●●●●●●

سُورَةُ الصافات

As-Saffat / Those who set the Ranks

Meccan  ◆  182 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا ١

By those linedandolsunقسم ہے صفیں باندھنے والوں کیwal-ṣāfāti(in) rowssıra sıra dizilenlereصف در صف/ قطار در قطارṣaffan

1 By those [angels] lined up in rows

1 Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

1 Andolsun o saf bağlayıp duranlara.

1 قسم ہے صف باندھنے والوں کی پرا جما کر

1 قطار در قطار صف باندھنے والوں کی قسم

فَٱلزّٰجِرٰتِ زَجۡرًا ٢

And those who driveve sürenlereپھر ڈانٹ دینے والوں کیfal-zājirātistronglybağırıpسخت ڈانٹناzajran

2 And those who drive [the clouds]

2 Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

2 O haykırıp da sürenlere.

2 پھر ڈانٹنے والوں کی جھڑک کر

2 پھر اُن کی قسم جو ڈانٹنے پھٹکارنے والے ہیں

فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكۡرًا ٣

And those who reciteve okuyanlaraپھر تلاوت کرنے والوں کیfal-tāliyāti(the) Messagezikirذکر کو/ قرآن کوdhik'ran

3 And those who recite the message,

3 Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

3 Ve o yolda zikir okuyanlara.

3 پھر ذکر (یعنی قرآن) پڑھنے والوں کی (غور کرکر)

3 پھر اُن کی قسم جو کلامِ نصیحت سُنانے والے ہیں، 1

إِنَّ إِلَـٰهَكُمۡ لَوٰحِدٌ ٤

Indeedşüphesizبیشکinnayour LordTanrınızالٰہ تمہاراilāhakum(is) surely Oneelbette birdirیقینا ایک ہی ہےlawāḥidun

4 Indeed, your God is One,

4 Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

4 Ki sizin ilâhınız birdir.

4 کہ تمہارا معبود ایک ہے

4 تمہارا معبُودِ حقیقی بس ایک ہی ہے 1

رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَـٰرِقِ ٥

LordRabbidirجو رب ہےrabbu(of) the heavensgöklerinآسمانوں کاl-samāwātiand the earthve yerinاور زمین کاwal-arḍiand whatve ne varsaاور جوwamā(is) between both of thembunlar arasındaان دونوں کے درمیان ہےbaynahumāand Lordve Rabbidirاور جو رب ہےwarabbu(of) each point of sunrisedoğularınمشرقوں کاl-mashāriqi

5 Lord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises.

5 Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

5 O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.

5 جو آسمانوں اور زمین اور جو چیزیں ان میں ہیں سب کا مالک ہے اور سورج کے طلوع ہونے کے مقامات کا بھی مالک ہے

5 وہ جو زمین اور آسمانوں کا اور تمام اُن چیزوں کا  مالک ہے جو زمین  و آسمان میں ہیں ، اور سارے مشرقوں 1 کا مالک۔ 2

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِزِينَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ ٦

Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnā[We] adornedsüsledikخوب صورت بنایا ہم نےzayyannāthe skysemasınıآسمانl-samāa[the world]dünyaدنیا کوl-dun'yāwith an adornmentbir zinetleزینت دے کر/ زینت سےbizīnatin(of) the starsyıldızlarlaستاروں سے/ کیl-kawākibi

6 Indeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars

6 Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

6 Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.

6 بےشک ہم ہی نے آسمان دنیا کو ستاروں کی زینت سے مزین کیا

6 ہم نے آسمانِ 1 دُنیا کو تاروں کی زینت سے آراستہ کیا ہے

وَحِفۡظًا مِّن كُلِّ شَيۡطَـٰنٍ مَّارِدٍ ٧

And (to) guardve (onu) korudukاور حفاظت کا ذریعہwaḥif'ẓanagainstkarşıسےmineveryher türlüہرkullidevilşeytanaشیطانshayṭāninrebelliousita'at dışına çıkanجو سرکش ہےmāridin

7 And as protection against every rebellious devil

7 Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.

