وَمَا يَسۡتَوِى ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُ ١٩

And notve değildirاور نہیںwamāequaleşitبرابر ہوسکتےyastawī(are) the blindkörleاندھاl-aʿmāand the seeinggörenاور دیکھنے والاwal-baṣīru

19 Not equal are the blind and the seeing,

19 Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

19 Ne kör ile gören eşit olur,

19 اور اندھا اور آنکھ والا برابر نہیں

19 اندھا اور آنکھوں والا برابر نہیں ہے

وَلَا ٱلظُّلُمَـٰتُ وَلَا ٱلنُّورُ ٢٠

And notve değildirاور نہwalāthe darkness[es]karanlıklarاندھیرےl-ẓulumātuand notve ne deاور نہwalā[the] lightaydınlıkروشنیl-nūru

20 Nor are the darknesses and the light,

20 Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

20 Ne de karanlıklar ile aydınlık,

20 اور نہ اندھیرا اور روشنی

20 نہ تاریکیاں اور روشنی یکساں ہیں

وَلَا ٱلظِّلُّ وَلَا ٱلۡحَرُورُ ٢١

And notve değildirاور نہwalāthe shadegölge (ile)سایہl-ẓiluand notve ne deاور نہwalāthe heatsıcaklıkدھوپ کی تپشl-ḥarūru

21 Nor are the shade and the heat,

21 Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

21 Ve ne de gölge ile sıcaklık.

21 اور نہ سایہ اور دھوپ

21 نہ ٹھنڈی چھاؤں اور دھوپ کی تپش ایک جیسی ہے

وَمَا يَسۡتَوِى ٱلۡأَحۡيَآءُ وَلَا ٱلۡأَمۡوٰتُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُسۡمِعُ مَن يَشَآءُۖ وَمَآ أَنتَ بِمُسۡمِعٍ مَّن فِى ٱلۡقُبُورِ ٢٢

And notve olmazاور نہیںwamāequaleşitبرابرyastawī(are) the livingdirilerleہوسکتے زندہl-aḥyāuand notveاور نہwalāthe deadölülerمردےl-amwātuIndeedşüphesizبیشکinnaAllahاللہ تعالیٰl-lahacauses to hearişittirirسنواتا ہےyus'miʿuwhomkimseyeجس کوmanHe willsdilediğiچاہتا ہےyashāuand notyoksa değilsinاور نہیںwamāyousenتوantacan make hearişittirecekسنوانے والاbimus'miʿin(those) whokimselereان کوman(are) iniçindekiمیںthe graveskabirlerجو قبروں میں ہیںl-qubūri

22 And not equal are the living and the dead. Indeed, Allah causes to hear whom He wills, but you cannot make hear those in the graves.

22 Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.

22 Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.

22 اور نہ زندے اور مردے برابر ہوسکتے ہیں۔ خدا جس کو چاہتا ہے سنا دیتا ہے۔ اور تم ان کو جو قبروں میں مدفون ہیں نہیں سنا سکتے

22 اور نہ زندہ اور مُردے مساوی ہیں۔ 1 اللہ جسے چاہتا ہے سُنواتا ہے ، مگر (اے نبیؐ)تم اُن لوگوں کو نہیں سُنا سکتے  جو قبروں میں مدفون ہیں۔ 2

إِنۡ أَنتَ إِلَّا نَذِيرٌ ٢٣

Notdeğilsinنہیں ہےinyou (are)senتوantabutbaşkaمگر خبردار کرنے والاillāa warneruyarıcı(dan)nadhīrun

23 You, [O Muhammad], are not but a warner.

23 Sen sadece bir uyarıcısın.

23 Sen sadece bir uyarıcısın.

23 تم تو صرف ڈرانے والے ہو

23 تم تو بس ایک خبر دار کرنے والے ہو۔ 1

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَـٰكَ بِٱلۡحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًاۚ وَإِن مِّنۡ أُمَّةٍ إِلَّا خَلَا فِيهَا نَذِيرٌ ٢٤

