إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ سَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ٦

Indeedelbetteبیشکinnathose whokiوہ لوگalladhīnadisbelieve[d]inkar edenlerجنہوں نے کفر کیاkafarū(it) is sameeşittirبرابر ہےsawāonto themonlaraاوپر ان کےʿalayhimwhether you warn themonları uyarmanتم ڈراؤ ان کوa-andhartahumoryadaیاamnotuyarmasan daنہlamyou warn themتم ڈراؤ انکوtundhir'humnotinanmazlarنہیںthey believeوہ ایمان لائیں گےyu'minūna

6 Indeed, those who disbelieve - it is all the same for them whether you warn them or do not warn them - they will not believe.

6 Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

6 Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar.

6 جو لوگ کافر ہیں انہیں تم نصیحت کرو یا نہ کرو ان کے لیے برابر ہے۔ وہ ایمان نہیں لانے کے

6 جن لوگوں نے(ان باتوں کو تسلیم کرنے سے) انکار کر دیا،1اُن کے لئے یکساں ہے،خواہ تم انہیں خبردار کرویا نہ کرو،بہر حال وہ ماننے والےنہیں

خَتَمَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ وَعَلَىٰ سَمۡعِهِمۡ‌ۖ وَعَلَىٰٓ أَبۡصَـٰرِهِمۡ غِشَـٰوَةٌ‌ۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمٌ ٧

Has set a sealmühürlemiştirمہر لگادیںkhatamaAllahاللہ نےl-lahuonüzeriniاوپرʿalātheir heartskalblerininان کے دلوں کےqulūbihimand onve üzeriniاور اوپرwaʿalātheir hearingkulaklarınınان کے کانوں کےsamʿihimand onve üzerineاور اوپرwaʿalātheir visiongözlerininان کی آنکھوں کےabṣārihim(is) a veilperde inmiştirپردہ ہےghishāwatunAnd for themOnlar için vardırان کے لئےwalahum(is) a punishmentbir azabعذاب ہےʿadhābungreatbüyükبڑاʿaẓīmun

7 Allah has set a seal upon their hearts and upon their hearing, and over their vision is a veil. And for them is a great punishment.

7 Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.

7 Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır.

7 خدا نے ان کے دلوں اور کانوں پر مہر لگا رکھی ہے اور ان کی آنکھوں پر پردہ (پڑا ہوا) ہے اور ان کے لیے بڑا عذاب (تیار) ہے

7 اللہ نے اُن کے دلوں اور ان کے کانوں پر مُہرلگادی ہے1 اور ان کی آنکھوں پر پردہ پڑگیاہے۔وہ سخت سزا کے مستحق ہیں

وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأَخِرِ وَمَا هُم بِمُؤۡمِنِينَ ٨

And ofveاور بعضwaminathe peopleinsanlardanلوگ ہیںl-nāsi(are some) whoöyleleri deجوmansayderlerکہتے ہیںyaqūluWe believedinandıkایمان لائے ہمāmannāin AllahAllahaاللہ پرbil-lahiand in the Dayve gününeاور یومwabil-yawmi[the] Lastahiretآخرت پرl-ākhiribut notolmadıkları haldeاور نہیںwamātheyonlarوہhum(are) believers (at all)inanıyorایمان لانے والےbimu'minīna

8 And of the people are some who say, "We believe in Allah and the Last Day," but they are not believers.

8 İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır.

8 İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler.

