أُوۡلَـٰٓئِكَ لَمۡ يَكُونُواۡ مُعۡجِزِينَ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كَانَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنۡ أَوۡلِيَآءَ‌ۘ يُضَـٰعَفُ لَهُمُ ٱلۡعَذَابُ‌ۚ مَا كَانُواۡ يَسۡتَطِيعُونَ ٱلسَّمۡعَ وَمَا كَانُواۡ يُبۡصِرُونَ ٢٠

Thoseonlarیہی لوگulāikanotdeğillerdirنہlamwill beوہ ہوجائےyakūnū(able to) escapeaciz bırakacakعاجز کرنے والےmuʿ'jizīnainyeryüzündeمیںthe earthزمین (میں)l-arḍiand notyokturاور نہیںwamāisonlarınتھاkānafor themان کے لیےlahumbesidesbaşkaکےminbesidesسواdūniAllahAllah'tanاللہ کےl-lahianydostlarıکوئیminprotectorsمددگارawliyāaAnd will be doubledkat kat artırılırدوگنا کیا جائے گاyuḍāʿafufor themonlar içinان کے لیےlahumuthe punishmentazabعذابl-ʿadhābuNotonlarنہthey wereتھےkānūablegüç yetiremezlerdiوہ استطاعت رکھتےyastaṭīʿūna(to) hearişitmeyeسننے کیl-samʿaand notveاور نہ ہیwamāthey used (to)onlarتھے وہkānūseegöremezlerdiوہ دیکھتےyub'ṣirūna

20 Those were not causing failure [to Allah] on earth, nor did they have besides Allah any protectors. For them the punishment will be multiplied. They were not able to hear, nor did they see.

20 Bunlar yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamazlar. Allah'dan başka kendilerini kurtaracak dostları da yoktur. Azab onlara kat kat verilir; işitemezler ve göremezlerdi.

20 Onlar yeryüzünde (herkesi) yıldıracak değillerdir. Kendilerini koruyacak Allah'dan başka kimseleri de yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Üstelik onlar hakkı işitmeye tahammül edemiyorlardı ve de görmüyorlardı.

20 یہ لوگ زمین میں (کہیں بھاگ کر خدا کو) نہیں ہرا سکتے اور نہ خدا کے سوا کوئی ان کا حمایتی ہے۔ (اے پیغمبر) ان کو دگنا عذاب دیا جائے گا کیونکہ یہ (شدت کفر سے تمہاری بات) نہیں سن سکتے تھے اور نہ (تم کو) دیکھ سکتے تھے

20 وہ زمین میں اللہ کو بے بس کرنے والے نہ تھے اور نہ اللہ کے مقابلے میں کوئی اُن کا حامی تھا۔ اُنہیں اب دوہرا عذاب دیا جائے گا۔ 1وہ نہ کسی کی سُن ہی سکتے تھے اور نہ خود ہی اُنہیں کچھ سُو جھتا تھا

أُوۡلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاۡ أَنفُسَهُمۡ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواۡ يَفۡتَرُونَ ٢١

Thoseişte onlarیہیulāika(are) the ones whokimselerdirوہ لوگ ہیںalladhīna(have) lostzarara sokan(lardır)انہوں نے خسارے میں ڈالاkhasirūtheir soulskendileriniاپنی جانوں کوanfusahumand lostve kaybolmuşturاور گم ہوگئےwaḍallafrom themyanlarındanان سےʿanhum(is) whatşeylerجو کچھthey useduydurduklarıتھے وہkānū(to) inventگھڑا کرتےyaftarūna

21 Those are the ones who will have lost themselves, and lost from them is what they used to invent.

21 İşte bunlar kendilerine yazık edenlerdir. Uydurdukları putlar da onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur.

21 Onlar kendilerine yazık etmiş olan kimselerdir. O iftira edip uydurdukları da kendilerinden yüz çevirip gitmişlerdir.

21 یہی ہیں جنہوں نے اپنے تئیں خسارے میں ڈالا اور جو کچھ وہ افتراء کیا کرتے تھے ان سے جاتا رہا

21 یہ وہ لوگ ہیں جنہوں نے اپنے آپ کو خود گھاٹے میں ڈالا اور وہ سب کچھ اُن سے کھویا گیا جو اُنہوں نے گھڑ رکھا تھا۔1

لَا جَرَمَ أَنَّهُمۡ فِى ٱلۡأَخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ ٢٢

