●●●●●●

سُورَةُ الأنفال

Al-Anfal / The Spoils of War

Medinan  ◆  75 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

يَسۡــَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡأَنفَالِ‌ۖ قُلِ ٱلۡأَنفَالُ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ‌ۖ فَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَأَصۡلِحُواۡ ذَاتَ بَيۡنِكُمۡ‌ۖ وَأَطِيعُواۡ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ١

They ask yousana sorarlarسوال کرتے ہیں آپ سےyasalūnakaaboutganimetlerdenبارے میںʿanithe spoils of warغنیمتوں کےl-anfāliSayde kiکہہ دیجیےquliThe spoils of warganimetlerغنیمتیںl-anfālu(are) for AllahAllah'ındırاللہ کے لیے ہیںlillahiand the Messengerve Elçi(si)nindirاور رسول کے لیےwal-rasūliSo fearkorkunپس ڈروfa-ittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand set rightve düzeltinاور اصلاح کروwa-aṣliḥūthathali;ذات کیdhāta(which is) between youaranızdakiاپنے درمیانbaynikumand obeyita'at edinاور اطاعت کروwa-aṭīʿūAllahAllah'aاللہ کیl-lahaand His Messengerve Elçisineاور اس کے رسول کیwarasūlahuifeğerاگرinyou aresiz (gerçekten) isenizہو تمkuntumbelieversinananlarایمان لانے والےmu'minīna

1 They ask you, [O Muhammad], about the bounties [of war]. Say, "The [decision concerning] bounties is for Allah and the Messenger." So fear Allah and amend that which is between you and obey Allah and His Messenger, if you should be believers.

1 Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.

1 Sana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun için siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah'tan korkun da biribirinizle aranızı düzeltin. Allah'a ve Resulü'ne itaat edin.

1 (اے محمد! مجاہد لوگ) تم سے غنیمت کے مال کے بارے میں دریافت کرتے ہیں کہ (کیا حکم ہے) کہہ دو کہ غنیمت خدا اور اس کے رسول کا مال ہے۔ تو خدا سے ڈرو اور آپس میں صلح رکھو اور اگر ایمان رکھتے ہو تو خدا اور اس کے رسول کے حکم پر چلو

1 تم سے اَنفال کے متعلق پُوچھتے ہیں؟ کہو”یہ انفال تو اللہ اور اُس کے رسُول ؐ کے ہیں، پس تم لوگ اللہ سے ڈرو اور اپنے آپس کے تعلقات درست کرو اور اللہ اور اُس کے رسُول ؐ کی اطاعت کرو اگر تم مومن ہو۔1“

إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتۡ قُلُوبُهُمۡ وَإِذَا تُلِيَتۡ عَلَيۡهِمۡ ءَايَـٰتُهُۥ زَادَتۡهُمۡ إِيمَـٰنًا وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ ٢

Onlygerçektenبیشکinnamāthe believersMü'minlerمومنl-mu'minūna(are) those whoo kimselerdir kiوہ لوگ ہیںalladhīnawhenzamanجبidhāis mentionedanıldığıذکر کیا جاتا ہےdhukiraAllahاللہ کاl-lahufeel fearürperirڈر جاتے ہیںwajilattheir heartsyürekleriدل ان کےqulūbuhumand whenve zamanاور جبwa-idhāare recitedokunduğuپڑھی جاتی ہیںtuliyatto themkendilerineان پرʿalayhimHis VersesO'nun ayetleriاس کی آیاتāyātuhuthey increase themartırırوہ بڑھا دیتی ہیں ان کوzādathum(in) faithimanlarınıایمان میںīmānanand uponveاور پرwaʿalātheir LordRablerineاپنے ربrabbihimthey put their trusttevekkül ederlerوہ توکل کرتے ہیںyatawakkalūna

2 The believers are only those who, when Allah is mentioned, their hearts become fearful, and when His verses are recited to them, it increases them in faith; and upon their Lord they rely -

2 İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.

2 Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.