Indeed, Weşüphesiz bizبیشک ہم نےinnā[We] have sent youseni gönderdikبھیجا ہم نے آپ کوarsalnākawith the truthgerçek ileحق کے ساتھbil-ḥaqi(as) a bearer of glad tidingsmüjdeleyiciخوش خبری دینے والاbashīranand (as) a warnerve uyarıcıاور ڈرانے والا بنا کرwanadhīranAnd notve yokturاور اگرwa-in(was) anyhiçbirکوئی بھیminnationmilletامتummatinbutolmayanمگرillāhad passed(gelip) geçmişگزرا ہےkhalāwithin itiçindeاس میںfīhāa warnerbir uyarıcıخبردار کرنے والا۔ ڈرانے والاnadhīrun

24 Indeed, We have sent you with the truth as a bringer of good tidings and a warner. And there was no nation but that there had passed within it a warner.

24 Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir.

24 Muhakkak ki biz seni hak ile hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.

24 ہم نے تم کو حق کے ساتھ خوشخبری سنانے والا اور ڈرانے والا بھیجا ہے۔ اور کوئی اُمت نہیں مگر اس میں ہدایت کرنے والا گزر چکا ہے

24 ہم نے تم کو حق کے ساتھ بھیجا ہے بشارت دینے والا اور ڈرانے والا بنا کر۔ اور کوئی اُمّت ایسی نہیں گزری ہے جس میں کوئی متنبّہ کرنے والا نہ آیا ہو۔ 1

وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَـٰتِ وَبِٱلزُّبُرِ وَبِٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡمُنِيرِ ٢٥

And ifve eğerاور اگرwa-inthey deny youseni yalanlıyorlarsaوہ جھٹلاتے ہیں آپ کوyukadhibūkathen certainlyelbetteتو تحقیقfaqaddeniedyalanlamışlardıجھٹلایاkadhabathose whokimseler deان لوگوں نےalladhīna(were) before thembunlardan öncekiجوmin(were) before themان سے پہلے تھےqablihimCame to themonlara getirmişlerdiآئے ان کے پاسjāathumtheir Messengerselçileriان کے رسولrusuluhumwith clear signsaçık kanıtlarساتھ روشن دلائل کےbil-bayinātiand with Scripturesve sahifelerاور ساتھ صحیفوں کےwabil-zuburiand with the Bookve Kitapاور ساتھ کتاب کےwabil-kitābi[the] enlighteningaydınlatıcıروشنl-munīri

25 And if they deny you - then already have those before them denied. Their messengers came to them with clear proofs and written ordinances and with the enlightening Scripture.

25 Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitaplar getirmişlerdi.

25 Seni yalanlıyorlarsa, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Onlara peygamberleri mucizelerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitaplarla gelmişlerdi.

25 اور اگر یہ تمہاری تکذیب کریں تو جو لوگ ان سے پہلے تھے وہ بھی تکذیب کرچکے ہیں ان کے پاس ان کے پیغمبر نشانیاں اور صحیفے اور روشن کتابیں لے لے کر آتے رہے

25 اب اگر یہ لوگ تمہیں جھُٹلاتے ہیں تو اِن سے پہلے گزرے ہوئے لوگ بھی جھُٹلا چکے ہیں۔ اُن کے پاس ان کے رسُول کھُلے دلائل 1 اور صحیفے اور روشن ہدایات دینے والی کتاب 2 لے کر آئے تھے

ثُمَّ أَخَذۡتُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡۖ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ ٢٦

ThensonraپھرthummaI seizedben de yakaladımمیں نے پکڑ لیاakhadhtuthose whokimseleriان لوگوں کوalladhīnadisbelievedinkar eden(leri)جنہوں نے کفر کیاkafarūand hownasıl?تو کس طرحfakayfawasolduہواkānaMy rejectionbenim inkarımمیرا عذاب۔ میری سزاnakīri

