إِنِّى وَجَدتُّ ٱمۡرَأَةً تَمۡلِكُهُمۡ وَأُوتِيَتۡ مِن كُلِّ شَىۡءٍ وَلَهَا عَرۡشٌ عَظِيمٌ ٢٣

Indeed, Işüphesiz benبیشک میں نےinnīfoundbuldumپایاwajadttua womanbir kadınایک عورت کوim'ra-atanruling themonlara hükümdarlık edenجو مالک ہے ان کی۔ حکمران ہے ان کیtamlikuhumand she has been givenve kendisine verilmiştirاور دی گئی ہےwaūtiyatofher-denmineveryherہرkullithingقسم کی چیزshayinand for herve vardırاور اس کے لیےwalahā(is) a thronebir tahtıعرش عظیم ہے۔ بہت بڑا تخت ہےʿarshungreatbüyükʿaẓīmun

23 Indeed, I found [there] a woman ruling them, and she has been given of all things, and she has a great throne.

23 Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

23 "Gerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım."

23 میں نے ایک عورت دیکھی کہ ان لوگوں پر بادشاہت کرتی ہے اور ہر چیز اسے میسر ہے اور اس کا ایک بڑا تخت ہے

23 میں نے وہاں ایک عورت دیکھی جو اس قوم کی حکمران ہے اُس کو ہر طرح کا ساز و سامان بخشا گیا ہے اور اس کا تخت بڑا عظیم الشان ہے

وَجَدتُّهَا وَقَوۡمَهَا يَسۡجُدُونَ لِلشَّمۡسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَـٰنُ أَعۡمَـٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمۡ لَا يَهۡتَدُونَ ٢٤

And I found heronu buldumپایا میں نے اس کوwajadttuhāand her peopleve kavminiاور اس کی قوم کوwaqawmahāprostratingsecde aderlerkenوہ سجدہ کرتے ہیںyasjudūnato the sungüneşeسورج کوlilshamsiinstead of Allahbırakıpmininstead of Allahسواdūniinstead of AllahAllah'ıاللہ کےl-lahiand has made fair-seemingve süslediاور خوب صورت بنادیاwazayyanato themonlaraان کے لیےlahumuthe Shaitaanşeytanشیطان نےl-shayṭānutheir deedsişleriniان کے اعمال کوaʿmālahumand averted themve onları çevirdiپھر اس نے روک دیا انہیںfaṣaddahumfrom(doğru) yoldanسےʿanithe Wayاس راستےl-sabīliso they(bu yüzden) onlarپس وہfahum(are) notyola gelmiyorlarنہیں آتےguidedہدایت پرyahtadūna

24 I found her and her people prostrating to the sun instead of Allah, and Satan has made their deeds pleasing to them and averted them from [His] way, so they are not guided,

24 Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

24 "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar."

24 میں نے دیکھا کہ وہ اور اس کی قوم خدا کو چھوڑ کر آفتاب کو سجدہ کرتے ہیں اور شیطان نے ان کے اعمال انہیں آراستہ کر دکھائے ہیں اور ان کو رستے سے روک رکھا ہے پس وہ رستے پر نہیں آئے

24 میں نے دیکھا کہ وہ اور اس کی قوم اللہ کے بجائے سُورج کے آگے سجدہ کرتی ہے1“۔۔۔۔ 2شیطان نے ان کے اعمال ان کے لیے خوشنما بنا دیے3 اور انہیں شاہراہ سے روک دیا، اس وجہ سے وہ یہ سیدھا راستہ نہیں پاتے

أَلَّا يَسۡجُدُواۡ لِلَّهِ ٱلَّذِى يُخۡرِجُ ٱلۡخَبۡءَ فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَيَعۡلَمُ مَا تُخۡفُونَ وَمَا تُعۡلِنُونَ ٢٥

That notsecde etmezler mi?کیوں نہیںallāthey prostrateوہ سجدہ کرتےyasjudūto AllahAllah'aاللہ کے لیےlillahithe One Whoaçığa çıkaranوہ ذاتalladhībrings forthجو نکالتا ہےyukh'rijuthe hiddengizleneniچھپی چیز کوl-khaba-aingöklerdeمیںthe heavensآسمانوںl-samāwātiand the earthve yerdeاور زمینwal-arḍiand knowsve bilenاور وہ جانتا ہےwayaʿlamuwhatşeyleriجوyou concealgizledikleriتم چھپاتے ہوtukh'fūnaand whatve şeyleriاور جو تمwamāyou declareaçığa vurduklarıاعلان کرتے ہو۔ ظاہر کرتے ہوtuʿ'linūna

25 [And] so they do not prostrate to Allah, who brings forth what is hidden within the heavens and the earth and knows what you conceal and what you declare -

25 Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

25 "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler."

