وَعَلَى ٱلثَّلَـٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُواۡ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَرۡضُ بِمَا رَحُبَتۡ وَضَاقَتۡ عَلَيۡهِمۡ أَنفُسُهُمۡ وَظَنُّوٓاۡ أَن لَّا مَلۡجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيۡهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡ لِيَتُوبُوٓاۡ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ ١١٨

And onveاور اوپرwaʿalāthe threeüçünün (kişinin)تین کےl-thalāthati(of) those whogeri bırakılanوہ لوگalladhīnawere left behindجن کا معاملہ ملتوی کردیا گیاkhullifūuntilhattaیہاں تک کہḥattāwhendar gelmiştiجبidhā(was) straitenedتنگ ہوگئیḍāqatfor thembaşlarınaان پرʿalayhimuthe earthdünyaزمینl-arḍuthoughrağmenباوجود اس کےbimāit was vastgenişliğineجو وہ کھلی تھیraḥubatAnd (was) straitenedve sıkıldıkça sıkılmışاور تنگ ہوگئےwaḍāqatfor themonlarınان پرʿalayhimtheir own soulscanlarıان کے نفسanfusuhumand they were certainve anlamışlardıاور انہوں نے جان لیا۔ یقین کرلیاwaẓannūthatolmadığınıکہan(there is) noنہیںrefugebir çareکوئی جائے پناہmalja-afromAllahtanسےminaAllahاللہl-lahiexceptbaşkaمگرillāto Himyine kendisindenاس کی طرفilayhiThensonraپھرthummaHe turned (in mercy)tevbesini kabul buyurduوہ مہربان ہواtābato themonlarınان پرʿalayhimthat they may repenttevbe etsinlerتاکہ وہ توبہ کریںliyatūbūIndeedçünküبیشکinnaAllahاللہ تعالیٰl-lahaHeOوہیhuwa(is) the Acceptor of repentancetevbeyi çok kabul edenتوبہ قبول کرنے والاl-tawābuthe Most Mercifulçok esirgeyendirمہربان ہےl-raḥīmu

118 And [He also forgave] the three who were left behind [and regretted their error] to the point that the earth closed in on them in spite of its vastness and their souls confined them and they were certain that there is no refuge from Allah except in Him. Then He turned to them so they could repent. Indeed, Allah is the Accepting of repentance, the Merciful.

118 Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.

118 Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.

118 اور ان تینوں پر بھی جن کا معاملہ ملتوی کیا گیا تھا۔ یہاں تک کہ جب اُنہیں زمین باوجود فراخی کے ان پر تنگ ہوگئی اور ان کے جانیں بھی ان پر دوبھر ہوگئیں۔ اور انہوں نے جان لیا کہ خدا (کے ہاتھ) سے خود اس کے سوا کوئی پناہ نہیں۔ پھر خدا نے ان پر مہربانی کی تاکہ توبہ کریں۔ بےشک خدا توبہ قبول کرنے والا مہربان ہے

118 اور اُن تینوں کو بھی اُس نے معاف کیا جن کے معاملے کو ملتوی کر دیا گیا تھا 1۔ جب زمین اپنی ساری وسعت کے باوجوداُن پر تنگ ہو گئی اور اُن کی اپنی جانیں بھی اُن پر بار ہو نے لگیں اور انہوں نے جان لیا کہ اللہ سے بچنے کے لیے کوئی جائے پناہ خود اللہ ہی کے دامنِ رحمت کے سوا نہیں ہے، تو اللہ اپنی مہربانی سے اُن کی طرف پلٹا تاکہ وہ اُس کی طرف پلٹ آئیں ، یقیناً وہ بڑا معاف کرنے والا اور رحیم ہے۔2

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ ٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَكُونُواۡ مَعَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ١١٩

O you who believeEyاے لوگوyāayyuhāO you who believekimselerجوalladhīnaO you who believeinanan(lar)ایمان لائے ہوāmanūFearkorkunڈروittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand beve olunاور ہوجاؤwakūnūwithberaberکے ساتھmaʿathose who are truthfuldoğrularlaسچے لوگوںl-ṣādiqīna

119 O you who have believed, fear Allah and be with those who are true.

119 Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.