26 Then I seized the ones who disbelieved, and how [terrible] was My reproach.

26 Sonra Ben, inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur?

26 Sonra ben o inkâr edenleri tutup yakaladım. O zaman beni inkâr etmek nasıl oldu?

26 پھر میں نے کافروں کو پکڑ لیا سو (دیکھ لو کہ) میرا عذاب کیسا ہوا

26 پھر جن لوگوں نے نہ مانا اُن کو میں نے پکڑ لیا اور دیکھ لو کہ میری سزا کیسی سخت تھی

أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦ ثَمَرٰتٍ مُّخۡتَلِفًا أَلۡوٰنُهَاۚ وَمِنَ ٱلۡجِبَالِ جُدَدُۢ بِيضٌ وَحُمۡرٌ مُّخۡتَلِفٌ أَلۡوٰنُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ ٢٧

Do notgörmedin miکیا نہیںalamyou seeتم نے دیکھاtarathatelbetteبیشکannaAllahاللہ نےl-lahasends downindirdiاتاراanzalafromgöktenسےminathe skyآسمان (سے)l-samāiwatersuپانیmāanthen We bring forthböylece çıkardıkپھر نکالے ہم نےfa-akhrajnātherewithonunlaساتھ اس کےbihifruitsmeyvalarپھلthamarātin(of) variousçeşit çeşitمختلف ہیںmukh'talifan[their] colorsrenkleriرنگ ان کےalwānuhāAnd inveاور سےwaminathe mountainsdağlardanپہاڑوں میں (سے)l-jibāli(are) tractsyollarدھاریاں ہیں۔ نالیاں ہیںjudadunwhitebeyazسفیدbīḍunand redve kırmızıاور سرخwaḥum'run(of) variousdeğişikمختلف ہیںmukh'talifun[their] colorsrenklerdeرنگ ان کےalwānuhāand intensely blackve simsiyahاور کالیwagharābībuand intensely blackkaraسیاہsūdun

27 Do you not see that Allah sends down rain from the sky, and We produce thereby fruits of varying colors? And in the mountains are tracts, white and red of varying shades and [some] extremely black.

27 Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.

27 Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi. Biz onunla renkleri başka başka meyveler çıkardık. Dağlarda da yollar, beyazlı kırmızılı çeşitli renklerde ve kapkara topraklar var.

27 کیا تم نے نہیں دیکھا کہ خدا نے آسمان سے مینہ برسایا۔ تو ہم نے اس سے طرح طرح کے رنگوں کے میوے پیدا کئے۔ اور پہاڑوں میں سفید اور سرخ رنگوں کے قطعات ہیں اور (بعض) کالے سیاہ ہیں

27 کیا تم دیکھتے نہیں ہو کہ اللہ آسمان سے پانی برساتا ہے اور پھر اس کے ذریعہ سے ہم طرح طرح کے پھل نکال لاتے ہیں جن کے رنگ مختلف ہوتے ہیں پہاڑوں میں بھی سفید، سرخ اور گہری سیاہ دھاریاں پائی جاتی ہیں جن کے رنگ مختلف ہوتے ہیں

وَمِنَ ٱلنَّاسِ وَٱلدَّوَآبِّ وَٱلۡأَنۡعَـٰمِ مُخۡتَلِفٌ أَلۡوٰنُهُۥ كَذٰلِكَۗ إِنَّمَا يَخۡشَى ٱللَّهَ مِنۡ عِبَادِهِ ٱلۡعُلَمَـٰٓؤُاۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ ٢٨

And amonginsanlardan vardırاور سےwaminamenلوگوں میں (سے)l-nāsiand moving creaturesve hayvanlardanاور جانوروں میں سےwal-dawābiand the cattleve davarlardanاور مویشیوں میں سےwal-anʿāmi(are) varioustürlüمختلف ہیںmukh'talifun[their] colorsrenkte olanlarرنگ ان کےalwānuhulikewiseböyleاسی طرحkadhālikaOnlyancakبیشکinnamāfear(gereğince) korkarڈرتے ہیںyakhshāAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaamongiçindenسےminHis slaveskullarıاس کے بندوں میں (سے)ʿibādihithose who have knowledgebilginlerعلماء۔ جاننے والےl-ʿulamāuIndeedşüphesizبیشکinnaAllahاللہ تعالیٰl-laha(is) All-Mightydaima üstündürزبردست ہےʿazīzunOft-Forgivingçok bağışlayandırبخشنے والا ہےghafūrun

28 And among people and moving creatures and grazing livestock are various colors similarly. Only those fear Allah, from among His servants, who have knowledge. Indeed, Allah is Exalted in Might and Forgiving.