25 (اور نہیں سمجھتے) کہ خدا کو آسمانوں اور زمین میں چھپی چیزوں کو ظاہر کردیتا اور تمہارے پوشیدہ اور ظاہر اعمال کو جانتا ہے کیوں سجدہ نہ کریں

25 کہ اُس خدا کو سجدہ کریں جو آسمانوں اور زمین کی پوشیدہ چیزیں نکالتا  ہے1 اور سب کچھ جانتا ہے جسے تم لوگ چھُپاتے ہو اور ظاہر کرتے ہو۔ 2

ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡعَظِيمِ ٢٦

AllahAllah (ki)اللہ تعالیٰal-lahu(there is) noyokturنہیںgodTanrıالہ برحقilāhabutbaşkaاس کے سوا کوئیillāHeO'ndanجوhuwa(the) LordRabbidirرب ہےrabbu(of) the ThroneArş'ınعرشl-ʿarshithe Greatbüyükعظیم کاl-ʿaẓīmi

26 Allah - there is no deity except Him, Lord of the Great Throne."

26 Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

26 "(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tapılacak yoktur."

26 خدا کے سوا کوئی عبادت کے لائق نہیں وہی عرش عظیم کا مالک ہے

26 اللہ کہ جس کے سوا کوئی مستحق ِ عبادت نہیں، جو عرشِ عظیم کا مالک ہے۔1

۞قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡكَـٰذِبِينَ ٢٧

He saiddedi kiکہاqālaWe will seebakacağızعنقریب ہم ضرور دیکھیں گےsananẓuruwhether you speak (the) truthdoğru mu söyledinکیا تو نے سچ کہاaṣadaqtaoryoksaیاamyou aremı oldun?ہے توkuntaofyalancılardanمیں سےminathe liarsجھوٹوںl-kādhibīna

27 [Solomon] said, "We will see whether you were truthful or were of the liars.

27 Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."

27 (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."

27 سلیمان نے کہا (اچھا) ہم دیکھیں گے، تونے سچ کہا ہے یا تو جھوٹا ہے

27 سلیمانؑ نے کہا "ابھی ہم دیکھے لیتے ہیں کہ تو نے سچ کہا ہے یا تو جھوٹ بولنے والوں میں سے ہے

ٱذۡهَب بِّكِتَـٰبِى هَـٰذَا فَأَلۡقِهۡ إِلَيۡهِمۡ ثُمَّ تَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَٱنظُرۡ مَاذَا يَرۡجِعُونَ ٢٨

Gogötürلے جاidh'habwith my lettermektubumuمیرا خطbikitābīthisbuیہhādhāand deliver itve atپھر ڈال دو اس کوfa-alqihto themonlaraان کی طرفilayhimThensonraپھرthummaturn awaybiraz öteye çekilہٹ جاؤtawallafrom themonlardanان سےʿanhumand seeve bakپھر دیکھوfa-unẓurwhatneyeکیا کچھmādhāthey returnbaşvuruyorlarوہ لوٹتے ہیں۔ جواب دیتے ہیںyarjiʿūna

28 Take this letter of mine and deliver it to them. Then leave them and see what [answer] they will return."

28 "Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak."

28 "Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak."

