وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَـٰقَكُمۡ لَا تَسۡفِكُونَ دِمَآءَكُمۡ وَلَا تُخۡرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَـٰرِكُمۡ ثُمَّ أَقۡرَرۡتُمۡ وَأَنتُمۡ تَشۡهَدُونَ ٨٤

And whenhaniاور جبwa-idhWe tookalmıştıkلیا ہم نےakhadhnāyour covenantsizden kesin sözپختہ عہد تم سےmīthāqakumNotdökmeyeceksinizنہwill you shedتم بہاؤ گےtasfikūnayour bloodbirbirinizin kanınıخون اپنےdimāakumand notçıkarmayacaksınızاورنہwalā(will) evictتم نکالو گےtukh'rijūnayourselvesbirbiriniziاپنی جانوں کو / اپنے لوگوں کوanfusakumfromyurtlarınızdanسےminyour homesاپنے گھروںdiyārikumthensonraپھرthummayou ratifiedkabul etmiştinizاقرار کیا تم نےaqrartumwhile youve sizاور تمwa-antum(were) witnessingşahidsinizتم گواہ ہوtashhadūna

84 And [recall] when We took your covenant, [saying], "Do not shed each other's blood or evict one another from your homes." Then you acknowledged [this] while you were witnessing.

84 Kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahidsiniz.

84 Yine bir zamanlar mîsakınızı almıştık; birbirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, nüfusunuzu diyarınızdan çıkarmıyacaksınız. Sonra siz buna ikrar da verdiniz ve ikrarınıza şahit de oldunuz.

84 اور جب ہم نے تم سے عہد لیا کہ آپس میں کشت وخون نہ کرنا اور اپنے کو ان کے وطن سے نہ نکالنا تو تم نے اقرار کر لیا، اور تم (اس بات کے) گواہ ہو

84 پھر ذرا یاد کرو، ہم نے تم سے مضبوط عہد لیا تھا کہ آپس میں ایک دوسرے کا خون نہ بہانا اور نہ ایک دوسرے کو گھر سے بے گھر کرنا تم نے اس کا اقرار کیا تھا، تم خود اس پر گواہ ہو

ثُمَّ أَنتُمۡ هَـٰٓؤُلَآءِ تَقۡتُلُونَ أَنفُسَكُمۡ وَتُخۡرِجُونَ فَرِيقًا مِّنكُم مِّن دِيَـٰرِهِمۡ تَظَـٰهَرُونَ عَلَيۡهِم بِٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوٰنِ وَإِن يَأۡتُوكُمۡ أُسَـٰرَىٰ تُفَـٰدُوهُمۡ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيۡكُمۡ إِخۡرَاجُهُمۡ‌ۚ أَفَتُؤۡمِنُونَ بِبَعۡضِ ٱلۡكِتَـٰبِ وَتَكۡفُرُونَ بِبَعۡضٍ‌ۚ فَمَا جَزَآءُ مَن يَفۡعَلُ ذٰلِكَ مِنكُمۡ إِلَّا خِزۡىٌ فِى ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا‌ۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَـٰمَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰٓ أَشَدِّ ٱلۡعَذَابِ‌ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ ٨٥