7 Onu her inatçı şeytandan koruduk.

7 اور ہر شیطان سرکش سے اس کی حفاظت کی

7 اور ہر شیطانِ سرکش سے اس کو محفوظ کر دیا ہے۔ 1

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَيُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ ٨

Notdinleyemezlerنہیںthey may listenوہ کان لگا کر سن سکتےyassammaʿūnatomelekleriطرفilāthe assemblyجماعت کےl-mala-i[the] exaltedyüceبلندیوں والیl-aʿlāare peltedve taşlanırlarاور وہ ہانکے جاتے ہیں/ پھینکے جاتے ہیںwayuq'dhafūnafromherسےmineveryہرkullisideyandanطرف (سے)jānibin

8 [So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side,

8 Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

8 Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.

8 کہ اوپر کی مجلس کی طرف کان نہ لگاسکیں اور ہر طرف سے (ان پر انگارے) پھینکے جاتے ہیں

8 یہ شیاطین ملاء اعلیٰ کی باتیں نہیں سن سکتے، ہر طرف سے مارے اور ہانکے جاتے ہیں

دُحُورًا‌ۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ وَاصِبٌ ٩

Repelledkovulurlarسخت ذلت کے ساتھduḥūranand for themve onlar için vardırاور ان کے لئےwalahum(is) a punishmentbir azabعذاب ہےʿadhābunperpetualsürekliمسلسل/ پیہمwāṣibun

9 Repelled; and for them is a constant punishment,

9 Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

9 Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.

9 (یعنی وہاں سے) نکال دینے کو اور ان کے لئے دائمی عذاب ہے

9 اور ان کے لیے پیہم عذاب ہے

إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠

Except(fakat) yalnızمگرillā(him) whokimseyiجو کوئیmansnatcheskapanاچک لے جاتا ہےkhaṭifa(by) theftbir sözاچک لے جاناl-khaṭfatabut follows himonu izlerتو پیچھا کرتا ہے اس کاfa-atbaʿahua burning flamebir şihab (ışın)انگارہ/ شعلہshihābunpiercingdeliciچمکتاthāqibun

10 Except one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness].

10 Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.

10 Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.

10 ہاں جو کوئی (فرشتوں کی کسی بات کو) چوری سے جھپٹ لینا چاہتا ہے تو جلتا ہوا انگارہ ان کے پیچھے لگتا ہے

10 تا ہم اگر کوئی ان میں سے کچھ لے اُڑے تو ایک تیز شُعلہ اس کا پیچھا  کرتا ہے۔ 1

فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَآ‌ۚ إِنَّا خَلَقۡنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبِۭ ١١

Then ask themşimdi onlara sorپس پوچھ لیجئے ان سےfa-is'taftihimAre theykendileri mi?کیا وہahuma strongerdaha çetinزیادہ سخت ہیںashadducreationyaratılış bakımındanپیدائش کے اعتبار سےkhalqanoryoksaیاam(those) whomkimseler (mi?)جسmanWe have createdbizim yarattıklarımızچیز کو پیدا کیا ہم نےkhalaqnāIndeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnācreated themonları yarattıkپیدا کیا ان کوkhalaqnāhumfrombir çamurdanسےmina clayمٹیṭīninstickyyapışkanچپکتی/ لیس دارlāzibin

11 Then inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay.

11 Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

11 Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.

11 تو ان سے پوچھو کہ ان کا بنانا مشکل ہے یا جتنی خلقت ہم نے بنائی ہے؟ انہیں ہم نے چپکتے گارے سے بنایا ہے

11 اب اِن سے پوچھو، اِن کی پیدائش زیادہ مشکل ہے یا اُن چیزوں کی جو ہم نے پیدا کر رکھی ہیں؟ 1 اِن کو تو ہم نے لیس دار گارے سے پیدا کیا ہے۔ 2

بَلۡ عَجِبۡتَ وَيَسۡخَرُونَ ١٢

Nayhayırبلکہbalyou wondersen şaşıyorsunتم حیران ہو/ تم تعجب کرتے ہوʿajib'tawhile they mockonlar ise alay ediyorlarتو وہ مذاق اڑاتے ہیںwayaskharūna

12 But you wonder, while they mock,

12 Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.

12 Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.

