أَمَّن يَبۡدَؤُاۡ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ‌ۚ قُلۡ هَاتُواۡ بُرۡهَـٰنَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ٦٤

Or Whoyahut kimdirیا کون ہے جوammanoriginatesbaşlayanابتدا کرتا ہےyabda-uthe creationyaratmağaتخلیق کیl-khalqathensonraپھرthummarepeats itonu iade edenوہ لوٹاتا ہے اس کوyuʿīduhuand Whove kimdirاور کونwamanprovides yousizi rızıklandıranدیتا ہے تم کوyarzuqukumfrom⋯سےminathe heavensgöktenآسمان (سے)l-samāiand the earthve yerden?اور زمین (سے)wal-arḍiIs there any godtanrı mı varکیا کوئی اور الٰہ بھی ہےa-ilāhunwithile beraberساتھmaʿaAllahAllah?اللہ کےl-lahiSayde kiکہہ دیجئےqulBring forthgetirinلاؤhātūyour proofdeliliniziاپنی دلیلbur'hānakumifeğerاگرinyou areisenizہو تمkuntumtruthfuldoğrular(dan)سچےṣādiqīna

64 Is He [not best] who begins creation and then repeats it and who provides for you from the heaven and earth? Is there a deity with Allah? Say, "Produce your proof, if you should be truthful."

64 Yoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin."

64 (Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi!

64 بھلا کون خلقت کو پہلی بار پیدا کرتا۔ پھر اس کو بار بار پیدا کرتا رہتا ہے اور (کون) تم کو آسمان اور زمین سے رزق دیتا ہے (یہ سب کچھ خدا کرتا ہے) تو کیا خدا کے ساتھ کوئی اور معبود بھی ہے (ہرگز نہیں) کہہ دو کہ (مشرکو) اگر تم سچے ہو تو دلیل پیش کرو

64 اور وہ کون ہے جو خلق کی ابتدا کرتا ہے اور پھر اس کا اعادہ کرتا ہے؟1 اور کون تم کو آسمان اور زمین سے رزق دیتا ہے؟2 کیا اللہ کے ساتھ کوئی اور خدا بھی (ان کاموں میں حصہ دار)ہے؟ کہو کہ لاوٴ اپنی دلیل اگر تم سچے ہو۔3

قُل لَّا يَعۡلَمُ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ ٱلۡغَيۡبَ إِلَّا ٱللَّهُ‌ۚ وَمَا يَشۡعُرُونَ أَيَّانَ يُبۡعَثُونَ ٦٥

Sayde kiکہہ دیجئےqulNo (one)⋯نہیںlāknowsbilmezجانتاyaʿlamuwhoeverkimseجو کوئیman(is) in⋯میںfīthe heavensgöklerdeآسمانوں (میں) ہےl-samāwātiand the earthve yerdeاور زمین (میں)wal-arḍi(of) the unseengaybıغیب کوl-ghaybaexceptbaşkaسوائےillāAllahAllah'tanاللہ کےl-lahuand notveاور نہیںwamāthey perceivebilmezlerوہ شعور رکھتےyashʿurūnawhenne zamanکہ کبayyānathey will be resurrecteddirilecekleriniوہ دوبارہ اٹھائے جائیں گےyub'ʿathūna

65 Say, "None in the heavens and earth knows the unseen except Allah, and they do not perceive when they will be resurrected."

65 De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

65 De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

65 کہہ دو کہ جو لوگ آسمانوں اور زمین میں ہیں خدا کے سوا غیب کی باتیں نہیں جانتے۔ اور نہ یہ جانتے ہیں کہ کب (زندہ کرکے) اٹھائے جائیں گے

65 اِن سے کہو، اللہ کے سوا آسمانوں اور زمین میں کوئی غیب کا عِلم نہیں رکھتا۔1 اور وہ نہیں جانتے کہ کب وہ اُٹھائے جائیں گے۔2

بَلِ ٱدّٰرَكَ عِلۡمُهُمۡ فِى ٱلۡأَخِرَةِ‌ۚ بَلۡ هُمۡ فِى شَكٍّ مِّنۡهَا‌ۖ بَلۡ هُم مِّنۡهَا عَمُونَ ٦٦