28 یہ میرا خط لے جا اور اسے ان کی طرف ڈال دے پھر ان کے پاس سے پھر آ اور دیکھ کہ وہ کیا جواب دیتے ہیں

28 میرا یہ خط لےجا او ر اسے ان لوگوں کی طرف ڈال دے، پھر الگ ہٹ کر دیکھ کہ وہ کیا ردِ عمل ظاہر کرتے ہیں۔“1

قَالَتۡ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاۡ إِنِّىٓ أُلۡقِىَ إِلَىَّ كِتَـٰبٌ كَرِيمٌ ٢٩

She saiddedi kiملکہ بولیqālatOeyاےyāayyuhāchiefsileri gelenlerاہل دربارl-mala-uIndeed [I]gerçektenبیشک میںinnīis deliveredbırakıldıڈالا گیاul'qiyato mebanaمیری طرفilayyaa letterbir mektupایک خطkitābunnobleçok önemliمعزز۔ اہمkarīmun

29 She said, "O eminent ones, indeed, to me has been delivered a noble letter.

29 Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

29 (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe melikesi): "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

29 ملکہ نے کہا کہ دربار والو! میری طرف ایک نامہ گرامی ڈالا گیا ہے

29 ملکہ بولی "اے اہلِ دربار، میری طرف ایک بڑا اہم خط پھینکا گیا ہے

إِنَّهُۥ مِن سُلَيۡمَـٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٣٠

Indeed, itmuhakkak oبیشک وہinnahu(is) fromSüleymandandırسے ہےminSulaimanسلیمان کی طرفsulaymānaand indeed it (is)ve oاور بیشک وہwa-innahuIn the nameadıyla(başlamakta)dırساتھ نامbis'mi(of) AllahAllah'ınاللہ کےl-lahithe Most GraciousRahmanجو بڑا مہربانl-raḥmānithe Most MercifulRahimبار بار رحم فرمانے والا ہےl-raḥīmi

30 Indeed, it is from Solomon, and indeed, it reads: 'In the name of Allah, the Entirely Merciful, the Especially Merciful,

30 Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

30 "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. "

30 وہ سلیمان کی طرف سے ہے اور مضمون یہ ہے کہ شروع خدا کا نام لے کر جو بڑا مہربان نہایت رحم والا ہے

30 وہ سلیمانؑ کی جانب سے ہے اور اللہ رحمٰن و رحیم کے نام سے شروع کیا گیا ہے

أَلَّا تَعۡلُواۡ عَلَىَّ وَأۡتُونِى مُسۡلِمِينَ ٣١

That notbüyüklük taslamayınکہ نہallāexalt yourselvesسرکشی کروtaʿlūagainst mebana karşıمجھ پرʿalayyabut come to meve bana gelin (diye yazıyor)اور آجاؤ میرے پاسwatūnī(in) submissionteslim olarakفرمانبردار ہوکرmus'limīna

31 Be not haughty with me but come to me in submission [as Muslims].' "

31 Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

31 "Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)."

31 (بعد اس کے یہ) کہ مجھے سرکشی نہ کرو اور مطیع ومنقاد ہو کر میرے پاس چلے آؤ

31 مضمون یہ ہے کہ”میرے مقابلے میں سرکشی نہ کرو اور مسلم ہو کر میرے پاس حاضر ہو جاوٴ۔“1

قَالَتۡ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاۡ أَفۡتُونِى فِىٓ أَمۡرِى مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمۡرًا حَتَّىٰ تَشۡهَدُونِ ٣٢

She saiddedi kiکہنے لگیqālatOeyاےyāayyuhāchiefsileri gelenlerسرداران قومl-mala-uAdvise mebana bir fikir verinمجھے مشورہ دو ۔ جواب دو ۔ فتوی دوaftūnīin(bu) işimdeمیںmy affairمیرے معاملےamrīNotben olmamنہیںI would beہوں میںkuntuthe one to decidekesip atanقطعی فیصلہ کرنے والیqāṭiʿatanany matterhiçbir işiاس کام میںamranuntilsüreceیہاں تک کہḥattāyou are present with mesiz olmadığınızتم حاضر ہو میرے پاسtashhadūni

32 She said, "O eminent ones, advise me in my affair. I would not decide a matter until you witness [for] me."

32 "Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi.

32 (Sonra Melike) dedi ki: "Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam."