ThenAmaپھرthummayousizتمantum(are) thoseöldürüyorsunuzوہ لوگ ہوhāulāi(who) killتم قتل کر ڈالتے ہوtaqtulūnayourselvesbirbiriniziاپنے لوگوں کوanfusakumand evictve çıkarıyorsunuzاور تم نکال دیتے ہوwatukh'rijūnaa partybir grubuایک گروہ کوfarīqanof yousizdenتم میں سےminkumfromyurtlarındanسےmintheir homesان کے گھروںdiyārihimyou support one anotherbirleşiyorsunuzتم غلبہ پاتے ہو/ تم چڑھائی کرتے ہوtaẓāharūnaagainst themonlara karşıاوپر ان کےʿalayhimin singünahساتھ گناہ کےbil-ith'miand [the] transgressionve düşmanlıklaاور زیادتی کےwal-ʿud'wāniAnd ifve eğerاور اگرwa-inthey come to yousize geldiklerindeوہ آجائیں تمہارے پاسyatūkum(as) captivesesir olarakقیدی (بن کر)usārāyou ransom themfidyelerini veriyorsunuzتم فدیہ لیتے ہو ان سےtufādūhumwhile itve oحالانکہ وہwahuwa(was) forbiddenyasaklanmış ikenحرام کیا گیا تھاmuḥarramunto yousizeاوپر تمہارےʿalaykumtheir evictiononları çıkarmakنکالنا ان کوikh'rājuhumSo do you believeyoksa siz inanıyorsunuz daکیا پھر تم مانتے ہوafatu'minūnain part (of)bir kısmınaساتھ بعضbibaʿḍithe BookKitabınکتاب کےl-kitābiand disbelieveinkar mı ediyorsunuzاور تم انکار کرتے ہوwatakfurūnain partbir kısmınıساتھ بعض کےbibaʿḍinThen whatnedir?تو نہیںfamā(should be the) recompensecezasıجزا ہوگی ( اس کی)jazāu(for the one) whokimseninجو کوئیmandoesyapanکرتا ہےyafʿaluthatbunuیہdhālikaamong yousizdenتم میں سےminkumexceptbaşkaسوائےillādisgracerezil olmaktanرسوائیkhiz'yuninhayatındaمیںthe lifeزندگیl-ḥayati(of) the worlddünyaدنیا کیl-dun'yāand (on the) Dayve günündeاور دنwayawmaof [the] Resurrectionkıyametقیامت کےl-qiyāmatithey will be sent backonlar itilirlerوہ لوٹائے جائیں گےyuraddūnatoen şiddetlisineطرفilā(the) most severeشدید ترینashaddipunishmentazabınعذاب کےl-ʿadhābiAnd notdeğildirاور نہیںwamā(is) AllahAllahاللہl-lahuunawaregafilغافلbighāfilinof whatyaptıklarınızdanا سے جوʿammāyou doتم عمل کرتے ہوtaʿmalūna

85 Then, you are those [same ones who are] killing one another and evicting a party of your people from their homes, cooperating against them in sin and aggression. And if they come to you as captives, you ransom them, although their eviction was forbidden to you. So do you believe in part of the Scripture and disbelieve in part? Then what is the recompense for those who do that among you except disgrace in worldly life; and on the Day of Resurrection they will be sent back to the severest of punishment. And Allah is not unaware of what you do.

85 Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

85 Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

85 پھر تم وہی ہو کہ اپنوں کو قتل بھی کر دیتے ہو اور اپنے میں سے بعض لوگوں پر گناہ اور ظلم سے چڑھائی کرکے انہیں وطن سے نکال بھی دیتے ہو، اور اگر وہ تمہارے پاس قید ہو کر آئیں تو بدلہ دے کر ان کو چھڑا بھی لیتے ہو، حالانکہ ان کا نکال دینا ہی تم کو حرام تھا۔ (یہ) کیا (بات ہے کہ) تم کتابِ (خدا) کے بعض احکام کو تو مانتے ہو اور بعض سے انکار کئے دیتے ہو، تو جو تم میں سے ایسی حرکت کریں، ان کی سزا اس کے سوا اور کیا ہو سکتی ہے کہ دنیا کی زندگی میں تو رسوائی ہو اور قیامت کے دن سخت سے سخت عذاب میں ڈال دیئے جائیں اور جو کام تم کرتے ہو، خدا ان سے غافل نہیں

85 مگر آج وہی تم ہو کہ اپنےبھائی بندوں کو قتل کرتے ہو، اپنی برادری کے کچھ لوگوں کو بے خانماں کر دیتے ہو، ظلم وزیادتی کے ساتھ ان کے خلاف جتھے بندیاں کرتے ہو، اور جب وہ لڑائی میں پِٹے ہوئے تمہارے پاس آتے ہیں ، تو ان کی رہائی کے لیے فدیہ کالیں دین کرتے ہو، حالانکہ انہیں ان کے گھروں سے نکالنا ہی سرے سے تم پر حرام تھا، تو کیا تم کتاب کےایک حصّے پر ایمان لاتے ہو اوردُوسرے حصّے کے ساتھ کفر کرتے ہو؟1 پھر تم میں سے جو لوگ ایسا کریں ، ان کی سزا اس کے سوا اور کیا ہےکہ دنیا کی زندگی میں ذلیل و خوار ہو کر رہیں اور آخرت میں شدید ترین عذاب کی طرف پھیر دیے جائیں ؟ اللہ ان حرکات سے بے خبر نہیں ہے، جو تم کر رہے ہو

أُوۡلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاۡ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأَخِرَةِ‌ۖ فَلَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ ٨٦

Thoseişte onlarیہی لوگulāika(are) the ones whokimselerdirوہ لوگ ہیںalladhīnaboughtsatın alanجنہوں نے خرید لیish'tarawūthe lifehayatınıزندگیl-ḥayata(of) the worlddünyaدنیا کیl-dun'yāfor the Hereafterahireti veripبدلے آخرت کےbil-ākhiratiso nothiç hafifletilmezتو نہfalāwill be lightenedہلکا کیا جائے گاyukhaffafufor themonlardanان سےʿanhumuthe punishmentazabعذابl-ʿadhābuand notve hiçاور نہwalātheyonlaraوہhumwill be helpedyardım edilmezمدد کئے جائیں گےyunṣarūna

86 Those are the ones who have bought the life of this world [in exchange] for the Hereafter, so the punishment will not be lightened for them, nor will they be aided.