12 ہاں تم تو تعجب کرتے ہو اور یہ تمسخر کرتے ہیں

12 تم (اللہ کی قدرت کے کرشموں پر) حیران ہو اور یہ اس کا مذاق اڑا رہے ہیں

وَإِذَا ذُكِّرُواۡ لَا يَذۡكُرُونَ ١٣

And whenve ne zamanاور جبwa-idhāthey are remindedöğüt verilseوہ نصیحت کئے جاتے ہیںdhukkirūnotöğüt almazlarنہیںthey receive admonitionنصیحت پکڑتےyadhkurūna

13 And when they are reminded, they remember not.

13 Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.

13 Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.

13 اور جب ان کو نصیحت دی جاتی ہے تو نصیحت قبول نہیں کرتے

13 سمجھایا جاتا ہے تو سمجھ کر نہیں دیتے

وَإِذَا رَأَوۡاۡ ءَايَةً يَسۡتَسۡخِرُونَ ١٤

And whenve ne zamanاور جبwa-idhāthey seegörselerوہ دیکھتے ہیںra-awa Signbir mu'cizeکوئی نشانیāyatanthey mockalay ederlerتو وہ مذاق اڑاتے ہیںyastaskhirūna

14 And when they see a sign, they ridicule

14 Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.

14 Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.

14 اور جب کوئی نشانی دیکھتے ہیں تو ٹھٹھے کرتے ہیں

14 کوئی نشانی دیکھتے ہیں تو اسے ٹھٹھوں میں اڑاتے ہیں

وَقَالُوٓاۡ إِنۡ هَـٰذَآ إِلَّا سِحۡرٌ مُّبِينٌ ١٥

And they sayve diyorlarاور کہتے ہیںwaqālūNotdeğildirنہیںin(is) thisbuیہhādhāexceptbaşka bir şeyمگرillāa magicbir büyüdenایک جادوsiḥ'runclearapaçıkکھلم کھلاmubīnun

15 And say, "This is not but obvious magic.

15 "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

15 Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."

15 اور کہتے ہیں کہ یہ تو صریح جادو ہے

15 اورکہتے ہیں”یہ تو صریح جادُو ہے، 1

أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ ١٦

Is it whenzaman mı?کیا جبa-idhāwe are deadöldüğümüzہم مرجائیں گےmit'nāand have becomeve olduğumuzاور ہم ہوجائیں گےwakunnādusttoprakمٹیturābanand bonesve kemikاور ہڈیاںwaʿiẓāmanshall we thenbiz mi?کیا بیشک ہمa-innābe certainly resurrecteddiriltileceğizالبتہ اٹھائے جائیں گےlamabʿūthūna

16 When we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected?

16 "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

16 "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"

16 بھلا جب ہم مرگئے اور مٹی اور ہڈیاں ہوگئے تو کیا پھر اٹھائے جائیں گے؟

16 بھلا کہیں ایسا ہو سکتا ہے کہ جب ہم مر چکے ہوں اور مٹی بن جائیں اور ہڈیوں کا پنجر رہ جائیں اُس وقت ہم پھر زندہ کر کے اٹھا کھڑے کیے جائیں؟

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ ١٧

Or our fathersatalarımız da mı?کیا بھلا ہمارے آباؤ اجدادawaābāunāformerevvelkiپہلے (بھی)l-awalūna

17 And our forefathers [as well]?"

17 "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

17 "Önceki atalarımız da mı?.."

17 اور کیا ہمارے باپ دادا بھی (جو) پہلے (ہو گزرے ہیں)

17 اور کیا ہمارے اگلے وقتوں کے آبا و اجداد بھی اٹھائے جائیں گے؟"

قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دٰخِرُونَ ١٨

Sayde kiکہہ دیجئےqulYesevetہاںnaʿamand youve sizاور تمwa-antum(will be) humiliatedaşağılanacaksınızذلیل و خوار ہونے والے ہوdākhirūna

18 Say, "Yes, and you will be [rendered] contemptible."

18 De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."

18 De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."

18 کہہ دو کہ ہاں اور تم ذلیل ہوگے

18 اِن سے کہوہاں، اور تم (خدا کے مقابلے میں)بے بس ہو۔ 1

فَإِنَّمَا هِىَ زَجۡرَةٌ وٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمۡ يَنظُرُونَ ١٩

Then onlysadece ibarettirتو بیشکfa-innamāito (iş)وہhiya(will be) a crykorkunç sestenڈانٹ ہوگیzajratunsinglebir tekایک ہیwāḥidatunthen, beholdhemenتو دفعتًہfa-idhāTheyonlarوہhumwill seebakıp kalırlarدیکھ رہے ہوں گےyanẓurūna

19 It will be only one shout, and at once they will be observing.

19 Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.