Naydoğrusuبلکہbaliis arrestedardarda geldiفنا ہوگیا/ ضائع ہوگیاiddārakatheir knowledgeonların bilgileriان کا علمʿil'muhumofhakkındakiمیںfīthe Hereafterahiretآخرت کے معاملے (میں)l-ākhiratiNayfakatبلکہbaltheyonlarوہhum(are) iniçindedirlerمیںfīdoubtbir kuşkuشک (میں) مبتلا ہیںshakkinabout itondanاس کے معاملے (میں)min'hāNaydaha doğrusuبلکہbaltheyonlarوہhumabout itondan yanaاس کی طرف سےmin'hā(are) blindkördürlerاندھے ہیںʿamūna

66 Rather, their knowledge is arrested concerning the Hereafter. Rather, they are in doubt about it. Rather, they are, concerning it, blind.

66 Ahirete dair bilgileri yeterli midir? Hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler.

66 Fakat ahiret hakkında bilgiler onlara ardarda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar bundan yana kördürler.

66 بلکہ آخرت (کے بارے) میں ان کا علم منتہی ہوچکا ہے بلکہ وہ اس سے شک میں ہیں۔ بلکہ اس سے اندھے ہو رہے ہیں

66 بلکہ آخرت کا تو علم ہی اِن لوگوں سے گُم ہو گیا ہے، بلکہ یہ اس کی طرف سے شک میں ہیں، بلکہ یہ اُس  سے اندھے ہیں۔ 1

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاۡ أَءِذَا كُنَّا تُرٰبًا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخۡرَجُونَ ٦٧

And saydediler kiاور کہاwaqālathose whokimselerان لوگوں نےalladhīnadisbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفرkafarūWhat, whenzaman mıکیا جبa-idhāwe have becomeolduğumuzہوں گے ہمkunnādusttoprakمٹیturābanand our forefathersve babalarımızاور ہمارے آباؤ اجداد بھیwaābāunāwill webiz miکیا یقیناً ہمa-innāsurely be brought out(diriltilip) çıkarılacağız?البتہ نکالے جائیں گےlamukh'rajūna

67 And those who disbelieve say, "When we have become dust as well as our forefathers, will we indeed be brought out [of the graves]?

67 İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.

67 İnkârcılar dediler ki: "Sahi biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?"

67 اور جو لوگ کافر ہیں کہتے ہیں جب ہم اور ہمارے باپ دادا مٹی ہو جائیں گے تو کیا ہم پھر (قبروں سے) نکالے جائیں گے

67 یہ منکرین کہتے ہیں "کیا جب ہم اور ہمارے باپ دادا مٹی ہو چکے ہوں گے تو ہمیں واقعی قبروں سے نکالا جائے گا؟

لَقَدۡ وُعِدۡنَا هَـٰذَا نَحۡنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبۡلُ إِنۡ هَـٰذَآ إِلَّآ أَسَـٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٦٨

Certainlyandolsunالبتہ تحقیقlaqadwe have been promisedvadedildi (yapıldı)وعدہ کئے گئے ہمwuʿid'nāthisbu (tehdid)اس بات کاhādhāwebizeہم بھیnaḥnuand our forefathersve atalarımızaاور ہمارے باپ دادا بھیwaābāunābefore⋯سےminbeforeöncedenاس (سے) قبلqabluNotdeğildirنہیںin(is) thisbuیہhādhāexceptbaşka bir şeyمگرillātalesmasallarındanکہانیاں ہیںasāṭīru(of) the former (people)öncekilerinپہلوں کیl-awalīna

68 We have been promised this, we and our forefathers, before. This is not but legends of the former peoples."

68 İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.

