مَّا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍ وَلَا لِأَبَآئِهِمۡ‌ۚ كَبُرَتۡ كَلِمَةً تَخۡرُجُ مِنۡ أَفۡوٰهِهِمۡ‌ۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًا ٥

Notyokturنہیںthey haveonlarınان کے لئےlahumabout itbu husustaاس کاbihianyhiçbirکوئیminknowledgebilgisiعلمʿil'minand notve yokturاور نہwalātheir forefathersatalarınınان کے آباؤ اجداد کے لئےliābāihimGrave (is)ne büyük (küstahça)سبہت بڑی ہےkaburatthe wordsözباتkalimatan(that) comes outçıkıyorنکلتی ہےtakhrujuofağızlarındanسےmintheir mouthsان کے مونہوں (سے)afwāhihimNotonlar söylemiyorlarنہیںinthey sayوہ کہہ رہےyaqūlūnaexceptbaşka bir şeyمگرillāa lieyalandanایک جھوٹkadhiban

5 They have no knowledge of it, nor had their fathers. Grave is the word that comes out of their mouths; they speak not except a lie.

5 Allah'ın çocuk edindiğine dair ne kendilerinin ve ne de babalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.

5 Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.

5 ان کو اس بات کا کچھ بھی علم نہیں اور نہ ان کے باپ دادا ہی کو تھا۔ (یہ) بڑی سخت بات ہے جو ان کے منہ سے نکلتی ہے (اور کچھ شک نہیں) کہ یہ جو کہتے ہیں محض جھوٹ ہے

5 اِس بات کا نہ اُنھیں کوئی علم ہے اورنہ ان کے باپ دادا کو تھا۔1 بڑی بات ہے جو ان کےمُنہ سے نکلتی ہے۔ وہ محض جھوٹ بکتے ہیں

فَلَعَلَّكَ بَـٰخِعٌ نَّفۡسَكَ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمۡ إِن لَّمۡ يُؤۡمِنُواۡ بِهَـٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَسَفًا ٦

Then perhaps you would (be)herhalde senپس شاید کہ آپfalaʿallakathe one who killshelak edeceksinہلاک کرنے والے ہیںbākhiʿunyourselfkendiniاپنی جان کوnafsakaoverpeşlerindeپرʿalātheir footstepsان کے پیچھے/ ان کے آثارāthārihimifdiyeاگرinnotinanmıyorlarنہlamthey believeوہ ایمان لائیںyu'minūin thisbuکے ساتھbihādhā[the] narrationsözeاس کلامl-ḥadīthi(in) griefüzüntüdenبہت افسوس کرکےasafan

6 Then perhaps you would kill yourself through grief over them, [O Muhammad], if they do not believe in this message, [and] out of sorrow.

6 Bu söze inanmayanların ardından üzülerek nerdeyse kendini mahvedeceksin!

6 (Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin!

6 (اے پیغمبر) اگر یہ اس کلام پر ایمان نہ لائیں تو شاید تم کے ان پیچھے رنج کر کر کے اپنے تئیں ہلاک کردو گے

6 اچھا، تو اے محمدؐ ،شاید تم ان کے پیچھے غم کے مارے اپنی جان کھو دینے والے ہو اگر یہ اِس تعلیم پر ایمان نہ لائے۔1

إِنَّا جَعَلۡنَا مَا عَلَى ٱلۡأَرۡضِ زِينَةً لَّهَا لِنَبۡلُوَهُمۡ أَيُّهُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلاً ٧

Indeed, Weşüphesiz bizبیشک ہم نےinnāWe have madeyarattıkبنایا ہم نےjaʿalnāwhatşeyleriجو(is) onüzerindekiپرʿalāthe earthyerزمین ہےl-arḍiadornmentsüs olsun diyeخوبصورتیzīnatanfor itkendisineاس کے لئےlahāthat We may test [them]onları denemek içinتاکہ ہم آزمائیں ان کوlinabluwahumwhich of themhangisininکون سا ان میں سےayyuhum(is) bestdaha güzelزیادہ اچھا ہےaḥsanu(in) deediş yaptığınıعمل میںʿamalan

7 Indeed, We have made that which is on the earth adornment for it that We may test them [as to] which of them is best in deed.