2 مومن تو وہ ہیں کہ جب خدا کا ذکر کیا جاتا ہے کہ ان کے دل ڈر جاتے ہیں اور جب انہیں اس کی آیتیں پڑھ کر سنائی جاتی ہیں تو ان کا ایمان اور بڑھ جاتا ہے۔ اور وہ اپنے پروردگار پر بھروسہ رکھتے ہیں

2 سچے اہلِ ایمان تو وہ لوگ ہیں جن کے دل اللہ کا ذکر سُن کرلرز جاتے ہیں اور جب اللہ کی آیات ان کے سامنے پڑھی جاتی ہیں تو ان کا ایمان بڑھ جاتا ہے1، اور وہ اپنے ربّ پر اعتماد رکھتے ہیں

ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَـٰهُمۡ يُنفِقُونَ ٣

Those whoonlar kiوہ لوگalladhīnaestablishkılarlarجو قائم کرتے ہیںyuqīmūnathe prayernamazlarınıنمازl-ṣalataand out of whatve verdiğimiz rızıktanاور اس میں سے جوwamimmāWe have provided themرزق دیا ہم نے ان کوrazaqnāhumthey spend(Allah için) harcarlarوہ خرچ کرتے ہیںyunfiqūna

3 The ones who establish prayer, and from what We have provided them, they spend.

3 İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.

3 Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.

3 (اور) وہ جو نماز پڑھتے ہیں اور جو مال ہم نے ان کو دیا ہے اس میں سے (نیک کاموں میں) خرچ کرتے ہیں

3 جو نماز قائم کرتے ہیں اور جو کچھ ہم نے ان کو دیا ہے اس میں سے (ہماری راہ میں) خرچ کرتے ہیں

أُوۡلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ حَقًّا‌ۚ لَّهُمۡ دَرَجَـٰتٌ عِندَ رَبِّهِمۡ وَمَغۡفِرَةٌ وَرِزۡقٌ كَرِيمٌ ٤

Those işteیہی لوگ ہیںulāikathey areonlardırوہ جوhumuthe believersmü'minlerمومن ہیںl-mu'minūna(in) truthgerçekسچےḥaqqanFor themonlara vardırان کے لیےlahum(are) ranksderecelerدرجے ہیںdarajātunwithkatındaکے پاسʿindatheir LordRablerininان کے ربrabbihimand forgivenessve bağışlanmaاور بخششwamaghfiratunand a provisionve rızıkاور رزق ہےwariz'qunnobletükenmezعزت والاkarīmun

4 Those are the believers, truly. For them are degrees [of high position] with their Lord and forgiveness and noble provision.

4 İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.

4 İşte gerçekten mümin olanlar onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, bağışlanma ve değerli rızık vardır.

4 یہی سچے مومن ہیں اور ان کے لیے پروردگار کے ہاں (بڑے بڑے درجے) اور بخشش اور عزت کی روزی ہے

4 ایسےہی لوگ حقیقی مومن ہیں۔ ان کے لیے ان کے ربّ کے پاس بڑے درجے ہیں۔ قصوروں سے درگزر ہے1 اور بہترین رزق ہے

كَمَآ أَخۡرَجَكَ رَبُّكَ مِنۢ بَيۡتِكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لَكَـٰرِهُونَ ٥

Asnitekimجیسا کہkamābrought you outseni çıkardığı zamanنکالا تجھ کوakhrajakayour LordRabbinتیرے رب نےrabbukafromevindenسےminyour homeتیرے گھرbaytikain truthhak uğrunaحق کے ساتھbil-ḥaqiwhile indeedgerçekten deاور بیشکwa-innaa partybir kısmıایک گروہfarīqanamongmü'minlerdenمیں سےminathe believersمومنوںl-mu'minīnacertainly dislikedbundan hoşlanmıyorduالبتہ ناپسند کرنے والا تھاlakārihūna

5 [It is] just as when your Lord brought you out of your home [for the battle of Badr] in truth, while indeed, a party among the believers were unwilling,

5 Nitekim, Rabbin seni hak uğrunda evinden savaş için çıkarmıştı, oysa müslümanların bir takımı bundan hoşlanmamıştı.

5 Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı.