28 İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır.

28 Yine insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da türlü renklileri vardır. Kulları içinde Allah'tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

28 انسانوں اور جانوروں اور چارپایوں کے بھی کئی طرح کے رنگ ہیں۔ خدا سے تو اس کے بندوں میں سے وہی ڈرتے ہیں جو صاحب علم ہیں۔ بےشک خدا غالب (اور) بخشنے والا ہے

28 اور اسی طرح انسانوں اور جانوروں اور مویشیوں کے رنگ بھی مختلف ہیں۔  1 حقیقت یہ ہے کہ اللہ کے بندوں میں سے صرف عِلم رکھنے والے لوگ ہی اُس سے ڈرتے ہیں۔ 2 بے شک اللہ زبردست اور درگزر فرمانے والا ہے۔ 3

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَتۡلُونَ كِتَـٰبَ ٱللَّهِ وَأَقَامُواۡ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُواۡ مِمَّا رَزَقۡنَـٰهُمۡ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرۡجُونَ تِجَـٰرَةً لَّن تَبُورَ ٢٩

Indeedşüphesizبیشکinnathose whokimselerوہ لوگalladhīnareciteokuyan(lar)جو پڑھتے ہیںyatlūna(the) BookKitabınıکتابkitāba(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahiand establishve kılanlarاور قائم کرتے ہیںwa-aqāmūthe prayernamazıنمازl-ṣalataand spendve infak edenlerاور خرچ کرتے ہیںwa-anfaqūout of whatverdiğimiz rızıktanاس میں سے جوmimmāWe have provided themرزق دیا ہم نے ان کوrazaqnāhumsecretlygizliپوشیدہsirranand openlyve açıkاور ظاہریwaʿalāniyatanhopeumarlarامید رکھتے ہیںyarjūna(for) a commerce bir ticaretایک تجارت کیtijāratanneveraslaہرگز نہlanit will perishbatmayacakجو خسارہ پائے گیtabūra

29 Indeed, those who recite the Book of Allah and establish prayer and spend [in His cause] out of what We have provided them, secretly and publicly, [can] expect a profit that will never perish -

29 Allah'ın Kitap'ına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler.

29 Allah'ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.

29 جو لوگ خدا کی کتاب پڑھتے اور نماز کی پابندی کرتے ہیں اور جو کچھ ہم نے ان کو دیا ہے اس میں سے پوشیدہ اور ظاہر خرچ کرتے ہیں وہ اس تجارت (کے فائدے) کے امیدوار ہیں جو کبھی تباہ نہیں ہوگی

29 جو لوگ کتاب اللہ کی تلاوت کرتے ہیں اور نماز قائم کرتے ہیں، اور جو کچھ ہم نے اُنہیں رزق دیا ہے اس میں سے کھلے اور چھپے خرچ کرتے ہیں، یقیناً وہ ایک ایسی تجارت کے متوقع ہیں جس میں ہرگز خسارہ نہ ہوگا

لِيُوَفِّيَهُمۡ أُجُورَهُمۡ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضۡلِهِۚۦٓ إِنَّهُۥ غَفُورٌ شَكُورٌ ٣٠

That He may give them in fullonlara tam ödesin diyeتاکہ وہ پورے پورے دے انہیںliyuwaffiyahumtheir rewardsücretleriniاجر ان کےujūrahumand increase for themve fazlasını vermesi içinاور زیادہ انہیںwayazīdahumoflutfundanسےminHis Bountyاپنے فضل (سے)faḍlihiIndeed, Heçünkü Oبے شک وہinnahu(is) Oft-Forgivingçok bağışlayandırبہت بخشنے والاghafūrunMost Appreciativeçok karşılık verendirنہایت قدر دان ہےshakūrun

30 That He may give them in full their rewards and increase for them of His bounty. Indeed, He is Forgiving and Appreciative.