119 Ey iman edenler! Allah'dan korkun ve doğrularla beraber olun.

119 اے اہل ایمان! خدا سے ڈرتے رہو اور راست بازوں کے ساتھ رہو

119 اے لوگو جو ایمان لائے ہو، اللہ سے ڈرو اور سچے لوگوں کا ساتھ دو

مَا كَانَ لِأَهۡلِ ٱلۡمَدِينَةِ وَمَنۡ حَوۡلَهُم مِّنَ ٱلۡأَعۡرَابِ أَن يَتَخَلَّفُواۡ عَن رَّسُولِ ٱللَّهِ وَلَا يَرۡغَبُواۡ بِأَنفُسِهِمۡ عَن نَّفۡسِهِۦ‌ۚ ذٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ لَا يُصِيبُهُمۡ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخۡمَصَةٌ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَطَــُٔونَ مَوۡطِئًا يَغِيظُ ٱلۡكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنۡ عَدُوٍّ نَّيۡلاً إِلَّا كُتِبَ لَهُم بِهِۦ عَمَلٌ صَـٰلِحٌ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ١٢٠

Notonlara yakışmazنہیںit wasہےkāna(for) the peoplehalkınınوالوں کے لیےli-ahliof the MadinahMedineمدینہl-madīnatiand whove kimselerinاور جوwamanwere around themonların çevresindenان کے آس پاس تھےḥawlahumofbedevi Araplardanمیں سےminathe bedouinsاعرابl-aʿrābithatgeri kalmalarıکہanthey remain behindوہ پیچھے رہ جائیںyatakhallafūafterElçisindenسےʿanthe Messengerرسولrasūliof AllahAllah'ınاللہ کےl-lahiand notveاور نہwalāthey preferkaygısına düşmeleriوہ بےپرواہ ہوں۔ نہ منہ موڑیںyarghabūtheir liveskendi canlarınınاپنے نفسوں کی وجہ سےbi-anfusihimtoonun canından önceʿanhis lifeآپ کی ذات سے (ہٹ کر)nafsihiThat isböyledirیہdhālikabecause [they]çünküبوجہ اس کے کہ بیشک انہیںbi-annahum(does) notyoktur kiنہیںafflict themonların çekmeleriپہنچی ان کوyuṣībuhumthirstbir susuzlukپیاسẓama-onand notve yoktur kiاور نہwalāfatiguebir yorgunlukتھکاوٹnaṣabunand notve yoktur kiاور نہwalāhungerbir açlıkبھوکmakhmaṣatuninyolundaمیں(the) wayراستےsabīli(of) AllahAllahاللہ کےl-lahiand notve yoktur kiاور نہیںwalāthey stepayak basmalarıانہوں نے لتاڑاyaṭaūnaany stepbir yereکسی لتاڑنے کی جگہ کوmawṭi-anthat angersöfkelendirecekکہ غصہ دلائےyaghīẓuthe disbelieverskâfirleriکفار کوl-kufāraand notve yoktur kiاور نہwalāthey inflictsağlamalarıانہوں نے لیاyanālūnaondüşman karşısındaسےminan enemyکسی دشمنʿaduwwinan inflictionbir başarıکچھ لیناnaylanexceptmutlakaمگرillāis recordedyazıl(masın)لکھا گیاkutibafor themkendileri içinان کے لیےlahumin itonunlaساتھ اس کےbihi(as) a deedbir amelعملʿamalunrighteoussalihنیکṣāliḥunIndeedşüphesizبیشکinnaAllahاللہ تعالیٰl-laha(does) notzayi etmezنہیںallow to be lostecirleriniضائع کرتاyuḍīʿuthe rewardiyilik edenlerinاجرajra(of) the good-doersharcamalarıمحسنوں کاl-muḥ'sinīna

