إِنَّ ٱلَّذِينَ جَآءُو بِٱلۡإِفۡكِ عُصۡبَةٌ مِّنكُمۡ‌ۚ لَا تَحۡسَبُوهُ شَرًّا لَّكُم‌ۖ بَلۡ هُوَ خَيۡرٌ لَّكُمۡ‌ۚ لِكُلِّ ٱمۡرِىٍٕ مِّنۡهُم مَّا ٱكۡتَسَبَ مِنَ ٱلۡإِثۡمِ‌ۚ وَٱلَّذِى تَوَلَّىٰ كِبۡرَهُۥ مِنۡهُمۡ لَهُۥ عَذَابٌ عَظِيمٌ ١١

Indeedkuşkusuzبیشکinnathose whogetirenlerوہ لوگalladhīnabroughtجو لائے ہیںjāūthe lieiftirayıجھوٹ۔ بہتانbil-if'ki(are) a groupbir toplulukturایک جتھہ ہیں ۔ گروہ ہیںʿuṣ'batunamong youiçinizdenتم میں سےminkum(Do) notonu sanmayınنہthink itتم سمجھو اس کوtaḥsabūhubadşerبراsharranfor yousizin içinتمہارے لیےlakumnaybilakisبلکہbalitoوہhuwa(is) goodhayırdırاچھا ہےkhayrunfor yousizin içinتمہارے لیےlakumFor everyher (karşılığını görecektir)واسطے ہرlikullipersonkişiشخص کےim'ri-inamong themonlardanان میں سے وہ ہےmin'hum(is) whatneجوhe earnedişledi (ise)اس نے کمایاik'tasabaofgünahınınسےminathe sinگناہ میں سےl-ith'miand the one whokimseyeاور وہ شخصwa-alladhītook upon himself a greater share of ityüklenenجس نے حصہ لیا۔ متولی ہواtawallātook upon himself a greater share of iten büyüğünüاپنی بڑی بات کاkib'rahuamong them onlardanان میں سےmin'humfor himonun (yalanın)اس کے لیےlahu(is) a punishmentbir azab (vardır)عذاب ہےʿadhābungreatbüyükبڑاʿaẓīmun

11 Indeed, those who came with falsehood are a group among you. Do not think it bad for you; rather it is good for you. For every person among them is what [punishment] he has earned from the sin, and he who took upon himself the greater portion thereof - for him is a great punishment.

11 (Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır.

11 Haberiniz olsun ki (Muhammed'in eşine) bu ağır ifki (iftirayı) uyduranlar sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük saymayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan herbir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Elebaşlılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.

11 جن لوگوں نے بہتان باندھا ہے تم ہی میں سے ایک جماعت ہے اس کو اپنے حق میں برا نہ سمجھنا۔ بلکہ وہ تمہارے لئے اچھا ہے۔ ان میں سے جس شخص نے گناہ کا جتنا حصہ لیا اس کے لئے اتنا ہی وبال ہے۔ اور جس نے ان میں سے اس بہتان کا بڑا بوجھ اٹھایا ہے اس کو بڑا عذاب ہوگا

11 جو لوگ یہ بہتان گھڑ لائے ہیں1 وہ تمہارے ہی اندر کا ایک ٹولہ ہیں۔ 2 اس واقعے کو اپنے حق میں شر نہ سمجھو بلکہ یہ بھی تمہارے لیے خیر ہی ہے۔ 3 جس نے اس میں جتنا حصہ لیا اس نے اتنا ہی گناہ سمیٹا، اور جس شخص نے اِس  کی ذمہ داری کا بڑا حصہ اپنے سر لیا 4 اس کے لیے عذابِ عظیم ہے

لَّوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ ظَنَّ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَـٰتُ بِأَنفُسِهِمۡ خَيۡرًا وَقَالُواۡ هَـٰذَآ إِفۡكٌ مُّبِينٌ ١٢

Why notgerekmez miydi?کیوں نہیںlawlāwhenzamanجبidhyou heard itonu işittiğinizسنا تھا تم نے اس کوsamiʿ'tumūhuthinkzanda bulunupسمجھاẓannathe believing meninanan erkeklerinمومن مردوں نےl-mu'minūnaand the believing womenve inanan kadınlarınاور مومن عورتوں نےwal-mu'minātugood of themselveskendiliklerindenاپنے نفسوں کے بارے میںbi-anfusihimgood of themselvesgüzelاچھاkhayranand sayve demeleriاور کہا انہوں نےwaqālūThisbuیہhādhā(is) a liebir iftiradırتہمت ہے۔ جھوٹ ہےif'kunclearapaçıkکھلاmubīnun

12 Why, when you heard it, did not the believing men and believing women think good of one another and say, "This is an obvious falsehood"?

