لَّا يَسۡتَوِى ٱلۡقَـٰعِدُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ غَيۡرُ أُوۡلِى ٱلضَّرَرِ وَٱلۡمُجَـٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ‌ۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَـٰهِدِينَ بِأَمۡوٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ عَلَى ٱلۡقَـٰعِدِينَ دَرَجَةً‌ۚ وَكُلاًّ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰ‌ۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَـٰهِدِينَ عَلَى ٱلۡقَـٰعِدِينَ أَجۡرًا عَظِيمًا ٩٥

Notolmazنہیں(are) equaleşitبرابر ہوسکتےyastawīthe ones who sityerlerinde oturanlarبیٹھنے والےl-qāʿidūnaamonginananlardanمیں سےminathe believersمومنوںl-mu'minīnaother thandışındaسوائےghayruthe ones (who are)sahipleriulī[the] disabledözürمعذوروں کےl-ḍarariand the ones who striveve cihad edenlerاور جہاد کرنے والےwal-mujāhidūnainyolundaمیں(the) wayراستےsabīli(of) AllahAllahاللہ کےl-lahiwith their wealthmallariyleساتھ اپنے مالوں کےbi-amwālihimand their livescanlariyleاور اپنے نفسوں کےwa-anfusihimPreferredüstün kılmıştırفضیلت دیfaḍḍala(has) AllahAllahاللہ نےl-lahuthe ones who strivecihadedenleriجہاد کرنے والوں کوl-mujāhidīnawith their wealthmallariyleساتھ اپنے مالوں کےbi-amwālihimand their livescanlariyleاور اپنے نفسوں کےwa-anfusihimtooturanlardanپرʿalāthe ones who sitبیٹھنے والوںl-qāʿidīna(in) rankderece bakımındanدرجہ میںdarajatanAnd (to) allve hepsineاور ہر ایک سےwakullanpromisedva'detmiştirوعدہ کررکھا ہےwaʿada(has) AllahAllahاللہ نےl-lahuthe bestgüzellikبھلائی کاl-ḥus'nāpreferredve üstün kılmıştırاور فضیلت دیwafaḍḍala(has) AllahAllahاللہ نےl-lahuthe ones who strivemücahidleriمجاہدوں کوl-mujāhidīnaoveroturanlardanاوپرʿalāthe ones who sitبیٹھنے والوں کےl-qāʿidīna(with) a rewardecirleاجرajrangreatçok daha büyükعظیم کیʿaẓīman

95 Not equal are those believers remaining [at home] - other than the disabled - and the mujahideen, [who strive and fight] in the cause of Allah with their wealth and their lives. Allah has preferred the mujahideen through their wealth and their lives over those who remain [behind], by degrees. And to both Allah has promised the best [reward]. But Allah has preferred the mujahideen over those who remain [behind] with a great reward -

95 İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.

95 Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir.

95 جو مسلمان (گھروں میں) بیٹھ رہتے (اور لڑنے سے جی چراتے) ہیں اور کوئی عذر نہیں رکھتے وہ اور جو خدا کی راہ میں اپنے مال اور جان سے لڑتے ہیں وہ دونوں برابر نہیں ہو سکتے خدا نے مال اور جان سے جہاد کرنے والوں کو بیٹھ رہنے والوں پر درجے میں فضیلت بخشی ہے اور (گو) نیک وعدہ سب سے ہے لیکن اجر عظیم کے لحاظ سے خدا نے جہاد کرنے والوں کو بیٹھ رہنے والوں پر کہیں فضیلت بخشی ہے

95 مسلمانوں میں سے وہ لوگ جو کسی معذوری کے بغیر گھر بیٹھے رہتے ہیں اور وہ جو اللہ کی راہ میں جان ومال سے جہاد کرتے ہیں، دونوں کی حیثیت یکساں نہیں ہے۔ اللہ نے بیٹھنے والوں کی بہ نسبت جان و مال سے جہاد کرنے والوں کا درجہ بڑا رکھا ہے۔ اگرچہ ہر ایک کے لیے اللہ نے بھلائی ہی کا وعدہ فرمایا ہے، مگر اس کے ہاں مجاہدوں کی خدمات کا معاوضہ بیٹھنے والوں سےبہت زیادہ ہے،1