7 İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye, yeryüzünde olan şeyleri, yeryüzünün süsü yaptık.

7 Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.

7 جو چیز زمین پر ہے ہم نے اس کو زمین کے لئے آرائش بنایا ہے تاکہ لوگوں کی آزمائش کریں کہ ان میں کون اچھے عمل کرنے والا ہے

7 واقعہ یہ ہے کہ یہ جو کچھ سر و سامان بھی زمین پر ہے اس کو ہم نے زمین کی زینت بنایا ہے تاکہ اِن لوگوں کو آزمائیں اِن میں کون بہتر عمل کرنے والا ہے

وَإِنَّا لَجَـٰعِلُونَ مَا عَلَيۡهَا صَعِيدًا جُرُزًا ٨

And indeed, Webiz elbetteاور بیشک ہمwa-innā(will) surely makeyaparızالبتہ بنانے والے ہیں/ کرنے والے ہیںlajāʿilūnawhatşeyleriجو(is) on it(yerin) üzerindekiاس پر ہےʿalayhāsoilbir toprakمٹی/ صاف میدانṣaʿīdanbarrenkupkuruبنجر/ بالکل ہموارjuruzan

8 And indeed, We will make that which is upon it [into] a barren ground.

8 Şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getirebiliriz.

8 Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak yapacağız.

8 اور جو چیز زمین پر ہے ہم اس کو (نابود کرکے) بنجر میدان کردیں گے

8 آخرِ کار اِس سب کو ہم ایک چٹیل میدان بنا دینے والے ہیں۔1

أَمۡ حَسِبۡتَ أَنَّ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡكَهۡفِ وَٱلرَّقِيمِ كَانُواۡ مِنۡ ءَايَـٰتِنَا عَجَبًا ٩

Oryoksaکیاamhave you thought(mi) sandın?کتم نے سمجھاḥasib'tathatsadeceکےanna(the) companionssahiplerininبیشک والےaṣḥāba(of) the caveKehfکہف والے/ غار والےl-kahfiand the inscriptionve Rakimاور کتبے والےwal-raqīmiwereolduklarınıتھےkānūamongbizim ayetlerimizdenمیں سےminOur Signsہماری بہت نشانیوںāyātināa wonderşaşılacakعجیبʿajaban

9 Or have you thought that the companions of the cave and the inscription were, among Our signs, a wonder?

9 Yoksa sen Mağara ve Kitap ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin?

9 Yoksa sen Ashabı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?

9 کیا تم خیال کرتے ہو کہ غار اور لوح والے ہمارے نشانیوں میں سے عجیب تھے

9 کیا تم سمجھتے ہو کہ غار1 اور کتبے 2والے ہماری کوئی بڑی عجیب نشانیوں میں سے تھے؟3

إِذۡ أَوَى ٱلۡفِتۡيَةُ إِلَى ٱلۡكَهۡفِ فَقَالُواۡ رَبَّنَآ ءَاتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةً وَهَيِّئۡ لَنَا مِنۡ أَمۡرِنَا رَشَدًا ١٠

Whenzamanجبidhretreatedsığındıklarıپناہ لیawāthe youthso gençlerچند نوجوانوں نےl-fit'yatutomağarayaکی طرفilāthe caveغارl-kahfiand they saiddedilerتو کہنے لگےfaqālūOur LordRabbimizاے ہمارے ربrabbanāGrant usbize verدے ہم کوātināfromkatındanسےminYourselfاپنے پاسladunkaMercybir rahmetرحمتraḥmatanand facilitateve hazırlaاور مہیا کرwahayyifor usbizeہمارے لئےlanā[from]şu işimizdenمیں سےminour affairہمارے معاملےamrinā(in the) right waybir çıkış yoluرہنمائیrashadan

10 [Mention] when the youths retreated to the cave and said, "Our Lord, grant us from Yourself mercy and prepare for us from our affair right guidance."