86 Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azabları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler.

86 Bunlar ahireti, dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine bir yerden yardım da gelmez.

86 یہ وہ لوگ ہیں جنہوں نے آخرت کے بدلے دنیا کی زندگی خریدی۔ سو نہ تو ان سے عذاب ہی ہلکا کیا جائے گا اور نہ ان کو (اور طرح کی) مدد ملے گی

86 یہ وہ لوگ ہیں جنہوں نے آخرت بیچ کر دنیا کی زندگی خرید لی ہے، لہٰذا نہ اِن کی سزا میں کوئی تخفیف ہوگی اور نہ انہیں کوئی مدد پہنچ سکے گی

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَـٰبَ وَقَفَّيۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ بِٱلرُّسُلِ‌ۖ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَـٰتِ وَأَيَّدۡنَـٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِ‌ۗ أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمۡ رَسُولُۢ بِمَا لَا تَهۡوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡ فَفَرِيقًا كَذَّبۡتُمۡ وَفَرِيقًا تَقۡتُلُونَ ٨٧

And indeedve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe gaveverdikدی ہم نےātaynāMusaMusa'yaموسیٰ کوmūsāthe BookKitabıکتابl-kitābaand We followed upbirbiri ardınca gönderdikاور پے در پے بھیجے ہم نےwaqaffaynāfromarkasındanminafter himاس کے پیچھے / بعدbaʿdihiwith [the] Messengerspeygamberlerرسولbil-rusuliAnd We gaveve verdikاور دیں ہم نےwaātaynāIsaÎsa'yaعیسیٰʿīsā(the) sonoğluابنib'na(of) MaryamMeryemمریم کوmaryama[the] clear signsaçık delillerروشن نشانیاںl-bayinātiand We supported himve onu destekledikاور قوت دی ہم نے اس کو / تائید کی ہم نے اس کیwa-ayyadnāhu(with)Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs)ساتھ روحbirūḥithe Holy SpiritKudüs (Ruh'ül-Kudüs)پاک کےl-qudusiIs it (not) so (that) wheneveröyle mi?کیا بھلا جب کبھیafakullamācame to yousize gelseلایا تمہارے پاسjāakuma Messengerbir peygamberکوئی رسولrasūlunwith whatşey ileساتھ اس کے جوbimā(does) notistemediğiنہیںdesireچاہتے تھے (اسے)tahwāyourselvescanınızın;تمہارے دلanfusukumuyou acted arrogantlybüyüklük taslayarakتکبر کیا تم نےis'takbartumSo a partykiminiتو ایک گروہ کوfafarīqanyou deniedyalanlayacakجھٹلایا تم نےkadhabtumand a partykimini deاور گروہ کوwafarīqanyou kill(ed)öldüreceksinizتم قتل کرتے رہےtaqtulūna

87 And We did certainly give Moses the Torah and followed up after him with messengers. And We gave Jesus, the son of Mary, clear proofs and supported him with the Pure Spirit. But is it [not] that every time a messenger came to you, [O Children of Israel], with what your souls did not desire, you were arrogant? And a party [of messengers] you denied and another party you killed.

87 And olsun ki, Musa'ya kitap verdik, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz?

87 Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'lKudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz?

87 اور ہم نے موسیٰ کو کتاب عنایت کی اور ان کے پیچھے یکے بعد دیگرے پیغمبر بھیجتے رہے اور عیسیٰ بن مریم کو کھلے نشانات بخشے اور روح القدس (یعنی جبرئیل) سے ان کو مدد دی۔تو جب کوئی پیغمبر تمہارے پاس ایسی باتیں لے کر آئے، جن کو تمہارا جی نہیں چاہتا تھا، تو تم سرکش ہو جاتے رہے، اور ایک گروہ (انبیاء) کو تو جھٹلاتے رہے اور ایک گروہ کو قتل کرتے رہے

87 ہم نے موسیٰ ؑ کو کتاب دی، اس کے بعد پے در پے رسُول بھیجے، آخر کار عیسٰی ابنِ مر یم کو روشن نشانیاں دے کر بھیجا اور رُوحِ پاک سے اس کی مدد کی۔1 پھر یہ تمہارا کیا ڈھنگ ہے کہ جب بھی کوئی رسُول تمہاری خواہشات نفس کے خلاف کوئی چیز لے کر تمہارے پاس آیا، تو تم نے اس کے مقابلے میں سر کشی ہی کی، کسی کو جھٹلایا اور کسی کو قتل کر ڈالا!

