۞وَمَآ أُبَرِّئُ نَفۡسِىٓ‌ۚ إِنَّ ٱلنَّفۡسَ لَأَمَّارَةُۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّىٓ‌ۚ إِنَّ رَبِّى غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٥٣

And notben temize çıkarmamاور نہیںwamāI absolveمیں بری الذمہ کرتاubarri-umyselfnefsimiاپنے نفس کوnafsīIndeedçünküبیشکinnathe soulnefisنفسl-nafsa(is) a certain enjoinerdaima emredicidirالبتہ بہت حکم دینے والا ہےla-ammāratunof evilkötülüğüبرائی کاbil-sūiunlesshariçمگرillā[that]esirgediğiاس کے جوbestows Mercyرحم کرےraḥimamy LordRabbiminمیرا ربrabbīIndeedşüphesizinnamy LordRabbimمیرا ربrabbī(is) Oft-Forgivingbağışlayandırغفور،ghafūrunMost Mercifulesirgeyendirرحیم ہےraḥīmun

53 And I do not acquit myself. Indeed, the soul is a persistent enjoiner of evil, except those upon which my Lord has mercy. Indeed, my Lord is Forgiving and Merciful."

53 "Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir."

53 Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.

53 اور میں اپنے تئیں پاک صاف نہیں کہتا کیونکہ نفس امارہ (انسان کو) برائی سکھاتا رہتا ہے۔ مگر یہ کہ میرا پروردگار رحم کرے گا۔ بےشک میرا پروردگار بخشنے والا مہربان ہے

53 میں کچھ اپنے نفس کی براءَت نہیں کر رہا ہوں، نفس تو بدی پر اکساتا ہی ہے الا یہ کہ کسی پر میرے رب کی رحمت ہو، بے شک میرا رب بڑا غفور و رحیم ہے"

وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ ٱئۡتُونِى بِهِۦٓ أَسۡتَخۡلِصۡهُ لِنَفۡسِى‌ۖ فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلۡيَوۡمَ لَدَيۡنَا مَكِينٌ أَمِينٌ ٥٤

And saiddediاور کہاwaqālathe kingKralبادشاہ نےl-malikuBring him to mebana getirinمیرے پاس لاؤi'tūnīBring him to meonuاس کوbihiI will select himonu özel (dost) yapayımمیں خالص کرلوں اس کوastakhliṣ'hufor myselfkendimeاپنی ذات کے لئےlinafsīThen whenne zaman kiتو جبfalammāhe spoke to himonunla konuşuncaاس نے کلام کیا اس سےkallamahuhe saiddedi kiکہاqālaIndeed, youşüphesiz senبیشک توinnaka(are) todaybugünآج کے دن (سے)l-yawmawith usyanımızdaہمارے پاسladaynāfirmly establishedmevki sahibisinرتبے والا ہےmakīnun(and) trustedgüvenilir(bir kimse)sinامانت دار ہےamīnun

54 And the king said, "Bring him to me; I will appoint him exclusively for myself." And when he spoke to him, he said, "Indeed, you are today established [in position] and trusted."

54 Hükümdar: "Onu bana getirin, yanıma alayım" dedi. Onunla konuşunca: "Bugün senin yanımızda önemli bir yerin ve güvenilir bir durumun vardır." dedi.

54 Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim." Sonra onunla konuşunca da: "Sen bugün yanımızda gerçekten büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin" dedi.

54 بادشاہ نے حکم دیا کہ اسے میرے پاس لاؤ میں اسے اپنا مصاحب خاص بناؤں گا۔ پھر جب ان سے گفتگو کی تو کہا کہ آج سے تم ہمارے ہاں صاحب منزلت اور صاحبِ اعتبار ہو

54 بادشاہ نے کہا”اُنہیں میرے پاس لاوٴ تاکہ میں ان کو اپنے لیے مخصُوص کر لوں۔“جب یُوسُف ؑ نے اس سے گفتگو کی تو اس نے کہا”اب آپ ہمارے ہاں قدر و منزلت رکھتے ہیں اور آپ کی امانت پر پورا بھروسا ہے۔1“

