وَلَمَّا جَآءَتۡ رُسُلُنَآ إِبۡرٰهِيمَ بِٱلۡبُشۡرَىٰ قَالُوٓاۡ إِنَّا مُهۡلِكُوٓاۡ أَهۡلِ هَـٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِ‌ۖ إِنَّ أَهۡلَهَا كَانُواۡ ظَـٰلِمِينَ ٣١

And whenzamanاور جبwalammācamegeldikleriآئےjāatOur messengerselçilerimizہمارے بھیجے ہوئے (فرشتے)rusulunā(to) Ibrahimİbrahim'eابراہیم کے پاسib'rāhīmawith the glad tidingsbir müjde ileخوش خبری لے کرbil-bush'rāthey saiddediler kiانہوں نے کہاqālūIndeed, wemuhakkak bizبیشک ہمinnā(are) going to destroyhelak edeceğizہلاک کرنے والے ہیںmuh'likū(the) peoplehalkınıرہنے والوں کوahli(of) thisşuاسhādhihitown(Sodom) kentinبستی کے (رہنے والوں کو)l-qaryatiIndeedçünküکیونکہinnaits peopleoranın halkıاس کے رہنے والےahlahāareoldularہیںkānūwrongdoerszalimler(den)ظالم ہوچکے (ہیں)ẓālimīna

31 And when Our messengers came to Abraham with the good tidings, they said, "Indeed, we will destroy the people of that Lot's city. Indeed, its people have been wrongdoers."

31 Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz şu kent halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir" dediler.

31 Elçilerimiz İbrahim'e (iki oğul vereceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir."

31 اور جب ہمارے فرشتے ابراہیم کے پاس خوشی کی خبر لے کر آئے تو کہنے لگے کہ ہم اس بستی کے لوگوں کو ہلاک کر دینے والے ہیں کہ یہاں کے رہنے والے نافرمان ہیں

31 اور جب ہمارے فرستادے ابراہیمؑ کے پاس بشارت لے کر پہنچے1 تو انہوں نے اُس سے کہا”ہم اِس بستی کے لوگوں کو ہلاک کرنے والے ہیں،2  اس کے لوگ سخت ظالم ہو چکے ہیں۔“

قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطًا‌ۚ قَالُواۡ نَحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَن فِيهَا‌ۖ لَنُنَجِّيَنَّهُۥ وَأَهۡلَهُۥٓ إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ كَانَتۡ مِنَ ٱلۡغَـٰبِرِينَ ٣٢

He said(İbrahim) dedi kiابراہیم نے کہاqālaIndeedamaبیشکinnain itorada vardırاس میںfīhā(is) LutLutلوط ہیںlūṭanThey saiddediler kiوہ بولے (فرشتے)qālūWebizہمnaḥnuknow betterdaha iyi bilirizزیادہ جانتے ہیںaʿlamuwhokimin bulunduğunuاس کو جوbiman(is) in itoradaاس میں ہےfīhāWe will surely save himonu kurtaracağızالبتہ ہم ضرور نجات دیں گے اس کوlanunajjiyannahuand his familyve ailesiniاور اس کے گھر والوں کوwa-ahlahuexceptyalnızمگرillāhis wifekarısıاس کی بیویim'ra-atahuSheolmuşturہےkānat(is) ofkalacaklardanسےminathose who remain behindپیچھے رہنے والوں میں (سے)l-ghābirīna

32 [Abraham] said, "Indeed, within it is Lot." They said, "We are more knowing of who is within it. We will surely save him and his family, except his wife. She is to be of those who remain behind."

32 İbrahim: "Ama Lut oradadır" dedi, elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliriz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız" dediler.

32 (İbrahim) dedi ki: "Ama orada Lut var!" Şöyle cevap verdiler: "Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o geride (azabda) kalacaklar arasındadır. "

32 ابراہیم نے کہا کہ اس میں تو لوط بھی ہیں۔ وہ کہنے لگے کہ جو لوگ یہاں (رہتے) ہیں ہمیں سب معلوم ہیں۔ ہم اُن کو اور اُن کے گھر والوں کو بچالیں گے بجز اُن کی بیوی کے وہ پیچھے رہنے والوں میں ہوگی

