وَٱذۡكُرُوٓاۡ إِذۡ أَنتُمۡ قَلِيلٌ مُّسۡتَضۡعَفُونَ فِى ٱلۡأَرۡضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ ٱلنَّاسُ فَـَٔـاوَىٰكُمۡ وَأَيَّدَكُم بِنَصۡرِهِۦ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَـٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ٢٦

And rememberdüşünün kiاور یاد کروwa-udh'kurūwhenbir zamanجبidhyousizتمantum(were) fewaz idinizتھوڑے تھےqalīlun(and) deemed weakhırpalanıyordunuzکمزور سمجھے جاتے تھےmus'taḍʿafūnainyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍifearingkorkuyordunuzتم ڈرتے تھےtakhāfūnathatsizi kapıp götürmesindenکہanmight do away with youاچانک لیں گے تم کوyatakhaṭṭafakumuthe meninsanlarınلوگl-nāsuthen He sheltered you(Allah) sizi barındırdıپھر اس نے جائے پناہ دی تم کوfaāwākumand strengthened youve sizi desteklediاور تائید کی تمہاریwa-ayyadakumwith His helpyardımıyleساتھ اپنی مدد کےbinaṣrihiand provided youve sizi beslediاور رزق دیا تم کوwarazaqakumofgüzel şeylerleمیں سےminathe good thingsپاکیزہ چیزوںl-ṭayibātiso that you maybelkiتاکہ تمlaʿallakum(be) thankfulşükredersinizتم شکر ادا کروtashkurūna

26 And remember when you were few and oppressed in the land, fearing that people might abduct you, but He sheltered you, supported you with His victory, and provided you with good things - that you might be grateful.

26 Yeryüzünde az sayıda olduğunuz ve zayıf sayıldığınız için insanların sizi esir olarak alıp götürmesinden korktuğunuz zamanları, hatırlayın. Allah, şükredesiniz diye sizi barındırmış, yardımıyla desteklemiş, temiz şeylerle rızıklandırmıştır.

26 Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız. İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz, öyle iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve şükretmeniz için temizlerinden rızık verdi.

26 اور اس وقت کو یاد کرو جب تم زمین (مکہ) میں قلیل اور ضعیف سمجھے جاتے تھے اور ڈرتے رہتے تھے کہ لوگ تمہیں اُڑا (نہ) لے جائیں (یعنی بےخان وماں نہ کردیں) تو اس نے تم کو جگہ دی اور اپنی مدد سے تم کو تقویت بخشی اور پاکیزہ چیزیں کھانے کو دیں تاکہ (اس کا) شکر کرو

26 یاد کرو وہ وقت جبکہ تم تھوڑے تھے، زمین میں تم کو بے زور سمجھا جاتا تھا، تم ڈرتے رہتے تھے کہ کہیں لوگ تمہیں مِٹا نہ دیں۔ پھر اللہ نے تم کو جائے پناہ مہیا کر دی، اپنی مدد سے تمہارے ہاتھ مضبوط کیے اور تمہیں اچھا رزق پہنچایا ، شاید کہ تم شکر گزار بنو۔1

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ لَا تَخُونُواۡ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ وَتَخُونُوٓاۡ أَمَـٰنَـٰتِكُمۡ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ٢٧

O youeyاےyāayyuhāwhokimselerلوگوalladhīnabelieveinanan(lar)جو ایمان لائے ہوāmanū(Do) nothiyanet etmeyinنہbetrayتم خیانت کروtakhūnūAllahAllah'aاللہ سےl-lahaand the Messengerve Elçisineاور رسول سےwal-rasūlaor betrayhiyanet ederekاور نہ تم خیانت کروwatakhūnūyour trustsemanetlerinizeآپس کی امانتوں میںamānātikumwhile youve sizاور تمwa-antumknowbildiğiniz haldeتم جانتے ہوtaʿlamūna

27 O you who have believed, do not betray Allah and the Messenger or betray your trusts while you know [the consequence].

27 Ey inananlar! Allah'a ve Peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere bile bile hıyanet etmiş olursunuz.

