۞وَٱذۡكُرۡ أَخَا عَادٍ إِذۡ أَنذَرَ قَوۡمَهُۥ بِٱلۡأَحۡقَافِ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦٓ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاۡ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ ٢١

And mentionve anاور ذکر کیجیےwa-udh'kur(the) brotherkardeşini (Hud'u)بھائی کاakhā(of) AadAd'ınعاد کےʿādinwhenhaniجبidhhe warneduyarmıştıاس نے خبردار کیاandharahis peoplekavminiاپنی قوم کوqawmahuin the Al-Ahqaf Ahkaf'takiاحقاف میںbil-aḥqāfiand had already passed awaygelip geçtiاور تحقیقwaqadand had already passed awaygelip geçtiگزر چکے تھےkhalati[the] warnersnice uyarıcılarخبردار کرنے والےl-nudhurubefore himonun önündenسےminbefore himbaynibefore himveاس سے پہلے۔ اس کے آگےyadayhiand after himاور سےwaminand after himardındanاور اس کے پیچھےkhalfihiThat notkulluk etmeyinکہ نہallāyou worshipتم عبادت کروtaʿbudūexceptbaşkasınaمگرillāAllahAllah'tanاللہ کیl-lahaIndeed, Ielbette benبیشک میںinnī[I] fearkorkuyorumمیں ڈرتا ہوںakhāfufor yousizinتم پرʿalaykuma punishmentazabına uğramanızdanعذاب سےʿadhāba(of) a Daybir gününدن کےyawminGreatbüyükبڑےʿaẓīmin

21 And mention, [O Muhammad], the brother of 'Aad, when he warned his people in the [region of] al-Ahqaf - and warners had already passed on before him and after him - [saying], "Do not worship except Allah. Indeed, I fear for you the punishment of a terrible day."

21 Ad milletinin kardeşi Hud'u an; ondan önce ve sonra, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken, Ahkaf bölgesindeki milletini uyarmış "Doğrusu sizin için, büyük günün azabından korkuyorum" demişti.

21 Ey Muhammed! Âd kavminin kardeşi Hud'u hatırla. Hani O, Ahkâf denilen yerde kavmini uyarmıştı. O'ndan önce ve sonra da nice peygamberler gelip geçmiştir. Hud, kavmine: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Çünkü ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." demişti.

21 اور (قوم) عاد کے بھائی (ہود) کو یاد کرو کہ جب انہوں نے اپنی قوم کو سرزمین احقاف میں ہدایت کی اور ان سے پہلے اور پیچھے بھی ہدایت کرنے والے گزرچکے تھے کہ خدا کے سوا کسی کی عبادت نہ کرو۔ مجھے تمہارے بارے میں بڑے دن کے عذاب کا ڈر لگتا ہے

21 ذرا اِنھیں عاد کے بھائی (ہُود ؑ)کا قصّہ سُناوٴ جبکہ اُس نے اَحْقاف میں اپنی قوم کو خبردار کیا تھا۔۔۔۔اور1 ایسے خبردار کرنے والا اُس سے پہلے بھی گزر چکے تھے اس کے بعد بھی آتے رہے۔۔۔۔ کہ ”اللہ کے سوا کسی کی بندگی نہ کرو، مجھے تمہارے حق میں ایک بڑے ہولناک  دن کے عذاب کا اندیشہ ہے۔“

قَالُوٓاۡ أَجِئۡتَنَا لِتَأۡفِكَنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا فَأۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ٢٢

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūHave you come to ussen geldin mi?کیا تو آیا ہے ہمارے پاسaji'tanāto turn us awaybizi çevirmek içinتاکہ تو برگشتہ کردے ہم کو۔ پھیر دے ہم کوlitafikanāfromtanrılarımızdanسےʿanour godsہمارے الہوں سےālihatināThen bring uso halde bize getirپس لے آ ہمارے پاسfatināwhatşeyiساتھ اس کے جوbimāyou threaten usbizi tehdidettiğinتو ڈراتا ہے ہم کوtaʿidunāifeğerاگرinyou areisenہے توkuntaofdoğrulardanسےminathe truthfulسچوں میں (سے)l-ṣādiqīna

22 They said, "Have you come to delude us away from our gods? Then bring us what you promise us, if you should be of the truthful."