32 ابراہیمؑ نے کہا”وہاں تو لُوطؑ موجود ہے۔“1 انہوں نے کہا”ہم خوب جانتے ہیں کہ وہاں کون کون ہے۔ ہم اُسے ، اور اُس کی بیوی کے سوا اس کے باقی گھر والوں کو بچا لیں گے۔“ اس کی بیوی پیچھے رہ جانے والوں میں سے تھی۔2

وَلَمَّآ أَن جَآءَتۡ رُسُلُنَا لُوطًا سِىٓءَ بِهِمۡ وَضَاقَ بِهِمۡ ذَرۡعًا وَقَالُواۡ لَا تَخَفۡ وَلَا تَحۡزَنۡ‌ۖ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهۡلَكَ إِلَّا ٱمۡرَأَتَكَ كَانَتۡ مِنَ ٱلۡغَـٰبِرِينَ ٣٣

And whenne zaman kiاور جبwalammā[that]geldiیہ کہancameآگئےjāatOur messengerselçilerimizہمارے بھیجے ہوئے (فرشتے)rusulunā(to) LutLut'aلوط کے پاسlūṭanhe was distressedfenalaştıغمگین ہوsīafor themonlar yüzündenان پرbihimand felt straitenedve daraldıاور تنگ ہواwaḍāqafor themonlar hakkındaان سےbihim(and) uneasyhuzursuzcaدل میںdharʿanAnd they saidve dedilerاور انہوں نے کہاwaqālū(Do) notkorkmaنہfearڈروtakhafand (do) notve ne deاور نہwalāgrieveüzülmeغم کروtaḥzanIndeed, weelbette bizبیشک ہمinnā(will) save youseni kurtaracağızنجات دینے والے ہیں تجھ کوmunajjūkaand your familyve aileniاور تیرے گھر والوں کوwa-ahlakaexceptyalnızسوائےillāyour wifekarınتیری بیوی کےim'ra-atakaSheolmuşturہے وہkānat(is) ofkalacaklardanسےminathose who remain behindپیچھے رہنے والوں میں (سے)l-ghābirīna

33 And when Our messengers came to Lot, he was distressed for them and felt for them great discomfort. They said, "Fear not, nor grieve. Indeed, we will save you and your family, except your wife; she is to be of those who remain behind.

33 Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.

33 Elçilerimiz Lut'a gelince, onlar hakkında tasalandı. Ve onlar(ı düşünmesi) sebebiyle takatten düştü. O'na: "Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de, aileni de kurtaracağız. Yalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna" dediler.

33 اور جب ہمارے فرشتے لوط کے پاس آئے تو وہ اُن (کی وجہ) سے ناخوش اور تنگ دل ہوئے۔ فرشتوں نے کہا کچھ خوف نہ کیجئے۔ اور نہ رنج کیجئے ہم آپ کو اور آپ کے گھر والوں کو بچالیں گے مگر آپ کی بیوی کہ پیچھے رہنے والوں میں ہوگی

33 پھر جب ہمارے فرستادے لُوطؑ کے پاس پہنچے تو ان کی آمد پر وہ سخت پریشان اور دل تنگ ہوا۔1 اُنہوں نے کہا”نہ ڈرو اور نہ رنج کرو۔2 ہم تمہیں اور تمہارے گھر والوں کو بچا لیں گے ، سوائے تمہاری بیوی کے جو پیچھے رہ جانے والوں میں سے ہے

إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَىٰٓ أَهۡلِ هَـٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِ رِجۡزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواۡ يَفۡسُقُونَ ٣٤

Indeed, weşüphesiz bizبیشک ہمinnā(will) bring downindireceğizاتارنے والے ہیں/ نازل کرنے والے ہیںmunzilūnaonüstüneاوپرʿalā(the) peoplehalkınınرہنے والوں کےahli(of) thisşuاسhādhihitownülkeبستی کےl-qaryatia punishmentbir azabایک عذابrij'zanfromgöktenسےmina(the) skyآسمان (سے)l-samāibecausesebebiyleبوجہ اس کے جوbimāthey have beenolmalarıتھے وہkānūdefiantly disobedientfasıklık yapıyor(lar)وہ نافرمانی کرتےyafsuqūna

34 Indeed, we will bring down on the people of this city punishment from the sky because they have been defiantly disobedient."

34 Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.

34 "Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık (feci) bir azab indireceğiz."(dediler).