دَرَجَـٰتٍ مِّنۡهُ وَمَغۡفِرَةً وَرَحۡمَةً‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا ٩٦

Ranksyüksek derecelerدرجات ہیںdarajātinfrom Himkendi katındanاس کی طرف سےmin'huand forgivenessve bağışاور بخشش ہےwamaghfiratanand mercyve rahmetاور رحمت ہےwaraḥmatanAnd isAllahاور ہےwakānaAllahAllahاللہl-lahuOft-Forgivingbağışlayandırبخشنے والاghafūranMost Mercifulesirgeyendirمہربانraḥīman

96 Degrees [of high position] from Him and forgiveness and mercy. And Allah is ever Forgiving and Merciful.

96 İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.

96 Kendi katından derece derece rütbeler, bir mağfiret ve rahmet vermiştir. Öyle ya, O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

96 (یعنی) خدا کی طرف سے درجات میں اور بخشش میں اور رحمت میں اور خدا بڑا بخشنے والا (اور) مہربان ہے

96 اُن کے لیے اللہ کی طرف سے بڑے درجے ہیں اور مغفرت اور رحمت ہے، اور اللہ بڑا معاف کرنے والا اور رحم فرمانے والا ہے

إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّـٰهُمُ ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ ظَالِمِىٓ أَنفُسِهِمۡ قَالُواۡ فِيمَ كُنتُمۡ‌ۖ قَالُواۡ كُنَّا مُسۡتَضۡعَفِينَ فِى ٱلۡأَرۡضِ‌ۚ قَالُوٓاۡ أَلَمۡ تَكُنۡ أَرۡضُ ٱللَّهِ وٰسِعَةً فَتُهَاجِرُواۡ فِيهَا‌ۚ فَأُوۡلَـٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُ‌ۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا ٩٧

Indeedşüphesizبیشکinnathose whom canlarını alırkenوہ لوگalladhīnatake them (in death)فوت کرتے ہیں ان کوtawaffāhumuthe Angelsmeleklerفرشتے (اس حال میں کہ وہ)l-malāikatu(while) they (were) wrongingyazık eden kimselereظلم کرنے والے ہیںẓālimīthemselvesnefislerineاپنی جانوں پرanfusihimthey saydedilerوہ کہتے ہیںqālūIn what (condition)ne işteکس میںfīmawere youidinizتھے تمkuntumThey saiddedilerوہ کہتے ہیںqālūWe werebiz aciz düşürülmüştükتھے ہمkunnāoppressedکمزور ۔ بےبس۔ مجبورmus'taḍʿafīnainyer yüzündeمیںthe earthزمینl-arḍiThey said(Melekler) dediler kiوہ کہتے ہیںqālūNotdeğil miydi?کیا نہیںalamwasتھیtakun(the) earthyeriزمینarḍu(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahispacious (enough)genişوسیع۔ فراخwāsiʿatanso that you (could) emigrategöç edeydinizکہ تم ہجرت کر جاتےfatuhājirūin itondaاس میںfīhāThen thoseişte onlarınتو یہی لوگfa-ulāika(will have) their abodedurağıٹھکانہ ان کاmawāhum(in) Hell cehennemdirجہنم ہےjahannamuand it is an evilve ne kötüاور کتنا برا ہےwasāatdestinationbir gidiş yeridirٹھکانہmaṣīran

97 Indeed, those whom the angels take [in death] while wronging themselves - [the angels] will say, "In what [condition] were you?" They will say, "We were oppressed in the land." The angels will say, "Was not the earth of Allah spacious [enough] for you to emigrate therein?" For those, their refuge is Hell - and evil it is as a destination.

97 Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman onlara: "Ne yaptınız bakalım?" deyince, "Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik" diyecekler, melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler. Onlarınvaracakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!

97 Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını aldıklarında, onlara, "Ne işte idiniz?" derler. Onlar da: "Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik." derler. Melekler: "Allah'ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?" derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridir.