قَالَ ٱجۡعَلۡنِى عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلۡأَرۡضِ‌ۖ إِنِّى حَفِيظٌ عَلِيمٌ ٥٥

He saiddediاس نے کہاqālaAppoint mebeni tayin etمقدر کر دیجئے مجھ کوij'ʿalnīoverüstüneاوپرʿalā(the) treasurieshazineleriخزانوں کےkhazāini(of) the landülkeninزمین کےl-arḍiIndeed, Içünkü benبیشک میںinnī(will be) a guardianiyi korurحفاظت کرنے والا ہوںḥafīẓunknowingiyi bilirimعلم رکھنے والا ہوںʿalīmun

55 [Joseph] said, "Appoint me over the storehouses of the land. Indeed, I will be a knowing guardian."

55 Yusuf: "Beni memleketin hazinelerine memur et, çünkü ben korumasını ve yönetmesini bilirim" dedi.

55 O da, ona dedi ki: "Beni bu ülkenin hazineleri üzerine getir. Çünkü iyi korurum, iyi bilirim."

55 (یوسف نے) کہا مجھے اس ملک کے خزانوں پر مقرر کر دیجیئے کیونکہ میں حفاظت بھی کرسکتا ہوں اور اس کام سے واقف ہوں

55 یُوسُف ؑ نے کہا”ملک کے خزانے میرے سپُرد کیجیے، میں حفاظت کرنے والا بھی ہوں اور علم بھی رکھتا ہوں۔“1

وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى ٱلۡأَرۡضِ يَتَبَوَّأُ مِنۡهَا حَيۡثُ يَشَآءُ‌ۚ نُصِيبُ بِرَحۡمَتِنَا مَن نَّشَآءُ‌ۖ وَلَا نُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٥٦

And thusböyleceاور اسی طرحwakadhālikaWe establishedbiz iktidar verdikاقتدار دیا ہم نےmakkannā[to] YusufYusuf'aیوسف کوliyūsufaino ülke'deمیںthe landزمینl-arḍito settlekonaklardıجگہ بنائےyatabawwa-uthereinoradaاس میں سےmin'hāwhere everyerdeجہاںḥaythuhe willeddilediğiچاہےyashāuWe bestowbiz ulaştırırızہم پہنچاتے ہیںnuṣībuOur Mercyrahmetimiziاپنی رحمت کوbiraḥmatinā(on) whomkimseyeجس کوmanWe willdilediğimizہم چاہتے ہیںnashāuAnd notzayi etmeyizاور نہیںwalāWe let go wasteہم ضائع کرتےnuḍīʿu(the) rewardecriniاجرajra(of) the good-doersgüzel davrananlarınمحسنین کاl-muḥ'sinīna

56 And thus We established Joseph in the land to settle therein wherever he willed. We touch with Our mercy whom We will, and We do not allow to be lost the reward of those who do good.

56 Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz.

56 Ve işte biz böylece Yusuf'u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz.

56 اس طرح ہم نے یوسف کو ملک (مصر) میں جگہ دی اور وہ اس ملک میں جہاں چاہتے تھے رہتے تھے۔ ہم اپنی رحمت جس پر چاہتے ہیں کرتے ہیں اور نیکوکاروں کے اجر کو ضائع نہیں کرتے

56 اِس طرح ہم نے اُس سرزمین میں یُوسُف ؑ کے لیے اقتدار کی راہ ہموار کی۔ وہ مُختار تھا کہ اس میں جہاں چاہے اپنی جگہ بنائے۔1 ہم اپنی رحمت سے جس کو چاہتے ہیں نوازتے ہیں، نیک لوگوں کا اجر ہمارے ہاں مارا نہیں جاتا

وَلَأَجۡرُ ٱلۡأَخِرَةِ خَيۡرٌ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَكَانُواۡ يَتَّقُونَ ٥٧

And surely (the) rewardelbette ödülüاور البتہ اجرwala-ajru(of) the Hereafterahiretآخرت کاl-ākhirati(is) betterdaha hayırlıdırبہتر ہےkhayrunfor those whokimseler içinان لوگوں کے لئےlilladhīnabelieveinanan(lar)جو ایمان لائےāmanūand areve (için)اور وہwakānūGod consciouskorunanlarتقویٰ اختیار کرتے ہیںyattaqūna

57 And the reward of the Hereafter is better for those who believed and were fearing Allah.

57 Ama ahiret ecri, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.

57 İman edip takva yolunu tutanlar için elbette ahiret mükafatı daha hayırlıdır.