34 ہم اس بستی کے رہنے والوں پر اس سبب سے کہ یہ بدکرداری کرتے رہے ہیں آسمان سے عذاب نازل کرنے والے ہیں

34 ہم اس بستی کے لوگوں پر آسمان سے عذاب نازل کرنے والے ہیں اُس فسق کی بدولت جو یہ کرتے رہے ہیں"

وَلَقَد تَّرَكۡنَا مِنۡهَآ ءَايَةَۢ بَيِّنَةً لِّقَوۡمٍ يَعۡقِلُونَ ٣٥

And verilyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe have leftbiz bırakmışızdırچھوڑ دی ہم نےtaraknāabout itondanاس میں سےmin'hāa signbir işaretایک نشانیāyatan(as) evidenceaçıkکھلی کھلیbayyinatanfor a peoplebir toplum içinاس قوم کے لئےliqawminwho use reasonaklını kullananجو عقل رکھتی ہوyaʿqilūna

35 And We have certainly left of it a sign as clear evidence for a people who use reason.

35 And olsun ki, Biz, düşünen kimseler için oradan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdır.

35 Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır.

35 اور ہم نے سمجھنے والے لوگوں کے لئے اس بستی سے ایک کھلی نشانی چھوڑ دی

35 اور ہم نے اُس بستی کی ایک کھُلی نشانی چھوڑ دی ہے1 اُن لوگوں کے لیے جو عقل سے کام لیتے ہیں۔2

وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبًا فَقَالَ يَـٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواۡ ٱللَّهَ وَٱرۡجُواۡ ٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأَخِرَ وَلَا تَعۡثَوۡاۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ ٣٦

And toveاور طرفwa-ilāMadyanMedyen'eمدین کیmadyanatheir brotherkardeşleriان کے بھائیakhāhumShuaibŞuayb'i (gönderdik)شعیب کو بھیجاshuʿaybanAnd he saiddediتو اس نے کہاfaqālaO my peopleey kavmimاے میری قومyāqawmiWorshipkuluk edinعبادت کروuʿ'budūAllahAllah'aاللہ کیl-lahaand expectve umunاور امید رکھوwa-ir'jūthe Daygününüدن کیl-yawmathe Lastahiretآخریl-ākhiraand (do) notve aslaاور نہwalācommit evilkarışıklık çıkarmayınتم پھروtaʿthawinyeryüzündeمیںthe earthزمین (میں)l-arḍi(as) corruptersbozgunculuklaمفسد بن کرmuf'sidīna

36 And to Madyan [We sent] their brother Shu'ayb, and he said, "O my people, worship Allah and expect the Last Day and do not commit abuse on the earth, spreading corruption."

36 Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.

36 Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik ve Şuayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe ümit bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!" dedi.

36 اور مدین کی طرف اُن کے بھائی شعیب کو (بھیجا) تو اُنہوں نے کہا (اے قوم) خدا کی عبادت کرو اور پچھلے دن کے آنے کی اُمید رکھو اور ملک میں فساد نہ مچاؤ

36 اور مَدیَن کی طرف ہم نے اُن کے بھائی شعیبؑ کو بھیجا۔1 اُس نے کہا”اے میری قوم کے لوگو، اللہ کی بندگی کرو اور روزِ آخر کے اُمیدوار رہو2 اور زمین میں مفسد بن کر زیادتیاں نہ کرتے پھرو۔“

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ فَأَصۡبَحُواۡ فِى دَارِهِمۡ جَـٰثِمِينَ ٣٧

But they denied himonu yalanladılarتو انہوں نے جھٹلادیا اس کوfakadhabūhuso seized thembu yüzden onları yakaladıتو پکڑ لیا ان کوfa-akhadhathumuthe earthquakedepremایک زلزلے نےl-rajfatuand they becameve kaldılarتو ہوگئے وہfa-aṣbaḥūinyurtlarındaمیںtheir homeاپنے گھروں (میں)dārihimfallen pronediz üstü çöküpگھنٹوں کے بل گرنے والےjāthimīna

37 But they denied him, so the earthquake seized them, and they became within their home [corpses] fallen prone.

37 Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.

