-annahum deniedyalanladılarجھٹلایا kadhabū Our Signsayetlerimiziہماری آیات کو biāyātinā
and they wereve oldularاور تھے وہ wakānū of themonlarıان سے ʿanhā heedlessumursamazغافل۔ بےپرواہ ghāfilīna١٤٦ And those whove kimselerinاور وہ لوگ wa-alladhīna deniedyalanlayanlarınجنہوں نے جھٹلایا kadhabū Our Signsayetlerimiziہماری نشانیوں کو biāyātinā and (the) meetingve kavuşmayıاور ملاقات کو waliqāi
(of) the Hereafter ahireteآخرت کی l-ākhirati worthlessboşa çıkmıştırضائع ہوگئے ḥabiṭat (are) their deedseylemleriان کے اعمال aʿmāluhum Willonlar ceza mı görüyorlar?کیا hal they be recompensedوہ جزا پاسکتے ہیں yuj'zawna exceptdışındaسوائے illā (for) whatşeyler ileاس کے جو they used toolduklarıتھے وہ kānū
doyapıyorوہ کرتے رہے yaʿmalūna١٤٧ And tookve benimsedilerاور بنا لیا wa-ittakhadha (the) peoplekavmiقوم نے qawmu (of) MusaMusa'nınموسیٰ کی mūsā fromkendisinden sonraسے min after himان کے پیچھے baʿdihi fromzinetlerinden yapılmışمیں سے min their ornamentsاپنے زیورات ḥuliyyihim
a calf bir buzağıایک بچھڑا ʿij'lan an imageheykeliniجسم والا jasadan [for] itvardı onunاسی کی lahu (had) a lowing soundböğürmesiآواز تھی khuwārun Did notgörmediler mi kiکیا نہیں alam they seeانہوں نے دیکھا yaraw that itoکہ بیشک وہ annahu (could) notne kendilerine söz söylüyorنہیں speak to themکلام کرتا ان سے yukallimuhum and notne de onlara gösteriyorاور نہیں walā guide themوہ راہنمائی کرنا ان کی yahdīhim
(to) a waybir yolراستے کی طرف sabīlan They took it (for worship)onu benimsedilerانہوں نے بنا لیا اس کو ittakhadhūhu and they wereve oldularتھے وہ wakānū wrongdoerszalimler(den)ظالم ẓālimīna١٤٨ And whenne zaman kiاور جب walammā (it was made to) falldüşürüldüوہ گرائے گئے suqiṭa
intoarasınaمیں their hands(başları) ellerininاپنے ہاتھوں aydīhim and they sawve gör(üp anla)dılarاور انہوں نے دیکھا wara-aw that theykendilerininکہ بیشک وہ annahum (had) indeedgerçektenتحقیق qad gone astraysapmış olduklarınıبھٹک گئے ḍallū they saiddediler kiکہنے لگے qālū Ifeğerیقینا اگر la-in notbize acımazsaنہ lam has Mercy on usرحم کیا ہم پر yarḥamnā
Our LordRabbimizہمارے رب نے rabbunā and forgiveve bağışlamazsaاور بخشش فرمائی wayaghfir [for] usbiziہماری lanā we will surely beelbette oluruzالبتہ ہم ضرور ہوجائیں گے lanakūnanna amongziyana uğrayanlardanمیں سے mina the losersنقصان اٹھانے والوں l-khāsirīna١٤٩
١٦٩
‹ 167page 168 of the printed Mushaf169 ›