32 (خط سنا کر) وہ کہنے لگی کہ اے اہل دربار میرے اس معاملے میں مجھے مشورہ دو، جب تک تم حاضر نہ ہو (اور صلاح نہ دو) میں کسی کام کو فیصل کرنے والی نہیں

32 (خط سُنا کر)ملکہ نے کہا”اے سردارانِ قوم، میرے اس معاملے میں مجھے مشورہ دو، میں کسی معاملہ کا فیصلہ تمہارے بغیر نہیں کرتی ہوں۔“1

قَالُواۡ نَحۡنُ أُوۡلُواۡ قُوَّةٍ وَأُوۡلُواۡ بَأۡسٍ شَدِيدٍ وَٱلۡأَمۡرُ إِلَيۡكِ فَٱنظُرِى مَاذَا تَأۡمُرِينَ ٣٣

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūWebizہمnaḥnu(are) possessorssahibiyizوالے ہیںulū(of) strengthgüçقوتquwwatinand possessorsve erbabıyızاور والے ہیںwa-ulū(of) mightsavaşزورbasingreatyamanسختshadīdinand the commandama emirاور معاملwal-amru(is) up to yousenindirہ تیری طرف ہے۔ تیرے ہاتھ میں ہےilaykiso looko halde bakتو دیکھ لوfa-unẓurīwhatneکیا کچھmādhāyou will commandbuyurursanتم حکم دیتی ہوtamurīna

33 They said, "We are men of strength and of great military might, but the command is yours, so see what you will command."

33 "Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak."

33 Onlar, şöyle cevap verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın."

33 وہ بولے کہ ہم بڑے زورآور اور سخت جنگجو ہیں اور حکم آپ کے اختیار ہے تو جو حکم دیجیئے گا (اس کے مآل پر) نظر کرلیجیئے گا

33 اُنہوں نے جواب دیا "ہم طاقت ور اور لڑنے والے لوگ ہیں آگے فیصلہ آپ کے ہاتھ میں ہے آپ خود دیکھ لیں کہ آپ کو کیا حکم دینا ہے"

قَالَتۡ إِنَّ ٱلۡمُلُوكَ إِذَا دَخَلُواۡ قَرۡيَةً أَفۡسَدُوهَا وَجَعَلُوٓاۡ أَعِزَّةَ أَهۡلِهَآ أَذِلَّةً‌ۖ وَكَذٰلِكَ يَفۡعَلُونَ ٣٤

She saiddediوہ کہنے لگیqālatIndeedşüphesizبیشکinnathe kingshükümdarlarبادشاہl-mulūkawhenzamanجبidhāthey entergirdikleriداخل ہوتے ہیںdakhalūa townbir ülkeyeکسی بستی میںqaryatanthey ruin itorayı bozarlarفساد کرتے ہیں وہ اس میںafsadūhāand makeve kılarlarاور کردیتے ہیںwajaʿalū(the) most honorableşereflileriniمعزز لوگوں کوaʿizzata(of) its peoplehalkınınاس کے رہنے والےahlihā(the) lowestzillet içindeذلیلadhillatanAnd thusve böyleاور اسی طرحwakadhālikathey doyaparlarوہ کیا کرتے ہیںyafʿalūna

34 She said, "Indeed kings - when they enter a city, they ruin it and render the honored of its people humbled. And thus do they do.

34 Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

34 Melike, "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi.

34 اس نے کہا کہ بادشاہ جب کسی شہر میں داخل ہوتے ہیں تو اس کو تباہ کر دیتے ہیں اور وہاں کے عزت والوں کو ذلیل کر دیا کرتے ہیں اور اسی طرح یہ بھی کریں گے

34 ملکہ نے کہا کہ”بادشاہ جب کسی ملک میں گھُس آتے ہیں تو اسے خراب اور اس کے عزت والوں کو ذلیل کردیتے ہیں1۔ یہی کچھ وہ کیا کرتے ہیں2

وَإِنِّى مُرۡسِلَةٌ إِلَيۡهِم بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةُۢ بِمَ يَرۡجِعُ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٣٥

But indeed, I amşüphesiz benاور بیشک میںwa-innīgoing to sendgöndereyimبھیجنے والیل ہوںmur'silatunto themonlaraان کی طرفilayhima giftbir hediyeایک ہدیہbihadiyyatinand seeve bakayımپھر دیکھتی ہوںfanāẓiratunwith whatne ileکس چیز کے ساتھbimareturndöneceklerلوٹتے ہیںyarjiʿuthe messengerselçilerبھیجے ہوئےl-mur'salūna

35 But indeed, I will send to them a gift and see with what [reply] the messengers will return."

35 Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

35 "Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler."