Noyokنہیںdoubtşüpheکوئی شکjaramathat theyonlarبیشک وہannahuminahiretteمیںthe Hereafterآخرت (میں)l-ākhirati[they]onlarوہی ہیںhumu(will be) the greatest losersen fazla zararlı çıkanlardırجو سب سے زیادہ خسارہ پانے والے ہیںl-akhsarūna

22 Assuredly, it is they in the Hereafter who will be the greatest losers.

22 Ahirette en çok kayba uğrayacaklar şüphesiz bunlardır.

22 Kesinlikle bunlar ahirette de en ziyade hüsrana uğrayacak olanlardır.

22 بلاشبہ یہ لوگ آخرت میں سب سے زیادہ نقصان پانے والے ہیں

22 نا گزیر ہے کہ وہی آخرت میں سب سے بڑھ کر گھاٹے میں رہیں

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَعَمِلُواۡ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَأَخۡبَتُوٓاۡ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ أُوۡلَـٰٓئِكَ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡجَنَّةِ‌ۖ هُمۡ فِيهَا خَـٰلِدُونَ ٢٣

Indeedşüphesiz kiبیشکinnathose whokimselerوہ لوگalladhīnabelieveiman eden(ler)جو ایمان لائےāmanūand dove işleyenlerاور انہوں نے عمل کیےwaʿamilūgood deedsiyi işlerاچھےl-ṣāliḥātiand humble themselvesve gönülden boyun eğenlerاور عاجزی کیwa-akhbatūbeforeRabblerineطرفilātheir Lordاپنے رب کی (طرف)rabbihimthoseişte onlarیہی لوگulāika(are the) companionsehlidirlerساتھی ہیں۔ والے ہیںaṣḥābu(of) Paradisecennetجنت کےl-janatitheyonlarوہhumin itoradaاس میںfīhā(will) abide foreverkalıcıdırlarہمیشہ رہنے والے ہیںkhālidūna

23 Indeed, they who have believed and done righteous deeds and humbled themselves to their Lord - those are the companions of Paradise; they will abide eternally therein.

23 Doğrusu inanan ve yararlı iş yapanlar ve Rablerine boyun eğenler, işte onlar cennetliklerdir; orada temellidirler.

23 Fakat iman edip salih amel işleyenler ve Rablerine karşı edepli olanlar, güvenen ve itaat edenler var ya, işte bunlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar.

23 جو لوگ ایمان لائے اور عمل نیک کئے اور اپنے پروردگار کے آگے عاجزی کی۔ یہی صاحب جنت ہیں اور ہمیشہ اس میں رہیں گے

23 رہے وہ لوگ جو ایمان لائے اور جنہوں نے نیک عمل کیے اور اپنے ربّ ہی کے ہو کر رہے ، تو یقیناً وہ جنتّی لوگ ہیں اور جنّت میں وہ ہمیشہ رہیں گے۔1

۞مَثَلُ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ كَٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡأَصَمِّ وَٱلۡبَصِيرِ وَٱلسَّمِيعِ‌ۚ هَلۡ يَسۡتَوِيَانِ مَثَلاً‌ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٢٤

(The) exampledurumuمثالmathalu(of) the two partiesiki topluluğunدوگروہوں کیl-farīqayni(is) like the blindkörün durumu gibidirمانند اندھےkal-aʿmāand the deafve sağırınاور بہرے کے ہےwal-aṣamiand the seerve göreninاور دیکھنے والےwal-baṣīriand the hearerve işiteninاور سننے والے کےwal-samīʿiAremidir?کیاhalthey equalikisi eşitیہ دونوں برابر ہوسکتے ہیںyastawiyāni(in) comparisondurumlarıمثال میںmathalanThen, will notİbret almıyor musunuz?کیا بھلا نہیںafalāyou take heedتم نصیحت پکڑتےtadhakkarūna

24 The example of the two parties is like the blind and deaf, and the seeing and hearing. Are they equal in comparison? Then, will you not remember?

24 Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin durumuna benzer. Durumları hiç eşit olabilir mi? İbret almıyor musunuz?