27 Ey iman edenler! Allah'a ve Resul'e hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.

27 اے ایمان والو! نہ تو خدا اور رسول کی امانت میں خیانت کرو اور نہ اپنی امانتوں میں خیانت کرو اور تم (ان باتوں کو) جانتے ہو

27 اے ایمان لانے والو، جانتے بُوجھتے اللہ اور اُس کے رسول ؐ کے ساتھ خیانت نہ کرو، اپنی امانتوں میں1 غداری کے مرتکب نہ ہو

وَٱعۡلَمُوٓاۡ أَنَّمَآ أَمۡوٰلُكُمۡ وَأَوۡلَـٰدُكُمۡ فِتۡنَةٌ وَأَنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجۡرٌ عَظِيمٌ ٢٨

And knowve bilin kiاور جان لوwa-iʿ'lamūthatşüphesizبیشکannamāyour wealthmallarınızمال تمہارےamwālukumand your childrenve çocuklarınızاور اولادیں تمہاریwa-awlādukum(are) a trialbirer fitne(sınav)dırآزمائش ہیںfit'natunAnd thatve süphesizاور بیشکwa-annaAllah Allah('a gelince)اللہ تعالیٰl-lahawith Himo'nun yanındadırاس کے پاسʿindahu(is) a rewardmükafatاجر ہےajrungreatbüyükبڑاʿaẓīmun

28 And know that your properties and your children are but a trial and that Allah has with Him a great reward.

28 Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.

28 Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.

28 اور جان رکھو کہ تمہارا مال اور اولاد بڑی آزمائش ہے اور یہ کہ خدا کے پاس (نیکیوں کا) بڑا ثواب ہے

28 اور جان رکھو کہ تمہارے مال اور تمہاری اولاد حقیقت میں سامانِ آزمائش ہیں1 اور اللہ کےپاس اجر دینے کے لیے بہت کچھ ہے

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاۡ إِن تَتَّقُواۡ ٱللَّهَ يَجۡعَل لَّكُمۡ فُرۡقَانًا وَيُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔـاتِكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ‌ۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ٢٩

O youEyاےyāayyuhāwhokimselerلوگوalladhīnabelieveinanan(lar)جو ایمان لائے ہوāmanūIfeğerاگرinyou fearkorkarsanızتم ڈرو گےtattaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaHe will grantO verirبنا دے گاyajʿalyousizeتمہارے لیےlakuma criterioniyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayışکسوٹیfur'qānanand will removeve örterاور دور کردے گاwayukaffirfrom yousizinتم سےʿankumyour evil deedskötülükleriniziتمہاری برائیاںsayyiātikumand forgiveve bağışlarاور بخش دے گاwayaghfiryousiziتم کوlakumAnd AllahAllahاور اللہwal-lahu(is) the Possessorsahibidirوالا ہےdhū(of) Bountylutufفضلl-faḍlithe Greatbüyükبڑےl-ʿaẓīmi

29 O you who have believed, if you fear Allah, He will grant you a criterion and will remove from you your misdeeds and forgive you. And Allah is the possessor of great bounty.

29 Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.

29 Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırdedecek bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.

29 مومنو! اگر تم خدا سے ڈرو گے تو وہ تمہارے لیے امر فارق پیدا کردے گا (یعنی تم کو ممتاز کردے گا) تو وہ تمہارے گناہ مٹادے گا اور تمہیں بخش دے گا۔ اور خدا بڑا فضل والا ہے

29 اے ایمان لانے والو، اگر تم خدا ترسی اختیار کرو گے تو اللہ تمہارے لیے کسوٹی بہم پہنچا دے گا 1اور تمہاری بُرائیوں کو تم سے دور کرے گا، اور تمہارے قصور معاف کرے گا۔ اللہ بڑا فضل فرمانے والا ہے

وَإِذۡ يَمۡكُرُ بِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ لِيُثۡبِتُوكَ أَوۡ يَقۡتُلُوكَ أَوۡ يُخۡرِجُوكَ‌ۚ وَيَمۡكُرُونَ وَيَمۡكُرُ ٱللَّهُ‌ۖ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلۡمَـٰكِرِينَ ٣٠

And whenve haniاور جبwa-idhplottedtuzak kuruyorlardıچالیں چل رہے تھےyamkuruagainst yousanaتیرے ساتھbikathose whokimselerوہ لوگalladhīnadisbelievedinkar edenlerجنہوں نے کفر کیاkafarūthat they restrain youseni tutup bağlamaları içinتاکہ قید کرلیں تجھ کوliyuth'bitūkaorveyaیاawkill youöldürmeleri içinقتل کرلیں تجھ کوyaqtulūkaorya daیاawdrive you outsürmeleri içinنکال دیں تجھ کوyukh'rijūkaAnd they were planningonlar tuzak kurarlarkenاور وہ چالیں چل رہے تھےwayamkurūnaand (also) was planningtuzak kuruyorduاور تدبیر کر رہا تھاwayamkuruAllahAllah daاللہl-lahuAnd AllahAllahاور اللہwal-lahuis (the) Besten iyisidirسب سے بہترkhayru(of) the Plannerstuzak kuranlarınتدبیر کرنے والا ہےl-mākirīna

30 And [remember, O Muhammad], when those who disbelieved plotted against you to restrain you or kill you or evict you [from Makkah]. But they plan, and Allah plans. And Allah is the best of planners.