30 Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.

30 Çünkü Allah mükafatlarını kendilerine tamamen ödedikten başka, lütfundan onlara fazlasını da verecektir. Çünkü O çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir.

30 کیونکہ خدا ان کو پورا پورا بدلہ دے گا اور اپنے فضل سے کچھ زیادہ بھی دے گا۔ وہ تو بخشنے والا (اور) قدردان ہے

30 (اس تجارت میں انہوں نے اپنا سب کچھ اِس لیے کھپایا ہے)تاکہ اللہ اُن کے اجر پورے کے پورے اُن کو دے اور مزید اپنے فضل سے ان کو عطا فرمائے۔ 1 بےشک اللہ بخشنے والا اور قدردان ہے۔ 2

Surah 35 / Fatir / Originator سورة فاطر 438
And notve değildirاور نہیں wamā equaleşitبرابر ہوسکتے yastawī (are) the blindkörleاندھا l-aʿmā and the seeinggörenاور دیکھنے والا wal-baṣīru١٩ And notve değildirاور نہ walā the darkness[es]karanlıklarاندھیرے l-ẓulumātu and notve ne deاور نہ walā [the] lightaydınlıkروشنی l-nūru
٢٠ And notve değildirاور نہ walā the shadegölge (ile)سایہ l-ẓilu and notve ne deاور نہ walā the heatsıcaklıkدھوپ کی تپش l-ḥarūru٢١ And notve olmazاور نہیں wamā equaleşitبرابر yastawī (are) the livingdirilerleہوسکتے زندہ l-aḥyāu and notveاور نہ walā the deadölülerمردے l-amwātu
Indeedşüphesizبیشک inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha causes to hearişittirirسنواتا ہے yus'miʿu whomkimseyeجس کو man He willsdilediğiچاہتا ہے yashāu and notyoksa değilsinاور نہیں wamā yousenتو anta can make hearişittirecekسنوانے والا bimus'miʿin (those) whokimselereان کو man (are) iniçindekiمیں the graveskabirlerجو قبروں میں ہیں l-qubūri٢٢ Notdeğilsinنہیں ہے in
you (are)senتو anta butbaşkaمگر خبردار کرنے والا illā a warneruyarıcı(dan) nadhīrun٢٣ Indeed, Weşüphesiz bizبیشک ہم نے innā [We] have sent youseni gönderdikبھیجا ہم نے آپ کو arsalnāka with the truthgerçek ileحق کے ساتھ bil-ḥaqi (as) a bearer of glad tidingsmüjdeleyiciخوش خبری دینے والا bashīran and (as) a warnerve uyarıcıاور ڈرانے والا بنا کر wanadhīran And notve yokturاور اگر wa-in (was) anyhiçbirکوئی بھی min
nationmilletامت ummatin butolmayanمگر illā had passed(gelip) geçmişگزرا ہے khalā within itiçindeاس میں fīhā a warnerbir uyarıcıخبردار کرنے والا۔ ڈرانے والا nadhīrun٢٤ And ifve eğerاور اگر wa-in they deny youseni yalanlıyorlarsaوہ جھٹلاتے ہیں آپ کو yukadhibūka then certainlyelbetteتو تحقیق faqad deniedyalanlamışlardıجھٹلایا kadhaba those whokimseler deان لوگوں نے alladhīna
(were) before thembunlardan öncekiجو min (were) before themان سے پہلے تھے qablihim Came to themonlara getirmişlerdiآئے ان کے پاس jāathum their Messengerselçileriان کے رسول rusuluhum with clear signsaçık kanıtlarساتھ روشن دلائل کے bil-bayināti and with Scripturesve sahifelerاور ساتھ صحیفوں کے wabil-zuburi and with the Bookve Kitapاور ساتھ کتاب کے wabil-kitābi