وَقَالُواۡ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢ‌ۚ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَقَلِيلاً مَّا يُؤۡمِنُونَ ٨٨

And they saidve dedilerاور انہوں نے کہاwaqālūOur heartskalblerimizہمارے دلوں (پر)qulūbunā(are) wrappedperdelidirغلاف ہیںghul'funNaybilakis(نہیں) بلکہbalhas cursed themonları la'netlemiştirلعنت کی ہے ان پرlaʿanahumuAllahاللہ نےl-lahufor their disbeliefinkarlarından dolayıبوجہ ان کے کفر کےbikuf'rihimso littleartık çok azتو کتنا تھوڑا ہےfaqalīlan(is) whatinanırlarجوthey believeوہ ایمان لاتے ہیںyu'minūna

88 And they said, "Our hearts are wrapped." But, [in fact], Allah has cursed them for their disbelief, so little is it that they believe.

88 "Kalplerimiz perdelidir" dediler, hayır, Allah inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanırlar.

88 (Yahudiler, peygamberimize karşı alaylı bir ifade ile): "Bizim kalblerimiz kılıflıdır." dediler. Bilakis Allah, onları kâfirlikleri yüzünden lanetledi. Bundan dolayı çok az imana gelirler.

88 اور کہتے ہیں، ہمارے دل پردے میں ہیں۔ (نہیں) بلکہ الله نے ان کے کفر کے سبب ان پر لعنت کر رکھی ہے۔ پس یہ تھوڑے ہی پر ایمان لاتے ہیں

88 وُہ کہتے ہیں، تمارے دل محفوظ ہیں۔نہیں1 ، اصل بات یہ ہے کہ ان کے کفر کی وجہ سے ان پر اللہ کی پھٹکار پڑی ہے، اس لیے وہ کم ہی ایمان لاتے ہیں

