۞يَوۡمَ تَأۡتِى كُلُّ نَفۡسٍ تُجَـٰدِلُ عَن نَّفۡسِهَا وَتُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسٍ مَّا عَمِلَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ١١١

(On) the Dayo günجس دنyawma(when) will comegelirآئے گاtatīeveryherہرkullusoulnefisشخصnafsinpleadinguğraşırجھگڑے گاtujādiluforkendi canı içinکےʿanitselfاپنے نفس کے بارے میںnafsihāand will be paid in fullve tam karşılığı verilirاور پورا پورا دیا جائے گاwatuwaffāeveryherkeseہرkullusoulnefseشخص کوnafsinwhatyaptığınınجوit didاس نے عمل کیاʿamilatand theyonlaraاور وہwahum(will) notaslaنہbe wrongedhaksızlık edilmezظلم کیے جائیں گےyuẓ'lamūna

111 On the Day when every soul will come disputing for itself, and every soul will be fully compensated for what it did, and they will not be wronged.

111 O gün, herkesin kendi derdine düşüp çabalayacağı ve herkesin işlediğinin haksızlığa uğratılmadan kendisine ödeneceği bir gündür.

111 O gün, herkes nefsini kurtarmak için uğraşarak gelir ve herkese yaptığı işin karşılığı tamamiyle ödenir ve hiç kimseye de zulmedilmez.

111 جس دن ہر متنفس اپنی طرف سے جھگڑا کرنے آئے گا۔ اور ہر شخص کو اس کے اعمال کا پورا پورا بدلہ دیا جائے گا۔ اور کسی کا نقصان نہیں کیا جائے گا

111 (اِن سب کا فیصلہ اُس دن ہوگا) جب کہ ہر متنفس اپنے ہی بچاؤ کی فکر میں لگا ہوا ہوگا اور ہر ایک کو اس کے کیے کا بدلہ پورا پورا دیا جائے گا اور کسی پر ذرہ برابر ظلم نہ ہونے پائے گا

وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلاً قَرۡيَةً كَانَتۡ ءَامِنَةً مُّطۡمَئِنَّةً يَأۡتِيهَا رِزۡقُهَا رَغَدًا مِّن كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتۡ بِأَنۡعُمِ ٱللَّهِ فَأَذٰقَهَا ٱللَّهُ لِبَاسَ ٱلۡجُوعِ وَٱلۡخَوۡفِ بِمَا كَانُواۡ يَصۡنَعُونَ ١١٢

And Allah sets forthve misal verirاور بیان کیwaḍarabaAnd Allah sets forthAllahاللہ نےl-lahua similitudemisaliyleایک مثالmathalan(of) a townbir kentiایک بستی کیqaryatan(that) wasidiوہ تھیkānatsecuregüvenامن والی۔ محفوظāminatanand contenthuzur içindeمطمئنmuṭ'ma-innatancoming to itkendisine geliyorduآتا تھا اس کے پاسyatīhāits provisionrızkıاس کا رزقriz'quhā(in) abundancebol bolبافراغتraghadanfromherسےmineveryہرkulliplaceyerdenجگہmakāninbut it deniedfakat nankörlük ettiتو اس نے ناشکری کیfakafarat(the) Favors of Allahni'metlerineساتھ نعمتوں کےbi-anʿumi(the) Favors of AllahAllah'ınاللہ کیl-lahiso Allah made it taste(bunun üzerine) ona taddırdıتو چکھایا اس کوfa-adhāqahāso Allah made it tasteAllahاللہ نےl-lahu(the) garbelbisesiلباسlibāsa(of) the hungeraçlıkبھوک کاl-jūʿiand the fearve korkuاور خوف کاwal-khawfifor whatötürüبوجہ اس کے جوbimāthey used (to)olduklarıتھےkānūdoyapıyor(lar)وہ کیا کرتےyaṣnaʿūna

112 And Allah presents an example: a city which was safe and secure, its provision coming to it in abundance from every location, but it denied the favors of Allah. So Allah made it taste the envelopment of hunger and fear for what they had been doing.