35 اور میں ان کی طرف کچھ تحفہ بھیجتی ہوں اور دیکھتی ہوں کہ قاصد کیا جواب لاتے ہیں

35 میں اِن لوگوں کی طرف ایک ہدیہ بھیجتی ہوں، پھر دیکھتی ہوں کہ میرے ایلچی کیا جواب لے کر پلٹتے ہیں"

Surah 27 / An-Naml / The Ant سورة النمل 380
Indeed, Işüphesiz benبیشک میں نے innī foundbuldumپایا wajadttu a womanbir kadınایک عورت کو im'ra-atan ruling themonlara hükümdarlık edenجو مالک ہے ان کی۔ حکمران ہے ان کی tamlikuhum and she has been givenve kendisine verilmiştirاور دی گئی ہے waūtiyat ofher-den min everyherہر kulli thingقسم کی چیز shayin and for herve vardırاور اس کے لیے walahā
(is) a thronebir tahtıعرش عظیم ہے۔ بہت بڑا تخت ہے ʿarshun greatbüyük ʿaẓīmun٢٣ And I found heronu buldumپایا میں نے اس کو wajadttuhā and her peopleve kavminiاور اس کی قوم کو waqawmahā prostratingsecde aderlerkenوہ سجدہ کرتے ہیں yasjudūna to the sungüneşeسورج کو lilshamsi instead of Allahbırakıp min
instead of Allahسوا dūni instead of AllahAllah'ıاللہ کے l-lahi and has made fair-seemingve süslediاور خوب صورت بنادیا wazayyana to themonlaraان کے لیے lahumu the Shaitaanşeytanشیطان نے l-shayṭānu their deedsişleriniان کے اعمال کو aʿmālahum and averted themve onları çevirdiپھر اس نے روک دیا انہیں faṣaddahum from(doğru) yoldanسے ʿani the Wayاس راستے l-sabīli
so they(bu yüzden) onlarپس وہ fahum (are) notyola gelmiyorlarنہیں آتے guidedہدایت پر yahtadūna٢٤ That notsecde etmezler mi?کیوں نہیں allā they prostrateوہ سجدہ کرتے yasjudū to AllahAllah'aاللہ کے لیے lillahi the One Whoaçığa çıkaranوہ ذات alladhī brings forthجو نکالتا ہے yukh'riju the hiddengizleneniچھپی چیز کو l-khaba-a
ingöklerdeمیں the heavensآسمانوں l-samāwāti and the earthve yerdeاور زمین wal-arḍi and knowsve bilenاور وہ جانتا ہے wayaʿlamu whatşeyleriجو you concealgizledikleriتم چھپاتے ہو tukh'fūna and whatve şeyleriاور جو تم wamā you declareaçığa vurduklarıاعلان کرتے ہو۔ ظاہر کرتے ہو tuʿ'linūna٢٥ AllahAllah (ki)اللہ تعالیٰ al-lahu
(there is) noyokturنہیں godTanrıالہ برحق ilāha butbaşkaاس کے سوا کوئی illā HeO'ndanجو huwa (the) LordRabbidirرب ہے rabbu (of) the ThroneArş'ınعرش l-ʿarshi the Greatbüyükعظیم کا l-ʿaẓīmi٢٦ He saiddedi kiکہا qāla We will seebakacağızعنقریب ہم ضرور دیکھیں گے sananẓuru
whether you speak (the) truthdoğru mu söyledinکیا تو نے سچ کہا aṣadaqta oryoksaیا am you aremı oldun?ہے تو kunta ofyalancılardanمیں سے mina the liarsجھوٹوں l-kādhibīna٢٧ Gogötürلے جا idh'hab with my lettermektubumuمیرا خط bikitābī thisbuیہ hādhā
and deliver itve atپھر ڈال دو اس کو fa-alqih to themonlaraان کی طرف ilayhim Thensonraپھر thumma turn awaybiraz öteye çekilہٹ جاؤ tawalla from themonlardanان سے ʿanhum and seeve bakپھر دیکھو fa-unẓur whatneyeکیا کچھ mādhā they returnbaşvuruyorlarوہ لوٹتے ہیں۔ جواب دیتے ہیں yarjiʿūna٢٨ She saiddedi kiملکہ بولی qālat Oeyاے yāayyuhā