97 اور جو لوگ اپنی جانوں پر ظلم کرتے ہیں جب فرشتے ان کی جان قبض کرنے لگتے ہیں تو ان سے پوچھتے ہیں کہ تم کس حال میں تھے وہ کہتے ہیں کہ ہم ملک میں عاجز وناتواں تھے فرشتے کہتے ہیں کیا خدا کا ملک فراخ نہیں تھا کہ تم اس میں ہجرت کر جاتے ایسے لوگوں کا ٹھکانہ دوزخ ہے اور وہ بری جگہ ہے

97 جو لوگ اپنے نفس پر ظلم کر رہے تھے1 اُن کی رُوحیں جب فرشتوں نے قبض کیں تو ان سے پوچھا کہ یہ تم کس حال میں مُبتلا تھے؟ انہوں نے جواب دیا کہ ہم زمین میں کمزور و مجبور تھے۔ فرشتوں نے کہا، کیا خدا کی زمین وسیع نہ تھی کہ تم اس میں ہجرت کرتے؟ 2یہ وہ لوگ ہیں جن کا ٹھکانا جہنّم ہے اور وہ بڑا ہی بُرا ٹھکانا ہے

إِلَّا ٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدٰنِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهۡتَدُونَ سَبِيلاً ٩٨

Exceptyalnız hariçtirسوائےillāthe oppressedgerçekten zayıfان کے جو مجبور کردیے گئےl-mus'taḍʿafīnaamongerkeklerمیں سےminathe menمردوںl-rijāliand the womenve kadınlarاور عورتوں میں سےwal-nisāiand the childrenve çocuklarاوربچوں میں سےwal-wil'dāni(who) notgücü yetmeyenlerنہیںare able toاستطاعت رکھتےyastaṭīʿūnaplanhiçbir çareyeکسی حیلے کیḥīlatanand notve (göç için) bulamayanاور نہwalāthey are directedوہ پاتے کوئیyahtadūna(to) a wayyolراستہsabīlan

98 Except for the oppressed among men, women and children who cannot devise a plan nor are they directed to a way -

98 Çaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesnadırlar.

98 Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç...

98 ہاں جو مرد اور عورتیں اور بچے بےبس ہیں کہ نہ تو کوئی چارہ کر سکتے ہیں اور نہ رستہ جانتے ہیں

98 ہاں جو مرد، عورتیں اور بچے واقعی بے بس ہیں اور نکلنے کا کوئی راستہ اور ذریعہ نہیں پاتے

فَأُوۡلَـٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعۡفُوَ عَنۡهُمۡ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا ٩٩

Then thoseişteتو یہی لوگfa-ulāikamay beumulurامید ہے کہʿasāAllahAllah'ınاللہ تعالیٰl-lahuwillaffetmesiکہanpardonمعاف کردےyaʿfuwa[on] themonlarıان کوʿanhumand isve Allahاور ہےwakānaAllahاللہ تعالیٰl-lahuOft-Pardoningçok affedendirمعاف کرنے والاʿafuwwanOft-Forgivingçok bağışlayandırبخشنے فرمانے والاghafūran

99 For those it is expected that Allah will pardon them, and Allah is ever Pardoning and Forgiving.

99 İşte Allah'ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, Bağışlayan'dır.

99 Umulur ki, Allah bu kimseleri affeder. Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.

99 قریب ہے کہ خدا ایسوں کو معاف کردے اور خدا معاف کرنے والا (اور) بخشنے والا ہے

99 بعید نہیں کہ اللہ انہیں معاف کر دے، اللہ بڑا معاف کرنے والا اور درگزر فرمانے والا ہے

۞وَمَن يُهَاجِرۡ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ مُرٰغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً‌ۚ وَمَن يَخۡرُجۡ مِنۢ بَيۡتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدۡرِكۡهُ ٱلۡمَوۡتُ فَقَدۡ وَقَعَ أَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِ‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا ١٠٠