112 Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.

112 Allah bir şehri misal olarak verdi: Bu şehir güvenli, huzurlu idi, Oraya her yerden rızkı bol bol geliyordu. Ne var ki onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıkları işler yüzünden açlık ve korku elbisesini (felâketini) tattırdı.

112 اور خدا ایک بستی کی مثال بیان فرماتا ہے کہ (ہر طرح) امن چین سے بستی تھی ہر طرف سے رزق بافراغت چلا آتا تھا۔ مگر ان لوگوں نے خدا کی نعمتوں کی ناشکری کی تو خدا نے ان کے اعمال کے سبب ان کو بھوک اور خوف کا لباس پہنا کر (ناشکری کا) مزہ چکھا دیا

112 اللہ ایک بستی کی مثال دیتا ہے وہ امن و اطمینان کی زندگی بسر کر رہی تھی اور ہر طرف سے اس کو بفراغت رزق پہنچ رہا تھا کہ اُس نے اللہ کی نعمتوں کا کفران شروع کر دیا تب اللہ نے اس کے باشندوں کو اُن کے کرتوتوں کا یہ مزا چکھایا کہ بھوک اور خوف کی مصیبتیں ان پر چھا گئیں

وَلَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولٌ مِّنۡهُمۡ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَهُمۡ ظَـٰلِمُونَ ١١٣

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadcame to themonlara geldiآیا ان کے پاسjāahuma Messengerbir elçiایک رسولrasūlunfrom among themkendilerindenان میں سےmin'humbut they denied himonu yalanladılarتو انہوں نے جھٹلا دیا اس کوfakadhabūhuso seized themonları yakalayıverdiتو پکڑ لیا ان کوfa-akhadhahumuthe punishmentazabعذاب نےl-ʿadhābuwhile theyve onlarاور وہwahum(were) wrongdoerszulümlerine devam ederkenظالم تھےẓālimūna

113 And there had certainly come to them a Messenger from among themselves, but they denied him; so punishment overtook them while they were wrongdoers.

113 And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar.

113 Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları yakalayıverdi.

113 اور ان کے پاس ان ہی میں سے ایک پیغمبر آیا تو انہوں نے اس کو جھٹلایا سو ان کو عذاب نے آپکڑا اور وہ ظالم تھے

113 اُن کے پاس اُن کی اپنی قوم میں سے ایک رسُول آیا۔ مگر اُنہوں نے اس کو جھُٹلادیا۔ آخرِ کار عذاب نے اُن کو آلیا جبکہ وہ ظالم ہو چکے تھے۔1

فَكُلُواۡ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَـٰلاً طَيِّبًا وَٱشۡكُرُواۡ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ إِيَّاهُ تَعۡبُدُونَ ١١٤

So eatyeyinپس کھاؤfakulūof whatsize verdiği rızıktanاس میں سے جوmimmāAllah has provided you رزق دیا تم کوrazaqakumuAllah has provided you Allah'ınاللہ نےl-lahulawfulhelalحلالḥalālanand goodve hoş (olarak)پاک (بنا کر)ṭayyibanAnd be gratefulve şükredinاور شکر کروwa-ush'kurū(for the) Favorni'metineنعمت کاniʿ'mata(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahiifeğerاگرin[you]ediyorsanızہو تمkuntumHim AloneO'naصرف اس کیiyyāhuyou worshipkullukتم عبادت کرتےtaʿbudūna

114 Then eat of what Allah has provided for you [which is] lawful and good. And be grateful for the favor of Allah, if it is [indeed] Him that you worship.

114 Yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, O'nun nimetine şükredin.

114 Artık Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Allah'ın nimetine şükredin, eğer gerçekten O'na ibadet edecekseniz.