24 Bu iki ayrı grubun meseli, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Bunlar hiç eşit olabilirler mi? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

24 دونوں فرقوں (یعنی کافرومومن) کی مثال ایسی ہے جیسے ایک اندھا بہرا ہو اور ایک دیکھتا سنتا۔ بھلا دونوں کا حال یکساں ہوسکتا ہے؟ پھر تم سوچتے کیوں نہیں؟

24 اِن دونوں فریقوں کی مثال ایسی ہے جیسے ایک آدمی تو ہو اندھا بہرا اور دوسرا ہو دیکھنے اور سُننے والا، کیا یہ دونوں یکساں ہو سکتے ہیں؟1 کیا تم ( اِس مثال سے) کوئی سبق نہیں لیتے؟

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦٓ إِنِّى لَكُمۡ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ٢٥

And verilyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe sentgöndermiştikبھیجا ہم نےarsalnāNuhNuh'uنوح کوnūḥantokendi kavmineطرفilāhis peopleاس کی قوم کےqawmihiIndeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnīto yousizin içinتمہارے لیےlakuma warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوںnadhīrunclearapaçıkکھلم کھلاmubīnun

25 And We had certainly sent Noah to his people, [saying], "Indeed, I am to you a clear warner

25 And olsun ki biz Nuh'u kendi milletine gönderdik; "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım; Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi.

25 Andolsun ki, vaktiyle Nuh'u da kavmine gönderdik, O, onlara şöyle dedi: "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."

25 اور ہم نے نوح کو ان کی قوم کی طرف بھیجا (تو انہوں نے ان سے کہا) کہ میں تم کو کھول کھول کر ڈر سنانے اور پیغام پہنچانے آیا ہوں

25 (اور ایسے ہی حالات تھے جب) ہم نے نوح ؑ کو اُس کی قوم کی طرف بھیجا تھا۔1 (اُس نے کہا) ”میں تم لوگوں کو صاف صاف خبردار کرتا ہوں

أَن لَّا تَعۡبُدُوٓاۡ إِلَّا ٱللَّهَ‌ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ أَلِيمٍ ٢٦

Thatdiyeکہan(do) notkulluk etmeyinنہworshipتم عبادت کروtaʿbudūexceptbaşkasınaمگرillāAllahAllah'tanاللہ کیl-lahaIndeed, Işüphesiz benبیشک میںinnī[I] fearkorkuyorumمیں ڈرتا ہوںakhāfufor yousizin hakkınızdaتم پرʿalaykum(the) punishmentazabındanعذاب سےʿadhāba(of) a Daybir gününدن کےyawminpainfulacıklıدردناکalīmin

26 That you not worship except Allah. Indeed, I fear for you the punishment of a painful day."

26 And olsun ki biz Nuh'u kendi milletine gönderdik; "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım; Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi.

26 "Allah'dan başkasına ibadet etmeyin! Ben, size gelecek acı bir günün azabından korkarım."

26 کہ خدا کے سوا کسی کی عبادت نہ کرو۔ مجھے تمہاری نسبت عذاب الیم کا خوف ہے

26 کہ اللہ کے سوا کسی کی بندگی نہ کرو ورنہ مجھے اندیشہ ہے کہ تم پر ایک روز دردناک عذاب آئے گا۔“1

فَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ مِن قَوۡمِهِۦ مَا نَرَىٰكَ إِلَّا بَشَرًا مِّثۡلَنَا وَمَا نَرَىٰكَ ٱتَّبَعَكَ إِلَّا ٱلَّذِينَ هُمۡ أَرَاذِلُنَا بَادِىَ ٱلرَّأۡىِ وَمَا نَرَىٰ لَكُمۡ عَلَيۡنَا مِن فَضۡلِۭ بَلۡ نَظُنُّكُمۡ كَـٰذِبِينَ ٢٧

So saiddediler kiتو کہاfaqālathe chiefsileri gelenleriسرداروں نےl-mala-u(of) those whoinkar edenان لوگوں کوalladhīnadisbelievedجنہوں نے کفر کیاkafarūfromkavmindenسےminhis peopleاس کی قوم میںqawmihiNotbiz seni görmüyoruzنہیںwe see youہم دیکھتے تجھےnarākabutbaşkaمگرillāa manbir insandanایک انسانbasharanlike usbizim gibiاپنے جیساmith'lanāand notveاور نہیںwamāwe see yougörmüyoruzہم دیکھتے آپ کوnarākafollowed [you]sana uyduğunuکہ وہ پیروی کرتے ہیں تمہاریittabaʿakaexceptbaşkasınınمگرillāthose whoolandanوہ لوگalladhīna[they]kendisiوہhum(are) the lowest of usen aşağılıklarımızحقیر ذلیل ہیں ہم میںarādhilunāimmature in opinionsığ (görüşlü)بظاہرbādiyaimmature in opinion(sığ) görüşlüدیکھنے میںl-rayiAnd notveاور نہیںwamāwe seegörmüyoruzہم دیکھتےnarāin yousizinتمہارے لیےlakumover usbize karşıاپنے اوپرʿalaynāanyhiçسےminmeritüstünlüğünüzüکوئی فضل۔ فضیلتfaḍlinnayaksineبلکہbalwe think youzannediyoruz ki sizہم سمجھتے ہیں تم کوnaẓunnukum(are) liarsyalancılarsınızجھوٹےkādhibīna