12 Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?

12 Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?

12 جب تم نے وہ بات سنی تھی تو مومن مردوں اور عورتوں نے کیوں اپنے دلوں میں نیک گمان نہ کیا۔ اور کیوں نہ کہا کہ یہ صریح طوفان ہے

12 جس وقت تم لوگوں نے اسے سُنا تھا اُسی وقت کیوں نہ مومن مردوں اور مومن عورتوں نے اپنے آپ سے نیک گمان کیا 1 اور کیوں نہ کہہ دیا کہ یہ صریح بہتان ہے؟ 2

لَّوۡلَا جَآءُو عَلَيۡهِ بِأَرۡبَعَةِ شُهَدَآءَ‌ۚ فَإِذۡ لَمۡ يَأۡتُواۡ بِٱلشُّهَدَآءِ فَأُوۡلَـٰٓئِكَ عِندَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡكَـٰذِبُونَ ١٣

Why (did) notgerekmez miydi?کیوں نہیںlawlāthey bringgetirmeleriوہ لائےjāūfor itonaاس پرʿalayhifourdörtچارbi-arbaʿatiwitnessesşahidگواہshuhadāaThen whenmadem kiپھر جبfa-idhnotgetirmedilerنہیںlamthey broughtوہ لائےyatūthe witnessesşahidleriگواہوں کوbil-shuhadāithen thoseo halde onlarتو یہی لوگfa-ulāikanear Allahyanındaہاںʿindanear AllahAllahاللہ کے (ہاں)l-lahitheyonlarوہhumu(are) the liarsyalancılardırجھوٹے ہیںl-kādhibūna

13 Why did they [who slandered] not produce for it four witnesses? And when they do not produce the witnesses, then it is they, in the sight of Allah, who are the liars.

13 Dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar, şahit getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır.

13 (Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.

13 یہ (افتراء پرداز) اپنی بات (کی تصدیق) کے (لئے) چار گواہ کیوں نہ لائے۔ تو جب یہ گواہ نہیں لاسکے تو خدا کے نزدیک یہی جھوٹے ہیں

13 وہ لوگ (اپنے الزام کے ثبوت میں)چار گواہ کیوں نہ لائے؟اب کہ وہ گواہ نہیں لائے ہیں، اللہ کے نزدیک وہی جھُوٹے ہیں۔ 1

وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ فِى ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأَخِرَةِ لَمَسَّكُمۡ فِى مَآ أَفَضۡتُمۡ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ١٤

And if notve eğer olmasaydıاور اگر نہwalawlā(for the) Gracelutfuفضل ہوتاfaḍlu(of) AllahAllah'ınاللہ کاl-lahiupon yousizeتم پرʿalaykumand His Mercyve rahmetiاور اس کی رحمتwaraḥmatuhuindünyadaمیںthe worldدنیا (میں )l-dun'yāand the Hereafterve ahiretteاور آخرت میںwal-ākhiratisurely would have touched yousize mutlaka dokunurduالبتہ چھو جاتا تم کوlamassakuminhakkındaمیںwhatşey (iftira)اس معاملے میں جوyou had rushed gliblydaldığınızپڑگئے تھے تم۔ گزرے تمafaḍtumconcerning itiçineجس میںfīhia punishmentbir azabعذابʿadhābungreatbüyükبڑاʿaẓīmun

14 And if it had not been for the favor of Allah upon you and His mercy in this world and the Hereafter, you would have been touched for that [lie] in which you were involved by a great punishment

14 Allah'ın dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız.

14 Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, size mutlaka büyük bir azab isabet ederdi.