22 "Bize, bizi tanrılarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.

22 Onlar: "Sen bizi ilâhlarımızdan çevirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen o bize vaad edip durduğun azabı haydi getir." dediler.

22 کہنے لگے کیا تم ہمارے پاس اس لئے آئے ہو کہ ہم کو ہمارے معبودوں سے پھیر دو۔ اگر سچے ہو تو جس چیز سے ہمیں ڈراتے ہو اسے ہم پر لے آؤ

22 انہوں نے کہا "کیا تو اِس لیے آیا ہے کہ ہمیں بہکا کر ہمارے معبودوں سے برگشتہ کر دے؟ اچھا تو لے آ اپنا وہ عذاب جس سے تو ہمیں ڈراتا ہے اگر واقعی تو سچا ہے"

قَالَ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦ وَلَـٰكِنِّىٓ أَرَىٰكُمۡ قَوۡمًا تَجۡهَلُونَ ٢٣

He saiddediاس نے کہاqālaOnlysadeceبیشکinnamāthe knowledgebilgiعلمl-ʿil'mu(is) with Allahkatındadırپاس ہےʿinda(is) with AllahAllahاللہ کےl-lahiand I convey to youve ben size tebliğ ediyorumاور میں پہنچا رہا ہوں تم کوwa-uballighukumwhatşeyi (mesajı)وہ جوI am sentgönderildiğimمیں بھیجا گیاur'sil'tuwith itonunlaساتھ اس کےbihibutfakat benلیکن میںwalākinnīI see yousizi görüyorumدیکھتا ہوں تم کوarākuma peoplebir kavimایک قومqawmanignorantcahillik edenتم جہالت برت رہے ہوtajhalūna

23 He said, "Knowledge [of its time] is only with Allah, and I convey to you that with which I was sent; but I see you [to be] a people behaving ignorantly."

23 "Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum." dedi.

23 Hud: "O azabın ne zaman geleceğine dair ilim Allah katındadır. Ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.

23 (انہوں نے) کہا کہ (اس کا) علم تو خدا ہی کو ہے۔ اور میں تو جو (احکام)دے کر بھیجا گیا ہوں وہ تمہیں پہنچا رہا ہوں لیکن میں دیکھتا ہوں کہ تم لوگ نادانی میں پھنس رہے ہو

23 اُس نے کہاکہ”اِس کا علم تو اللہ کو ہے،1 میں صرف وہ پیغام تمہیں پہنچا رہا ہوں جسے دے کر مجھے بھیجا گیا ہے۔ مگر میں دیکھ رہا ہوں کہ تم لوگ جہالت برت رہے ہو۔“2

فَلَمَّا رَأَوۡهُ عَارِضًا مُّسۡتَقۡبِلَ أَوۡدِيَتِهِمۡ قَالُواۡ هَـٰذَا عَارِضٌ مُّمۡطِرُنَا‌ۚ بَلۡ هُوَ مَا ٱسۡتَعۡجَلۡتُم بِهِۦ‌ۖ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٌ ٢٤