27 So the eminent among those who disbelieved from his people said, "We do not see you but as a man like ourselves, and we do not see you followed except by those who are the lowest of us [and] at first suggestion. And we do not see in you over us any merit; rather, we think you are liars."

27 Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz. Daha başlangıçta, sana bizim ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur; biz sizi yalancı sanıyoruz" dediler.

27 Buna karşılık, kavminin ileri gelen kâfirlerinden bir kısmı dediler ki: "Biz seni bizim gibi insanlardan biri olarak görüyoruz, başka değil. İlk bakışta bizim ayak takımımızdan başkasının senin arkana düştüğünü görmüyoruz. Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz. Aksine sizi yalancılar sanıyoruz."

27 تو ان کی قوم کے سردار جو کافر تھے کہنے لگے کہ ہم تم کو اپنے ہی جیسا ایک آدمی دیکھتے ہیں اور یہ بھی دیکھتے ہیں کہ تمہارے پیرو وہی لوگ ہوئے ہیں جو ہم میں ادنیٰ درجے کے ہیں۔ اور وہ بھی رائے ظاہر سے (نہ غوروتعمق سے) اور ہم تم میں اپنے اوپر کسی طرح کی فضیلت نہیں دیکھتے بلکہ تمہیں جھوٹا خیال کرتے ہیں

27 جواب میں اُس کی قوم کے سردار، جنہوں نے اس کی بات ماننے سے انکار کیا تھا، بولے ”ہمارے نظر میں تو تم اس کے سوا کچھ نہیں ہو کہ بس ایک انسان ہو ہم جیسے۔1 اور ہم دیکھ رہے ہیں کہ ہماری قوم میں سے بس اُن لوگوں نے جو ہمارے ہاں اراذل تھے بے سوچے سمجھے تمہاری پیروی اختیار کر لی ہے۔2 اور ہم کوئی چیز بھی ایسی نہیں پاتے جس میں تم لوگ ہم سے کچھ بڑھے ہوئے ہو3، بلکہ ہم تو تمہیں جھوٹا سمجھتے ہیں۔“

قَالَ يَـٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّى وَءَاتَـٰنِى رَحۡمَةً مِّنۡ عِندِهِۦ فَعُمِّيَتۡ عَلَيۡكُمۡ أَنُلۡزِمُكُمُوهَا وَأَنتُمۡ لَهَا كَـٰرِهُونَ ٢٨

He saiddedi kiاس نے کہاqālaO my peopleEy kavmimاے میری قومyāqawmiDo you seeNe dersiniz?کیا دیکھا تم نےara-aytumifeğerاگرinI wasben isemمیں ہواkuntuonüzereپرʿalā(the) clear proofbir delilایک دلیل (پر)bayyinatinfromRabbimdenسےminmy Lordاپنے رب (کی طرف سے)rabbīwhile He has given meve bana vermişseاور اس نے عطا کی مجھ کوwaātānīmercybir rahmetرحمتraḥmatanfromkatındanسےminHimselfاپنی جانب (سے)ʿindihibut (it) has been obscuredbu gizli bırakılmış iseتو وہ چھپائی گئیfaʿummiyatfrom yousizeتم پرʿalaykumshould We compel you (to accept) itbiz sizi zorlayacak mıyız?کیا ہم لازم کردیں تم پر اس کو۔ کیا ہم تھوپ دیں اس کو تم پرanul'zimukumūhāwhile you (are)sizاور جبکہ ہو تمwa-antumaverse to itonuاس کوlahāaverse to itistemediğiniz haldeناپسند کرنے والے ہوkārihūna

28 He said, "O my people have you considered: if I should be upon clear evidence from my Lord while He has given me mercy from Himself but it has been made unapparent to you, should we force it upon you while you are averse to it?