Surah 2 / Al-Baqarah / The Cow سورة البقرة 14
And whenhaniاور جب wa-idh We tookalmıştıkلیا ہم نے akhadhnā your covenantsizden kesin sözپختہ عہد تم سے mīthāqakum Notdökmeyeceksinizنہ will you shedتم بہاؤ گے tasfikūna your bloodbirbirinizin kanınıخون اپنے dimāakum and notçıkarmayacaksınızاورنہ walā (will) evictتم نکالو گے tukh'rijūna
yourselvesbirbiriniziاپنی جانوں کو / اپنے لوگوں کو anfusakum fromyurtlarınızdanسے min your homesاپنے گھروں diyārikum thensonraپھر thumma you ratifiedkabul etmiştinizاقرار کیا تم نے aqrartum while youve sizاور تم wa-antum (were) witnessingşahidsinizتم گواہ ہو tashhadūna٨٤
ThenAmaپھر thumma yousizتم antum (are) thoseöldürüyorsunuzوہ لوگ ہو hāulāi (who) killتم قتل کر ڈالتے ہو taqtulūna yourselvesbirbiriniziاپنے لوگوں کو anfusakum and evictve çıkarıyorsunuzاور تم نکال دیتے ہو watukh'rijūna a partybir grubuایک گروہ کو farīqan
of yousizdenتم میں سے minkum fromyurtlarındanسے min their homesان کے گھروں diyārihim you support one anotherbirleşiyorsunuzتم غلبہ پاتے ہو/ تم چڑھائی کرتے ہو taẓāharūna against themonlara karşıاوپر ان کے ʿalayhim in singünahساتھ گناہ کے bil-ith'mi and [the] transgressionve düşmanlıklaاور زیادتی کے wal-ʿud'wāni
And ifve eğerاور اگر wa-in they come to yousize geldiklerindeوہ آجائیں تمہارے پاس yatūkum (as) captivesesir olarakقیدی (بن کر) usārā you ransom themfidyelerini veriyorsunuzتم فدیہ لیتے ہو ان سے tufādūhum while itve oحالانکہ وہ wahuwa (was) forbiddenyasaklanmış ikenحرام کیا گیا تھا muḥarramun to yousizeاوپر تمہارے ʿalaykum
their evictiononları çıkarmakنکالنا ان کو ikh'rājuhum So do you believeyoksa siz inanıyorsunuz daکیا پھر تم مانتے ہو afatu'minūna in part (of)bir kısmınaساتھ بعض bibaʿḍi the BookKitabınکتاب کے l-kitābi and disbelieveinkar mı ediyorsunuzاور تم انکار کرتے ہو watakfurūna
in partbir kısmınıساتھ بعض کے bibaʿḍin Then whatnedir?تو نہیں famā (should be the) recompensecezasıجزا ہوگی ( اس کی) jazāu (for the one) whokimseninجو کوئی man doesyapanکرتا ہے yafʿalu thatbunuیہ dhālika among yousizdenتم میں سے minkum exceptbaşkaسوائے illā disgracerezil olmaktanرسوائی khiz'yun
inhayatındaمیں the lifeزندگی l-ḥayati (of) the worlddünyaدنیا کی l-dun'yā and (on the) Dayve günündeاور دن wayawma of [the] Resurrectionkıyametقیامت کے l-qiyāmati they will be sent backonlar itilirlerوہ لوٹائے جائیں گے yuraddūna toen şiddetlisineطرف ilā (the) most severeشدید ترین ashaddi punishmentazabınعذاب کے l-ʿadhābi
And notdeğildirاور نہیں wamā (is) AllahAllahاللہ l-lahu unawaregafilغافل bighāfilin of whatyaptıklarınızdanا سے جو ʿammā you doتم عمل کرتے ہو taʿmalūna٨٥ Thoseişte onlarیہی لوگ ulāika (are) the ones whokimselerdirوہ لوگ ہیں alladhīna boughtsatın alanجنہوں نے خرید لی ish'tarawū
the lifehayatınıزندگی l-ḥayata (of) the worlddünyaدنیا کی l-dun'yā for the Hereafterahireti veripبدلے آخرت کے bil-ākhirati so nothiç hafifletilmezتو نہ falā will be lightenedہلکا کیا جائے گا yukhaffafu for themonlardanان سے ʿanhumu the punishmentazabعذاب l-ʿadhābu and notve hiçاور نہ walā theyonlaraوہ hum
will be helpedyardım edilmezمدد کئے جائیں گے yunṣarūna٨٦ And indeedve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We gaveverdikدی ہم نے ātaynā MusaMusa'yaموسیٰ کو mūsā the BookKitabıکتاب l-kitāba and We followed upbirbiri ardınca gönderdikاور پے در پے بھیجے ہم نے waqaffaynā fromarkasından min
after himاس کے پیچھے / بعد baʿdihi with [the] Messengerspeygamberlerرسول bil-rusuli And We gaveve verdikاور دیں ہم نے waātaynā IsaÎsa'yaعیسیٰ ʿīsā (the) sonoğluابن ib'na (of) MaryamMeryemمریم کو maryama [the] clear signsaçık delillerروشن نشانیاں l-bayināti and We supported himve onu destekledikاور قوت دی ہم نے اس کو / تائید کی ہم نے اس کی wa-ayyadnāhu
(with)Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs)ساتھ روح birūḥi the Holy SpiritKudüs (Ruh'ül-Kudüs)پاک کے l-qudusi Is it (not) so (that) wheneveröyle mi?کیا بھلا جب کبھی afakullamā came to yousize gelseلایا تمہارے پاس jāakum a Messengerbir peygamberکوئی رسول rasūlun with whatşey ileساتھ اس کے جو bimā (does) notistemediğiنہیں desireچاہتے تھے (اسے) tahwā yourselvescanınızın;تمہارے دل anfusukumu
you acted arrogantlybüyüklük taslayarakتکبر کیا تم نے is'takbartum So a partykiminiتو ایک گروہ کو fafarīqan you deniedyalanlayacakجھٹلایا تم نے kadhabtum and a partykimini deاور گروہ کو wafarīqan you kill(ed)öldüreceksinizتم قتل کرتے رہے taqtulūna٨٧ And they saidve dedilerاور انہوں نے کہا waqālū
Our heartskalblerimizہمارے دلوں (پر) qulūbunā (are) wrappedperdelidirغلاف ہیں ghul'fun Naybilakis(نہیں) بلکہ bal has cursed themonları la'netlemiştirلعنت کی ہے ان پر laʿanahumu Allahاللہ نے l-lahu for their disbeliefinkarlarından dolayıبوجہ ان کے کفر کے bikuf'rihim so littleartık çok azتو کتنا تھوڑا ہے faqalīlan (is) whatinanırlarجو they believeوہ ایمان لاتے ہیں yu'minūna٨٨
١٤
‹ 12page 13 of the printed Mushaf14 ›