19 Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.

19 وہ تو ایک زور کی آواز ہوگی اور یہ اس وقت دیکھنے لگیں گے

19 بس ایک ہی جھِڑکی ہوگی اور یکایک یہ اپنی آنکھوں سے (وہ سب کچھ جس کی خبر دی جارہی ہے)دیکھ رہے ہوں گے۔ 1

وَقَالُواۡ يَـٰوَيۡلَنَا هَـٰذَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ ٢٠

And they will sayve dedilerاور وہ کہیں گےwaqālūO woe to useyvah bizeہائے افسوس ہم پرyāwaylanāThisbuیہ ہےhādhā(is the) Daygünüdürدنyawmu(of) the Recompensecezaجزا کاl-dīni

20 They will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense."

20 Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."

20 "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.

20 اور کہیں گے، ہائے شامت یہی جزا کا دن ہے

20 اُس وقت یہ کہیں گے "ہائے ہماری کم بختی، یہ تو یوم الجزا ہے"

هَـٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ٢١

Thisbuیہ ہےhādhā(is the) Daygünüdürدنyawmu(of) Judgmenthükümفیصلے کاl-faṣliwhicholduğunuzوہ جوalladhīyou used toتھے تمkuntum[of it]onuاس کوbihidenyyalanlıyorتم جھٹلایا کرتےtukadhibūna

21 [They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny."

21 Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.

21 (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.

21 (کہا جائے گا کہ ہاں) فیصلے کا دن جس کو تم جھوٹ سمجھتے تھے یہی ہے

21 یہ وہی فیصلے کا دن ہے جسے تم جھُٹلا یا کرتے تھے۔“ 1

۞ٱحۡشُرُواۡ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواۡ وَأَزۡوٰجَهُمۡ وَمَا كَانُواۡ يَعۡبُدُونَ ٢٢

Gathertoplayınگھیر لاؤuḥ'shurūthose whokimseleriان لوگوں کوalladhīnawronged(o) zalim(leri)جنہوں نے ظلم کیاẓalamūand their kindsve onların eşleriniاور ان کی بیویوں کو/ ان کے ساتھیوں کوwa-azwājahumand whatveاور ان کو،wamāthey used (to)olduklarınıجن کی تھے وہkānūworshiptapıyor(lar)عبادت کرتےyaʿbudūna

22 [The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship

22 İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

22 Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

22 جو لوگ ظلم کرتے تھے ان کو اور ان کے ہم جنسوں کو اور جن کو وہ پوجا کرتے تھے (سب کو) جمع کرلو

22 (حکم ہوگا)گھیر لاوٴ سب ظالموں 1 اور ان کے ساتھیوں 2 اور اُن کے معبُودوں کو جن کی وہ خدا کو چھوڑ کر بندگی کیا کرتے تھے 3

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرٰطِ ٱلۡجَحِيمِ ٢٣

BesidesbaşkaminBesidesسواdūniAllahAllah'tanاللہ کےl-lahithen lead themonları götürünپس راہ دکھاؤ ان کوfa-ih'dūhumtoyolunaطرفilā(the) Pathجانے والے راستے کیṣirāṭi(of) the Hellfirecehenneminجہنم کیl-jaḥīmi

23 Other than Allah, and guide them to the path of Hellfire

23 İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

23 Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

23 (یعنی جن کو) خدا کے سوا (پوجا کرتے تھے) پھر ان کو جہنم کے رستے پر چلا دو

23 پھر ان سب کو جہنم کا راستہ دکھاؤ

وَقِفُوهُمۡ‌ۖ إِنَّهُم مَّسۡــُٔولُونَ ٢٤

And stop themve durdurun onlarıاور روکو ان کوwaqifūhumindeed, theyçünkü onlarبیشک وہinnahum(are) to be questionedsorguya çekileceklerdirسوال کئے جانے والے ہیںmasūlūna

24 And stop them; indeed, they are to be questioned."

24 "Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."