120 It was not [proper] for the people of Madinah and those surrounding them of the bedouins that they remain behind after [the departure of] the Messenger of Allah or that they prefer themselves over his self. That is because they are not afflicted by thirst or fatigue or hunger in the cause of Allah, nor do they tread on any ground that enrages the disbelievers, nor do they inflict upon an enemy any infliction but that is registered for them as a righteous deed. Indeed, Allah does not allow to be lost the reward of the doers of good.

120 Medinelilere ve çevrelerinde bulunan Bedevilere, savaşta Allah'ın Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa uğramak, kafirleri kızdıracak bir yeri işgal etmek ve düşmana başarı kazanmak karşılığında, onların yararlı bir iş yaptıkları mutlaka yazılır. Doğrusu Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.

120 Medine halkına ve civardaki bedevilere, Resulullah'ın emrine aykırı hareket etmek uygun olmadığı gibi, onun katlandığı zahmetlere öbürlerinin katlanmaya yanaşmamaları da yakışık almaz. Çünkü onların Allah yolunda çektikleri hiçbir susuzluk, hiçbir yorgunluk ve hiçbir açlık, ayrıca kâfirleri öfkelendirecek ayak bastıkları hiçbir yer veya düşmana karşı elde ettikleri hiçbir başarı yoktur ki, karşılığında kendilerine salih bir amel yazılmış olmasın. Çünkü Allah, güzel iş yapanların mükafatını zayi etmez.

120 اہل مدینہ کو اور جو ان کے آس پاس دیہاتی رہتے ہیں ان کو شایاں نہ تھا کہ پیغمبر خدا سے پیچھے رہ جائیں اور نہ یہ کہ اپنی جانوں کو ان کی جان سے زیادہ عزیز رکھیں۔ یہ اس لیے کہ انہیں خدا کی راہ میں تکلیف پہنچتی ہے پیاس کی، محنت کی یا بھوک کی یا وہ ایسی جگہ چلتے ہیں کہ کافروں کو غصہ آئے یا دشمنوں سے کوئی چیز لیتے ہیں تو ہر بات پر ان کے لیے عمل نیک لکھا جاتا ہے۔ کچھ شک نہیں کہ خدا نیکو کاروں کا اجر ضائع نہیں کرتا

120 مدینے کے باشندوں اور گرد و نواح کے بدویوں کو یہ ہرگز زبیا نہ تھا کہ اللہ کے رسول کو چھوڑ کر گھر بیٹھ رہتے اور اس کی طرف سے بے پروا ہو کر اپنے اپنے نفس کی فکر میں لگ جاتے اس لیے کہ ایسا کبھی نہ ہوگا کہ اللہ کی راہ میں بھوک پیاس اور جسمانی مشقت کی کوئی تکلیف وہ جھیلیں، اور منکرین حق کو جو راہ ناگوار ہے اُس پر کوئی قدم وہ اٹھائیں، اور کسی دشمن سے (عداوت حق کا) کا کوئی انتقام وہ لیں اور اس کے بدلے ان کے حق میں ایک عمل صالح نہ لکھا جائے یقیناً اللہ کے ہاں محسنوں کا حق الخدمت مارا نہیں جاتا ہے

وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقۡطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمۡ لِيَجۡزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحۡسَنَ مَا كَانُواۡ يَعۡمَلُونَ ١٢١