14 اور اگر دنیا اور آخرت میں تم پر خدا کا فضل اور اس کی رحمت نہ ہوتی تو جس بات کا تم چرچا کرتے تھے اس کی وجہ سے تم پر بڑا (سخت) عذاب نازل ہوتا

14 اگر تم لوگوں پر دنیا اور آخرت میں اللہ کا فضل اور رحم و کرم نہ ہوتا تو جن باتوں میں تم پڑ گئے تھے ان کی پاداش میں بڑا عذاب تمہیں آ لیتا

إِذۡ تَلَقَّوۡنَهُۥ بِأَلۡسِنَتِكُمۡ وَتَقُولُونَ بِأَفۡوَاهِكُم مَّا لَيۡسَ لَكُم بِهِۦ عِلۡمٌ وَتَحۡسَبُونَهُۥ هَيِّنًا وَهُوَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمٌ ١٥

Whençünküجبidhyou received itsiz onu alıveriyorsunuzتم لے رہے تھے اس کو۔ لیتے تھے اس کوtalaqqawnahuwith your tonguesdillerinizleاپنی زبانوں سےbi-alsinatikumand you saidve söylüyorsunuzاور تم کہہ رہے تھےwataqūlūnawith your mouthsağızlarınızlaاپنے مونہوں کے ساتھbi-afwāhikumwhatbir şeyiجوnothiç olmayanنہیں تھاlaysafor yousizinتمہارے لیےlakumof ithakkındaاس کاbihiany knowledgebilgi(niz)کوئی علمʿil'munand you thought itve onu sanıyorsunuzاور تم سمجھ رہے تھے اس کوwataḥsabūnahu(was) insignificantönemsiz bir işآسان۔ معمولیhayyinanwhile itoysa oحالانکہ وہwahuwa(was) near Allahyanındaنزدیکʿinda(was) near AllahAllahاللہ کےl-lahigreatbüyüktürبہت بڑا تھاʿaẓīmun

15 When you received it with your tongues and said with your mouths that of which you had no knowledge and thought it was insignificant while it was, in the sight of Allah, tremendous.

15 Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz, oysa Allah katında önemi büyüktü.

15 Çünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur.

15 جب تم اپنی زبانوں سے اس کا ایک دوسرے سے ذکر کرتے تھے اور اپنے منہ سے ایسی بات کہتے تھے جس کا تم کو کچھ علم نہ تھا اور تم اسے ایک ہلکی بات سمجھتے تھے اور خدا کے نزدیک وہ بڑی بھاری بات تھی

15 (ذرا غور تو کرو، اُس وقت تم کیسی سخت غلطی کر رہے تھے) جبکہ تمہاری ایک زبان سے دوسری زبان اس جھوٹ کو لیتی جا رہی تھی اور تم اپنے منہ سے وہ کچھ کہے جا رہے تھے جس کے متعلق تمہیں کوئی علم نہ تھا تم اسے ایک معمولی بات سمجھ رہے تھے، حالانکہ اللہ کے نزدیک یہ بڑی بات تھی

وَلَوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ قُلۡتُم مَّا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَـٰذَا سُبۡحَـٰنَكَ هَـٰذَا بُهۡتَـٰنٌ عَظِيمٌ ١٦

And why notgerekmez miydi?اور کیوں نہwalawlāwhenzamanجبidhyou heard itonu işittiğinizسنا تھا تم نے اس کوsamiʿ'tumūhuyou saiddemenizکہا تم نےqul'tumNotyakışmazنہیںit isہے (مناسب)yakūnufor usbizeہمارے لیےlanāthatkonuşmamızکہanwe speakہم بولیں۔ ہم زبان سے نکالیںnatakallamaof thisbunuاس کوbihādhāGlory be to YouSeni tenzih ederizپاک ہے توsub'ḥānakaThisbuیہ ہےhādhā(is) a slanderbir iftiradırبہتانbuh'tānungreatbüyükعظیمʿaẓīmun

16 And why, when you heard it, did you not say, "It is not for us to speak of this. Exalted are You, [O Allah]; this is a great slander"?

16 O'nu işittiğinizde: "Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; haşa, bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?

16 Onu duyduğunuzda "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır..." demeli değil miydiniz?

16 اور جب تم نے اسے سنا تھا تو کیوں نہ کہہ دیا کہ ہمیں شایاں نہیں کہ ایسی بات زبان پر نہ لائیں۔ (پروردگار) تو پاک ہے یہ تو (بہت) بڑا بہتان ہے

16 کیوں نہ اُسے سنتے ہی تم نے کہہ دیا کہ "ہمیں ایسی بات زبان سے نکالنا زیب نہیں دیتا، سبحان اللہ، یہ تو ایک بہتان عظیم ہے"

يَعِظُكُمُ ٱللَّهُ أَن تَعُودُواۡ لِمِثۡلِهِۦٓ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ١٧

Allah warns yousize öğüt veriyorنصیحت کرتا ہے تم کوyaʿiẓukumuAllah warns youAllahاللہl-lahuthatdönmemeniz içinکہanyou returnتم لوٹوtaʿūdū(to the) like of itböyle bir şeyeاس جیسی کے لیے۔ اس بات کے لیےlimith'lihieverbir daha aslaکبھی بھیabadanifeğerاگرinyou areisenizہو تمkuntumbelieversinananlarایمان لانے والےmu'minīna

17 Allah warns you against returning to the likes of this [conduct], ever, if you should be believers.

17 Eğer mümin kişilerdenseniz, Allah buna benzer bir şeye bir daha dönmemenizi tavsiye eder.

17 Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarıyor.