68 "And olsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

68 یہ وعدہ ہم سے اور ہمارے باپ دادا سے پہلے سے ہوتا چلا آیا ہے (کہاں کا اُٹھنا اور کیسی قیامت) یہ تو صرف پہلے لوگوں کی کہانیاں ہیں

68 یہ خبریں ہم کو بھی بہت دی گئی ہیں اور پہلے ہمارے آباء اجداد کو بھی دی جاتی رہی ہیں، مگر یہ بس افسانے ہی افسانے ہیں جو اگلے وقتوں سے سُنتے چلے آ رہے ہیں"

قُلۡ سِيرُواۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواۡ كَيۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٦٩

Sayde kiکہہ دیجئےqulTravelyürüyün (gezin)چلو پھروsīrūin⋯میںfīthe landyeryüzündeزمین (میں)l-arḍiand seeve görünپھر دیکھوfa-unẓurūhownasılکس طرحkayfawasolduğunuہواkāna(the) endsonununانجامʿāqibatu(of) the criminalssuçlularınمجرموں کاl-muj'rimīna

69 Say, [O Muhammad], "Travel through the land and observe how was the end of the criminals."

69 De ki: "Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."

69 De ki: "Hele bir yeryüzünde gezin de, günahkarların sonu nice oldu, bir bakın!"

69 کہہ دو کہ ملک میں چلو پھرو پھر دیکھو کہ گنہگاروں کا انجام کیا ہوا ہے

69 کہو ذرا زمین میں چل پھر کر دیکھو کہ مجرموں کا کیا انجام ہو چکا ہے۔1

وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَلَا تَكُن فِى ضَيۡقٍ مِّمَّا يَمۡكُرُونَ ٧٠

And (do) not⋯اور نہwalāgrieveüzülmeتم غم کروtaḥzanover themonlar(ın sözlerin)eان پرʿalayhimand notveاور نہwalābeolmaتم ہوtakunin⋯میںfīdistresssıkıntıdaتنگی (میں)ḍayqinfrom what⋯اس سے جوmimmāthey plottuzaklarındanوہ چالیں چل رہے ہیںyamkurūna

70 And grieve not over them or be in distress from what they conspire.

70 Onlara üzülme. Hilelerine karşı da sıkılma.

70 (Habibim!) Onlara karşı mahzun olma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma!

70 اور ان (کے حال) پر غم نہ کرنا اور نہ اُن چالوں سے جو یہ کر رہے ہیں تنگ دل ہونا

70 اے نبیؐ ، اِن کےحال پر رنج نہ کرو، اور نہ اِن کی چالوں پر دِل تنگ ہو1

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ٧١

And they sayve diyorlarاور وہ کہتے ہیںwayaqūlūnaWhenne zamanکب ہوگاmatā(will) thisbuیہhādhāpromise (be fulfilled)tehdid(ettiğiniz azab)وعدہl-waʿduifeğerاگرinyou areisenizہو تمkuntumtruthfuldoğrular(dan)?سچےṣādiqīna

71 And they say, "When is [the fulfillment of] this promise, if you should be truthful?"

71 Onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler.

71 Bir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler.

71 اور کہتے ہیں کہ اگر تم سچے ہو تو یہ وعدہ کب پورا ہوگا؟

71 وہ کہتے ہیں کہ ”یہ دھمکی کب پُوری ہوگی اگر تم سچے ہو؟“1

قُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعۡضُ ٱلَّذِى تَسۡتَعۡجِلُونَ ٧٢

Sayde kiکہہ دیجئےqulPerhapsbelki deامید ہےʿasāthat⋯کہanisolmuşturہوyakūnaclose behindardınıza takılmıştırپیچھے لگا ہواradifayousizinتمہارے لئےlakumsomebir kısmıبعضbaʿḍu(of) that which⋯وہ جوalladhīyou seek to hastenacele ettiğiniz(azab)ınتم جلدی مانگتے ہو/ جلدی مچاتے ہوtastaʿjilūna

72 Say, "Perhaps it is close behind you - some of that for which you are impatient.

72 De ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir."

72 De ki: "Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında ensenize binecektir."

72 کہہ دو کہ جس (عذاب) کے لئے تم جلدی کر رہے ہو شاید اس میں سے کچھ تمہارے نزدیک آپہنچا ہو