30 İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.

30 Hani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah tuzakların en hayırlısını kurar.

30 اور (اے محمدﷺ اس وقت کو یاد کرو) جب کافر لوگ تمہارے بارے میں چال چل رہے تھے کہ تم کو قید کر دیں یا جان سے مار ڈالیں یا (وطن سے) نکال دیں تو (ادھر تو) وہ چال چل رہے تھے اور (اُدھر) خدا چال چل رہا تھا۔ اور خدا سب سے بہتر چال چلنے والا ہے

30 وہ وقت بھی یاد کرنے کے قابل ہے جبکہ منکرینِ حق تیرے خلاف تدبیریں سوچ رہے تھے کہ تجھے قید کر دیں یا قتل کر ڈالیں یا جلا وطن کر دیں۔1 وہ اپنی چالیں چل رہے تھے اور اللہ اپنی چال چل رہا تھا اور اللہ سب سے بہترین چال چلنے والا ہے

وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَـٰتُنَا قَالُواۡ قَدۡ سَمِعۡنَا لَوۡ نَشَآءُ لَقُلۡنَا مِثۡلَ هَـٰذَآ‌ۙ إِنۡ هَـٰذَآ إِلَّآ أَسَـٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٣١

And whenzamanاور جبwa-idhāare recitedokunduğuپڑھی جاتی ہیںtut'lāto themonlaraان پرʿalayhimOur Versesayetlerimizآیات ہماریāyātunāthey saydedilerوہ کہتے ہیںqālūVerilymuhakkakتحقیقqadwe have heardİşittikپم نے سن لیاsamiʿ'nāifşayetاگرlawwe wishistesekہم چاہیںnashāusurely, we could saybiz de söylerizیقینا ہم کہہ سکتے ہیںlaqul'nālikegibisiniمانندmith'lathisbununاس کےhādhāNotbuنہیںinis thisیہhādhābutancakمگرillātalesmasallarındandırکہانیاں ہیںasāṭīru(of) the former (people)evvelkilerinپہلوں کیl-awalīna

31 And when Our verses are recited to them, they say, "We have heard. If we willed, we could say [something] like this. This is not but legends of the former peoples."

31 Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, "İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır" derlerdi.

31 Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı.

31 اور جب ان کو ہماری آیتیں پڑھ کر سنائی جاتی ہیں تو کہتے ہیں (یہ کلام) ہم نے سن لیا ہے اگر ہم چاہیں تو اسی طرح کا (کلام) ہم بھی کہہ دیں اور یہ ہے ہی کیا صرف اگلے لوگوں کی حکایتیں ہیں

31 جب ان کو ہماری آیات سنائی جاتی تھیں تو کہتے تھے کہ“ہاں سُن لیا ہم نے، ہم چاہیں تو ایسی ہی باتیں ہم بھی بنا سکتے ہیں، یہ تو وہی پُرانی کہانیاں ہیں جو پہلے سے لوگ کہتے چلے آ رہے ہیں "

وَإِذۡ قَالُواۡ ٱللَّهُمَّ إِن كَانَ هَـٰذَا هُوَ ٱلۡحَقَّ مِنۡ عِندِكَ فَأَمۡطِرۡ عَلَيۡنَا حِجَارَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ أَوِ ٱئۡتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ٣٢

And whenve haniاور جبwa-idhthey saiddemişlerdiانہوں نے کہاqālūO AllahAllah'ımاے اللہl-lahumaIfeğerاگرinwasiseہےkānathisbuیہhādhā[it](kişi)وہیhuwathe truthbir gerçekحقl-ḥaqa[of]senin yanından gelmişسےminfrom Youتیرے پاسʿindikathen (send) rainyağdırتو برساfa-amṭirupon usbaşımızaہم پرʿalaynā(of) stonestaşپتھرḥijāratanfromgöktenسےminathe skyآسمانl-samāioryahutیاawibring (upon) usbize getirلے آ ہمارے پاسi'tināa punishmentbir azabعذابbiʿadhābinpainfulacıklıدردناکalīmin

32 And [remember] when they said, "O Allah, if this should be the truth from You, then rain down upon us stones from the sky or bring us a painful punishment."