17 خدا تمہیں نصیحت کرتا ہے کہ اگر مومن ہو تو پھر کبھی ایسا کام نہ کرنا

17 اللہ تم کو نصیحت کرتا ہے کہ آئندہ کبھی ایسی حرکت نہ کرنا اگر تم مومن ہو

وَيُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأَيَـٰتِ‌ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ١٨

And Allah makes clearve açıklıyorاور بیان کرتا ہےwayubayyinuAnd Allah makes clearAllahاللہl-lahuto yousizeتمہارے لیےlakumuthe Versesayetleri(ni)آیات کوl-āyātiAnd Allahve Allahاور اللہwal-lahu(is) All-Knowerbilendirعلم والا ہےʿalīmunAll-Wisehüküm ve hikmet sahibidirحکمت والا ہےḥakīmun

18 And Allah makes clear to you the verses, and Allah is Knowing and Wise.

18 Allah size ayetleri açıkça bildirir. Allah bilendir, Hakim'dir.

18 Ve Allah âyetlerini size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.

18 اور خدا تمہارے (سمجھانے کے لئے) اپنی آیتیں کھول کھول کر بیان فرماتا ہے۔ اور خدا جاننے والا حکمت والا ہے

18 اللہ تمہیں صاف صاف ہدایات دیتا ہے اور رہ علیم و حکیم ہے۔ 1

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلۡفَـٰحِشَةُ فِى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِى ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأَخِرَةِ‌ۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ ١٩

Indeedşüphesizبیشکinnathose whokimselereوہ لوگalladhīnalikeisteyenlereجو پسند کرتے ہیںyuḥibbūnathatyayılmasınıکہan(should) spreadپھیلےtashīʿathe immoralityedepsizliğinبےحیائیl-fāḥishatuamongiçindeمیںthose whoinananlarان لوگوں میںalladhīnabelieveجو ایمان لائےāmanūfor themvardırان کے لیےlahum(is) a punishmentbir azabعذاب ہےʿadhābunpainfulacıklıدردناکalīmunindünyadaمیںthe worldدنیا (میں )l-dun'yāand the Hereafterve ahiretteاور آخرت (میں )wal-ākhiratiAnd Allahve Allahاور اللہwal-lahuknowsbilirجانتا ہےyaʿlamuwhile youancak sizاور تمwa-antum(do) notbilmezsinizنہیںknowجانتےtaʿlamūna

19 Indeed, those who like that immorality should be spread [or publicized] among those who have believed will have a painful punishment in this world and the Hereafter. And Allah knows and you do not know.

19 Müminler arasından hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.

19 İnananlar arasında kötü söz ve davranışın yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da, ahirette de acı veren bir azab vardır. (Her şeyi) Allah bilir; siz bilmezsiniz.

19 اور جو لوگ اس بات کو پسند کرتے ہیں کہ مومنوں میں بےحیائی یعنی (تہمت بدکاری کی خبر) پھیلے ان کو دنیا اور آخرت میں دکھ دینے والا عذاب ہوگا۔ اور خدا جانتا ہے اور تم نہیں جانتے

19 جولوگ چاہتے ہیں کہ ایمان لانے والوں کے گروہ میں فحش پھیلے وہ دنیا اور آخرت میں دردناک سزا کے مستحق ہیں، 1 اللہ جانتا ہے اور تم نہیں جانتے۔ 2

وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ ٢٠

And if notve eğer olmasaydıاور اگر نہ ہوتاwalawlā(for the) Grace of Allahlutfuفضلfaḍlu(for the) Grace of AllahAllah'ınاللہ کاl-lahiupon yousizeتم پرʿalaykumand His Mercyve rahmetiاور اس کی رحمتwaraḥmatuhuAnd thatve kuşkusuzاور بیشکwa-annaAllahاللہ تعالیٰl-laha(is) Full of Kindnessçok şefkatlidirشفقت کرنے والاraūfunMost Mercifulmerhametlidirمہربان ہےraḥīmun

20 And if it had not been for the favor of Allah upon you and His mercy... and because Allah is Kind and Merciful.

20 Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, Allah şefkatli ve merhametli olmasaydı hemen cezanızı verirdi.