57 اور جو لوگ ایمان لائے اور ڈرتے رہے ان کے لیے آخرت کا اجر بہت بہتر ہے

57 اور آخرت کا اجر اُن لوگوں کے لیے زیادہ بہتر ہے جو ایمان لائے اور خدا ترسی کے ساتھ کام کرتے رہے۔1

وَجَآءَ إِخۡوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُواۡ عَلَيۡهِ فَعَرَفَهُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ مُنكِرُونَ ٥٨

And cameve geldilerاور آئےwajāa(the) brotherskardeşleriبھائیikh'watu(of) YusufYusuf'unیوسف کےyūsufaand they enteredgirdilerپھر وہ داخل ہوئےfadakhalūupon himonun yanınaاس پرʿalayhiand he recognized themo onları tanıdıپس اس نے پہچان لیا انہیںfaʿarafahumbut theyfakat onlarاور وہwahumknew him notonuاس کے لئےlahuknew him nottanımıyorlardıانکار کرنے والے تھےmunkirūna

58 And the brothers of Joseph came [seeking food], and they entered upon him; and he recognized them, but he was to them unknown.

58 Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. Kendisini tanımadıkları halde o onları tanıdı.

58 (Bir gün) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve onun yanına girdiler. O, onları görür görmez tanıdı, oysa onlar onu tanıyamamışlardı.

58 اور یوسف کے بھائی (کنعان سے مصر میں غلّہ خریدنے کے لیے) آئے تو یوسف کے پاس گئے تو یوسف نے ان کو پہچان لیا اور وہ ان کو نہ پہچان سکے

58 یُوسُف ؑ کے بھائی مصر آئے اور اس کے ہاں حاضر ہوئے۔1 اس نے انہیں پہچان لیا مگر وہ اس سے نا آشنا تھے۔2

وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمۡ قَالَ ٱئۡتُونِى بِأَخٍ لَّكُم مِّنۡ أَبِيكُمۡ‌ۚ أَلَا تَرَوۡنَ أَنِّىٓ أُوفِى ٱلۡكَيۡلَ وَأَنَاۡ خَيۡرُ ٱلۡمُنزِلِينَ ٥٩

And whenve ne zaman kiپھر جبwalammāhe had furnished themyüklettiاس نے تیار کیا ان کوjahhazahumwith their suppliesonların yükleriniساتھ ان کے سامان کےbijahāzihimhe saiddedi kiبولےqālaBring to mebana getirinلانا میرے پاسi'tūnīa brotherkardeşiniziبھائی کوbi-akhinof yourssizinاپنےlakumfrombabanızdan (olan)سےminyour fatherجو تمہارے باپ سے ہےabīkumDo notgörmüyor musunuz?کیا نہیںalāyou seeتم دیکھتے ہوtarawnathat Ibenبیشک میںannī[I] give fulltam yapıyorumپورا پورا دیتا ہوںūfī[the] measureölçüyüپیمانہl-kaylaand that I amve benاور میںwa-anā(the) besten iyisiyimبہترینkhayru(of) the hostskonukseverlerinمہمان نواز ہوںl-munzilīna

59 And when he had furnished them with their supplies, he said, "Bring me a brother of yours from your father. Do not you see that I give full measure and that I am the best of accommodators?

59 Onların yüklerini hazırlatınca şöyle dedi: "Baba bir kardeşinizi bana getirin. Sizlere ölçüyü bol tuttuğumu ve benim misafir konuklayanların en iyisi olduğumu görmüyor musunuz?"

59 Ne zaman ki onların bütün hazırlıklarını tamamladı, o zaman dedi ki: "Babanızdan olan öbür kardeşinizi de bana getirin. Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."