5 (ان لوگوں کو اپنے گھروں سے اسی طرح نکلنا چاہیئے تھا) جس طرح تمہارے پروردگار نے تم کو تدبیر کے ساتھ اپنے گھر سے نکالا اور (اس وقت) مومنوں ایک جماعت ناخوش تھی

5 (اِس مال غنیمت کے معاملہ میں بھی ویسی ہی صورت پیش آ رہی ہے جیسی اُس وقت پیش آئی تھی جبکہ) تیرا رب تجھے حق کے ساتھ تیرے گھر سے نکال لایا تھا اور مومنوں میں سے ایک گروہ کو یہ سخت ناگوار تھا

يُجَـٰدِلُونَكَ فِى ٱلْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى ٱلْمَوْتِ وَهُمْ يَنظُرُونَ ٦

They dispute with youseninle tartışıyorlardıوہ جھگڑ رہے تھے آپ سےyujādilūnakaconcerningdairمیںthe truthhakkaحقl-ḥaqiafter whatsonraبعد اس کے جوbaʿdamāwas made clearortaya çıktıktanواضح ہوگیاtabayyanaas ifgibiگویا کہka-annamāthey were drivensürülüyorlarmışوہ ہانکے جارہے تھےyusāqūnatoölümeطرفilā[the] deathموت کیl-mawtiwhile theyve onlarاور وہwahum(were) lookinggözleri göre göreدیکھ رہے تھےyanẓurūna

6 Arguing with you concerning the truth after it had become clear, as if they were being driven toward death while they were looking on.

6 Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.

6 Ve gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.

6 وہ لوگ حق بات میں اس کے ظاہر ہوئے پیچھے تم سے جھگڑنے لگے گویا موت کی طرف دھکیلے جاتے ہیں اور اسے دیکھ رہے ہیں

6 وہ اس حق کےمعاملہ میں تجھ سے جھگڑ رہے تھے دراں حالے کہ وہ صاف صاف نمایا ہو چکا تھا۔ ان کا حال یہ تھا کہ گویا وہ آنکھوں دیکھے موت کی طرف ہانکے جارہے ہیں۔1

وَإِذۡ يَعِدُكُمُ ٱللَّهُ إِحۡدَى ٱلطَّآئِفَتَيۡنِ أَنَّهَا لَكُمۡ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيۡرَ ذَاتِ ٱلشَّوۡكَةِ تَكُونُ لَكُمۡ وَيُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُحِقَّ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَـٰتِهِۦ وَيَقۡطَعَ دَابِرَ ٱلۡكَـٰفِرِينَ ٧

And wheno zamanاور جبwa-idhpromised yousize va'dediyorduوعدہ کررہا تھا تم سےyaʿidukumuAllahاللہl-lahuonebirininایک کاiḥ'dā(of) the two groups iki topluluktanدو گروہوں میں سےl-ṭāifataynithat it (would be)muhakkakبیشک وہannahāfor you sizin olduğunuتمہارے لیے ہےlakumand you wishedsiz de istiyordunuzاور تم چاہتے تھےwatawaddūnathatgerçektenبیشکanna(one) other thanhaliبغیرghayrathatوالےdhāti(of) the armedkuvvetsiz olanınہتھیار (والے)l-shawkatiwould beolmasınıہوںtakūnufor yousizinتمہارے لیےlakumBut intendedoysa istiyorduاور چاہتا تھاwayurīduAllahاللہl-lahutogerçekleştirmekکہanjustifyثابت کردےyuḥiqqathe truthhakkıحق کوl-ḥaqaby His wordssözleriyleاپنے کلمات کے ساتھ۔ اپنے ارشادات کے ساتھbikalimātihiand cut offve kesmekاور کاٹ ڈالےwayaqṭaʿa(the) rootsardınıجڑdābira(of) the disbelieverskafirlerinکافروں کیl-kāfirīna

7 [Remember, O believers], when Allah promised you one of the two groups - that it would be yours - and you wished that the unarmed one would be yours. But Allah intended to establish the truth by His words and to eliminate the disbelievers

7 Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.

7 İşte o zaman Allah size iki taifeden (kervan veya kureyş ordusundan) birini vaad ediyordu ki, sizin olacaktı. Siz ise arzu ediyordunuz ki, şanı ve şerefi olmayan şey (kervan) sizin olsun. Halbuki Allah, âyetleriyle hakkı yerine oturtmak ve kâfirlerinarkasını kesmek istiyordu.