37 Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

37 مگر اُنہوں نے اُن کو جھوٹا سمجھا سو اُن کو زلزلے (کے عذاب) نے آپکڑا اور وہ اپنے گھروں میں اوندھے پڑے رہ گئے

37 مگر انہوں نے اسے جھُٹلا دیا۔1 آخر کار ایک سخت زلزلے نے انہیں آلیا اور وہ اپنے گھروں میں2 پڑے کے پڑے رہ گئے

وَعَادًا وَثَمُودَاۡ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَـٰكِنِهِمۡ‌ۖ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَـٰنُ أَعۡمَـٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُواۡ مُسۡتَبۡصِرِينَ ٣٨

And Aadve Ad'ıاور قوم عاد کوwaʿādanand Thamudve Semud'uاور قوم ثمود کوwathamūdāand verilyve gerçektenاور تحقیقwaqad(has) become clearbu belli olmaktadırواضح ہوگئےtabayyanato yousizeتمہارے لئےlakumfromoturdukları yerlerdenکےmintheir dwellingsان کے گھر/ مسکنmasākinihimAnd made fair-seemingve süslediاور خوب صورت بنادیاwazayyanato themonlaraان کے لئےlahumuthe Shaitaanşeytanشیطان نےl-shayṭānutheir deedsyaptıkları işleriniان کے اعمال کوaʿmālahumand averted themve onları çıkardıتو اس نے روک دیا ان کوfaṣaddahumfromyoldanسےʿanithe Wayراستے (سے)l-sabīlithough they wereve oldularاور تھے وہwakānūendowed with insightgörenlerdenہوش رکھنے والے/ عقلمندmus'tabṣirīna

38 And [We destroyed] 'Aad and Thamud, and it has become clear to you from their [ruined] dwellings. And Satan had made pleasing to them their deeds and averted them from the path, and they were endowed with perception.

38 Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler.

38 Ad ve Semud'u da (helak ediverdik). Sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.

38 اور عاد اور ثمود کو بھی (ہم نے ہلاک کر دیا) چنانچہ اُن کے (ویران گھر) تمہاری آنکھوں کے سامنے ہیں اور شیطان نے اُن کے اعمال ان کو آراستہ کر دکھائے اور ان کو (سیدھے) رستے سے روک دیا۔ حالانکہ وہ دیکھنے والے (لوگ )تھے

38 اور عاد و ثمود کو ہم نے ہلاک کیا، تم وہ مقامات دیکھ چکے ہو جہاں وہ رہتے تھے۔1 اُن کے اعمال کو شیطان نے اُن کے لیے خوشنما بنا دیا اور انہیں  راہِ راست سے برگشتہ کر دیا حالانکہ وہ ہوش گوش رکھتے تھے۔2