And notve yoktur kiاور نہیںwalāthey spendsarfettikeriخرچ کیا انہوں نےyunfiqūnaany spendingbir masrafکوئی خرچ کرناnafaqatansmallküçükچھوٹاṣaghīratanand notveاور نہwalābigbüyükکوئی بڑاkabīratanand notve yoktur kiاور نہیںwalāthey crossbir geçmeleriپار کی انہوں نےyaqṭaʿūnaa valleyvadiyiکوئی وادیwādiyanbutmutlakaمگرillāis recordedyazı(lmasın)لکھا گیاkutibafor themonların lehineان کے لیےlahumthat Allah may reward themonları mükafatlandırması içinتاکہ بدلہ دے ان کوliyajziyahumuthat Allah may reward themAllah'ınاللہl-lahuthe besten güzeliyleبہترین کاaḥsana(of) whatşeylerinجوthey used (to)olduklarıکچھ تھےkānūdoyapıyorlarوہ عمل کرتےyaʿmalūna

121 Nor do they spend an expenditure, small or large, or cross a valley but that it is registered for them that Allah may reward them for the best of what they were doing.

121 Allah, yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde kendilerine vermek üzere, az veya çok sarfettikleri her şey, yürüdükleri her yol, onlar için yazılır.

121 Onların, Allah yolunda yaptıkları küçük veya büyük her harcama veya geçtikleri her vadi karşılığında, yaptıkları işin daha güzeliyle Allah'ın kendilerini mükâfatlandırması için sevap yazılmaması mümkün değildir.

121 اور (اسی طرح) جو وہ خرچ کرتے ہیں تھوڑا یا بہت یا کوئی میدان طے کرتے ہیں تو یہ سب کچھ ان کے لیے (اعمال صالحہ) میں لکھ لیا جاتا ہے تاکہ خدا ان کو ان کے اعمال کا بہت اچھا بدلہ دے

121 اسی طرح یہ بھی کبھی نہ ہوگا کہ (راہ خدا میں) تھوڑا یا بہت کوئی خرچ وہ اٹھائیں اور (سعی جہاد میں) کوئی وادی وہ پار کریں اور ان کے حق میں اسے لکھ نہ لیا جائے تاکہ اللہ ان کے اس اچھے کارنامے کا صلہ انہیں عطا کرے

۞وَمَا كَانَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لِيَنفِرُواۡ كَآفَّةً‌ۚ فَلَوۡلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرۡقَةٍ مِّنۡهُمۡ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُواۡ فِى ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُواۡ قَوۡمَهُمۡ إِذَا رَجَعُوٓاۡ إِلَيۡهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَحۡذَرُونَ ١٢٢

And notve değillerdiاور نہیں ہے (مناسب)wamāisinananlarکہkāna(for) the believersمومنl-mu'minūnathat they go forthsefere çıkacakضرور وہ نکلیںliyanfirūall togetherhepsi toptanسارے کے سارےkāffatanSo if notgerekmez mi?پھر کیوں نہfalawlāgo forthgeri kalmalarıنکلیnafarafromherسےmineveryہرkulligroupkabiledenگروہ سےfir'qatinamong themiçlerindenان میں سےmin'huma partybir cemaatinایک جماعتṭāifatunthat they may obtain understandingiyice öğrenmek içinتاکہ وہ سمجھ بوجھ پیدا کریںliyatafaqqahūindiniمیںthe religionدینl-dīniand that they may warnve uyarmaları içinاور تاکہ وہ خبردار کریںwaliyundhirūtheir peoplekavimlerineاپنی قوم کوqawmahumwhenzamanجبidhāthey returndönüp geldikleriوہ لوٹیںrajaʿūto themonlaraان کی طرفilayhimso that they maybelkiتاکہlaʿallahumbewaresakınırlar diyeوہ بچیںyaḥdharūna

122 And it is not for the believers to go forth [to battle] all at once. For there should separate from every division of them a group [remaining] to obtain understanding in the religion and warn their people when they return to them that they might be cautious.

122 İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.