8 اور بعض لوگ ایسے ہیں جو کہتے ہیں کہ ہم خدا پر اور روزِ آخرت پر ایمان رکھتے ہیں حالانکہ وہ ایمان نہیں رکھتے

8 بعض لوگ ایسے بھی ہیں جو کہتے ہیں کہ ہم اللہ پر اور آخرت کے دن پر ایمان لائے ہیں، حالانکہ در حقیقت وہ مومن نہیں ہیں

يُخَـٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَمَا يَخۡدَعُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡ وَمَا يَشۡعُرُونَ ٩

They seek to deceivealdatmağa çalışırlarوہ دھوکہ دیتے ہیںyukhādiʿūnaAllahAllah'ıاللہ کوl-lahaand those whove kimseleriاور ان لوگوں کوwa-alladhīnabelieve[d]inananجو ایمان لائےāmanūand notaldatamazlarاور نہیںwamāthey deceiveوہ دھوکہ دیتےyakhdaʿūnaexceptbaşkasınıمگرillāthemselveskendilerindenاپنے نفسوں کوanfusahumand notdeğillerاور نہیںwamāthey realize (it)farkındaوہ شعور رکھتےyashʿurūna

9 They [think to] deceive Allah and those who believe, but they deceive not except themselves and perceive [it] not.

9 Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.

9 Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.

9 یہ (اپنے پندار میں) خدا کو اور مومنوں کو چکما دیتے ہیں مگر (حقیقت میں) اپنے سوا کسی کو چکما نہیں دیتے اور اس سے بے خبر ہیں

9 وہ اللہ اور ایمان لانے والوں کے ساتھ دھوکہ بازی کررہے ہیں،مگر دراصل وہ خود اپنے آپ ہی کو دھوکے میں ڈال رہے ہیں اور انہیں اس کا شعُورنہیں ہے1

فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضًا‌ۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمُۢ بِمَا كَانُواۡ يَكۡذِبُونَ ١٠

Inonların kablerindeمیںtheir heartsان کے دلوںqulūbihim(is) a diseasehastalık vardırبیماری ہےmaraḍunso has increased themartırmıştırپس زیادہ کیا ان کو / بڑھایا ان کوfazādahumuAllahاللہ نےl-lahu(in) diseasehastalıklarınıبیماری میںmaraḍanand for themonlara vardırاور ان کے لئےwalahum(is) a punishmentbir azabعذاب ہےʿadhābunpainfulacıدرد ناک / المناکalīmunbecauseötürüبوجہ اس کے جوbimāthey used toolduklarındanتھے وہkānū[they] lieyalancıجھوٹ بولتےyakdhibūna

10 In their hearts is disease, so Allah has increased their disease; and for them is a painful punishment because they [habitually] used to lie.

10 Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır.

10 Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardır.

10 ان کے دلوں میں (کفر کا) مرض تھا۔ خدا نے ان کا مرض اور زیادہ کر دیا اور ان کے جھوٹ بولنے کے سبب ان کو دکھ دینے والا عذاب ہوگا

10 ان کے دلوں میں ایک بیماری ہےجسے اللہ نے اور زیادہ بڑھا1دیا،اور جو جھوٹ وہ بولتے ہیں،اس کی پاداش میں ان کے لئے درد ناک سزا ہے

وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَا تُفۡسِدُواۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ قَالُوٓاۡ إِنَّمَا نَحۡنُ مُصۡلِحُونَ ١١

And whenzamanاور جبwa-idhāit is saiddenildiğiکہا جاتا ہےqīlato themonlaraان کوlahum(Do) notyapmayınنہspread corruptionbozgunculukتم فساد کروtuf'sidūinyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍithey sayderlerوہ کہتے ہیںqālūOnlysadeceبیشکinnamāwebizہم توnaḥnu(are) reformersdüzelticilerizاصلاح کرنے والے ہیںmuṣ'liḥūna

11 And when it is said to them, "Do not cause corruption on the earth," they say, "We are but reformers."

11 Kendilerine: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler.

11 Hem onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın." denildiğinde: "Biz ancak ıslah edicileriz." derler.

11 اور جب ان سے کہا جاتا ہے کہ زمین میں فساد نہ ڈالو تو کہتے ہیں، ہم تو اصلاح کرنے والے ہیں

11 جب کبھی ان سے کہا گیا کہ زمین پر فساد برپا نہ کرو تو انہوں نے یہی کہا کہ ہم تو اصلاح کرنے والے ہیں

أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلۡمُفۡسِدُونَ وَلَـٰكِن لَّا يَشۡعُرُونَ ١٢

Bewareİyi bilin kiخبردارalāindeed theymuhakkakبیشک وہinnahumthemselvesonlarوہی ہیںhumu(are) the ones who spread corruptionbozgunculardırجو فساد کرنے والے ہیںl-muf'sidūna[and] butfakatلیکنwalākinnotdeğildirنہیںthey realize (it)anlayanlardanوہ شعور رکھتے ہیںyashʿurūna

12 Unquestionably, it is they who are the corrupters, but they perceive [it] not.

12 İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir.

12 İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.

12 دیکھو یہ بلاشبہ مفسد ہیں، لیکن خبر نہیں رکھتے

12 خبردار! حقیقت میں یہی لوگ مفسد ہیں مگر انہیں شعور نہیں ہے

وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ ءَامِنُواۡ كَمَآ ءَامَنَ ٱلنَّاسُ قَالُوٓاۡ أَنُؤۡمِنُ كَمَآ ءَامَنَ ٱلسُّفَهَآءُ‌ۗ أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلسُّفَهَآءُ وَلَـٰكِن لَّا يَعۡلَمُونَ ١٣

And whenzamanاور جبwa-idhāit is saiddenildiğiکہا جاتا ہےqīlato themonlaraواسطے ان کےlahumBelieveiman edinایمان لے آؤāminūasgibiجیسا کہkamābelievedinandıklarıایمان لائےāmanathe peopleinsanlarınلوگl-nāsuthey sayderlerوہ کہتے ہیںqālūShould we believeinanır mıyız?کیاہم ایمان لائیںanu'minuasgibiجیسا کہkamābelievedinandığıایمان لائےāmanathe foolsbeyinsizlerinجو بیوقوف ہیںl-sufahāuBewareiyi bilin kiخبردارalācertainly theydoğrusu onlardırبیشک وہinnahumthemselvesonlarوہی ہیںhumu(are) the foolsasıl beyinsizlerجو بیوقوف ہیںl-sufahāu[and] butfakatلیکنwalākinnotdeğildirنہیںthey knowbilenlerdenوہ علم رکھتےyaʿlamūna

13 And when it is said to them, "Believe as the people have believed," they say, "Should we believe as the foolish have believed?" Unquestionably, it is they who are the foolish, but they know [it] not.

13 Onlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.

13 Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.

13 اور جب ان سے کہا جاتا ہے کہ جس طرح اور لوگ ایمان لے آئے، تم بھی ایمان لے آؤ تو کہتے ہیں، بھلا جس طرح بےوقوف ایمان لے آئے ہیں اسی طرح ہم بھی ایمان لے آئیں؟ سن لو کہ یہی بےوقوف ہیں لیکن نہیں جانتے

13 اور جب ان سے کہا گیا کہ جس طرح دوسرے لوگ ایمان لائے ہیں اُسی طرح تم بھی ایمان 1لاوٴ تو انہوں نے یہی جواب دیا کیا ہم بیوقوفوں کی طرح ایمان 2لائیں؟ خبردار ! حقیقت میں تو یہ خود بیوقوف ہیں،مگر یہ جانتے نہیں ہیں

وَإِذَا لَقُواۡ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ قَالُوٓاۡ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوۡاۡ إِلَىٰ شَيَـٰطِينِهِمۡ قَالُوٓاۡ إِنَّا مَعَكُمۡ إِنَّمَا نَحۡنُ مُسۡتَهۡزِءُونَ ١٤