28 Nuh: "Ey milletim! Rabbimin katından bir delilim bulunsa ve bana yine katından bir rahmet vermiş de bunlar sizden gizlenmiş olsa, söyleyin bana, hoşlanmadığınız halde zorla sizi bunlara mecbur mu ederiz?" dedi.

28 Nuh dedi ki; "Ey kavmim! Peki şu söyleyeceğime ne diyeceksiniz? Ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O, bana kendi tarafından bir rahmet bahşetmişse, size de onu görecek göz verilmemişse biz, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?"

28 انہوں نے کہا کہ اے قوم! دیکھو تو اگر میں اپنے پروردگار کی طرف سے دلیل (روشن) رکھتا ہوں اور اس نے مجھے اپنے ہاں سے رحمت بخشی ہو جس کی حقیقت تم سے پوشیدہ رکھی گئی ہے۔ تو کیا ہم اس کے لیے تمہیں مجبور کرسکتے ہیں اور تم ہو کہ اس سے ناخوش ہو رہے ہو

28 اس نے کہا ”اے برادرانِ قوم، ذرا سوچو تو سہی کہ اگر میں اپنے ربّ کی طرف سے ایک کھُلی شہادت پر قائم تھا اور پھر اس نے مجھ کو اپنی خاص رحمت سے بھی نوازدیا1 مگر وہ تم کو نظر نہ آئی تو آخر ہمارے پاس کیا ذریعہ ہے کہ تم ماننا نہ چاہو اور ہم زبردستی اس کو تمہارے سَر چپیک دیں؟