7 اور (اس وقت کو یاد کرو) جب خدا تم سے وعدہ کرتا تھا کہ (ابوسفیان اور ابوجہل کے) دو گروہوں میں سے ایک گروہ تمہارا (مسخر) ہوجائے گا۔ اور تم چاہتے تھے کہ جو قافلہ بے (شان و) شوکت (یعنی بے ہتھیار ہے) وہ تمہارے ہاتھ آجائے اور خدا چاہتا تھا کہ اپنے فرمان سے حق کو قائم رکھے اور کافروں کی جڑ کاٹ کر (پھینک) دے

7 یاد کرو وہ موقع جب کہ اللہ تم سے وعدہ کر رہا تھا کہ دونوں گروہوں میں سے ایک تمہیں مِل جائے گا۔1 تم چاہتے تھے کہ کمزور گروہ تمہیں ملے۔ 2مگر اللہ کا ارادہ یہ تھا کہ اپنے ارشادات سے حق کو حق کر دکھائے اور کافروں کی جڑ کاٹ دے

لِيُحِقَّ ٱلۡحَقَّ وَيُبۡطِلَ ٱلۡبَـٰطِلَ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ ٨

That He might justifyta ki gerçekleştirsinتاکہ ثابت کردےliyuḥiqqathe truthhakkıحق کوl-ḥaqaand prove falseve ortadan kaldırsınاور باطل کردےwayub'ṭilathe falsehoodbatılıباطل کوl-bāṭilaeven ifşayetاور اگرچہwalawdisliked (it)istemese (bile)ناپسند کریںkarihathe criminalssuçlularمجرم لوگl-muj'rimūna

8 That He should establish the truth and abolish falsehood, even if the criminals disliked it.

8 Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.

8 Ki, hakkın hak olduğunu tanıtsın ve batılı büsbütün yok etsin, varsın o günahkârlar istemesin.

8 تاکہ سچ کو سچ اور جھوٹ کو جھوٹ کردے۔ گو مشرک ناخوش ہی ہوں

8 تاکہ حق حق ہو کر رہے اور باطِل باطِل ہو کر رہ جائے خواہ مجرموں کو یہ کتنا ہی ناگوار ہو۔1