10 Birkaç genç mağaraya sığınmış: "Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl" demişlerdi.

10 O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla."

10 جب وہ جوان غار میں جا رہے تو کہنے لگے کہ اے ہمارے پروردگار ہم پر اپنے ہاں سے رحمت نازل فرما۔ اور ہمارے کام درستی (کے سامان) مہیا کر

10 جب وہ چند نوجوان غار میں پناہ گزیں ہوئے اور انہوں نے کہا کہ "اے پروردگار، ہم کو اپنی رحمت خاص سے نواز اور ہمارا معاملہ درست کر دے،"

فَضَرَبۡنَا عَلَىٰٓ ءَاذَانِهِمۡ فِى ٱلۡكَهۡفِ سِنِينَ عَدَدًا ١١

So We castbiz de vurdukتو تھپکا ہم نے/ مارا ہم نےfaḍarabnāover(ağırlık)پرʿalātheir earskulaklarınaان کے کانوںādhānihiminmağaradaمیںthe caveغارl-kahfiyears yıllarکئی سالsinīnaa numberniceتعداد میںʿadadan

11 So We cast [a cover of sleep] over their ears within the cave for a number of years.

11 Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.

11 Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.

11 تو ہم نے غار میں کئی سال تک ان کے کانوں پر (نیند کا) پردہ ڈالے (یعنی ان کو سلائے) رکھا

11 تو ہم نے انہیں اُسی غار میں تھپک کر سالہا سال کے لیے گہری نیند سلا دیا

ثُمَّ بَعَثۡنَـٰهُمۡ لِنَعۡلَمَ أَىُّ ٱلۡحِزۡبَيۡنِ أَحۡصَىٰ لِمَا لَبِثُوٓاۡ أَمَدًا ١٢

ThensonraپھرthummaWe raised them uponları uyandırdıkاٹھایا ہم نے ان کوbaʿathnāhumthat We make evidentbilmek içinتاکہ ہم جان لیںlinaʿlamawhichhangisininکون ساayyu(of) the two partiesiki zümredenدو گروہوں میں سےl-ḥiz'baynibest calculateddaha iyi hesabedeceğiniزیادہ گننے والا ہےaḥṣāfor what(onların) kaldıklarıواسطے اس کےlimā(they had) remainedوہ ٹھہرے رہےlabithū(in) timesüreyiمدت کوamadan

12 Then We awakened them that We might show which of the two factions was most precise in calculating what [extent] they had remained in time.

12 Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.

12 Sonra da iki gruptan hangisinin, onların mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını anlamak için, onları tekrar uyandırdık.

12 پھر ان کو جگا اُٹھایا تاکہ معلوم کریں کہ جتنی مدّت وہ (غار میں) رہے دونوں جماعتوں میں سے اس کی مقدار کس کو خوب یاد ہے

12 پھر ہم نے انہیں اٹھایا تاکہ دیکھیں اُن کے دو گروہوں میں سے کون اپنی مدت قیام کا ٹھیک شمار کرتا ہے

نَّحۡنُ نَقُصُّ عَلَيۡكَ نَبَأَهُم بِٱلۡحَقِّ‌ۚ إِنَّهُمۡ فِتۡيَةٌ ءَامَنُواۡ بِرَبِّهِمۡ وَزِدۡنَـٰهُمۡ هُدًى ١٣

Webizہمnaḥnunarrateanlatıyoruzہم سناتے ہیں/ بیان کرتے ہیںnaquṣṣuto yousanaآپ پرʿalaykatheir storyonların haberleriniان کی خبرnaba-ahumin truthgerçek olarakحق کے ساتھbil-ḥaqiIndeed, they (were)muhakkak onlarبیشک وہinnahumyouthsgençlerdiچند نوجوان تھےfit'yatunwho believedinanmışجو ایمان لائے تھےāmanūin their LordRablerineاپنے رب کے ساتھbirabbihimand We increased thembiz de onların artırmıştıkاور زیادہ دی تھی ہم نے ان کوwazid'nāhum(in) guidancehidayetleriniہدایتhudan

13 It is We who relate to you, [O Muhammad], their story in truth. Indeed, they were youths who believed in their Lord, and We increased them in guidance.

13 Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"

13 Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.