122 Bununla beraber müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar.

122 اور یہ تو ہو نہیں سکتا کہ مومن سب کے سب نکل آئیں۔ تو یوں کیوں نہ کیا کہ ہر ایک جماعت میں سے چند اشخاص نکل جاتے تاکہ دین کا (علم سیکھتے اور اس) میں سمجھ پیدا کرتے اور جب اپنی قوم کی طرف واپس آتے تو ان کو ڈر سناتے تاکہ وہ حذر کرتے

122 اور یہ کچھ ضروری نہ تھا کہ اہلِ ایمان سارے کے سارے ہی نکل کھڑے ہوتے، مگر ایسا کیوں نہ ہوا کہ ان کے آبادی کے ہر حصہ میں سے کچھ لوگ نکل کر آتے اور دین کی سمجھ پیدا کرتے اور واپس جا کر اپنے علاقے کے باشندوں کو خبر دار کرتے تاکہ وہ (غیر مسلمانہ روش سے ) پرہیز 1کرتے

Surah 9 / At-Tawbah / The Repentance سورة التوبة 207
And onveاور اوپر waʿalā the threeüçünün (kişinin)تین کے l-thalāthati (of) those whogeri bırakılanوہ لوگ alladhīna were left behindجن کا معاملہ ملتوی کردیا گیا khullifū untilhattaیہاں تک کہ ḥattā whendar gelmiştiجب idhā (was) straitenedتنگ ہوگئی ḍāqat for thembaşlarınaان پر ʿalayhimu the earthdünyaزمین l-arḍu
thoughrağmenباوجود اس کے bimā it was vastgenişliğineجو وہ کھلی تھی raḥubat And (was) straitenedve sıkıldıkça sıkılmışاور تنگ ہوگئے waḍāqat for themonlarınان پر ʿalayhim their own soulscanlarıان کے نفس anfusuhum and they were certainve anlamışlardıاور انہوں نے جان لیا۔ یقین کرلیا waẓannū thatolmadığınıکہ an (there is) noنہیں refugebir çareکوئی جائے پناہ malja-a
fromAllahtanسے mina Allahاللہ l-lahi exceptbaşkaمگر illā to Himyine kendisindenاس کی طرف ilayhi Thensonraپھر thumma He turned (in mercy)tevbesini kabul buyurduوہ مہربان ہوا tāba to themonlarınان پر ʿalayhim that they may repenttevbe etsinlerتاکہ وہ توبہ کریں liyatūbū Indeedçünküبیشک inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha HeOوہی huwa (is) the Acceptor of repentancetevbeyi çok kabul edenتوبہ قبول کرنے والا l-tawābu
the Most Mercifulçok esirgeyendirمہربان ہے l-raḥīmu١١٨ O you who believeEyاے لوگو yāayyuhā O you who believekimselerجو alladhīna O you who believeinanan(lar)ایمان لائے ہو āmanū Fearkorkunڈرو ittaqū AllahAllah'tanاللہ سے l-laha and beve olunاور ہوجاؤ wakūnū withberaberکے ساتھ maʿa
those who are truthfuldoğrularlaسچے لوگوں l-ṣādiqīna١١٩ Notonlara yakışmazنہیں it wasہے kāna (for) the peoplehalkınınوالوں کے لیے li-ahli of the MadinahMedineمدینہ l-madīnati and whove kimselerinاور جو waman were around themonların çevresindenان کے آس پاس تھے ḥawlahum
ofbedevi Araplardanمیں سے mina the bedouinsاعراب l-aʿrābi thatgeri kalmalarıکہ an they remain behindوہ پیچھے رہ جائیں yatakhallafū afterElçisindenسے ʿan the Messengerرسول rasūli of AllahAllah'ınاللہ کے l-lahi and notveاور نہ walā they preferkaygısına düşmeleriوہ بےپرواہ ہوں۔ نہ منہ موڑیں yarghabū their liveskendi canlarınınاپنے نفسوں کی وجہ سے bi-anfusihim