Surah 11 / Hud / Hud سورة هود 225
Thoseonlarیہی لوگ ulāika notdeğillerdirنہ lam will beوہ ہوجائے yakūnū (able to) escapeaciz bırakacakعاجز کرنے والے muʿ'jizīna inyeryüzündeمیں the earthزمین (میں) l-arḍi and notyokturاور نہیں wamā isonlarınتھا kāna for themان کے لیے lahum besidesbaşkaکے min
besidesسوا dūni AllahAllah'tanاللہ کے l-lahi anydostlarıکوئی min protectorsمددگار awliyāa And will be doubledkat kat artırılırدوگنا کیا جائے گا yuḍāʿafu for themonlar içinان کے لیے lahumu the punishmentazabعذاب l-ʿadhābu Notonlarنہ they wereتھے kānū ablegüç yetiremezlerdiوہ استطاعت رکھتے yastaṭīʿūna
(to) hearişitmeyeسننے کی l-samʿa and notveاور نہ ہی wamā they used (to)onlarتھے وہ kānū seegöremezlerdiوہ دیکھتے yub'ṣirūna٢٠ Thoseişte onlarیہی ulāika (are) the ones whokimselerdirوہ لوگ ہیں alladhīna (have) lostzarara sokan(lardır)انہوں نے خسارے میں ڈالا khasirū
their soulskendileriniاپنی جانوں کو anfusahum and lostve kaybolmuşturاور گم ہوگئے waḍalla from themyanlarındanان سے ʿanhum (is) whatşeylerجو کچھ they useduydurduklarıتھے وہ kānū (to) inventگھڑا کرتے yaftarūna٢١ Noyokنہیں doubtşüpheکوئی شک jarama that theyonlarبیشک وہ annahum
inahiretteمیں the Hereafterآخرت (میں) l-ākhirati [they]onlarوہی ہیں humu (will be) the greatest losersen fazla zararlı çıkanlardırجو سب سے زیادہ خسارہ پانے والے ہیں l-akhsarūna٢٢ Indeedşüphesiz kiبیشک inna those whokimselerوہ لوگ alladhīna believeiman eden(ler)جو ایمان لائے āmanū and dove işleyenlerاور انہوں نے عمل کیے waʿamilū
good deedsiyi işlerاچھے l-ṣāliḥāti and humble themselvesve gönülden boyun eğenlerاور عاجزی کی wa-akhbatū beforeRabblerineطرف ilā their Lordاپنے رب کی (طرف) rabbihim thoseişte onlarیہی لوگ ulāika (are the) companionsehlidirlerساتھی ہیں۔ والے ہیں aṣḥābu (of) Paradisecennetجنت کے l-janati
theyonlarوہ hum in itoradaاس میں fīhā (will) abide foreverkalıcıdırlarہمیشہ رہنے والے ہیں khālidūna٢٣ (The) exampledurumuمثال mathalu (of) the two partiesiki topluluğunدوگروہوں کی l-farīqayni (is) like the blindkörün durumu gibidirمانند اندھے kal-aʿmā
and the deafve sağırınاور بہرے کے ہے wal-aṣami and the seerve göreninاور دیکھنے والے wal-baṣīri and the hearerve işiteninاور سننے والے کے wal-samīʿi Aremidir?کیا hal they equalikisi eşitیہ دونوں برابر ہوسکتے ہیں yastawiyāni (in) comparisondurumlarıمثال میں mathalan Then, will notİbret almıyor musunuz?کیا بھلا نہیں afalā you take heedتم نصیحت پکڑتے tadhakkarūna
٢٤ And verilyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We sentgöndermiştikبھیجا ہم نے arsalnā NuhNuh'uنوح کو nūḥan tokendi kavmineطرف ilā his peopleاس کی قوم کے qawmihi Indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī to yousizin içinتمہارے لیے lakum a warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوں nadhīrun clearapaçıkکھلم کھلا mubīnun٢٥
Thatdiyeکہ an (do) notkulluk etmeyinنہ worshipتم عبادت کرو taʿbudū exceptbaşkasınaمگر illā AllahAllah'tanاللہ کی l-laha Indeed, Işüphesiz benبیشک میں innī [I] fearkorkuyorumمیں ڈرتا ہوں akhāfu for yousizin hakkınızdaتم پر ʿalaykum (the) punishmentazabındanعذاب سے ʿadhāba (of) a Daybir gününدن کے yawmin painfulacıklıدردناک alīmin
٢٦ So saiddediler kiتو کہا faqāla the chiefsileri gelenleriسرداروں نے l-mala-u (of) those whoinkar edenان لوگوں کو alladhīna disbelievedجنہوں نے کفر کیا kafarū fromkavmindenسے min his peopleاس کی قوم میں qawmihi Notbiz seni görmüyoruzنہیں we see youہم دیکھتے تجھے narāka butbaşkaمگر illā a manbir insandanایک انسان basharan
like usbizim gibiاپنے جیسا mith'lanā and notveاور نہیں wamā we see yougörmüyoruzہم دیکھتے آپ کو narāka followed [you]sana uyduğunuکہ وہ پیروی کرتے ہیں تمہاری ittabaʿaka exceptbaşkasınınمگر illā those whoolandanوہ لوگ alladhīna [they]kendisiوہ hum (are) the lowest of usen aşağılıklarımızحقیر ذلیل ہیں ہم میں arādhilunā immature in opinionsığ (görüşlü)بظاہر bādiya
immature in opinion(sığ) görüşlüدیکھنے میں l-rayi And notveاور نہیں wamā we seegörmüyoruzہم دیکھتے narā in yousizinتمہارے لیے lakum over usbize karşıاپنے اوپر ʿalaynā anyhiçسے min meritüstünlüğünüzüکوئی فضل۔ فضیلت faḍlin nayaksineبلکہ bal we think youzannediyoruz ki sizہم سمجھتے ہیں تم کو naẓunnukum (are) liarsyalancılarsınızجھوٹے kādhibīna
٢٧ He saiddedi kiاس نے کہا qāla O my peopleEy kavmimاے میری قوم yāqawmi Do you seeNe dersiniz?کیا دیکھا تم نے ara-aytum ifeğerاگر in I wasben isemمیں ہوا kuntu onüzereپر ʿalā (the) clear proofbir delilایک دلیل (پر) bayyinatin fromRabbimdenسے min my Lordاپنے رب (کی طرف سے) rabbī while He has given meve bana vermişseاور اس نے عطا کی مجھ کو waātānī mercybir rahmetرحمت raḥmatan
fromkatındanسے min Himselfاپنی جانب (سے) ʿindihi but (it) has been obscuredbu gizli bırakılmış iseتو وہ چھپائی گئی faʿummiyat from yousizeتم پر ʿalaykum should We compel you (to accept) itbiz sizi zorlayacak mıyız?کیا ہم لازم کردیں تم پر اس کو۔ کیا ہم تھوپ دیں اس کو تم پر anul'zimukumūhā while you (are)sizاور جبکہ ہو تم wa-antum averse to itonuاس کو lahā averse to itistemediğiniz haldeناپسند کرنے والے ہو kārihūna٢٨
٢٢٥
‹ 223page 224 of the printed Mushaf225 ›