chiefsileri gelenlerاہل دربار l-mala-u Indeed [I]gerçektenبیشک میں innī is deliveredbırakıldıڈالا گیا ul'qiya to mebanaمیری طرف ilayya a letterbir mektupایک خط kitābun nobleçok önemliمعزز۔ اہم karīmun٢٩ Indeed, itmuhakkak oبیشک وہ innahu (is) fromSüleymandandırسے ہے min Sulaimanسلیمان کی طرف sulaymāna and indeed it (is)ve oاور بیشک وہ wa-innahu In the nameadıyla(başlamakta)dırساتھ نام bis'mi
(of) AllahAllah'ınاللہ کے l-lahi the Most GraciousRahmanجو بڑا مہربان l-raḥmāni the Most MercifulRahimبار بار رحم فرمانے والا ہے l-raḥīmi٣٠ That notbüyüklük taslamayınکہ نہ allā exalt yourselvesسرکشی کرو taʿlū against mebana karşıمجھ پر ʿalayya but come to meve bana gelin (diye yazıyor)اور آجاؤ میرے پاس watūnī (in) submissionteslim olarakفرمانبردار ہوکر mus'limīna٣١
She saiddedi kiکہنے لگی qālat Oeyاے yāayyuhā chiefsileri gelenlerسرداران قوم l-mala-u Advise mebana bir fikir verinمجھے مشورہ دو ۔ جواب دو ۔ فتوی دو aftūnī in(bu) işimdeمیں my affairمیرے معاملے amrī Notben olmamنہیں I would beہوں میں kuntu the one to decidekesip atanقطعی فیصلہ کرنے والی qāṭiʿatan any matterhiçbir işiاس کام میں amran untilsüreceیہاں تک کہ ḥattā
you are present with mesiz olmadığınızتم حاضر ہو میرے پاس tashhadūni٣٢ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Webizہم naḥnu (are) possessorssahibiyizوالے ہیں ulū (of) strengthgüçقوت quwwatin and possessorsve erbabıyızاور والے ہیں wa-ulū (of) mightsavaşزور basin greatyamanسخت shadīdin and the commandama emirاور معامل wal-amru (is) up to yousenindirہ تیری طرف ہے۔ تیرے ہاتھ میں ہے ilayki
so looko halde bakتو دیکھ لو fa-unẓurī whatneکیا کچھ mādhā you will commandbuyurursanتم حکم دیتی ہو tamurīna٣٣ She saiddediوہ کہنے لگی qālat Indeedşüphesizبیشک inna the kingshükümdarlarبادشاہ l-mulūka whenzamanجب idhā they entergirdikleriداخل ہوتے ہیں dakhalū a townbir ülkeyeکسی بستی میں qaryatan
they ruin itorayı bozarlarفساد کرتے ہیں وہ اس میں afsadūhā and makeve kılarlarاور کردیتے ہیں wajaʿalū (the) most honorableşereflileriniمعزز لوگوں کو aʿizzata (of) its peoplehalkınınاس کے رہنے والے ahlihā (the) lowestzillet içindeذلیل adhillatan And thusve böyleاور اسی طرح wakadhālika they doyaparlarوہ کیا کرتے ہیں yafʿalūna٣٤
But indeed, I amşüphesiz benاور بیشک میں wa-innī going to sendgöndereyimبھیجنے والیل ہوں mur'silatun to themonlaraان کی طرف ilayhim a giftbir hediyeایک ہدیہ bihadiyyatin and seeve bakayımپھر دیکھتی ہوں fanāẓiratun with whatne ileکس چیز کے ساتھ bima returndöneceklerلوٹتے ہیں yarjiʿu the messengerselçilerبھیجے ہوئے l-mur'salūna٣٥
٣٨٠
‹ 378page 379 of the printed Mushaf380 ›