59 جب یوسف نے ان کے لیے ان کا سامان تیار کر دیا تو کہا کہ (پھر آنا تو) جو باپ کی طرف سے تمہارا ایک اور بھائی ہے اسے بھی میرے پاس لیتے آنا۔ کیا تم نہیں دیکھتے کہ میں ناپ بھی پوری پوری دیتا ہوں اور مہمانداری بھی خوب کرتا ہوں

59 پھر جب اس نے ان کا سامان تیار کروا دیا تو چلتے وقت ان سے کہا، "اپنے سوتیلے بھائی کو میرے پاس لانا دیکھتے نہیں ہو کہ میں کس طرح پیمانہ بھر کر دیتا ہوں اور کیسا اچھا مہمان نواز ہوں

فَإِن لَّمۡ تَأۡتُونِى بِهِۦ فَلَا كَيۡلَ لَكُمۡ عِندِى وَلَا تَقۡرَبُونِ ٦٠

But ifeğerپھرfa-innotbana getirmezsenizاگر نہlamyou bring him to meتم لائے اس کوtatūnīyou bring him to meonuمیرے پاسbihithen (there will be) noartık yokturتو نہیںfalāmeasureölçecek bir şeyکوئی پیمانہ / غلہkaylafor yousizeتمہارے لئےlakumfrom mebenim yanımdaمیرے پاسʿindīand not(bir daha) bana yaklaşmayınاور نہwalāyou will come near meتم قریب آنا میرےtaqrabūni

60 But if you do not bring him to me, no measure will there be [hereafter] for you from me, nor will you approach me."

60 "Eğer onu bana getirmezseniz bundan böyle benden bir ölçek bile alamazsınız ve bana artık yaklaşmayın da."

60 "Siz eğer onu bana getirmezseniz, bir daha size hiç kile yok, (bir ölçek bile zahire alamazsınız) yanıma da yaklaşmayın".

60 اور اگر تم اسے میرے پاس نہ لاؤ گے تو نہ تمہیں میرے ہاں سے غلّہ ملے گا اور نہ تم میرے پاس ہی آسکو گے

60 اگر تم اسے نہ لاوٴ گے تو میرے پاس تمہارے لیے کوئی غلّہ نہیں ہے بلکہ تم میرے قریب بھی نہ پھٹکنا۔1“

قَالُواۡ سَنُرٰوِدُ عَنۡهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَـٰعِلُونَ ٦١

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūWe will try to get permissionistemeğe çalışacağızعنقریب ہم قائل کریں گےsanurāwidufor himonuاس کے بارے میںʿanhu(from) his fatherbabasındanاس کے باپ کوabāhuand indeed weve biz muhakkakاور بیشک ہمwa-innāsurely will domutlaka yapacağızالبتہ کرنے والے ہیںlafāʿilūna

61 They said, "We will attempt to dissuade his father from [keeping] him, and indeed, we will do [it]."

61 Kardeşleri: "Babasını ikna etmeye çalışacağız ve her halde bunu yaparız" dediler.

61 Dediler ki: "Onun için babasından izin almaya çalışacağız. Her hâlü kârda bunu yapacağz."

61 انہوں نے کہا کہ ہم اس کے بارے میں اس کے والد سے تذکرہ کریں گے اور ہم (یہ کام) کرکے رہیں گے

61 انہوں نے کہا، "ہم کوشش کریں گے کہ والد صاحب اسے بھیجنے پر ر اضی ہو جائیں، اور ہم ایسا ضرور کریں گے"

وَقَالَ لِفِتۡيَـٰنِهِ ٱجۡعَلُواۡ بِضَـٰعَتَهُمۡ فِى رِحَالِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَعۡرِفُونَهَآ إِذَا ٱنقَلَبُوٓاۡ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ٦٢