32 "Allah'ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" demişlerdi.

32 Bir vakit de, "Ey Allah, eğer bu Senin katından gelmiş bir hak kitap ise, hiç durma üstümüze gökten taşlar yağdır veya bize daha acı bir azap ver" demişlerdi.

32 اور جب انہوں نے کہا کہ اے خدا اگر یہ (قرآن) تیری طرف سے برحق ہے تو ہم پر آسمان سے پتھر برسا یا کوئی اور تکلیف دینے والا عذاب بھیج

32 اور وہ بات بھی یا د ہے جو اُنہوں نے کہی تھی کہ ”خدایا اگر یہ واقعی حق ہے اور تیری طرف سے ہے تو ہم پر آسمان سے پتھر برسا دے یا کوئی دردناک عذاب ہم پر لے آ۔“1

وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمۡ وَأَنتَ فِيهِمۡ‌ۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ مُعَذِّبَهُمۡ وَهُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ ٣٣

But notoysaاور نہیںwamāisdeğildiہےkāna(for) AllahAllahاللہl-lahuthat He punishes themonlara azab edecekکہ عذاب دے ان کوliyuʿadhibahumwhile youve senاور آپwa-anta(are) among themonların içinde bulundukçaان میں (موجود ہیں)fīhimand notveاور نہیںwamāisdeğildiہےkānaAllahاللہl-lahuthe One Who punishes themonlara azab edecekعذاب دینے والا ان کوmuʿadhibahumwhile theyve onlarاس حال میں کہ وہwahumseek forgivenessistiğfar ederlerkenاستغفار کرتے ہوںyastaghfirūna

33 But Allah would not punish them while you, [O Muhammad], are among them, and Allah would not punish them while they seek forgiveness.

33 Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir.

33 Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir.

33 اور خدا ایسا نہ تھا کہ جب تک تم ان میں سے تھے انہیں عذاب دیتا۔ اور ایسا نہ تھا کہ وہ بخششیں مانگیں اور انہیں عذاب دے

33 اُس وقت تو اللہ ان پر عذاب نازل کرنے والا نہ تھا جبکہ تُو ان کے درمیان موجود تھا۔ اور نہ اللہ کا یہ قاعدہ ہے کہ لوگ استغفار کر رہے ہوں اور وہ اُن کو عذاب دیدے۔1