114 پس خدا نے جو تم کو حلال طیّب رزق دیا ہے اسے کھاؤ۔ اور الله کی نعمتوں کا شکر کرو۔ اگر اسی کی عبادت کرتے ہو

114 پس اے لوگو، اللہ نے جو کچھ حلال اور پاک رزق تم کو بخشا ہے اُسے کھاوٴ اور اللہ کے احسان کا شکر ادا کرو1 اگر تم واقعی اُسی کی بندگی کرنے والے ہو۔2

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ‌ۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ١١٥

OnlyşüphesizبیشکinnamāHe has forbiddenharam kıldıاس نے حرام کیاḥarramato yousizeتم پرʿalaykumuthe dead animalölüyüمردارl-maytataand the bloodve kanıاور خونwal-damaand the fleshve etiniاور گوشتwalaḥma(of) the swinedomuzاور خنزیر کاl-khinzīriand whatve şeyiاور جوwamāhas been dedicatedkesilenپکارا جائےuhillato other (than)başkasınınواسطے غیرlighayriAllahAllah'tanاللہ کےl-lahi[with it]adınaساتھ اس کےbihiBut (if) onekimتو جو کوئیfamani(is) forced mecbur kalırsaمجبور کیا گیاuḍ'ṭurrawithout (being)saldırmadanنہghayradisobedientخواہش مند ہو۔ نہ چاہنے والا ہوbāghinand notveاور نہwalāa transgressor sınırı da aşmadanحد سے گزرنے والاʿādinthen indeedşüphesizتو بیشکfa-innaAllahاللہ تعالیٰl-laha(is) Oft-Forgivingbağışlayandırغفور،ghafūrunMost Mercifulesirgeyendirرحیم ہےraḥīmun

115 He has only forbidden to you dead animals, blood, the flesh of swine, and that which has been dedicated to other than Allah. But whoever is forced [by necessity], neither desiring [it] nor transgressing [its limit] - then indeed, Allah is Forgiving and Merciful.

115 Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adına kesilenleri haram etmiştir. Darda kalan, aşırı gitmemek ve başkasının hakkına el uzatmamak şartiyle bunun dışındadır. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.

115 O size ancak ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram şeyleri yemeye mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden yiyebilir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

115 اس نے تم پر مُردار اور لہو اور سور کا گوشت حرام کردیا ہے اور جس چیز پر خدا کے سوا کسی اور کا نام پکارا جائے (اس کو بھی) ہاں اگر کوئی ناچار ہوجائے تو بشرطیکہ گناہ کرنے والا نہ ہو اور نہ حد سے نکلنے والا تو خدا بخشنے والا مہربان ہے

115 اللہ نے جو کچھ تم پر حرام کیا ہے وہ ہے مُردار اور خُون اور سُوٴر کا گوشت اور وہ جانور جس پر اللہ کے سوا کسی اور کا نام لیا گیا ہو۔ البتہ بھُوک سے مجبور ہو کر اگر کوئی اِن چیزوں کو کھالے، بغیر اس کے کہ وہ قانونِ الٰہی کی خلاف ورزی کا خواہش مند ہو، یا حدِّ ضرورت سے تجاوز کا مرتکب ہو ، تو یقیناً اللہ معاف کرنے اور رحم فرمانے والا ہے۔1

وَلَا تَقُولُواۡ لِمَا تَصِفُ أَلۡسِنَتُكُمُ ٱلۡكَذِبَ هَـٰذَا حَلَـٰلٌ وَهَـٰذَا حَرَامٌ لِّتَفۡتَرُواۡ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ‌ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ لَا يُفۡلِحُونَ ١١٦