20 Ya sizin üstünüze Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı; Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)?

20 اور اگر تم پر خدا کا فضل اور اس کی رحمت نہ ہوتی (تو کیا کچھ نہ ہوتا مگر وہ کریم ہے) اور یہ کہ خدا نہایت مہربان اور رحیم ہے

20 اگر اللہ کا فضل اور اس کا رحم و کرم تم پر نہ ہوتا اور یہ بات نہ ہوتی کہ اللہ بڑا شفیق و رحیم ہے (تو یہ چیز جو ابھی تمہارے اندر پھیلائی گئی تھی بدترین نتائج دکھا دیتی)

Surah 24 / An-Nur / The Light سورة النور 352
Indeedkuşkusuzبیشک inna those whogetirenlerوہ لوگ alladhīna broughtجو لائے ہیں jāū the lieiftirayıجھوٹ۔ بہتان bil-if'ki (are) a groupbir toplulukturایک جتھہ ہیں ۔ گروہ ہیں ʿuṣ'batun among youiçinizdenتم میں سے minkum (Do) notonu sanmayınنہ think itتم سمجھو اس کو taḥsabūhu badşerبرا sharran for yousizin içinتمہارے لیے lakum naybilakisبلکہ bal itoوہ huwa
(is) goodhayırdırاچھا ہے khayrun for yousizin içinتمہارے لیے lakum For everyher (karşılığını görecektir)واسطے ہر likulli personkişiشخص کے im'ri-in among themonlardanان میں سے وہ ہے min'hum (is) whatneجو he earnedişledi (ise)اس نے کمایا ik'tasaba ofgünahınınسے mina the sinگناہ میں سے l-ith'mi and the one whokimseyeاور وہ شخص wa-alladhī took upon himself a greater share of ityüklenenجس نے حصہ لیا۔ متولی ہوا tawallā
took upon himself a greater share of iten büyüğünüاپنی بڑی بات کا kib'rahu among them onlardanان میں سے min'hum for himonun (yalanın)اس کے لیے lahu (is) a punishmentbir azab (vardır)عذاب ہے ʿadhābun greatbüyükبڑا ʿaẓīmun١١ Why notgerekmez miydi?کیوں نہیں lawlā whenzamanجب idh you heard itonu işittiğinizسنا تھا تم نے اس کو samiʿ'tumūhu thinkzanda bulunupسمجھا ẓanna the believing meninanan erkeklerinمومن مردوں نے l-mu'minūna
and the believing womenve inanan kadınlarınاور مومن عورتوں نے wal-mu'minātu good of themselveskendiliklerindenاپنے نفسوں کے بارے میں bi-anfusihim good of themselvesgüzelاچھا khayran and sayve demeleriاور کہا انہوں نے waqālū Thisbuیہ hādhā (is) a liebir iftiradırتہمت ہے۔ جھوٹ ہے if'kun clearapaçıkکھلا mubīnun١٢ Why (did) notgerekmez miydi?کیوں نہیں lawlā
they bringgetirmeleriوہ لائے jāū for itonaاس پر ʿalayhi fourdörtچار bi-arbaʿati witnessesşahidگواہ shuhadāa Then whenmadem kiپھر جب fa-idh notgetirmedilerنہیں lam they broughtوہ لائے yatū the witnessesşahidleriگواہوں کو bil-shuhadāi then thoseo halde onlarتو یہی لوگ fa-ulāika
near Allahyanındaہاں ʿinda near AllahAllahاللہ کے (ہاں) l-lahi theyonlarوہ humu (are) the liarsyalancılardırجھوٹے ہیں l-kādhibūna١٣ And if notve eğer olmasaydıاور اگر نہ walawlā (for the) Gracelutfuفضل ہوتا faḍlu (of) AllahAllah'ınاللہ کا l-lahi upon yousizeتم پر ʿalaykum and His Mercyve rahmetiاور اس کی رحمت waraḥmatuhu
indünyadaمیں the worldدنیا (میں ) l-dun'yā and the Hereafterve ahiretteاور آخرت میں wal-ākhirati surely would have touched yousize mutlaka dokunurduالبتہ چھو جاتا تم کو lamassakum inhakkındaمیں whatşey (iftira)اس معاملے میں جو you had rushed gliblydaldığınızپڑگئے تھے تم۔ گزرے تم afaḍtum concerning itiçineجس میں fīhi a punishmentbir azabعذاب ʿadhābun greatbüyükبڑا ʿaẓīmun١٤