And he saidve dedi kiاور کہاwaqālato his servantsuşaklarınaاپنے غلاموں کوlifit'yānihiPutkoyun!رکھ دوij'ʿalūtheir merchandiseonların sermayeleriniان کی پونجی کو/ سامان کوbiḍāʿatahuminiçineمیںtheir saddlebagsyüklerininان کی خُرجیوںriḥālihimso that theybelki onlarشاید کہ وہlaʿallahummay recognize itbunun farkına varırlarاس کو پہچان جائیںyaʿrifūnahāwhenzamanجب وہidhāthey go backdöndükleriپلٹیںinqalabūtoailelerineاپنےilātheir peopleگھر والوں کی طرفahlihimso that they maybelki deشاید کہ وہlaʿallahumreturngeri dönerlerلوٹ آئیںyarjiʿūna

62 And [Joseph] said to his servants, "Put their merchandise into their saddlebags so they might recognize it when they have gone back to their people that perhaps they will [again] return."

62 Yusuf adamlarına: "Karşılık olarak getirdiklerini de yüklerine koyun. Belki ailelerine varınca, onu anlarlar da bir daha dönerler" dedi.

62 Yusuf bir taraftan da adamlarına tenbih etti: "Sermayelerini yüklerinin içine koyuverin, belki ailelerinin yanına dönünce farkına varırlar ve belki yine gelirler" dedi.

62 (اور یوسف نے) اپنے خدام سے کہا کہ ان کا سرمایہ (یعنی غلّے کی قیمت) ان کے شلیتوں میں رکھ دو عجب نہیں کہ جب یہ اپنے اہل وعیال میں جائیں تو اسے پہچان لیں (اور) عجب نہیں کہ پھر یہاں آئیں

62 یوسفؑ نے اپنے غلاموں کو اشارہ کیا کہ "اِن لوگوں نے غلے کے عوض جو مال دیا ہے وہ چپکے سے ان کے سامان ہی میں رکھ دو" یہ یوسفؑ نے اِس امید پر کیا کہ گھر پہنچ کر وہ اپنا واپس پایا ہوا مال پہچان جائیں گے (یا اِس فیاضی پر احسان مند ہوں گے) اور عجب نہیں کہ پھر پلٹیں

فَلَمَّا رَجَعُوٓاۡ إِلَىٰٓ أَبِيهِمۡ قَالُواۡ يَـٰٓأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا ٱلۡكَيۡلُ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَآ أَخَانَا نَكۡتَلۡ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ ٦٣

So whenzamanتو جبfalammāthey returneddöndükleriوہ لوٹےrajaʿūtobabalarınaطرفilātheir fatherاپنے باپ کیabīhimthey saiddediler kiانہوں نے کہاqālūO our fatherEy babamızاے ہمارے ابا جانyāabānāHas been deniedmen'edildiروکا گیاmuniʿato usbizdenہم سےminnāthe measureölçüغلہl-kayluso send(oyüzden) gönderتو بھیج دیجئےfa-arsilwith usbizimle beraberہمارے ساتھmaʿanāour brotherkardeşimiziہمارے بھائی کوakhānā(that) we will get measureölç(üp al)alımہم غلہ لائیںnaktalAnd indeed, weşüphesiz bizاور بیشک ہمwa-innāfor himonuاس کے لئےlahu(will) surely (be) guardiansmutlaka koruruzالبتہ حفاظت کرنے والے ہیںlaḥāfiẓūna

63 So when they returned to their father, they said, "O our father, [further] measure has been denied to us, so send with us our brother [that] we will be given measure. And indeed, we will be his guardians."

63 Babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize yiyecek yasak edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de yiyecek alalım. Onu elbette koruruz" dediler.

63 Böylece dönüp babalarına geldikleri vakit, dediler ki: "Ey babamız! Bizden ölçek menedildi (bize zahire verilmeyecek). Bu kere kardeşimizi de bizimle gönder ki, ölçek alabilelim. Biz onu kesinlikle koruyacağız."