Surah 29 / Al-'Ankabut / The Spider سورة العنكبوت 401
And whenzamanاور جب walammā camegeldikleriآئے jāat Our messengerselçilerimizہمارے بھیجے ہوئے (فرشتے) rusulunā (to) Ibrahimİbrahim'eابراہیم کے پاس ib'rāhīma with the glad tidingsbir müjde ileخوش خبری لے کر bil-bush'rā they saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Indeed, wemuhakkak bizبیشک ہم innā (are) going to destroyhelak edeceğizہلاک کرنے والے ہیں muh'likū
(the) peoplehalkınıرہنے والوں کو ahli (of) thisşuاس hādhihi town(Sodom) kentinبستی کے (رہنے والوں کو) l-qaryati Indeedçünküکیونکہ inna its peopleoranın halkıاس کے رہنے والے ahlahā areoldularہیں kānū wrongdoerszalimler(den)ظالم ہوچکے (ہیں) ẓālimīna٣١
He said(İbrahim) dedi kiابراہیم نے کہا qāla Indeedamaبیشک inna in itorada vardırاس میں fīhā (is) LutLutلوط ہیں lūṭan They saiddediler kiوہ بولے (فرشتے) qālū Webizہم naḥnu know betterdaha iyi bilirizزیادہ جانتے ہیں aʿlamu whokimin bulunduğunuاس کو جو biman (is) in itoradaاس میں ہے fīhā We will surely save himonu kurtaracağızالبتہ ہم ضرور نجات دیں گے اس کو lanunajjiyannahu
and his familyve ailesiniاور اس کے گھر والوں کو wa-ahlahu exceptyalnızمگر illā his wifekarısıاس کی بیوی im'ra-atahu Sheolmuşturہے kānat (is) ofkalacaklardanسے mina those who remain behindپیچھے رہنے والوں میں (سے) l-ghābirīna٣٢ And whenne zaman kiاور جب walammā
[that]geldiیہ کہ an cameآگئے jāat Our messengerselçilerimizہمارے بھیجے ہوئے (فرشتے) rusulunā (to) LutLut'aلوط کے پاس lūṭan he was distressedfenalaştıغمگین ہو sīa for themonlar yüzündenان پر bihim and felt straitenedve daraldıاور تنگ ہوا waḍāqa for themonlar hakkındaان سے bihim (and) uneasyhuzursuzcaدل میں dharʿan
And they saidve dedilerاور انہوں نے کہا waqālū (Do) notkorkmaنہ fearڈرو takhaf and (do) notve ne deاور نہ walā grieveüzülmeغم کرو taḥzan Indeed, weelbette bizبیشک ہم innā (will) save youseni kurtaracağızنجات دینے والے ہیں تجھ کو munajjūka and your familyve aileniاور تیرے گھر والوں کو wa-ahlaka exceptyalnızسوائے illā your wifekarınتیری بیوی کے im'ra-ataka
Sheolmuşturہے وہ kānat (is) ofkalacaklardanسے mina those who remain behindپیچھے رہنے والوں میں (سے) l-ghābirīna٣٣ Indeed, weşüphesiz bizبیشک ہم innā (will) bring downindireceğizاتارنے والے ہیں/ نازل کرنے والے ہیں munzilūna onüstüneاوپر ʿalā (the) peoplehalkınınرہنے والوں کے ahli
(of) thisşuاس hādhihi townülkeبستی کے l-qaryati a punishmentbir azabایک عذاب rij'zan fromgöktenسے mina (the) skyآسمان (سے) l-samāi becausesebebiyleبوجہ اس کے جو bimā they have beenolmalarıتھے وہ kānū defiantly disobedientfasıklık yapıyor(lar)وہ نافرمانی کرتے yafsuqūna
٣٤ And verilyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We have leftbiz bırakmışızdırچھوڑ دی ہم نے taraknā about itondanاس میں سے min'hā a signbir işaretایک نشانی āyatan (as) evidenceaçıkکھلی کھلی bayyinatan for a peoplebir toplum içinاس قوم کے لئے liqawmin who use reasonaklını kullananجو عقل رکھتی ہو yaʿqilūna
٣٥ And toveاور طرف wa-ilā MadyanMedyen'eمدین کی madyana their brotherkardeşleriان کے بھائی akhāhum ShuaibŞuayb'i (gönderdik)شعیب کو بھیجا shuʿayban And he saiddediتو اس نے کہا faqāla O my peopleey kavmimاے میری قوم yāqawmi Worshipkuluk edinعبادت کرو uʿ'budū
AllahAllah'aاللہ کی l-laha and expectve umunاور امید رکھو wa-ir'jū the Daygününüدن کی l-yawma the Lastahiretآخری l-ākhira and (do) notve aslaاور نہ walā commit evilkarışıklık çıkarmayınتم پھرو taʿthaw inyeryüzündeمیں the earthزمین (میں) l-arḍi (as) corruptersbozgunculuklaمفسد بن کر muf'sidīna
٣٦ But they denied himonu yalanladılarتو انہوں نے جھٹلادیا اس کو fakadhabūhu so seized thembu yüzden onları yakaladıتو پکڑ لیا ان کو fa-akhadhathumu the earthquakedepremایک زلزلے نے l-rajfatu and they becameve kaldılarتو ہوگئے وہ fa-aṣbaḥū inyurtlarındaمیں
their homeاپنے گھروں (میں) dārihim fallen pronediz üstü çöküpگھنٹوں کے بل گرنے والے jāthimīna٣٧ And Aadve Ad'ıاور قوم عاد کو waʿādan and Thamudve Semud'uاور قوم ثمود کو wathamūdā and verilyve gerçektenاور تحقیق waqad (has) become clearbu belli olmaktadırواضح ہوگئے tabayyana
to yousizeتمہارے لئے lakum fromoturdukları yerlerdenکے min their dwellingsان کے گھر/ مسکن masākinihim And made fair-seemingve süslediاور خوب صورت بنادیا wazayyana to themonlaraان کے لئے lahumu the Shaitaanşeytanشیطان نے l-shayṭānu
their deedsyaptıkları işleriniان کے اعمال کو aʿmālahum and averted themve onları çıkardıتو اس نے روک دیا ان کو faṣaddahum fromyoldanسے ʿani the Wayراستے (سے) l-sabīli though they wereve oldularاور تھے وہ wakānū endowed with insightgörenlerdenہوش رکھنے والے/ عقلمند mus'tabṣirīna٣٨
٤٠١
‹ 399page 400 of the printed Mushaf401 ›