Whençünküجب idh you received itsiz onu alıveriyorsunuzتم لے رہے تھے اس کو۔ لیتے تھے اس کو talaqqawnahu with your tonguesdillerinizleاپنی زبانوں سے bi-alsinatikum and you saidve söylüyorsunuzاور تم کہہ رہے تھے wataqūlūna with your mouthsağızlarınızlaاپنے مونہوں کے ساتھ bi-afwāhikum whatbir şeyiجو nothiç olmayanنہیں تھا laysa for yousizinتمہارے لیے lakum of ithakkındaاس کا bihi any knowledgebilgi(niz)کوئی علم ʿil'mun
and you thought itve onu sanıyorsunuzاور تم سمجھ رہے تھے اس کو wataḥsabūnahu (was) insignificantönemsiz bir işآسان۔ معمولی hayyinan while itoysa oحالانکہ وہ wahuwa (was) near Allahyanındaنزدیک ʿinda (was) near AllahAllahاللہ کے l-lahi greatbüyüktürبہت بڑا تھا ʿaẓīmun١٥ And why notgerekmez miydi?اور کیوں نہ walawlā whenzamanجب idh you heard itonu işittiğinizسنا تھا تم نے اس کو samiʿ'tumūhu
you saiddemenizکہا تم نے qul'tum Notyakışmazنہیں it isہے (مناسب) yakūnu for usbizeہمارے لیے lanā thatkonuşmamızکہ an we speakہم بولیں۔ ہم زبان سے نکالیں natakallama of thisbunuاس کو bihādhā Glory be to YouSeni tenzih ederizپاک ہے تو sub'ḥānaka Thisbuیہ ہے hādhā (is) a slanderbir iftiradırبہتان buh'tānun greatbüyükعظیم ʿaẓīmun
١٦ Allah warns yousize öğüt veriyorنصیحت کرتا ہے تم کو yaʿiẓukumu Allah warns youAllahاللہ l-lahu thatdönmemeniz içinکہ an you returnتم لوٹو taʿūdū (to the) like of itböyle bir şeyeاس جیسی کے لیے۔ اس بات کے لیے limith'lihi everbir daha aslaکبھی بھی abadan ifeğerاگر in you areisenizہو تم kuntum believersinananlarایمان لانے والے mu'minīna١٧
And Allah makes clearve açıklıyorاور بیان کرتا ہے wayubayyinu And Allah makes clearAllahاللہ l-lahu to yousizeتمہارے لیے lakumu the Versesayetleri(ni)آیات کو l-āyāti And Allahve Allahاور اللہ wal-lahu (is) All-Knowerbilendirعلم والا ہے ʿalīmun All-Wisehüküm ve hikmet sahibidirحکمت والا ہے ḥakīmun١٨ Indeedşüphesizبیشک inna those whokimselereوہ لوگ alladhīna
likeisteyenlereجو پسند کرتے ہیں yuḥibbūna thatyayılmasınıکہ an (should) spreadپھیلے tashīʿa the immoralityedepsizliğinبےحیائی l-fāḥishatu amongiçindeمیں those whoinananlarان لوگوں میں alladhīna believeجو ایمان لائے āmanū for themvardırان کے لیے lahum (is) a punishmentbir azabعذاب ہے ʿadhābun painfulacıklıدردناک alīmun
indünyadaمیں the worldدنیا (میں ) l-dun'yā and the Hereafterve ahiretteاور آخرت (میں ) wal-ākhirati And Allahve Allahاور اللہ wal-lahu knowsbilirجانتا ہے yaʿlamu while youancak sizاور تم wa-antum (do) notbilmezsinizنہیں knowجانتے taʿlamūna١٩ And if notve eğer olmasaydıاور اگر نہ ہوتا walawlā
(for the) Grace of Allahlutfuفضل faḍlu (for the) Grace of AllahAllah'ınاللہ کا l-lahi upon yousizeتم پر ʿalaykum and His Mercyve rahmetiاور اس کی رحمت waraḥmatuhu And thatve kuşkusuzاور بیشک wa-anna Allahاللہ تعالیٰ l-laha (is) Full of Kindnessçok şefkatlidirشفقت کرنے والا raūfun Most Mercifulmerhametlidirمہربان ہے raḥīmun٢٠
٣٥٢
‹ 350page 351 of the printed Mushaf352 ›