72 کہو کیا عجب کہ جس عذاب کے لیے تم جلدی مچا رہے ہو اس کا ایک حصہ تمہارے قریب ہی آلگا ہو۔1

وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَـٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَشۡكُرُونَ ٧٣

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innayour LordRabbinرب تیراrabbaka(is) full of Bountysahibidirالبتہ والا ہےladhū(is) full of Bountylutufفضلfaḍlinforkarşıپرʿalāthe mankindinsanlaraلوگوں (پر)l-nāsibutfakatلیکنwalākinnamost of themçoklarıاکثر ان میں سےaktharahum(are) not⋯نہیںlāgratefulşükretmezlerشکر کرتےyashkurūna

73 And indeed, your Lord is full of bounty for the people, but most of them do not show gratitude."

73 Doğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.

73 Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.

73 اور تمہارا پروردگار تو لوگوں پر فضل کرنے والا ہے لیکن ان میں سے اکثر شکر نہیں کرتے

73 حقیقت یہ ہے کہ تیرا ربّ تو لوگوں پر بڑا فضل فرمانے والا ہے مگر اکثر لوگ شکر نہیں کرتے۔1

وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعۡلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمۡ وَمَا يُعۡلِنُونَ ٧٤

And indeedve elbetteاور بیشکwa-innayour LordRabbinرب تیراrabbakasurely knowsbilirالبتہ جانتا ہےlayaʿlamuwhatşeyleriجوmāconcealsgizlediğiچھپاتے ہیںtukinnutheir breastsonların göğüslerininان کے سینےṣudūruhumand whatve şeyleriاور جو کچھwamāthey declareaçığa vurduklarıوہ ظاہر کرتے ہیںyuʿ'linūna

74 And indeed, your Lord knows what their breasts conceal and what they declare.

74 Şüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.

74 Rabbin elbette onların sinelerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.

74 اور جو باتیں ان کے سینوں میں پوشیدہ ہوتی ہیں اور جو کام وہ ظاہر کرتے ہیں تمہارا پروردگار ان (سب) کو جانتا ہے

74 بلا شُبہ تیرا ربّ خُوب جانتا ہے جو کچھ ان کے سینے اپنے اندر چھُپائے ہوئے ہیں اور جو کچھ وہ ظاہر کرتے ہیں۔1

وَمَا مِنۡ غَآئِبَةٍ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّا فِى كِتَـٰبٍ مُّبِينٍ ٧٥

And not (is)ve yokturاور نہیںwamāany (thing)hiçbir şeyکوئیminhiddengizliغیب ہونے والیghāibatinin⋯میںfīthe heavensgökteآسمان (میں)l-samāiand the earthve yerdeاور زمین میںwal-arḍibutolmayanمگرillā(is) in⋯میںfīa RecordKitaptaایک کتابkitābinclearapaçıkروشنmubīnin

75 And there is nothing concealed within the heaven and the earth except that it is in a clear Register.

75 Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.

75 Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehvi mahfuzda) bulunmasın.

75 اور آسمانوں اور زمین میں کوئی پوشیدہ چیز نہیں ہے مگر (وہ) کتاب روشن میں (لکھی ہوئی) ہے

75 آسمان و زمین کی کوئی پوشیدہ چیز ایسی نہیں ہے جو ایک واضح کتاب میں لکھی ہوئی موجود نہ ہو۔1

إِنَّ هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسۡرٰٓءِيلَ أَكۡثَرَ ٱلَّذِى هُمۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ ٧٦

Indeedşüphesizبیشکinnathisbuیہhādhā[the] QuranKur'anقرآنl-qur'ānarelatesanlatmaktadırبیان کرتا ہےyaquṣṣuto⋯کےʿalā(the) Childrenoğullarınaبنیbanī(of) Israelİsrailاسرائیل (کے بارے میں )is'rāīlamostbirçoğunuاکثرakthara(of) thatşeylerinوہ باتیںalladhītheykendilerininوہhumin itondaاس میں/ جن میںfīhidifferayrılığa düştükleriاختلاف کررہے ہیں/ اختلاف رکھتے ہیںyakhtalifūna