13 ہم اُن کے حالات تم سے صحیح صحیح بیان کرتے ہیں۔ وہ کئی جوان تھے جو اپنے پروردگار پر ایمان لائے تھے اور ہم نے ان کو اور زیادہ ہدایت دی تھی

13 ہم اِن کا اصل قصہ تم کو سُناتے ہیں۔1 وہ چند نوجوان تھے جو اپنے ربّ پر ایمان لے آئے تھے اورہم نے ان کو ہدایت میں ترقی بخشی تھی۔2

وَرَبَطۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ إِذۡ قَامُواۡ فَقَالُواۡ رَبُّنَا رَبُّ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ لَن نَّدۡعُوَاۡ مِن دُونِهِۦٓ إِلَـٰهًا‌ۖ لَّقَدۡ قُلۡنَآ إِذًا شَطَطًا ١٤

And We made firmve metanet bağlamıştıkاور باندھ دیا ہم نےwarabaṭnā[on]üstüneکوʿalātheir heartskalblerininان کے دلوںqulūbihimwhenkalktılarجبidhthey stood upوہ کھڑے ہوئےqāmūand saidve dediler kiپھر کہنے لگےfaqālūOur LordRabbimizرب ہماراrabbunā(is) the LordRabbidirرب ہےrabbu(of) the heavensgöklerinآسمانوں کاl-samāwātiand the earthve yerinاور زمین کاwal-arḍiNeverbiz asla demeyizہرگز نہیںlanwe will invokeہم پکاریں گےnadʿuwābesides HimO'ndan başkasınaاس کےminbesides Himسواdūnihiany godTanrıکسی الٰہ کوilāhanCertainlyyoksaالبتہ تحقیقlaqadwe would have saidkonuşmuş oluruzکہی ہم نےqul'nātheno zamanتبidhanan enormitysaçma sapanحق سے دور باتshaṭaṭan

14 And We made firm their hearts when they stood up and said, "Our Lord is the Lord of the heavens and the earth. Never will we invoke besides Him any deity. We would have certainly spoken, then, an excessive transgression.

14 Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"

14 (Oranın hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına ilâh deyip tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.

14 اور ان کے دلوں کو مربوط (یعنی مضبوط) کردیا۔ جب وہ (اُٹھ) کھڑے ہوئے تو کہنے لگے کہ ہمارا پروردگار آسمانوں اور زمین کا مالک ہے۔ ہم اس کے سوا کسی کو معبود (سمجھ کر) نہ پکاریں گے (اگر ایسا کیا) تو اس وقت ہم نے بعید از عقل بات کہی

14 ہم نے ان کے دل اُس وقت مضبوط کر دیے جب وہ اٹھے اور انہوں نے اعلان کر دیا کہ "ہمارا رب تو بس وہی ہے جو آسمانوں اور زمین کا رب ہے ہم اُسے چھوڑ کر کسی دوسرے معبود کو نہ پکاریں گے اگر ہم ایسا کریں تو بالکل بیجا بات کریں گے"

هَـٰٓؤُلَآءِ قَوۡمُنَا ٱتَّخَذُواۡ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً‌ۖ لَّوۡلَا يَأۡتُونَ عَلَيۡهِم بِسُلۡطَـٰنِۭ بَيِّنٍ‌ۖ فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا ١٥

Theseşunlarیہ لوگhāulāiour peopleşu kavmimizہماری قومqawmunāhave takenedindilerانہوں نے بنالیے ہیںittakhadhūbesides HimO'ndan başkaاس کےminbesides Himسواdūnihigodstanrılarکچھ الٰہ/ معبودālihatanWhy notgerekmez mi?کیوں نہیںlawlāthey comegetirmeleriوہ لائےyatūnato themonlarınان پرʿalayhimwith an authoritybir delilکوئی دلیلbisul'ṭāninclearaçıkواضحbayyininAnd whokim olabilir?تو کونfaman(is) more wrongdaha zalimزیادہ بڑا ظالم ہےaẓlamuthan (one) whouydurandanاس سےmimmaniinventsجو گھڑ لےif'tarāagainstkarşıپرʿalāAllahAllah'aاللہl-lahia lieyalanجھوٹkadhiban

15 These, our people, have taken besides Him deities. Why do they not bring for [worship of] them a clear authority? And who is more unjust than one who invents about Allah a lie?"