And whoeverve kim kiاور جو کوئیwamanemigratesgöç ederہجرت کرے گاyuhājirinyolundaمیں(the) wayراستےsabīli(of) AllahAllahاللہ کےl-lahiwill findbulurپائے گاyajidinyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍiplace(s) of refuge gidecekجائے پناہmurāghamanmanyçok yerبہت سیkathīranand abundanceve bollukاور وسعتwasaʿatanAnd whoeverve kim kiاور جو کوئیwamanleavesçıkarنکلے گاyakhrujfromevindenسےminhis homeاپنے گھرbaytihi(as) an emigrantgöç etmek amacıyleہجرت کرتے ہوےmuhājirantoAllah'aطرفilāAllahاللہ کےl-lahiand His Messengerve Elçisineاوراس کے رسول کےwarasūlihithensonraپھرthummaovertakes himkendisine yetişirseپالے اس کوyud'rik'hu[the] deathölümموتl-mawtuthen certainlymuhakkakتو تحقیقfaqad(became) incumbentdüşerثابت ہو گیاwaqaʿahis rewardonun mükafatıاجر اس کاajruhuonAllah'aپرʿalāAllahاللہl-lahiAnd isveاور ہےwakānaAllahاللہl-lahuOft-Forgivingbağışlayandırبخشنے والاghafūranMost Mercifulesirgeyendirمہربانraḥīman

100 And whoever emigrates for the cause of Allah will find on the earth many [alternative] locations and abundance. And whoever leaves his home as an emigrant to Allah and His Messenger and then death overtakes him - his reward has already become incumbent upon Allah. And Allah is ever Forgiving and Merciful.

100 Allah yolunda hicret eden kişi, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden, Allah'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini vermek Allah'a düşer. Allah bağışlar ve merhamet eder.

100 Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur. Her kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, kuşkusuz onun mükafatı Allah'a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

100 اور جو شخص خدا کی راہ میں گھر بار چھوڑ جائے وہ زمین میں بہت سی جگہ اور کشائش پائے گا اور جو شخص خدا اور رسول کی طرف ہجرت کرکے گھر سے نکل جائے پھر اس کو موت آپکڑے تو اس کا ثواب خدا کے ذمے ہوچکا اور خدا بخشنے والا اور مہربان ہے

100 جو کوئی اللہ کی راہ میں ہجرت کرے گا وہ زمین میں پناہ لینے کے لیے بہت جگہ اور بسر اوقات کے لیے بڑی گنجائش پائے گا، اور جو اپنے گھر سے اللہ اور رسُول کی طرف ہجرت کے لیے نکلے، پھر راستہ ہی میں اُسے موت آجائے اُس کا اجر اللہ کے ذمّے واجب ہوگیا، اللہ بہت بخشش فرمانے والا اور رحیم ہے۔1

وَإِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَقۡصُرُواۡ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنۡ خِفۡتُمۡ أَن يَفۡتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاۡ‌ۚ إِنَّ ٱلۡكَـٰفِرِينَ كَانُواۡ لَكُمۡ عَدُوًّا مُّبِينًا ١٠١

And whenve zamanاور جبwa-idhāyou travelsefere çıktığınızسفر کرو تمḍarabtuminyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍithen notyokturتو نہیں ہےfalaysaupon yousizeتم پرʿalaykum(is) any blamebir günahکوئی گناہjunāḥunthatkısaltmanızdan ötürüکہanyou shortenتم کمی کر لوtaqṣurū[of]namazdanمیں سےminathe prayerنمازl-ṣalatiifeğerاگرinyou fearkorkarsanızخوف ہو تم کوkhif'tumthatsize bir kötülük yapmalarındanکہan(may) harm youفتنے میں ڈالین تم کوyaftinakumuthose whokimselerinوہ لوگalladhīnadisbelievedinkar eden(lerin)جنہوں نے کفر کیاkafarūIndeedmuhakkak kiبے شکinnathe disbelieverskafirlerکافرl-kāfirīnaaresizinہیںkānūfor youتمہارے لئےlakuman enemydüşmanınızdırدشمنʿaduwwanopenaçıkکھلےmubīnan

101 And when you travel throughout the land, there is no blame upon you for shortening the prayer, [especially] if you fear that those who disbelieve may disrupt [or attack] you. Indeed, the disbelievers are ever to you a clear enemy.

101 Yolculuk ettiğinizde, kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir sorumluluk yoktur. Zira kafirler, size apaçık düşmandırlar.