Surah 8 / Al-Anfal / The Spoils of War سورة الأنفال 178

سُورَةُ الأنفال

Al-Anfal / The Spoils of War  ◆  Medinan · 75 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
They ask yousana sorarlarسوال کرتے ہیں آپ سے yasalūnaka aboutganimetlerdenبارے میں ʿani the spoils of warغنیمتوں کے l-anfāli Sayde kiکہہ دیجیے quli The spoils of warganimetlerغنیمتیں l-anfālu (are) for AllahAllah'ındırاللہ کے لیے ہیں lillahi and the Messengerve Elçi(si)nindirاور رسول کے لیے wal-rasūli So fearkorkunپس ڈرو fa-ittaqū AllahAllah'tanاللہ سے l-laha
and set rightve düzeltinاور اصلاح کرو wa-aṣliḥū thathali;ذات کی dhāta (which is) between youaranızdakiاپنے درمیان baynikum and obeyita'at edinاور اطاعت کرو wa-aṭīʿū AllahAllah'aاللہ کی l-laha and His Messengerve Elçisineاور اس کے رسول کی warasūlahu ifeğerاگر in you aresiz (gerçekten) isenizہو تم kuntum
believersinananlarایمان لانے والے mu'minīna١ Onlygerçektenبیشک innamā the believersMü'minlerمومن l-mu'minūna (are) those whoo kimselerdir kiوہ لوگ ہیں alladhīna whenzamanجب idhā is mentionedanıldığıذکر کیا جاتا ہے dhukira Allahاللہ کا l-lahu feel fearürperirڈر جاتے ہیں wajilat
their heartsyürekleriدل ان کے qulūbuhum and whenve zamanاور جب wa-idhā are recitedokunduğuپڑھی جاتی ہیں tuliyat to themkendilerineان پر ʿalayhim His VersesO'nun ayetleriاس کی آیات āyātuhu they increase themartırırوہ بڑھا دیتی ہیں ان کو zādathum (in) faithimanlarınıایمان میں īmānan and uponveاور پر waʿalā their LordRablerineاپنے رب rabbihim
they put their trusttevekkül ederlerوہ توکل کرتے ہیں yatawakkalūna٢ Those whoonlar kiوہ لوگ alladhīna establishkılarlarجو قائم کرتے ہیں yuqīmūna the prayernamazlarınıنماز l-ṣalata and out of whatve verdiğimiz rızıktanاور اس میں سے جو wamimmā We have provided themرزق دیا ہم نے ان کو razaqnāhum
they spend(Allah için) harcarlarوہ خرچ کرتے ہیں yunfiqūna٣ Those işteیہی لوگ ہیں ulāika they areonlardırوہ جو humu the believersmü'minlerمومن ہیں l-mu'minūna (in) truthgerçekسچے ḥaqqan For themonlara vardırان کے لیے lahum (are) ranksderecelerدرجے ہیں darajātun withkatındaکے پاس ʿinda
their LordRablerininان کے رب rabbihim and forgivenessve bağışlanmaاور بخشش wamaghfiratun and a provisionve rızıkاور رزق ہے wariz'qun nobletükenmezعزت والا karīmun٤ Asnitekimجیسا کہ kamā brought you outseni çıkardığı zamanنکالا تجھ کو akhrajaka your LordRabbinتیرے رب نے rabbuka
fromevindenسے min your homeتیرے گھر baytika in truthhak uğrunaحق کے ساتھ bil-ḥaqi while indeedgerçekten deاور بیشک wa-inna a partybir kısmıایک گروہ farīqan amongmü'minlerdenمیں سے mina the believersمومنوں l-mu'minīna certainly dislikedbundan hoşlanmıyorduالبتہ ناپسند کرنے والا تھا lakārihūna٥
They dispute with youseninle tartışıyorlardıوہ جھگڑ رہے تھے آپ سے yujādilūnaka concerningdairمیں the truthhakkaحق l-ḥaqi after whatsonraبعد اس کے جو baʿdamā was made clearortaya çıktıktanواضح ہوگیا tabayyana as ifgibiگویا کہ ka-annamā they were drivensürülüyorlarmışوہ ہانکے جارہے تھے yusāqūna toölümeطرف ilā [the] deathموت کی l-mawti while theyve onlarاور وہ wahum
(were) lookinggözleri göre göreدیکھ رہے تھے yanẓurūna٦ And wheno zamanاور جب wa-idh promised yousize va'dediyorduوعدہ کررہا تھا تم سے yaʿidukumu Allahاللہ l-lahu onebirininایک کا iḥ'dā (of) the two groups iki topluluktanدو گروہوں میں سے l-ṭāifatayni that it (would be)muhakkakبیشک وہ annahā
for you sizin olduğunuتمہارے لیے ہے lakum and you wishedsiz de istiyordunuzاور تم چاہتے تھے watawaddūna thatgerçektenبیشک anna (one) other thanhaliبغیر ghayra thatوالے dhāti (of) the armedkuvvetsiz olanınہتھیار (والے) l-shawkati would beolmasınıہوں takūnu for yousizinتمہارے لیے lakum
But intendedoysa istiyorduاور چاہتا تھا wayurīdu Allahاللہ l-lahu togerçekleştirmekکہ an justifyثابت کردے yuḥiqqa the truthhakkıحق کو l-ḥaqa by His wordssözleriyleاپنے کلمات کے ساتھ۔ اپنے ارشادات کے ساتھ bikalimātihi and cut offve kesmekاور کاٹ ڈالے wayaqṭaʿa (the) rootsardınıجڑ dābira (of) the disbelieverskafirlerinکافروں کی l-kāfirīna
٧ That He might justifyta ki gerçekleştirsinتاکہ ثابت کردے liyuḥiqqa the truthhakkıحق کو l-ḥaqa and prove falseve ortadan kaldırsınاور باطل کردے wayub'ṭila the falsehoodbatılıباطل کو l-bāṭila even ifşayetاور اگرچہ walaw disliked (it)istemese (bile)ناپسند کریں kariha the criminalssuçlularمجرم لوگ l-muj'rimūna٨
١٧٨
‹ 176page 177 of the printed Mushaf178 ›