76 Indeed, this Qur'an relates to the Children of Israel most of that over which they disagree.

76 Doğrusu bu Kuran, İsrailoğullarına, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır.

76 Haberiniz olsun ki bu Kur'ân, İsrail oğullarına, hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.

76 بےشک یہ قرآن بنی اسرائیل کے سامنے اکثر باتیں جن میں وہ اختلاف کرتے ہیں، بیان کر دیتا ہے

76 یہ واقعہ ہے کہ یہ قرآن بنی اسرائیل کو اکثراُن باتوں کی حقیقت بتاتا ہے جن میں وہ اختلاف رکھتے ہیں1

Surah 27 / An-Naml / The Ant سورة النمل 384
Or Whoyahut kimdirیا کون ہے جو amman originatesbaşlayanابتدا کرتا ہے yabda-u the creationyaratmağaتخلیق کی l-khalqa thensonraپھر thumma repeats itonu iade edenوہ لوٹاتا ہے اس کو yuʿīduhu and Whove kimdirاور کون waman provides yousizi rızıklandıranدیتا ہے تم کو yarzuqukum from⋯سے mina the heavensgöktenآسمان (سے) l-samāi and the earthve yerden?اور زمین (سے) wal-arḍi
Is there any godtanrı mı varکیا کوئی اور الٰہ بھی ہے a-ilāhun withile beraberساتھ maʿa AllahAllah?اللہ کے l-lahi Sayde kiکہہ دیجئے qul Bring forthgetirinلاؤ hātū your proofdeliliniziاپنی دلیل bur'hānakum ifeğerاگر in you areisenizہو تم kuntum truthfuldoğrular(dan)سچے ṣādiqīna٦٤
Sayde kiکہہ دیجئے qul No (one)⋯نہیں lā knowsbilmezجانتا yaʿlamu whoeverkimseجو کوئی man (is) in⋯میں fī the heavensgöklerdeآسمانوں (میں) ہے l-samāwāti and the earthve yerdeاور زمین (میں) wal-arḍi (of) the unseengaybıغیب کو l-ghayba exceptbaşkaسوائے illā AllahAllah'tanاللہ کے l-lahu and notveاور نہیں wamā they perceivebilmezlerوہ شعور رکھتے yashʿurūna
whenne zamanکہ کب ayyāna they will be resurrecteddirilecekleriniوہ دوبارہ اٹھائے جائیں گے yub'ʿathūna٦٥ Naydoğrusuبلکہ bali is arrestedardarda geldiفنا ہوگیا/ ضائع ہوگیا iddāraka their knowledgeonların bilgileriان کا علم ʿil'muhum ofhakkındakiمیں fī the Hereafterahiretآخرت کے معاملے (میں) l-ākhirati Nayfakatبلکہ bal theyonlarوہ hum
(are) iniçindedirlerمیں fī doubtbir kuşkuشک (میں) مبتلا ہیں shakkin about itondanاس کے معاملے (میں) min'hā Naydaha doğrusuبلکہ bal theyonlarوہ hum about itondan yanaاس کی طرف سے min'hā (are) blindkördürlerاندھے ہیں ʿamūna٦٦ And saydediler kiاور کہا waqāla those whokimselerان لوگوں نے alladhīna disbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر kafarū
What, whenzaman mıکیا جب a-idhā we have becomeolduğumuzہوں گے ہم kunnā dusttoprakمٹی turāban and our forefathersve babalarımızاور ہمارے آباؤ اجداد بھی waābāunā will webiz miکیا یقیناً ہم a-innā surely be brought out(diriltilip) çıkarılacağız?البتہ نکالے جائیں گے lamukh'rajūna٦٧ Certainlyandolsunالبتہ تحقیق laqad we have been promisedvadedildi (yapıldı)وعدہ کئے گئے ہم wuʿid'nā