And whenzamanاور جبwa-idhāthey meetrastladıklarıملاقات کرتے ہیںlaqūthose whokimselereان لوگوں سےalladhīnabelieve[d]inananجو ایمان لائےāmanūthey sayderlerوہ کہتے ہیںqālūWe believe[d]inandıkایمان لائے ہمāmannāBut whenve zamanاورجبwa-idhāthey are aloneyalnız kaldıklarıوہ اکیلے ہوتے ہیںkhalawwithileطرفilātheir evil onesşeytanlarıاپنے شیطانوں کےshayāṭīnihimthey sayderlerوہ کہتے ہیںqālūIndeed, weşüphesiz bizبیشک ہمinnā(are) with yousizinle beraberizتمہارے ساتھ ہیںmaʿakumonlyelbette sadeceبیشکinnamāwebizہم توnaḥnu(are) mockers(onlarla) alay ediyoruzمذاق کرنے والے ہیںmus'tahziūna

14 And when they meet those who believe, they say, "We believe"; but when they are alone with their evil ones, they say, "Indeed, we are with you; we were only mockers."

14 İnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler.

14 Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: "Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz." derler.

14 اور یہ لوگ جب مومنوں سے ملتے ہیں تو کہتے ہیں کہ ہم ایمان لے آئے ہیں، اور جب اپنے شیطانوں میں جاتے ہیں تو (ان سے) کہتے ہیں کہ ہم تمھارے ساتھ ہیں اور (پیروانِ محمدﷺ سے) تو ہم ہنسی کیا کرتے ہیں

14 جب یہ اہلِ ایمان سے ملتے ہیں تو کہتے ہیں کہ ہم ایمان لائے ہیں، اور جب علیٰحدگی میں اپنے شیطانوں1 سے ملتے ہیں،تو کہتے ہیں کہ اصل میں تو ہم تمھارے ساتھ ہیں اور اُن لوگوں سے محض مذاق کررہے ہیں

ٱللَّهُ يَسۡتَهۡزِئُ بِهِمۡ وَيَمُدُّهُمۡ فِى طُغۡيَـٰنِهِمۡ يَعۡمَهُونَ ١٥

AllahAllahاللہal-lahumocksalay ederمذاق کرے گا / مذاق کرتا ہےyastahzi-uat themkendileriyleساتھ ان کےbihimand prolongs themve onları bırakırاور وہ ڈھیل دے رہا ہے ان کوwayamudduhuminiçindeان کیtheir transgressiontaşkınlarıسرکشی میںṭugh'yānihimthey wander blindlybocalayıp dururlarوہ بھٹک رہے ہیں/ اندھے بنے پھرتے ہیںyaʿmahūna

15 [But] Allah mocks them and prolongs them in their transgression [while] they wander blindly.

15 Onlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır.

15 (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.

15 ان (منافقوں) سے خدا ہنسی کرتا ہے اور انہیں مہلت دیئے جاتا ہے کہ شرارت وسرکشی میں پڑے بہک رہے ہیں

15 اللہ ان سے مذاق کر رہا ہے، وہ ان کی رسی دراز کیے جاتا ہے، اور یہ اپنی سرکشی میں اندھوں کی طرح بھٹکتے چلے جاتے ہیں

أُوۡلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاۡ ٱلضَّلَـٰلَةَ بِٱلۡهُدَىٰ فَمَا رَبِحَت تِّجَـٰرَتُهُمۡ وَمَا كَانُواۡ مُهۡتَدِينَ ١٦

Thoseişte onlarیہی ہیںulāika(are) the ones whosatın aldılarوہ لوگalladhīnaboughtجنہوں نے خرید لیish'tarawū[the] astrayingsapıklığıگمراہیl-ḍalālatafor [the] guidancehidayet karşılığındaبدلے ہدایت کےbil-hudāSo notetmediتو نہfamāprofitedkârفائدہ مند ہوئی / فائدہ دیاrabiḥattheir commerceticaretleriتجارت ان کی نےtijāratuhumand notve değildirاور نہwamāwere theyolanlardanتھے وہkānūguided-onesdoğru yolu bulanہدایت پانے والےmuh'tadīna

16 Those are the ones who have purchased error [in exchange] for guidance, so their transaction has brought no profit, nor were they guided.