15 Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"

15 Şu bizim kavmimiz, Allah'tan başka ilâh edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?

15 ان ہماری قوم کے لوگوں نے اس کے سوا اور معبود بنا رکھے ہیں۔ بھلا یہ ان (کے خدا ہونے) پر کوئی کھلی دلیل کیوں نہیں لاتے۔ تو اس سے زیادہ کون ظالم ہے جو خدا پر جھوٹ افتراء کرے

15 (پھر انہوں نے آپس میں ایک دوسرے سے کہا) "یہ ہماری قوم تو ربِّ کائنات کو چھوڑ کر دوسرے خدا بنا بیٹھی ہے یہ لوگ ان کے معبود ہونے پر کوئی واضح دلیل کیوں نہیں لاتے؟ آخر اُس شخص سے بڑا ظالم اور کون ہو سکتا ہے جو اللہ پر جھوٹ باندھے؟

Surah 18 / Al-Kahf / The Cave سورة الكهف 295
Notyokturنہیں they haveonlarınان کے لئے lahum about itbu husustaاس کا bihi anyhiçbirکوئی min knowledgebilgisiعلم ʿil'min and notve yokturاور نہ walā their forefathersatalarınınان کے آباؤ اجداد کے لئے liābāihim Grave (is)ne büyük (küstahça)سبہت بڑی ہے kaburat the wordsözبات kalimatan (that) comes outçıkıyorنکلتی ہے takhruju ofağızlarındanسے min
their mouthsان کے مونہوں (سے) afwāhihim Notonlar söylemiyorlarنہیں in they sayوہ کہہ رہے yaqūlūna exceptbaşka bir şeyمگر illā a lieyalandanایک جھوٹ kadhiban٥ Then perhaps you would (be)herhalde senپس شاید کہ آپ falaʿallaka the one who killshelak edeceksinہلاک کرنے والے ہیں bākhiʿun yourselfkendiniاپنی جان کو nafsaka
overpeşlerindeپر ʿalā their footstepsان کے پیچھے/ ان کے آثار āthārihim ifdiyeاگر in notinanmıyorlarنہ lam they believeوہ ایمان لائیں yu'minū in thisbuکے ساتھ bihādhā [the] narrationsözeاس کلام l-ḥadīthi (in) griefüzüntüdenبہت افسوس کرکے asafan٦ Indeed, Weşüphesiz bizبیشک ہم نے innā
We have madeyarattıkبنایا ہم نے jaʿalnā whatşeyleriجو (is) onüzerindekiپر ʿalā the earthyerزمین ہے l-arḍi adornmentsüs olsun diyeخوبصورتی zīnatan for itkendisineاس کے لئے lahā that We may test [them]onları denemek içinتاکہ ہم آزمائیں ان کو linabluwahum which of themhangisininکون سا ان میں سے ayyuhum (is) bestdaha güzelزیادہ اچھا ہے aḥsanu (in) deediş yaptığınıعمل میں ʿamalan
٧ And indeed, Webiz elbetteاور بیشک ہم wa-innā (will) surely makeyaparızالبتہ بنانے والے ہیں/ کرنے والے ہیں lajāʿilūna whatşeyleriجو (is) on it(yerin) üzerindekiاس پر ہے ʿalayhā soilbir toprakمٹی/ صاف میدان ṣaʿīdan barrenkupkuruبنجر/ بالکل ہموار juruzan٨ Oryoksaکیا am have you thought(mi) sandın?کتم نے سمجھا ḥasib'ta
thatsadeceکے anna (the) companionssahiplerininبیشک والے aṣḥāba (of) the caveKehfکہف والے/ غار والے l-kahfi and the inscriptionve Rakimاور کتبے والے wal-raqīmi wereolduklarınıتھے kānū amongbizim ayetlerimizdenمیں سے min Our Signsہماری بہت نشانیوں āyātinā a wonderşaşılacakعجیب ʿajaban٩
Whenzamanجب idh retreatedsığındıklarıپناہ لی awā the youthso gençlerچند نوجوانوں نے l-fit'yatu tomağarayaکی طرف ilā the caveغار l-kahfi and they saiddedilerتو کہنے لگے faqālū Our LordRabbimizاے ہمارے رب rabbanā Grant usbize verدے ہم کو ātinā fromkatındanسے min Yourselfاپنے پاس ladunka Mercybir rahmetرحمت raḥmatan