And (do) notveاور نہwalāsaydemeyinتم کہوtaqūlūfor that whichötürüواسطے اس چیز کےlimāassertnitelendirmesindenبیان کرتی ہیںtaṣifuyour tonguesdillerinizinتمہاری زبانیںalsinatukumuthe lieyalanجھوٹ کوl-kadhibaThisşuکہ یہhādhā(is) lawfulhelaldirحلال ہےḥalālunand thisşu iseاور یہwahādhā(is) forbiddenharamdırحرام ہےḥarāmunso that you inventsonra uydurmuş olursunuzتاکہ تم گھڑ سکوlitaftarūaboutkarşıپرʿalāAllahAllah'aاللہ (پر )l-lahithe lieyalanجھوٹl-kadhibaIndeedşüphesizبیشکinnathose whokimselerوہ لوگalladhīnainventuyduran(lar)جو گھڑتے ہیںyaftarūnaaboutkarşıپرʿalāAllahAllah'aاللہ (پر)l-lahithe lieyalanجھوٹl-kadhibathey will not succeediflah olmazlarنہیںthey will not succeedفلاح پائیں گےyuf'liḥūna

116 And do not say about what your tongues assert of untruth, "This is lawful and this is unlawful," to invent falsehood about Allah. Indeed, those who invent falsehood about Allah will not succeed.

116 Diliniz yalana alışmış olduğu için, "şu haram, bu helaldir" demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise, saadete şüphesiz erişemezler.

116 Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar.

116 اور یوں ہی جھوٹ جو تمہاری زبان پر آجائے مت کہہ دیا کرو کہ یہ حلال ہے اور یہ حرام ہے کہ خدا پر جھوٹ بہتان باندھنے لگو۔ جو لوگ خدا پر جھوٹ بہتان باندھتے ہیں ان کا بھلا نہیں ہوگا

116 اور یہ جو تمہاری زبانیں جھُوٹے احکام لگایا کرتی ہیں کہ یہ چیز حلال ہے اور وہ حرام، تو اس طرح کے حکم لگا کر اللہ پر جھُوٹ نہ باندھا کرو۔1 جو لوگ اللہ پر جھُوٹے افترا باندھتے ہیں وہ ہر گز فلاح نہیں پایا کرتے

مَتَـٰعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ ١١٧

An enjoymentbir mefaattirفائدہ اٹھانا ہےmatāʿunlittleazıcıkتھوڑا ساqalīlunand for themve onlara vardırاور ان کے لیے ہےwalahum(is) a punishmentbir azabعذابʿadhābunpainfulacıklıدردناکalīmun

117 [It is but] a brief enjoyment, and they will have a painful punishment.

117 Az bir geçim ama ardından can yakıcı bir azap onlaradır.

117 Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır.

117 (جھوٹ کا) فائدہ تو تھوڑا سا ہے مگر (اس کے بدلے) ان کو عذاب الیم بہت ہوگا

117 دنیا کا عیش چند روزہ ہے آخرکار اُن کے لیے دردناک سزا ہے

وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواۡ حَرَّمۡنَا مَا قَصَصۡنَا عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ‌ۖ وَمَا ظَلَمۡنَـٰهُمۡ وَلَـٰكِن كَانُوٓاۡ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ١١٨

And toveاور اوپرwaʿalāthose whoolanlara daان لوگوں کےalladhīnaare JewsYahudiجو یہودی بن گئےhādūWe have forbiddenharam kılmıştıkحرام کردیا ہم نےḥarramnāwhatanlattıklarımızıجوWe relatedبیان کیا ہم نےqaṣaṣnāto yousanaآپ پرʿalaykabeforebundan önceسےminbeforeاس سے پہلےqabluAnd notdeğildikاور نہیںwamāWe wronged themonlara zulmediyorظلم کیا تھا ہم نے ان پرẓalamnāhumbutfakatلیکنwalākinthey used (to)ediyorlardıتھے وہkānūthemselvesonlar kendilerineاپنی جانوں پرanfusahumwrongzulmوہ ظلم کرتےyaẓlimūna

118 And to those who are Jews We have prohibited that which We related to you before. And We did not wrong them [thereby], but they were wronging themselves.