16 Onlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı.

16 İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar.

16 یہ وہ لوگ ہیں جنہوں نے ہدایت چھوڑ کر گمراہی خریدی، تو نہ تو ان کی تجارت ہی نے کچھ نفع دیا اور نہ وہ ہدایت یاب ہی ہوئے

16 یہ وہ لوگ ہیں جنہوں نے ہدایت کے بدلے گمراہی خرید لی ہے، مگر یہ سودا ان کے لیے نفع بخش نہیں ہے اور یہ ہرگز صحیح راستے پر نہیں ہیں

Surah 2 / Al-Baqarah / The Cow سورة البقرة 4
Indeedelbetteبیشک inna those whokiوہ لوگ alladhīna disbelieve[d]inkar edenlerجنہوں نے کفر کیا kafarū (it) is sameeşittirبرابر ہے sawāon to themonlaraاوپر ان کے ʿalayhim whether you warn themonları uyarmanتم ڈراؤ ان کو a-andhartahum oryadaیا am notuyarmasan daنہ lam you warn themتم ڈراؤ انکو tundhir'hum
notinanmazlarنہیں they believeوہ ایمان لائیں گے yu'minūna٦ Has set a sealmühürlemiştirمہر لگادیں khatama Allahاللہ نے l-lahu onüzeriniاوپر ʿalā their heartskalblerininان کے دلوں کے qulūbihim and onve üzeriniاور اوپر waʿalā their hearingkulaklarınınان کے کانوں کے samʿihim and onve üzerineاور اوپر waʿalā
their visiongözlerininان کی آنکھوں کے abṣārihim (is) a veilperde inmiştirپردہ ہے ghishāwatun And for themOnlar için vardırان کے لئے walahum (is) a punishmentbir azabعذاب ہے ʿadhābun greatbüyükبڑا ʿaẓīmun٧ And ofveاور بعض wamina the peopleinsanlardanلوگ ہیں l-nāsi
(are some) whoöyleleri deجو man sayderlerکہتے ہیں yaqūlu We believedinandıkایمان لائے ہم āmannā in AllahAllahaاللہ پر bil-lahi and in the Dayve gününeاور یوم wabil-yawmi [the] Lastahiretآخرت پر l-ākhiri but notolmadıkları haldeاور نہیں wamā theyonlarوہ hum (are) believers (at all)inanıyorایمان لانے والے bimu'minīna٨
They seek to deceivealdatmağa çalışırlarوہ دھوکہ دیتے ہیں yukhādiʿūna AllahAllah'ıاللہ کو l-laha and those whove kimseleriاور ان لوگوں کو wa-alladhīna believe[d]inananجو ایمان لائے āmanū and notaldatamazlarاور نہیں wamā they deceiveوہ دھوکہ دیتے yakhdaʿūna exceptbaşkasınıمگر illā themselveskendilerindenاپنے نفسوں کو anfusahum
and notdeğillerاور نہیں wamā they realize (it)farkındaوہ شعور رکھتے yashʿurūna٩ Inonların kablerindeمیں their heartsان کے دلوں qulūbihim (is) a diseasehastalık vardırبیماری ہے maraḍun so has increased themartırmıştırپس زیادہ کیا ان کو / بڑھایا ان کو fazādahumu Allahاللہ نے l-lahu (in) diseasehastalıklarınıبیماری میں maraḍan
and for themonlara vardırاور ان کے لئے walahum (is) a punishmentbir azabعذاب ہے ʿadhābun painfulacıدرد ناک / المناک alīmun becauseötürüبوجہ اس کے جو bimā they used toolduklarındanتھے وہ kānū [they] lieyalancıجھوٹ بولتے yakdhibūna١٠ And whenzamanاور جب wa-idhā it is saiddenildiğiکہا جاتا ہے qīla to themonlaraان کو lahum