Then whennihayetتو جبfalammāthey saw itonu görünceانہوں نے دیکھاra-awhu(as) a cloudgeniş bir bulut halindeاس بادل کوʿāriḍanapproachingyönelerek geldiğiniآنے والاmus'taqbilatheir valleysvadilerineان کی وادیوں کوawdiyatihimthey saiddedilerانہوں نے کہاqālūThisbuیہhādhā(is) a cloudbir bulutturبادل ہےʿāriḍunbringing us rainbize yağmur yağdıracakمینہ برسانے والا ہے ہم کوmum'ṭirunāNayhayırنہیں بلکہbalitoوہhuwa(is) whatşeyوہ ہے جس کیyou were asking it to be hastenedsizin acele gelmesini istediğinizdirتم جلدی مچا رہے ہوis'taʿjaltumyou were asking it to be hastenedonunساتھ اس کےbihia windbir rüzgardırایک ہوا ہےrīḥunin itiçinde bulunanاس میںfīhā(is) a punishmentazabعذاب ہےʿadhābunpainfulacıklıدردناکalīmun

24 And when they saw it as a cloud approaching their valleys, they said, "This is a cloud bringing us rain!" Rather, it is that for which you were impatient: a wind, within it a painful punishment,

24 O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.

24 O azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman: "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur." dediler. Hud ise: "O sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azab vardır.

24 پھر جب انہوں نے اس (عذاب کو) دیکھا کہ بادل (کی صورت میں) ان کے میدانوں کی طرف آرہا ہے تو کہنے لگے یہ تو بادل ہے جو ہم پر برس کر رہے گا۔ (نہیں) بلکہ (یہ) وہ چیز ہے جس کے لئے تم جلدی کرتے تھے یعنی آندھی جس میں درد دینے والا عذاب بھرا ہوا ہے

24 پھر جب انہوں نے اُس عذاب کو اپنی وادیوں کی طرف آتے دیکھا تو کہنے لگو”یہ بادل ہے جو ہم کو سیراب کر دے گا۔“۔۔۔۔ ”نہیں،1 بلکہ یہ وہی چیز ہے جس کے لیے تم جلدی مچا رہے تھے۔ یہ ہوا کا طوفان ہے جس میں دردناک عذاب چلا آرہا ہے

تُدَمِّرُ كُلَّ شَىۡءِۭ بِأَمۡرِ رَبِّهَا فَأَصۡبَحُواۡ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَـٰكِنُهُمۡ‌ۚ كَذٰلِكَ نَجۡزِى ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٢٥

Destroyingyıkar mahvederہلاک کرتی ہےtudammirueveryherہرkullathingşeyiچیز کوshayinby (the) commandemriyleحکم سےbi-amri(of) its LordRabbininاپنے رب کےrabbihāThen they became (such)onlar o hale geldiler kiپھر وہ ہوگئےfa-aṣbaḥūnotgörülmez olduنہis seenدکھائی دیتے تھےyurāexceptbaşka bir şeyمگرillātheir dwellingskonutlarındanان کے گھرmasākinuhumThusişte böyleاسی طرحkadhālikaWe recompensebiz cezalandırırızہم بدلہ دیا کرتے ہیںnajzīthe peopletoplumuقوم کوl-qawma[the] criminalssuç işleyenمجرمl-muj'rimīna

25 Destroying everything by command of its Lord. And they became so that nothing was seen [of them] except their dwellings. Thus do We recompense the criminal people.

25 O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.

25 O rüzgâr, Rabbinin emri ile herşeyi yıkar mahveder." dedi. Nihayet helâk oldular ve evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkâr kavmi böyle cezalandırırız.

25 ہر چیز کو اپنے پروردگار کے حکم سے تباہ کئے دیتی ہے تو وہ ایسے ہوگئے کہ ان کے گھروں کے سوا کچھ نظر ہی نہیں آتا تھا۔ گنہگار لوگوں کو ہم اسی طرح سزا دیا کرتے ہیں

25 اپنے ربّ کے حکم سے ہر چیز کو تباہ کر ڈالے گا۔“ آخر کار اُن کا حال یہ ہوا کہ اُن کے رہنے کی جگہوں کے سوا وہاں کچھ نظر نہ آتا تھا۔ اِس طرح ہم مجرموں کو بدلہ دیا کرتے ہیں۔1