and facilitateve hazırlaاور مہیا کر wahayyi for usbizeہمارے لئے lanā [from]şu işimizdenمیں سے min our affairہمارے معاملے amrinā (in the) right waybir çıkış yoluرہنمائی rashadan١٠ So We castbiz de vurdukتو تھپکا ہم نے/ مارا ہم نے faḍarabnā over(ağırlık)پر ʿalā their earskulaklarınaان کے کانوں ādhānihim inmağaradaمیں
the caveغار l-kahfi years yıllarکئی سال sinīna a numberniceتعداد میں ʿadadan١١ Thensonraپھر thumma We raised them uponları uyandırdıkاٹھایا ہم نے ان کو baʿathnāhum that We make evidentbilmek içinتاکہ ہم جان لیں linaʿlama whichhangisininکون سا ayyu (of) the two partiesiki zümredenدو گروہوں میں سے l-ḥiz'bayni
best calculateddaha iyi hesabedeceğiniزیادہ گننے والا ہے aḥṣā for what(onların) kaldıklarıواسطے اس کے limā (they had) remainedوہ ٹھہرے رہے labithū (in) timesüreyiمدت کو amadan١٢ Webizہم naḥnu narrateanlatıyoruzہم سناتے ہیں/ بیان کرتے ہیں naquṣṣu to yousanaآپ پر ʿalayka their storyonların haberleriniان کی خبر naba-ahum in truthgerçek olarakحق کے ساتھ bil-ḥaqi
Indeed, they (were)muhakkak onlarبیشک وہ innahum youthsgençlerdiچند نوجوان تھے fit'yatun who believedinanmışجو ایمان لائے تھے āmanū in their LordRablerineاپنے رب کے ساتھ birabbihim and We increased thembiz de onların artırmıştıkاور زیادہ دی تھی ہم نے ان کو wazid'nāhum (in) guidancehidayetleriniہدایت hudan١٣ And We made firmve metanet bağlamıştıkاور باندھ دیا ہم نے warabaṭnā
[on]üstüneکو ʿalā their heartskalblerininان کے دلوں qulūbihim whenkalktılarجب idh they stood upوہ کھڑے ہوئے qāmū and saidve dediler kiپھر کہنے لگے faqālū Our LordRabbimizرب ہمارا rabbunā (is) the LordRabbidirرب ہے rabbu (of) the heavensgöklerinآسمانوں کا l-samāwāti and the earthve yerinاور زمین کا wal-arḍi
Neverbiz asla demeyizہرگز نہیں lan we will invokeہم پکاریں گے nadʿuwā besides HimO'ndan başkasınaاس کے min besides Himسوا dūnihi any godTanrıکسی الٰہ کو ilāhan Certainlyyoksaالبتہ تحقیق laqad we would have saidkonuşmuş oluruzکہی ہم نے qul'nā theno zamanتب idhan an enormitysaçma sapanحق سے دور بات shaṭaṭan١٤ Theseşunlarیہ لوگ hāulāi
our peopleşu kavmimizہماری قوم qawmunā have takenedindilerانہوں نے بنالیے ہیں ittakhadhū besides HimO'ndan başkaاس کے min besides Himسوا dūnihi godstanrılarکچھ الٰہ/ معبود ālihatan Why notgerekmez mi?کیوں نہیں lawlā they comegetirmeleriوہ لائے yatūna to themonlarınان پر ʿalayhim
with an authoritybir delilکوئی دلیل bisul'ṭānin clearaçıkواضح bayyinin And whokim olabilir?تو کون faman (is) more wrongdaha zalimزیادہ بڑا ظالم ہے aẓlamu than (one) whouydurandanاس سے mimmani inventsجو گھڑ لے if'tarā againstkarşıپر ʿalā AllahAllah'aاللہ l-lahi a lieyalanجھوٹ kadhiban١٥
٢٩٥
‹ 293page 294 of the printed Mushaf295 ›