118 Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık; biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmediyorlardı.

118 Sana anlattıklarımızı, daha önce yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmemiştik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdi.

118 اور چیزیں ہم تم سے پہلے بیان کرچکے ہیں وہ ہم نے یہودیوں پر حرام کردی تھیں۔ اور ہم نے ان پر کچھ ظلم نہیں کیا بلکہ وہی اپنے آپ پر ظلم کرتے تھے

118 1وہ چیزیں ہم نے خاص طور پر یہودیوں کے لیے حرام کی تھیں جن کا ذکر ہم اس سے پہلے تم سے کر چکے ہیں۔2 اور یہ اُن پر ہمارا ظلم نہ تھا بلکہ اُن کا اپنا ہی ظلم تھا جو وہ اپنے اُوپر کر رہے تھے

Surah 16 / An-Nahl / The Bee سورة النحل 281
(On) the Dayo günجس دن yawma (when) will comegelirآئے گا tatī everyherہر kullu soulnefisشخص nafsin pleadinguğraşırجھگڑے گا tujādilu forkendi canı içinکے ʿan itselfاپنے نفس کے بارے میں nafsihā and will be paid in fullve tam karşılığı verilirاور پورا پورا دیا جائے گا watuwaffā everyherkeseہر kullu
soulnefseشخص کو nafsin whatyaptığınınجو it didاس نے عمل کیا ʿamilat and theyonlaraاور وہ wahum (will) notaslaنہ be wrongedhaksızlık edilmezظلم کیے جائیں گے yuẓ'lamūna١١١ And Allah sets forthve misal verirاور بیان کی waḍaraba And Allah sets forthAllahاللہ نے l-lahu a similitudemisaliyleایک مثال mathalan
(of) a townbir kentiایک بستی کی qaryatan (that) wasidiوہ تھی kānat securegüvenامن والی۔ محفوظ āminatan and contenthuzur içindeمطمئن muṭ'ma-innatan coming to itkendisine geliyorduآتا تھا اس کے پاس yatīhā its provisionrızkıاس کا رزق riz'quhā (in) abundancebol bolبافراغت raghadan
fromherسے min everyہر kulli placeyerdenجگہ makānin but it deniedfakat nankörlük ettiتو اس نے ناشکری کی fakafarat (the) Favors of Allahni'metlerineساتھ نعمتوں کے bi-anʿumi (the) Favors of AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi so Allah made it taste(bunun üzerine) ona taddırdıتو چکھایا اس کو fa-adhāqahā so Allah made it tasteAllahاللہ نے l-lahu (the) garbelbisesiلباس libāsa
(of) the hungeraçlıkبھوک کا l-jūʿi and the fearve korkuاور خوف کا wal-khawfi for whatötürüبوجہ اس کے جو bimā they used (to)olduklarıتھے kānū doyapıyor(lar)وہ کیا کرتے yaṣnaʿūna١١٢ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad
came to themonlara geldiآیا ان کے پاس jāahum a Messengerbir elçiایک رسول rasūlun from among themkendilerindenان میں سے min'hum but they denied himonu yalanladılarتو انہوں نے جھٹلا دیا اس کو fakadhabūhu so seized themonları yakalayıverdiتو پکڑ لیا ان کو fa-akhadhahumu the punishmentazabعذاب نے l-ʿadhābu while theyve onlarاور وہ wahum
(were) wrongdoerszulümlerine devam ederkenظالم تھے ẓālimūna١١٣ So eatyeyinپس کھاؤ fakulū of whatsize verdiği rızıktanاس میں سے جو mimmā Allah has provided you رزق دیا تم کو razaqakumu Allah has provided you Allah'ınاللہ نے l-lahu lawfulhelalحلال ḥalālan and goodve hoş (olarak)پاک (بنا کر) ṭayyiban