وَلَقَدۡ مَكَّنَّـٰهُمۡ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّـٰكُمۡ فِيهِ وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ سَمۡعًا وَأَبۡصَـٰرًا وَأَفۡــِٔدَةً فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُمۡ سَمۡعُهُمۡ وَلَآ أَبۡصَـٰرُهُمۡ وَلَآ أَفۡــِٔدَتُهُم مِّن شَىۡءٍ إِذۡ كَانُواۡ يَجۡحَدُونَ بِـَٔـايَـٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواۡ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٢٦

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe had established themonlara imkan vermiştikبسایا ہم نے ان کوmakkannāhumin whatşeyiاس میں جوfīmānotsize vermediğimizنہیںinWe have established youبسایا ہم نے تم کوmakkannākumin itonuاس میںfīhiand We madeve yaratmıştıkاور بنائے ہم نےwajaʿalnāfor themonlaraان کے لیےlahumhearingkulaklarکانsamʿanand visionve gözlerاور آنکھیںwa-abṣāranand heartsve gönüllerاور دلwa-afidatanBut notfakatتو نہfamāavailedsağlamadıکام آئےaghnāthemkendilerineان کوʿanhumtheir hearingkulaklarıان کے کانsamʿuhumand notne deاور نہwalātheir visiongözleriان کی نگاہیں۔ آنکھیںabṣāruhumand notne deاور نہwalātheir heartsgönülleriان کے دلafidatuhumanybirکچھminthingşey (yarar)بھیshayinwhenziraجبidhthey werebile bile inkar ediyorlardıتھے وہkānūrejectingوہ انکار کرتےyajḥadūna(the) Signsayetleriniآیات کاbiāyāti(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahiand envelopedve kuşatıverdiاور گھیر لیاwaḥāqathemkendileriniان کوbihimwhatşeyجوthey used toolduklarıتھے وہkānū[at it]onunlaساتھ اس کےbihiridiculealay edip duruyor(lar)وہ مذاق اڑاتےyastahziūna

26 And We had certainly established them in such as We have not established you, and We made for them hearing and vision and hearts. But their hearing and vision and hearts availed them not from anything [of the punishment] when they were [continually] rejecting the signs of Allah; and they were enveloped by what they used to ridicule.

26 And olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi.

26 And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.

26 اور ہم نے ان کو ایسے مقدور دیئے تھے جو تم لوگوں کو نہیں دیئے اور انہیں کان اور آنکھیں اور دل دیئے تھے۔ تو جب کہ وہ خدا کی آیتوں سے انکار کرتے تھے تو نہ تو ان کے کان ہی ان کے کچھ کام آسکے اور نہ آنکھیں اور نہ دل۔ اور جس چیز سے استہزاء کیا کرتے تھے اس نے ان کو آ گھیرا

26 اُن کو ہم نے وہ کچھ دیا تھا جو تم لوگوں کو نہیں دیا ہے۔1 اُن کو ہم نے کان، آنکھیں اور دل، سب کچھ دے رکھے تھے، مگر نہ وہ کان اُن کے کسی کام آئے، نہ آنکھیں، نہ دل، کیونکہ وہ اللہ کی آیات کا انکار کرتے تھے،2 اور اُسی چیز کے پھیر میں وہ آگئے جس کا وہ مذاق اُڑاتے     تھے

وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَا مَا حَوۡلَكُم مِّنَ ٱلۡقُرَىٰ وَصَرَّفۡنَا ٱلۡأَيَـٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ٢٧

And certainlyave ndolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe destroyedbiz yok ettikہلاک کردیا ہم نےahlaknāwhatçevrenizdekiجوsurrounds youتمہارے آس پاس ہےḥawlakumofkentleriسےminathe townsبستیوں میں (سے)l-qurāand We have diversifiedve tekrar tekrar açıkladıkاور پھیر پھیر کر لائے ہیں ہمwaṣarrafnāthe Signsayetleriآیات کوl-āyātithat they maybelki deشاید کہlaʿallahumreturn(küfürlerinden) dönerlerوہ لوٹ آئیںyarjiʿūna

27 And We have already destroyed what surrounds you of [those] cities, and We have diversified the signs [or verses] that perhaps they might return [from disbelief].