63 جب وہ اپنے باپ کے پاس واپس گئے تو کہنے لگے کہ ابّا (جب تک ہم بنیامین کو ساتھ نہ لے جائیں) ہمارے لیے غلّے کی بندش کر دی گئی ہے تو ہمارے ساتھ ہمارے بھائی کو بھیج دے تاکہ ہم پھر غلّہ لائیں اور ہم اس کے نگہبان ہیں

63 جب وہ اپنے باپ کے پاس گئے تو کہا "ابا جان، آئندہ ہم کو غلہ دینے سے انکار کر دیا گیا ہے، لہٰذا آپ ہمارے بھائی کو ہمارے ساتھ بھیج دیجیے تاکہ ہم غلہ لے کر آئیں اور اس کی حفاظت کے ہم ذمہ دار ہیں"

Surah 12 / Yusuf / Joseph سورة يوسف 243
And notben temize çıkarmamاور نہیں wamā I absolveمیں بری الذمہ کرتا ubarri-u myselfnefsimiاپنے نفس کو nafsī Indeedçünküبیشک inna the soulnefisنفس l-nafsa (is) a certain enjoinerdaima emredicidirالبتہ بہت حکم دینے والا ہے la-ammāratun of evilkötülüğüبرائی کا bil-sūi unlesshariçمگر illā [that]esirgediğiاس کے جو bestows Mercyرحم کرے raḥima
my LordRabbiminمیرا رب rabbī Indeedşüphesiz inna my LordRabbimمیرا رب rabbī (is) Oft-Forgivingbağışlayandırغفور، ghafūrun Most Mercifulesirgeyendirرحیم ہے raḥīmun٥٣ And saiddediاور کہا waqāla the kingKralبادشاہ نے l-maliku Bring him to mebana getirinمیرے پاس لاؤ i'tūnī Bring him to meonuاس کو bihi I will select himonu özel (dost) yapayımمیں خالص کرلوں اس کو astakhliṣ'hu
for myselfkendimeاپنی ذات کے لئے linafsī Then whenne zaman kiتو جب falammā he spoke to himonunla konuşuncaاس نے کلام کیا اس سے kallamahu he saiddedi kiکہا qāla Indeed, youşüphesiz senبیشک تو innaka (are) todaybugünآج کے دن (سے) l-yawma with usyanımızdaہمارے پاس ladaynā firmly establishedmevki sahibisinرتبے والا ہے makīnun (and) trustedgüvenilir(bir kimse)sinامانت دار ہے amīnun٥٤ He saiddediاس نے کہا qāla
Appoint mebeni tayin etمقدر کر دیجئے مجھ کو ij'ʿalnī overüstüneاوپر ʿalā (the) treasurieshazineleriخزانوں کے khazāini (of) the landülkeninزمین کے l-arḍi Indeed, Içünkü benبیشک میں innī (will be) a guardianiyi korurحفاظت کرنے والا ہوں ḥafīẓun knowingiyi bilirimعلم رکھنے والا ہوں ʿalīmun٥٥ And thusböyleceاور اسی طرح wakadhālika
We establishedbiz iktidar verdikاقتدار دیا ہم نے makkannā [to] YusufYusuf'aیوسف کو liyūsufa ino ülke'deمیں the landزمین l-arḍi to settlekonaklardıجگہ بنائے yatabawwa-u thereinoradaاس میں سے min'hā where everyerdeجہاں ḥaythu he willeddilediğiچاہے yashāu We bestowbiz ulaştırırızہم پہنچاتے ہیں nuṣību
Our Mercyrahmetimiziاپنی رحمت کو biraḥmatinā (on) whomkimseyeجس کو man We willdilediğimizہم چاہتے ہیں nashāu And notzayi etmeyizاور نہیں walā We let go wasteہم ضائع کرتے nuḍīʿu (the) rewardecriniاجر ajra (of) the good-doersgüzel davrananlarınمحسنین کا l-muḥ'sinīna٥٦ And surely (the) rewardelbette ödülüاور البتہ اجر wala-ajru
(of) the Hereafterahiretآخرت کا l-ākhirati (is) betterdaha hayırlıdırبہتر ہے khayrun for those whokimseler içinان لوگوں کے لئے lilladhīna believeinanan(lar)جو ایمان لائے āmanū and areve (için)اور وہ wakānū God consciouskorunanlarتقویٰ اختیار کرتے ہیں yattaqūna٥٧ And cameve geldilerاور آئے wajāa (the) brotherskardeşleriبھائی ikh'watu