thisbu (tehdid)اس بات کا hādhā webizeہم بھی naḥnu and our forefathersve atalarımızaاور ہمارے باپ دادا بھی waābāunā before⋯سے min beforeöncedenاس (سے) قبل qablu Notdeğildirنہیں in (is) thisbuیہ hādhā exceptbaşka bir şeyمگر illā talesmasallarındanکہانیاں ہیں asāṭīru (of) the former (people)öncekilerinپہلوں کی l-awalīna٦٨
Sayde kiکہہ دیجئے qul Travelyürüyün (gezin)چلو پھرو sīrū in⋯میں fī the landyeryüzündeزمین (میں) l-arḍi and seeve görünپھر دیکھو fa-unẓurū hownasılکس طرح kayfa wasolduğunuہوا kāna (the) endsonununانجام ʿāqibatu (of) the criminalssuçlularınمجرموں کا l-muj'rimīna
٦٩ And (do) not⋯اور نہ walā grieveüzülmeتم غم کرو taḥzan over themonlar(ın sözlerin)eان پر ʿalayhim and notveاور نہ walā beolmaتم ہو takun in⋯میں fī distresssıkıntıdaتنگی (میں) ḍayqin from what⋯اس سے جو mimmā they plottuzaklarındanوہ چالیں چل رہے ہیں yamkurūna٧٠
And they sayve diyorlarاور وہ کہتے ہیں wayaqūlūna Whenne zamanکب ہوگا matā (will) thisbuیہ hādhā promise (be fulfilled)tehdid(ettiğiniz azab)وعدہ l-waʿdu ifeğerاگر in you areisenizہو تم kuntum truthfuldoğrular(dan)?سچے ṣādiqīna٧١ Sayde kiکہہ دیجئے qul Perhapsbelki deامید ہے ʿasā
that⋯کہ an isolmuşturہو yakūna close behindardınıza takılmıştırپیچھے لگا ہوا radifa yousizinتمہارے لئے lakum somebir kısmıبعض baʿḍu (of) that which⋯وہ جو alladhī you seek to hastenacele ettiğiniz(azab)ınتم جلدی مانگتے ہو/ جلدی مچاتے ہو tastaʿjilūna٧٢ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna your LordRabbinرب تیرا rabbaka
(is) full of Bountysahibidirالبتہ والا ہے ladhū (is) full of Bountylutufفضل faḍlin forkarşıپر ʿalā the mankindinsanlaraلوگوں (پر) l-nāsi butfakatلیکن walākinna most of themçoklarıاکثر ان میں سے aktharahum (are) not⋯نہیں lā gratefulşükretmezlerشکر کرتے yashkurūna٧٣ And indeedve elbetteاور بیشک wa-inna
your LordRabbinرب تیرا rabbaka surely knowsbilirالبتہ جانتا ہے layaʿlamu whatşeyleriجو mā concealsgizlediğiچھپاتے ہیں tukinnu their breastsonların göğüslerininان کے سینے ṣudūruhum and whatve şeyleriاور جو کچھ wamā they declareaçığa vurduklarıوہ ظاہر کرتے ہیں yuʿ'linūna٧٤ And not (is)ve yokturاور نہیں wamā any (thing)hiçbir şeyکوئی min hiddengizliغیب ہونے والی ghāibatin
in⋯میں fī the heavensgökteآسمان (میں) l-samāi and the earthve yerdeاور زمین میں wal-arḍi butolmayanمگر illā (is) in⋯میں fī a RecordKitaptaایک کتاب kitābin clearapaçıkروشن mubīnin٧٥ Indeedşüphesizبیشک inna thisbuیہ hādhā [the] QuranKur'anقرآن l-qur'āna
relatesanlatmaktadırبیان کرتا ہے yaquṣṣu to⋯کے ʿalā (the) Childrenoğullarınaبنی banī (of) Israelİsrailاسرائیل (کے بارے میں ) is'rāīla mostbirçoğunuاکثر akthara (of) thatşeylerinوہ باتیں alladhī theykendilerininوہ hum in itondaاس میں/ جن میں fīhi differayrılığa düştükleriاختلاف کررہے ہیں/ اختلاف رکھتے ہیں yakhtalifūna٧٦
٣٨٤
page 383 of the printed Mushaf