Surah 8 / Al-Anfal / The Spoils of War سورة الأنفال 181
And rememberdüşünün kiاور یاد کرو wa-udh'kurū whenbir zamanجب idh yousizتم antum (were) fewaz idinizتھوڑے تھے qalīlun (and) deemed weakhırpalanıyordunuzکمزور سمجھے جاتے تھے mus'taḍʿafūna inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi fearingkorkuyordunuzتم ڈرتے تھے takhāfūna
thatsizi kapıp götürmesindenکہ an might do away with youاچانک لیں گے تم کو yatakhaṭṭafakumu the meninsanlarınلوگ l-nāsu then He sheltered you(Allah) sizi barındırdıپھر اس نے جائے پناہ دی تم کو faāwākum and strengthened youve sizi desteklediاور تائید کی تمہاری wa-ayyadakum with His helpyardımıyleساتھ اپنی مدد کے binaṣrihi and provided youve sizi beslediاور رزق دیا تم کو warazaqakum
ofgüzel şeylerleمیں سے mina the good thingsپاکیزہ چیزوں l-ṭayibāti so that you maybelkiتاکہ تم laʿallakum (be) thankfulşükredersinizتم شکر ادا کرو tashkurūna٢٦ O youeyاے yāayyuhā whokimselerلوگو alladhīna believeinanan(lar)جو ایمان لائے ہو āmanū
(Do) nothiyanet etmeyinنہ betrayتم خیانت کرو takhūnū AllahAllah'aاللہ سے l-laha and the Messengerve Elçisineاور رسول سے wal-rasūla or betrayhiyanet ederekاور نہ تم خیانت کرو watakhūnū your trustsemanetlerinizeآپس کی امانتوں میں amānātikum while youve sizاور تم wa-antum knowbildiğiniz haldeتم جانتے ہو taʿlamūna
٢٧ And knowve bilin kiاور جان لو wa-iʿ'lamū thatşüphesizبیشک annamā your wealthmallarınızمال تمہارے amwālukum and your childrenve çocuklarınızاور اولادیں تمہاری wa-awlādukum (are) a trialbirer fitne(sınav)dırآزمائش ہیں fit'natun And thatve süphesizاور بیشک wa-anna Allah Allah('a gelince)اللہ تعالیٰ l-laha
with Himo'nun yanındadırاس کے پاس ʿindahu (is) a rewardmükafatاجر ہے ajrun greatbüyükبڑا ʿaẓīmun٢٨ O youEyاے yāayyuhā whokimselerلوگو alladhīna believeinanan(lar)جو ایمان لائے ہو āmanū Ifeğerاگر in you fearkorkarsanızتم ڈرو گے tattaqū
AllahAllah'tanاللہ سے l-laha He will grantO verirبنا دے گا yajʿal yousizeتمہارے لیے lakum a criterioniyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayışکسوٹی fur'qānan and will removeve örterاور دور کردے گا wayukaffir from yousizinتم سے ʿankum your evil deedskötülükleriniziتمہاری برائیاں sayyiātikum and forgiveve bağışlarاور بخش دے گا wayaghfir
yousiziتم کو lakum And AllahAllahاور اللہ wal-lahu (is) the Possessorsahibidirوالا ہے dhū (of) Bountylutufفضل l-faḍli the Greatbüyükبڑے l-ʿaẓīmi٢٩ And whenve haniاور جب wa-idh plottedtuzak kuruyorlardıچالیں چل رہے تھے yamkuru against yousanaتیرے ساتھ bika those whokimselerوہ لوگ alladhīna
disbelievedinkar edenlerجنہوں نے کفر کیا kafarū that they restrain youseni tutup bağlamaları içinتاکہ قید کرلیں تجھ کو liyuth'bitūka orveyaیا aw kill youöldürmeleri içinقتل کرلیں تجھ کو yaqtulūka orya daیا aw drive you outsürmeleri içinنکال دیں تجھ کو yukh'rijūka And they were planningonlar tuzak kurarlarkenاور وہ چالیں چل رہے تھے wayamkurūna and (also) was planningtuzak kuruyorduاور تدبیر کر رہا تھا wayamkuru
AllahAllah daاللہ l-lahu And AllahAllahاور اللہ wal-lahu is (the) Besten iyisidirسب سے بہتر khayru (of) the Plannerstuzak kuranlarınتدبیر کرنے والا ہے l-mākirīna٣٠ And whenzamanاور جب wa-idhā are recitedokunduğuپڑھی جاتی ہیں tut'lā to themonlaraان پر ʿalayhim Our Versesayetlerimizآیات ہماری āyātunā
they saydedilerوہ کہتے ہیں qālū Verilymuhakkakتحقیق qad we have heardİşittikپم نے سن لیا samiʿ'nā ifşayetاگر law we wishistesekہم چاہیں nashāu surely, we could saybiz de söylerizیقینا ہم کہہ سکتے ہیں laqul'nā likegibisiniمانند mith'la thisbununاس کے hādhā Notbuنہیں in is thisیہ hādhā butancakمگر illā
talesmasallarındandırکہانیاں ہیں asāṭīru (of) the former (people)evvelkilerinپہلوں کی l-awalīna٣١ And whenve haniاور جب wa-idh they saiddemişlerdiانہوں نے کہا qālū O AllahAllah'ımاے اللہ l-lahuma Ifeğerاگر in wasiseہے kāna thisbuیہ hādhā
[it](kişi)وہی huwa the truthbir gerçekحق l-ḥaqa [of]senin yanından gelmişسے min from Youتیرے پاس ʿindika then (send) rainyağdırتو برسا fa-amṭir upon usbaşımızaہم پر ʿalaynā (of) stonestaşپتھر ḥijāratan fromgöktenسے mina the skyآسمان l-samāi
oryahutیا awi bring (upon) usbize getirلے آ ہمارے پاس i'tinā a punishmentbir azabعذاب biʿadhābin painfulacıklıدردناک alīmin٣٢ But notoysaاور نہیں wamā isdeğildiہے kāna (for) AllahAllahاللہ l-lahu that He punishes themonlara azab edecekکہ عذاب دے ان کو liyuʿadhibahum
while youve senاور آپ wa-anta (are) among themonların içinde bulundukçaان میں (موجود ہیں) fīhim and notveاور نہیں wamā isdeğildiہے kāna Allahاللہ l-lahu the One Who punishes themonlara azab edecekعذاب دینے والا ان کو muʿadhibahum while theyve onlarاس حال میں کہ وہ wahum seek forgivenessistiğfar ederlerkenاستغفار کرتے ہوں yastaghfirūna٣٣
١٨١
‹ 179page 180 of the printed Mushaf181 ›