And be gratefulve şükredinاور شکر کرو wa-ush'kurū (for the) Favorni'metineنعمت کا niʿ'mata (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi ifeğerاگر in [you]ediyorsanızہو تم kuntum Him AloneO'naصرف اس کی iyyāhu you worshipkullukتم عبادت کرتے taʿbudūna١١٤
Onlyşüphesizبیشک innamā He has forbiddenharam kıldıاس نے حرام کیا ḥarrama to yousizeتم پر ʿalaykumu the dead animalölüyüمردار l-maytata and the bloodve kanıاور خون wal-dama and the fleshve etiniاور گوشت walaḥma (of) the swinedomuzاور خنزیر کا l-khinzīri and whatve şeyiاور جو wamā
has been dedicatedkesilenپکارا جائے uhilla to other (than)başkasınınواسطے غیر lighayri AllahAllah'tanاللہ کے l-lahi [with it]adınaساتھ اس کے bihi But (if) onekimتو جو کوئی famani (is) forced mecbur kalırsaمجبور کیا گیا uḍ'ṭurra without (being)saldırmadanنہ ghayra disobedientخواہش مند ہو۔ نہ چاہنے والا ہو bāghin and notveاور نہ walā a transgressor sınırı da aşmadanحد سے گزرنے والا ʿādin then indeedşüphesizتو بیشک fa-inna
Allahاللہ تعالیٰ l-laha (is) Oft-Forgivingbağışlayandırغفور، ghafūrun Most Mercifulesirgeyendirرحیم ہے raḥīmun١١٥ And (do) notveاور نہ walā saydemeyinتم کہو taqūlū for that whichötürüواسطے اس چیز کے limā assertnitelendirmesindenبیان کرتی ہیں taṣifu your tonguesdillerinizinتمہاری زبانیں alsinatukumu
the lieyalanجھوٹ کو l-kadhiba Thisşuکہ یہ hādhā (is) lawfulhelaldirحلال ہے ḥalālun and thisşu iseاور یہ wahādhā (is) forbiddenharamdırحرام ہے ḥarāmun so that you inventsonra uydurmuş olursunuzتاکہ تم گھڑ سکو litaftarū aboutkarşıپر ʿalā AllahAllah'aاللہ (پر ) l-lahi the lieyalanجھوٹ l-kadhiba
Indeedşüphesizبیشک inna those whokimselerوہ لوگ alladhīna inventuyduran(lar)جو گھڑتے ہیں yaftarūna aboutkarşıپر ʿalā AllahAllah'aاللہ (پر) l-lahi the lieyalanجھوٹ l-kadhiba they will not succeediflah olmazlarنہیں they will not succeedفلاح پائیں گے yuf'liḥūna١١٦ An enjoymentbir mefaattirفائدہ اٹھانا ہے matāʿun littleazıcıkتھوڑا سا qalīlun
and for themve onlara vardırاور ان کے لیے ہے walahum (is) a punishmentbir azabعذاب ʿadhābun painfulacıklıدردناک alīmun١١٧ And toveاور اوپر waʿalā those whoolanlara daان لوگوں کے alladhīna are JewsYahudiجو یہودی بن گئے hādū We have forbiddenharam kılmıştıkحرام کردیا ہم نے ḥarramnā whatanlattıklarımızıجو We relatedبیان کیا ہم نے qaṣaṣnā to yousanaآپ پر ʿalayka
beforebundan önceسے min beforeاس سے پہلے qablu And notdeğildikاور نہیں wamā We wronged themonlara zulmediyorظلم کیا تھا ہم نے ان پر ẓalamnāhum butfakatلیکن walākin they used (to)ediyorlardıتھے وہ kānū themselvesonlar kendilerineاپنی جانوں پر anfusahum wrongzulmوہ ظلم کرتے yaẓlimūna١١٨
٢٨١
‹ 279page 280 of the printed Mushaf281 ›