101 Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

101 اور جب تم سفر کو جاؤ تو تم پر کچھ گناہ نہیں کہ نماز کو کم کرکے پڑھو بشرطیکہ تم کو خوف ہو کہ کافر لوگ تم کو ایذا دیں گے بےشک کافر تمہارے کھلے دشمن ہیں

101 اور جب تم لوگ سفر کے لیے نکلو تو کوئی مضائقہ نہیں اگر نماز میں اختصار کردو1(خصوصاً) جبکہ تمہیں اندیشہ ہو کہ کافر تمہیں ستائیں گے2 کیونکہ وہ کُھلم کُھلّا تمہاری دُشمنی پر تُلے ہوئے ہیں

Surah 4 / An-Nisa / The Women سورة النساء 95
Notolmazنہیں (are) equaleşitبرابر ہوسکتے yastawī the ones who sityerlerinde oturanlarبیٹھنے والے l-qāʿidūna amonginananlardanمیں سے mina the believersمومنوں l-mu'minīna other thandışındaسوائے ghayru the ones (who are)sahipleri ulī [the] disabledözürمعذوروں کے l-ḍarari and the ones who striveve cihad edenlerاور جہاد کرنے والے wal-mujāhidūna
inyolundaمیں (the) wayراستے sabīli (of) AllahAllahاللہ کے l-lahi with their wealthmallariyleساتھ اپنے مالوں کے bi-amwālihim and their livescanlariyleاور اپنے نفسوں کے wa-anfusihim Preferredüstün kılmıştırفضیلت دی faḍḍala (has) AllahAllahاللہ نے l-lahu the ones who strivecihadedenleriجہاد کرنے والوں کو l-mujāhidīna with their wealthmallariyleساتھ اپنے مالوں کے bi-amwālihim
and their livescanlariyleاور اپنے نفسوں کے wa-anfusihim tooturanlardanپر ʿalā the ones who sitبیٹھنے والوں l-qāʿidīna (in) rankderece bakımındanدرجہ میں darajatan And (to) allve hepsineاور ہر ایک سے wakullan promisedva'detmiştirوعدہ کررکھا ہے waʿada (has) AllahAllahاللہ نے l-lahu the bestgüzellikبھلائی کا l-ḥus'nā preferredve üstün kılmıştırاور فضیلت دی wafaḍḍala (has) AllahAllahاللہ نے l-lahu
the ones who strivemücahidleriمجاہدوں کو l-mujāhidīna overoturanlardanاوپر ʿalā the ones who sitبیٹھنے والوں کے l-qāʿidīna (with) a rewardecirleاجر ajran greatçok daha büyükعظیم کی ʿaẓīman٩٥ Ranksyüksek derecelerدرجات ہیں darajātin from Himkendi katındanاس کی طرف سے min'hu and forgivenessve bağışاور بخشش ہے wamaghfiratan
and mercyve rahmetاور رحمت ہے waraḥmatan And isAllahاور ہے wakāna AllahAllahاللہ l-lahu Oft-Forgivingbağışlayandırبخشنے والا ghafūran Most Mercifulesirgeyendirمہربان raḥīman٩٦ Indeedşüphesizبیشک inna those whom canlarını alırkenوہ لوگ alladhīna take them (in death)فوت کرتے ہیں ان کو tawaffāhumu the Angelsmeleklerفرشتے (اس حال میں کہ وہ) l-malāikatu
(while) they (were) wrongingyazık eden kimselereظلم کرنے والے ہیں ẓālimī themselvesnefislerineاپنی جانوں پر anfusihim they saydedilerوہ کہتے ہیں qālū In what (condition)ne işteکس میں fīma were youidinizتھے تم kuntum They saiddedilerوہ کہتے ہیں qālū We werebiz aciz düşürülmüştükتھے ہم kunnā oppressedکمزور ۔ بےبس۔ مجبور mus'taḍʿafīna inyer yüzündeمیں the earthزمین l-arḍi
They said(Melekler) dediler kiوہ کہتے ہیں qālū Notdeğil miydi?کیا نہیں alam wasتھی takun (the) earthyeriزمین arḍu (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi spacious (enough)genişوسیع۔ فراخ wāsiʿatan so that you (could) emigrategöç edeydinizکہ تم ہجرت کر جاتے fatuhājirū in itondaاس میں fīhā Then thoseişte onlarınتو یہی لوگ fa-ulāika (will have) their abodedurağıٹھکانہ ان کا mawāhum