27 And olsun ki, çevrenizde bulunan birçok kentleri yok etmişizdir. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri türlü türlü anlatmışızdır.

27 Andolsun ki, biz sizin etrafınızda bulunan bir çok memleketleri helak ettik. Belki tevhide dönerler diye ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıkladık.

27 اور تمہارے اردگرد کی بستیوں کو ہم نے ہلاک کر دیا۔ اور بار بار (اپنی) نشانیاں ظاہر کردیں تاکہ وہ رجوع کریں

27 تمہارے گرد و پیش کے علاقوں میں بہت سی بستیوں کو ہم ہلاک کر چکے ہیں ہم نے اپنی آیات بھیج کر بار بار طرح طرح سے اُن کو سمجھایا، شاید کہ وہ باز آ جائیں

فَلَوۡلَا نَصَرَهُمُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواۡ مِن دُونِ ٱللَّهِ قُرۡبَانًا ءَالِهَةَۢ‌ۖ بَلۡ ضَلُّواۡ عَنۡهُمۡ‌ۚ وَذٰلِكَ إِفۡكُهُمۡ وَمَا كَانُواۡ يَفۡتَرُونَ ٢٨

Then why (did) notolmaz mıydı?تو کیوں نہfalawlāhelp themkendilerine yardım etselerdiمدد کی ان کیnaṣarahumuthose whomşeylerان ہستیوں نےalladhīnathey had takenedindikleriجن کو پکڑا انہوں نےittakhadhūbesidesbaşka-tanکےminbesidesbaşkaسواdūniAllahاللہ کےl-lahigods as a way of approachyakınlık sağlamak içinتقرب کے لیےqur'bānangods as a way of approachtanrıالہ۔ معبودālihatanNayhayırبلکہbalthey were lostkaybolup gittilerوہ کھو گئےḍallūfrom themonlardanان سےʿanhumAnd thatişte budurاور یہwadhālika(was) their falsehoodonların yalanlarıان کا جھوٹ تھاif'kuhumand whatve şeylerاور جو کچھwamāthey wereolduklarıتھے وہkānūinventinguydurmuşوہ گھڑا کرتےyaftarūna

28 Then why did those they took besides Allah as deities by which to approach [Him] not aid them? But they had strayed from them. And that was their falsehood and what they were inventing.

28 O zamanlar, Allah'ı bırakıp da O'na yakınlık peyda etmek için edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Ama tanrıları onlardan uzaklaştılar. Bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.

28 Allah'ı bırakıp da kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Ama hayır, aksine onlardan kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup durdukları iftiralarıdır.

28 تو جن کو ان لوگوں نے تقرب (خدا) کے سوا معبود بنایا تھا انہوں نے ان کی کیوں مدد نہ کی۔ بلکہ وہ ان (کے سامنے) سے گم ہوگئے۔ اور یہ ان کا جھوٹ تھا اور یہی وہ افتراء کیا کرتے تھے

28 پھر کیوں نہ اُن ہستیوں نے اُن کی مدد کی جنہیں اللہ کو چھوڑ کر انہوں نے تقرّب اِلی اللہ کا ذریعہ سمجھتے ہوئے معبُود بنا لیا تھا؟1 بلکہ وہ تو ان سے کھوئے گئے، اور یہ تھا اُں کے جھُوٹ اور اُن بناوٹی عقیدوں کا انجام جو انہوں نے گھڑ رکھے تھے