(of) YusufYusuf'unیوسف کے yūsufa and they enteredgirdilerپھر وہ داخل ہوئے fadakhalū upon himonun yanınaاس پر ʿalayhi and he recognized themo onları tanıdıپس اس نے پہچان لیا انہیں faʿarafahum but theyfakat onlarاور وہ wahum knew him notonuاس کے لئے lahu knew him nottanımıyorlardıانکار کرنے والے تھے munkirūna٥٨ And whenve ne zaman kiپھر جب walammā
he had furnished themyüklettiاس نے تیار کیا ان کو jahhazahum with their suppliesonların yükleriniساتھ ان کے سامان کے bijahāzihim he saiddedi kiبولے qāla Bring to mebana getirinلانا میرے پاس i'tūnī a brotherkardeşiniziبھائی کو bi-akhin of yourssizinاپنے lakum frombabanızdan (olan)سے min your fatherجو تمہارے باپ سے ہے abīkum Do notgörmüyor musunuz?کیا نہیں alā you seeتم دیکھتے ہو tarawna
that Ibenبیشک میں annī [I] give fulltam yapıyorumپورا پورا دیتا ہوں ūfī [the] measureölçüyüپیمانہ l-kayla and that I amve benاور میں wa-anā (the) besten iyisiyimبہترین khayru (of) the hostskonukseverlerinمہمان نواز ہوں l-munzilīna٥٩ But ifeğerپھر fa-in notbana getirmezsenizاگر نہ lam you bring him to meتم لائے اس کو tatūnī you bring him to meonuمیرے پاس bihi then (there will be) noartık yokturتو نہیں falā
measureölçecek bir şeyکوئی پیمانہ / غلہ kayla for yousizeتمہارے لئے lakum from mebenim yanımdaمیرے پاس ʿindī and not(bir daha) bana yaklaşmayınاور نہ walā you will come near meتم قریب آنا میرے taqrabūni٦٠ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū We will try to get permissionistemeğe çalışacağızعنقریب ہم قائل کریں گے sanurāwidu for himonuاس کے بارے میں ʿanhu (from) his fatherbabasındanاس کے باپ کو abāhu
and indeed weve biz muhakkakاور بیشک ہم wa-innā surely will domutlaka yapacağızالبتہ کرنے والے ہیں lafāʿilūna٦١ And he saidve dedi kiاور کہا waqāla to his servantsuşaklarınaاپنے غلاموں کو lifit'yānihi Putkoyun!رکھ دو ij'ʿalū their merchandiseonların sermayeleriniان کی پونجی کو/ سامان کو biḍāʿatahum iniçineمیں their saddlebagsyüklerininان کی خُرجیوں riḥālihim
so that theybelki onlarشاید کہ وہ laʿallahum may recognize itbunun farkına varırlarاس کو پہچان جائیں yaʿrifūnahā whenzamanجب وہ idhā they go backdöndükleriپلٹیں inqalabū toailelerineاپنے ilā their peopleگھر والوں کی طرف ahlihim so that they maybelki deشاید کہ وہ laʿallahum returngeri dönerlerلوٹ آئیں yarjiʿūna
٦٢ So whenzamanتو جب falammā they returneddöndükleriوہ لوٹے rajaʿū tobabalarınaطرف ilā their fatherاپنے باپ کی abīhim they saiddediler kiانہوں نے کہا qālū O our fatherEy babamızاے ہمارے ابا جان yāabānā Has been deniedmen'edildiروکا گیا muniʿa to usbizdenہم سے minnā the measureölçüغلہ l-kaylu
so send(oyüzden) gönderتو بھیج دیجئے fa-arsil with usbizimle beraberہمارے ساتھ maʿanā our brotherkardeşimiziہمارے بھائی کو akhānā (that) we will get measureölç(üp al)alımہم غلہ لائیں naktal And indeed, weşüphesiz bizاور بیشک ہم wa-innā for himonuاس کے لئے lahu (will) surely (be) guardiansmutlaka koruruzالبتہ حفاظت کرنے والے ہیں laḥāfiẓūna٦٣
٢٤٣
‹ 241page 242 of the printed Mushaf243 ›