toonun canından önce ʿan his lifeآپ کی ذات سے (ہٹ کر) nafsihi That isböyledirیہ dhālika because [they]çünküبوجہ اس کے کہ بیشک انہیں bi-annahum (does) notyoktur kiنہیں afflict themonların çekmeleriپہنچی ان کو yuṣībuhum thirstbir susuzlukپیاس ẓama-on and notve yoktur kiاور نہ walā fatiguebir yorgunlukتھکاوٹ naṣabun
and notve yoktur kiاور نہ walā hungerbir açlıkبھوک makhmaṣatun inyolundaمیں (the) wayراستے sabīli (of) AllahAllahاللہ کے l-lahi and notve yoktur kiاور نہیں walā they stepayak basmalarıانہوں نے لتاڑا yaṭaūna any stepbir yereکسی لتاڑنے کی جگہ کو mawṭi-an that angersöfkelendirecekکہ غصہ دلائے yaghīẓu
the disbelieverskâfirleriکفار کو l-kufāra and notve yoktur kiاور نہ walā they inflictsağlamalarıانہوں نے لیا yanālūna ondüşman karşısındaسے min an enemyکسی دشمن ʿaduwwin an inflictionbir başarıکچھ لینا naylan exceptmutlakaمگر illā is recordedyazıl(masın)لکھا گیا kutiba for themkendileri içinان کے لیے lahum
in itonunlaساتھ اس کے bihi (as) a deedbir amelعمل ʿamalun righteoussalihنیک ṣāliḥun Indeedşüphesizبیشک inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha (does) notzayi etmezنہیں allow to be lostecirleriniضائع کرتا yuḍīʿu the rewardiyilik edenlerinاجر ajra (of) the good-doersharcamalarıمحسنوں کا l-muḥ'sinīna١٢٠
And notve yoktur kiاور نہیں walā they spendsarfettikeriخرچ کیا انہوں نے yunfiqūna any spendingbir masrafکوئی خرچ کرنا nafaqatan smallküçükچھوٹا ṣaghīratan and notveاور نہ walā bigbüyükکوئی بڑا kabīratan and notve yoktur kiاور نہیں walā they crossbir geçmeleriپار کی انہوں نے yaqṭaʿūna
a valleyvadiyiکوئی وادی wādiyan butmutlakaمگر illā is recordedyazı(lmasın)لکھا گیا kutiba for themonların lehineان کے لیے lahum that Allah may reward themonları mükafatlandırması içinتاکہ بدلہ دے ان کو liyajziyahumu that Allah may reward themAllah'ınاللہ l-lahu the besten güzeliyleبہترین کا aḥsana (of) whatşeylerinجو they used (to)olduklarıکچھ تھے kānū
doyapıyorlarوہ عمل کرتے yaʿmalūna١٢١ And notve değillerdiاور نہیں ہے (مناسب) wamā isinananlarکہ kāna (for) the believersمومن l-mu'minūna that they go forthsefere çıkacakضرور وہ نکلیں liyanfirū all togetherhepsi toptanسارے کے سارے kāffatan
So if notgerekmez mi?پھر کیوں نہ falawlā go forthgeri kalmalarıنکلی nafara fromherسے min everyہر kulli groupkabiledenگروہ سے fir'qatin among themiçlerindenان میں سے min'hum a partybir cemaatinایک جماعت ṭāifatun that they may obtain understandingiyice öğrenmek içinتاکہ وہ سمجھ بوجھ پیدا کریں liyatafaqqahū indiniمیں the religionدین l-dīni
and that they may warnve uyarmaları içinاور تاکہ وہ خبردار کریں waliyundhirū their peoplekavimlerineاپنی قوم کو qawmahum whenzamanجب idhā they returndönüp geldikleriوہ لوٹیں rajaʿū to themonlaraان کی طرف ilayhim so that they maybelkiتاکہ laʿallahum bewaresakınırlar diyeوہ بچیں yaḥdharūna١٢٢
٢٠٧
‹ 205page 206 of the printed Mushaf207 ›