(Do) notyapmayınنہ spread corruptionbozgunculukتم فساد کرو tuf'sidū inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi they sayderlerوہ کہتے ہیں qālū Onlysadeceبیشک innamā webizہم تو naḥnu (are) reformersdüzelticilerizاصلاح کرنے والے ہیں muṣ'liḥūna١١
Bewareİyi bilin kiخبردار alā indeed theymuhakkakبیشک وہ innahum themselvesonlarوہی ہیں humu (are) the ones who spread corruptionbozgunculardırجو فساد کرنے والے ہیں l-muf'sidūna [and] butfakatلیکن walākin notdeğildirنہیں they realize (it)anlayanlardanوہ شعور رکھتے ہیں yashʿurūna١٢ And whenzamanاور جب wa-idhā it is saiddenildiğiکہا جاتا ہے qīla
to themonlaraواسطے ان کے lahum Believeiman edinایمان لے آؤ āminū asgibiجیسا کہ kamā believedinandıklarıایمان لائے āmana the peopleinsanlarınلوگ l-nāsu they sayderlerوہ کہتے ہیں qālū Should we believeinanır mıyız?کیاہم ایمان لائیں anu'minu asgibiجیسا کہ kamā believedinandığıایمان لائے āmana the foolsbeyinsizlerinجو بیوقوف ہیں l-sufahāu
Bewareiyi bilin kiخبردار alā certainly theydoğrusu onlardırبیشک وہ innahum themselvesonlarوہی ہیں humu (are) the foolsasıl beyinsizlerجو بیوقوف ہیں l-sufahāu [and] butfakatلیکن walākin notdeğildirنہیں they knowbilenlerdenوہ علم رکھتے yaʿlamūna١٣ And whenzamanاور جب wa-idhā they meetrastladıklarıملاقات کرتے ہیں laqū
those whokimselereان لوگوں سے alladhīna believe[d]inananجو ایمان لائے āmanū they sayderlerوہ کہتے ہیں qālū We believe[d]inandıkایمان لائے ہم āmannā But whenve zamanاورجب wa-idhā they are aloneyalnız kaldıklarıوہ اکیلے ہوتے ہیں khalaw withileطرف ilā their evil onesşeytanlarıاپنے شیطانوں کے shayāṭīnihim they sayderlerوہ کہتے ہیں qālū Indeed, weşüphesiz bizبیشک ہم innā
(are) with yousizinle beraberizتمہارے ساتھ ہیں maʿakum onlyelbette sadeceبیشک innamā webizہم تو naḥnu (are) mockers(onlarla) alay ediyoruzمذاق کرنے والے ہیں mus'tahziūna١٤ AllahAllahاللہ al-lahu mocksalay ederمذاق کرے گا / مذاق کرتا ہے yastahzi-u at themkendileriyleساتھ ان کے bihim and prolongs themve onları bırakırاور وہ ڈھیل دے رہا ہے ان کو wayamudduhum
iniçindeان کی their transgressiontaşkınlarıسرکشی میں ṭugh'yānihim they wander blindlybocalayıp dururlarوہ بھٹک رہے ہیں/ اندھے بنے پھرتے ہیں yaʿmahūna١٥ Thoseişte onlarیہی ہیں ulāika (are) the ones whosatın aldılarوہ لوگ alladhīna boughtجنہوں نے خرید لی ish'tarawū [the] astrayingsapıklığıگمراہی l-ḍalālata
for [the] guidancehidayet karşılığındaبدلے ہدایت کے bil-hudā So notetmediتو نہ famā profitedkârفائدہ مند ہوئی / فائدہ دیا rabiḥat their commerceticaretleriتجارت ان کی نے tijāratuhum and notve değildirاور نہ wamā were theyolanlardanتھے وہ kānū guided-onesdoğru yolu bulanہدایت پانے والے muh'tadīna١٦
٤
‹ 2page 3 of the printed Mushaf4 ›