24 Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.

24 اور ان کو ٹھیرائے رکھو کہ ان سے (کچھ) پوچھنا ہے

24 اور ذرا اِنہیں ٹھیراؤ، اِن سے کچھ پوچھنا ہے

Surah 37 / As-Saffat / Those who set the Ranks سورة الصافات 447

سُورَةُ الصافات

As-Saffat / Those who set the Ranks  ◆  Meccan · 182 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
By those linedandolsunقسم ہے صفیں باندھنے والوں کی wal-ṣāfāti (in) rowssıra sıra dizilenlereصف در صف/ قطار در قطار ṣaffan١ And those who driveve sürenlereپھر ڈانٹ دینے والوں کی fal-zājirāti stronglybağırıpسخت ڈانٹنا zajran٢ And those who reciteve okuyanlaraپھر تلاوت کرنے والوں کی fal-tāliyāti (the) Messagezikirذکر کو/ قرآن کو dhik'ran٣
Indeedşüphesizبیشک inna your LordTanrınızالٰہ تمہارا ilāhakum (is) surely Oneelbette birdirیقینا ایک ہی ہے lawāḥidun٤ LordRabbidirجو رب ہے rabbu (of) the heavensgöklerinآسمانوں کا l-samāwāti and the earthve yerinاور زمین کا wal-arḍi and whatve ne varsaاور جو wamā (is) between both of thembunlar arasındaان دونوں کے درمیان ہے baynahumā and Lordve Rabbidirاور جو رب ہے warabbu
(of) each point of sunrisedoğularınمشرقوں کا l-mashāriqi٥ Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā [We] adornedsüsledikخوب صورت بنایا ہم نے zayyannā the skysemasınıآسمان l-samāa [the world]dünyaدنیا کو l-dun'yā with an adornmentbir zinetleزینت دے کر/ زینت سے bizīnatin (of) the starsyıldızlarlaستاروں سے/ کی l-kawākibi٦ And (to) guardve (onu) korudukاور حفاظت کا ذریعہ waḥif'ẓan
againstkarşıسے min everyher türlüہر kulli devilşeytanaشیطان shayṭānin rebelliousita'at dışına çıkanجو سرکش ہے māridin٧ Notdinleyemezlerنہیں they may listenوہ کان لگا کر سن سکتے yassammaʿūna tomelekleriطرف ilā the assemblyجماعت کے l-mala-i [the] exaltedyüceبلندیوں والی l-aʿlā are peltedve taşlanırlarاور وہ ہانکے جاتے ہیں/ پھینکے جاتے ہیں wayuq'dhafūna
fromherسے min everyہر kulli sideyandanطرف (سے) jānibin٨ Repelledkovulurlarسخت ذلت کے ساتھ duḥūran and for themve onlar için vardırاور ان کے لئے walahum (is) a punishmentbir azabعذاب ہے ʿadhābun perpetualsürekliمسلسل/ پیہم wāṣibun٩ Except(fakat) yalnızمگر illā (him) whokimseyiجو کوئی man snatcheskapanاچک لے جاتا ہے khaṭifa
(by) theftbir sözاچک لے جانا l-khaṭfata but follows himonu izlerتو پیچھا کرتا ہے اس کا fa-atbaʿahu a burning flamebir şihab (ışın)انگارہ/ شعلہ shihābun piercingdeliciچمکتا thāqibun١٠ Then ask themşimdi onlara sorپس پوچھ لیجئے ان سے fa-is'taftihim Are theykendileri mi?کیا وہ ahum a strongerdaha çetinزیادہ سخت ہیں ashaddu creationyaratılış bakımındanپیدائش کے اعتبار سے khalqan