Surah 46 / Al-Ahqaf / The Wind-Curved Sandhills سورة الأحقاف 506
And mentionve anاور ذکر کیجیے wa-udh'kur (the) brotherkardeşini (Hud'u)بھائی کا akhā (of) AadAd'ınعاد کے ʿādin whenhaniجب idh he warneduyarmıştıاس نے خبردار کیا andhara his peoplekavminiاپنی قوم کو qawmahu in the Al-Ahqaf Ahkaf'takiاحقاف میں bil-aḥqāfi and had already passed awaygelip geçtiاور تحقیق waqad and had already passed awaygelip geçtiگزر چکے تھے khalati [the] warnersnice uyarıcılarخبردار کرنے والے l-nudhuru
before himonun önündenسے min before him bayni before himveاس سے پہلے۔ اس کے آگے yadayhi and after himاور سے wamin and after himardındanاور اس کے پیچھے khalfihi That notkulluk etmeyinکہ نہ allā you worshipتم عبادت کرو taʿbudū exceptbaşkasınaمگر illā AllahAllah'tanاللہ کی l-laha Indeed, Ielbette benبیشک میں innī [I] fearkorkuyorumمیں ڈرتا ہوں akhāfu for yousizinتم پر ʿalaykum
a punishmentazabına uğramanızdanعذاب سے ʿadhāba (of) a Daybir gününدن کے yawmin Greatbüyükبڑے ʿaẓīmin٢١ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Have you come to ussen geldin mi?کیا تو آیا ہے ہمارے پاس aji'tanā to turn us awaybizi çevirmek içinتاکہ تو برگشتہ کردے ہم کو۔ پھیر دے ہم کو litafikanā fromtanrılarımızdanسے ʿan our godsہمارے الہوں سے ālihatinā Then bring uso halde bize getirپس لے آ ہمارے پاس fatinā
whatşeyiساتھ اس کے جو bimā you threaten usbizi tehdidettiğinتو ڈراتا ہے ہم کو taʿidunā ifeğerاگر in you areisenہے تو kunta ofdoğrulardanسے mina the truthfulسچوں میں (سے) l-ṣādiqīna٢٢ He saiddediاس نے کہا qāla Onlysadeceبیشک innamā the knowledgebilgiعلم l-ʿil'mu (is) with Allahkatındadırپاس ہے ʿinda (is) with AllahAllahاللہ کے l-lahi
and I convey to youve ben size tebliğ ediyorumاور میں پہنچا رہا ہوں تم کو wa-uballighukum whatşeyi (mesajı)وہ جو I am sentgönderildiğimمیں بھیجا گیا ur'sil'tu with itonunlaساتھ اس کے bihi butfakat benلیکن میں walākinnī I see yousizi görüyorumدیکھتا ہوں تم کو arākum a peoplebir kavimایک قوم qawman ignorantcahillik edenتم جہالت برت رہے ہو tajhalūna٢٣
Then whennihayetتو جب falammā they saw itonu görünceانہوں نے دیکھا ra-awhu (as) a cloudgeniş bir bulut halindeاس بادل کو ʿāriḍan approachingyönelerek geldiğiniآنے والا mus'taqbila their valleysvadilerineان کی وادیوں کو awdiyatihim they saiddedilerانہوں نے کہا qālū Thisbuیہ hādhā (is) a cloudbir bulutturبادل ہے ʿāriḍun bringing us rainbize yağmur yağdıracakمینہ برسانے والا ہے ہم کو mum'ṭirunā
Nayhayırنہیں بلکہ bal itoوہ huwa (is) whatşeyوہ ہے جس کی you were asking it to be hastenedsizin acele gelmesini istediğinizdirتم جلدی مچا رہے ہو is'taʿjaltum you were asking it to be hastenedonunساتھ اس کے bihi a windbir rüzgardırایک ہوا ہے rīḥun in itiçinde bulunanاس میں fīhā (is) a punishmentazabعذاب ہے ʿadhābun painfulacıklıدردناک alīmun٢٤ Destroyingyıkar mahvederہلاک کرتی ہے tudammiru everyherہر kulla