(in) Hell cehennemdirجہنم ہے jahannamu and it is an evilve ne kötüاور کتنا برا ہے wasāat destinationbir gidiş yeridirٹھکانہ maṣīran٩٧ Exceptyalnız hariçtirسوائے illā the oppressedgerçekten zayıfان کے جو مجبور کردیے گئے l-mus'taḍʿafīna amongerkeklerمیں سے mina the menمردوں l-rijāli
and the womenve kadınlarاور عورتوں میں سے wal-nisāi and the childrenve çocuklarاوربچوں میں سے wal-wil'dāni (who) notgücü yetmeyenlerنہیں are able toاستطاعت رکھتے yastaṭīʿūna planhiçbir çareyeکسی حیلے کی ḥīlatan and notve (göç için) bulamayanاور نہ walā they are directedوہ پاتے کوئی yahtadūna (to) a wayyolراستہ sabīlan٩٨
Then thoseişteتو یہی لوگ fa-ulāika may beumulurامید ہے کہ ʿasā AllahAllah'ınاللہ تعالیٰ l-lahu willaffetmesiکہ an pardonمعاف کردے yaʿfuwa [on] themonlarıان کو ʿanhum and isve Allahاور ہے wakāna Allahاللہ تعالیٰ l-lahu Oft-Pardoningçok affedendirمعاف کرنے والا ʿafuwwan Oft-Forgivingçok bağışlayandırبخشنے فرمانے والا ghafūran٩٩
And whoeverve kim kiاور جو کوئی waman emigratesgöç ederہجرت کرے گا yuhājir inyolundaمیں (the) wayراستے sabīli (of) AllahAllahاللہ کے l-lahi will findbulurپائے گا yajid inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi place(s) of refuge gidecekجائے پناہ murāghaman manyçok yerبہت سی kathīran and abundanceve bollukاور وسعت wasaʿatan
And whoeverve kim kiاور جو کوئی waman leavesçıkarنکلے گا yakhruj fromevindenسے min his homeاپنے گھر baytihi (as) an emigrantgöç etmek amacıyleہجرت کرتے ہوے muhājiran toAllah'aطرف ilā Allahاللہ کے l-lahi and His Messengerve Elçisineاوراس کے رسول کے warasūlihi thensonraپھر thumma overtakes himkendisine yetişirseپالے اس کو yud'rik'hu [the] deathölümموت l-mawtu
then certainlymuhakkakتو تحقیق faqad (became) incumbentdüşerثابت ہو گیا waqaʿa his rewardonun mükafatıاجر اس کا ajruhu onAllah'aپر ʿalā Allahاللہ l-lahi And isveاور ہے wakāna Allahاللہ l-lahu Oft-Forgivingbağışlayandırبخشنے والا ghafūran Most Mercifulesirgeyendirمہربان raḥīman١٠٠ And whenve zamanاور جب wa-idhā you travelsefere çıktığınızسفر کرو تم ḍarabtum
inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi then notyokturتو نہیں ہے falaysa upon yousizeتم پر ʿalaykum (is) any blamebir günahکوئی گناہ junāḥun thatkısaltmanızdan ötürüکہ an you shortenتم کمی کر لو taqṣurū [of]namazdanمیں سے mina the prayerنماز l-ṣalati ifeğerاگر in you fearkorkarsanızخوف ہو تم کو khif'tum
thatsize bir kötülük yapmalarındanکہ an (may) harm youفتنے میں ڈالین تم کو yaftinakumu those whokimselerinوہ لوگ alladhīna disbelievedinkar eden(lerin)جنہوں نے کفر کیا kafarū Indeedmuhakkak kiبے شک inna the disbelieverskafirlerکافر l-kāfirīna aresizinہیں kānū for youتمہارے لئے lakum an enemydüşmanınızdırدشمن ʿaduwwan openaçıkکھلے mubīnan١٠١
٩٥
‹ 93page 94 of the printed Mushaf95 ›