oryoksaیا am (those) whomkimseler (mi?)جس man We have createdbizim yarattıklarımızچیز کو پیدا کیا ہم نے khalaqnā Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā created themonları yarattıkپیدا کیا ان کو khalaqnāhum frombir çamurdanسے min a clayمٹی ṭīnin stickyyapışkanچپکتی/ لیس دار lāzibin١١ Nayhayırبلکہ bal you wondersen şaşıyorsunتم حیران ہو/ تم تعجب کرتے ہو ʿajib'ta
while they mockonlar ise alay ediyorlarتو وہ مذاق اڑاتے ہیں wayaskharūna١٢ And whenve ne zamanاور جب wa-idhā they are remindedöğüt verilseوہ نصیحت کئے جاتے ہیں dhukkirū notöğüt almazlarنہیں they receive admonitionنصیحت پکڑتے yadhkurūna١٣ And whenve ne zamanاور جب wa-idhā they seegörselerوہ دیکھتے ہیں ra-aw a Signbir mu'cizeکوئی نشانی āyatan they mockalay ederlerتو وہ مذاق اڑاتے ہیں yastaskhirūna
١٤ And they sayve diyorlarاور کہتے ہیں waqālū Notdeğildirنہیں in (is) thisbuیہ hādhā exceptbaşka bir şeyمگر illā a magicbir büyüdenایک جادو siḥ'run clearapaçıkکھلم کھلا mubīnun١٥ Is it whenzaman mı?کیا جب a-idhā we are deadöldüğümüzہم مرجائیں گے mit'nā and have becomeve olduğumuzاور ہم ہوجائیں گے wakunnā dusttoprakمٹی turāban and bonesve kemikاور ہڈیاں waʿiẓāman
shall we thenbiz mi?کیا بیشک ہم a-innā be certainly resurrecteddiriltileceğizالبتہ اٹھائے جائیں گے lamabʿūthūna١٦ Or our fathersatalarımız da mı?کیا بھلا ہمارے آباؤ اجداد awaābāunā formerevvelkiپہلے (بھی) l-awalūna١٧ Sayde kiکہہ دیجئے qul Yesevetہاں naʿam and youve sizاور تم wa-antum (will be) humiliatedaşağılanacaksınızذلیل و خوار ہونے والے ہو dākhirūna
١٨ Then onlysadece ibarettirتو بیشک fa-innamā ito (iş)وہ hiya (will be) a crykorkunç sestenڈانٹ ہوگی zajratun singlebir tekایک ہی wāḥidatun then, beholdhemenتو دفعتًہ fa-idhā Theyonlarوہ hum will seebakıp kalırlarدیکھ رہے ہوں گے yanẓurūna١٩ And they will sayve dedilerاور وہ کہیں گے waqālū O woe to useyvah bizeہائے افسوس ہم پر yāwaylanā Thisbuیہ ہے hādhā
(is the) Daygünüdürدن yawmu (of) the Recompensecezaجزا کا l-dīni٢٠ Thisbuیہ ہے hādhā (is the) Daygünüdürدن yawmu (of) Judgmenthükümفیصلے کا l-faṣli whicholduğunuzوہ جو alladhī you used toتھے تم kuntum [of it]onuاس کو bihi denyyalanlıyorتم جھٹلایا کرتے tukadhibūna٢١
Gathertoplayınگھیر لاؤ uḥ'shurū those whokimseleriان لوگوں کو alladhīna wronged(o) zalim(leri)جنہوں نے ظلم کیا ẓalamū and their kindsve onların eşleriniاور ان کی بیویوں کو/ ان کے ساتھیوں کو wa-azwājahum and whatveاور ان کو، wamā they used (to)olduklarınıجن کی تھے وہ kānū worshiptapıyor(lar)عبادت کرتے yaʿbudūna٢٢ Besidesbaşka min Besidesسوا dūni
AllahAllah'tanاللہ کے l-lahi then lead themonları götürünپس راہ دکھاؤ ان کو fa-ih'dūhum toyolunaطرف ilā (the) Pathجانے والے راستے کی ṣirāṭi (of) the Hellfirecehenneminجہنم کی l-jaḥīmi٢٣ And stop themve durdurun onlarıاور روکو ان کو waqifūhum indeed, theyçünkü onlarبیشک وہ innahum (are) to be questionedsorguya çekileceklerdirسوال کئے جانے والے ہیں masūlūna٢٤
٤٤٧
‹ 445page 446 of the printed Mushaf447 ›