thingşeyiچیز کو shayin by (the) commandemriyleحکم سے bi-amri (of) its LordRabbininاپنے رب کے rabbihā Then they became (such)onlar o hale geldiler kiپھر وہ ہوگئے fa-aṣbaḥū notgörülmez olduنہ is seenدکھائی دیتے تھے yurā exceptbaşka bir şeyمگر illā their dwellingskonutlarındanان کے گھر masākinuhum Thusişte böyleاسی طرح kadhālika We recompensebiz cezalandırırızہم بدلہ دیا کرتے ہیں najzī
the peopletoplumuقوم کو l-qawma [the] criminalssuç işleyenمجرم l-muj'rimīna٢٥ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We had established themonlara imkan vermiştikبسایا ہم نے ان کو makkannāhum in whatşeyiاس میں جو fīmā notsize vermediğimizنہیں in We have established youبسایا ہم نے تم کو makkannākum in itonuاس میں fīhi
and We madeve yaratmıştıkاور بنائے ہم نے wajaʿalnā for themonlaraان کے لیے lahum hearingkulaklarکان samʿan and visionve gözlerاور آنکھیں wa-abṣāran and heartsve gönüllerاور دل wa-afidatan But notfakatتو نہ famā availedsağlamadıکام آئے aghnā themkendilerineان کو ʿanhum their hearingkulaklarıان کے کان samʿuhum
and notne deاور نہ walā their visiongözleriان کی نگاہیں۔ آنکھیں abṣāruhum and notne deاور نہ walā their heartsgönülleriان کے دل afidatuhum anybirکچھ min thingşey (yarar)بھی shayin whenziraجب idh they werebile bile inkar ediyorlardıتھے وہ kānū rejectingوہ انکار کرتے yajḥadūna
(the) Signsayetleriniآیات کا biāyāti (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi and envelopedve kuşatıverdiاور گھیر لیا waḥāqa themkendileriniان کو bihim whatşeyجو they used toolduklarıتھے وہ kānū [at it]onunlaساتھ اس کے bihi ridiculealay edip duruyor(lar)وہ مذاق اڑاتے yastahziūna٢٦ And certainlyave ndolsunاور البتہ تحقیق walaqad
We destroyedbiz yok ettikہلاک کردیا ہم نے ahlaknā whatçevrenizdekiجو surrounds youتمہارے آس پاس ہے ḥawlakum ofkentleriسے mina the townsبستیوں میں (سے) l-qurā and We have diversifiedve tekrar tekrar açıkladıkاور پھیر پھیر کر لائے ہیں ہم waṣarrafnā the Signsayetleriآیات کو l-āyāti that they maybelki deشاید کہ laʿallahum return(küfürlerinden) dönerlerوہ لوٹ آئیں yarjiʿūna
٢٧ Then why (did) notolmaz mıydı?تو کیوں نہ falawlā help themkendilerine yardım etselerdiمدد کی ان کی naṣarahumu those whomşeylerان ہستیوں نے alladhīna they had takenedindikleriجن کو پکڑا انہوں نے ittakhadhū besidesbaşka-tanکے min besidesbaşkaسوا dūni Allahاللہ کے l-lahi gods as a way of approachyakınlık sağlamak içinتقرب کے لیے qur'bānan gods as a way of approachtanrıالہ۔ معبود ālihatan
Nayhayırبلکہ bal they were lostkaybolup gittilerوہ کھو گئے ḍallū from themonlardanان سے ʿanhum And thatişte budurاور یہ wadhālika (was) their falsehoodonların yalanlarıان کا جھوٹ تھا if'kuhum and whatve şeylerاور جو کچھ wamā they wereolduklarıتھے وہ kānū inventinguydurmuşوہ گھڑا کرتے yaftarūna٢٨
٥٠٦
‹ 504page 505 of the printed Mushaf506 ›