[the] enlighteningaydınlatıcıروشن l-munīri٢٥ Thensonraپھر thumma I seizedben de yakaladımمیں نے پکڑ لیا akhadhtu those whokimseleriان لوگوں کو alladhīna disbelievedinkar eden(leri)جنہوں نے کفر کیا kafarū and hownasıl?تو کس طرح fakayfa wasolduہوا kāna My rejectionbenim inkarımمیرا عذاب۔ میری سزا nakīri٢٦
Do notgörmedin miکیا نہیں alam you seeتم نے دیکھا tara thatelbetteبیشک anna Allahاللہ نے l-laha sends downindirdiاتارا anzala fromgöktenسے mina the skyآسمان (سے) l-samāi watersuپانی māan then We bring forthböylece çıkardıkپھر نکالے ہم نے fa-akhrajnā therewithonunlaساتھ اس کے bihi fruitsmeyvalarپھل thamarātin (of) variousçeşit çeşitمختلف ہیں mukh'talifan
[their] colorsrenkleriرنگ ان کے alwānuhā And inveاور سے wamina the mountainsdağlardanپہاڑوں میں (سے) l-jibāli (are) tractsyollarدھاریاں ہیں۔ نالیاں ہیں judadun whitebeyazسفید bīḍun and redve kırmızıاور سرخ waḥum'run (of) variousdeğişikمختلف ہیں mukh'talifun [their] colorsrenklerdeرنگ ان کے alwānuhā
and intensely blackve simsiyahاور کالی wagharābību and intensely blackkaraسیاہ sūdun٢٧ And amonginsanlardan vardırاور سے wamina menلوگوں میں (سے) l-nāsi and moving creaturesve hayvanlardanاور جانوروں میں سے wal-dawābi and the cattleve davarlardanاور مویشیوں میں سے wal-anʿāmi
(are) varioustürlüمختلف ہیں mukh'talifun [their] colorsrenkte olanlarرنگ ان کے alwānuhu likewiseböyleاسی طرح kadhālika Onlyancakبیشک innamā fear(gereğince) korkarڈرتے ہیں yakhshā AllahAllah'tanاللہ سے l-laha amongiçindenسے min His slaveskullarıاس کے بندوں میں (سے) ʿibādihi those who have knowledgebilginlerعلماء۔ جاننے والے l-ʿulamāu
Indeedşüphesizبیشک inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha (is) All-Mightydaima üstündürزبردست ہے ʿazīzun Oft-Forgivingçok bağışlayandırبخشنے والا ہے ghafūrun٢٨ Indeedşüphesizبیشک inna those whokimselerوہ لوگ alladhīna reciteokuyan(lar)جو پڑھتے ہیں yatlūna (the) BookKitabınıکتاب kitāba (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi
and establishve kılanlarاور قائم کرتے ہیں wa-aqāmū the prayernamazıنماز l-ṣalata and spendve infak edenlerاور خرچ کرتے ہیں wa-anfaqū out of whatverdiğimiz rızıktanاس میں سے جو mimmā We have provided themرزق دیا ہم نے ان کو razaqnāhum secretlygizliپوشیدہ sirran and openlyve açıkاور ظاہری waʿalāniyatan
hopeumarlarامید رکھتے ہیں yarjūna (for) a commerce bir ticaretایک تجارت کی tijāratan neveraslaہرگز نہ lan it will perishbatmayacakجو خسارہ پائے گی tabūra٢٩ That He may give them in fullonlara tam ödesin diyeتاکہ وہ پورے پورے دے انہیں liyuwaffiyahum their rewardsücretleriniاجر ان کے ujūrahum
and increase for themve fazlasını vermesi içinاور زیادہ انہیں wayazīdahum oflutfundanسے min His Bountyاپنے فضل (سے) faḍlihi Indeed, Heçünkü Oبے شک وہ innahu (is) Oft-Forgivingçok bağışlayandırبہت بخشنے والا ghafūrun Most Appreciativeçok karşılık verendirنہایت قدر دان ہے shakūrun٣٠
٤٣٨
‹ 436page 437 of the printed Mushaf438 ›