وَإِذَا كُنتَ فِيهِمۡ فَأَقَمۡتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلۡتَقُمۡ طَآئِفَةٌ مِّنۡهُم مَّعَكَ وَلۡيَأۡخُذُوٓاۡ أَسۡلِحَتَهُمۡ فَإِذَا سَجَدُواۡ فَلۡيَكُونُواۡ مِن وَرَآئِكُمۡ وَلۡتَأۡتِ طَآئِفَةٌ أُخۡرَىٰ لَمۡ يُصَلُّواۡ فَلۡيُصَلُّواۡ مَعَكَ وَلۡيَأۡخُذُواۡ حِذۡرَهُمۡ وَأَسۡلِحَتَهُمۡ‌ۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ لَوۡ تَغۡفُلُونَ عَنۡ أَسۡلِحَتِكُمۡ وَأَمۡتِعَتِكُمۡ فَيَمِيلُونَ عَلَيۡكُم مَّيۡلَةً وٰحِدَةً‌ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن كَانَ بِكُمۡ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوۡ كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓاۡ أَسۡلِحَتَكُمۡ‌ۖ وَخُذُواۡ حِذۡرَكُمۡ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡكَـٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا ١٠٢

And whenve zamanاور جبwa-idhāyou aresenہوں آپkuntaamong themiçlerindeان میںfīhimand you leadkıldırdığınتو قائم کریں آپfa-aqamtafor themonlaraان کے لیےlahumuthe prayernamazıنمازl-ṣalatathen let standnamaza dursunتو چاہیے کہ کھڑا ہوfaltaquma groupbir bölükایک گروہṭāifatunof themonlardanان میں سےmin'humwith youseninle beraberآپ کے ساتھmaʿakaand let them takeve (yanlarına) alsınlarاور چاہیے کہ وہ لیے رہیںwalyakhudhūtheir armssilahlarını daاپنا اسلحہasliḥatahumThen whensecde edinceپھر جبfa-idhāthey have prostratedوہ سجدہ کریںsajadūthen let them begeçsinlerپس چاہیے کہ ہوںfalyakūnūfromarkanızaسےminbehind youتمہارے پیچھےwarāikumand let come (forward)bu kez gelsinاور چاہے کہ آجائےwaltatia group bölükایک گروہṭāifatunotherötekiدوسراukh'rā(which has) notnamaz kılmayanنہیںlamprayedانہوں نے نماز پڑھیyuṣallūand let them prayve namaz kılsınlarپس چاہیے کہ نماز پڑھیںfalyuṣallūwith youseninle beraberآپ کے ساتھmaʿakaand let them takeve alsınlarچاہیے کہ لیے رہیںwalyakhudhūtheir precautionskorunma(tedbir)leriniاپنا بچاؤḥidh'rahumand their armsve silahlarını daاور اپنا اسلحہwa-asliḥatahumWishedistediler kiچاہتے ہیںwaddathose whokimselerوہ لوگalladhīnadisbelievedinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیاkafarūifkeşkeکاشlawyou neglectsiz gaflet etseniz deکہ تم غافل ہوجاؤtaghfulūna[about]silahlarınızdanسےʿanyour armsاپنے اسلحہasliḥatikumand your baggageve eşyanızdanاور اپنے سازوسامان سےwa-amtiʿatikumso (that) they (can) assaultbirden yapsalarتو وہ جھک پڑیں۔ حملہ کریںfayamīlūna[upon] youüzerinizeتم پرʿalaykum(in) an attackbaskınحملہ کرنا۔ جھکناmaylatansinglebirایک ہی بار۔ یکبارگیwāḥidatanBut (there is) nobir günah yokturاور نہیںwalāblameکوئی گناہjunāḥaupon yousizeتم پرʿalaykumifeğerاگرinwassizہےkānawith youتم کوbikumany troublezahmet çekersenizکوئی تکلیفadhan(because) ofyağmurdanسےminrainبارشmaṭarinorya daیاawyou areolursanızہو تمkuntumsickhastaبیمارmarḍāthatbırakmanızdaیہ کہanyou lay downتم رکھ دوtaḍaʿūyour armssilahlarınızıاپنا اسلحہasliḥatakumbut takeama alınاور لیے رہوwakhudhūyour precautionskorunma tedbiriniziاپنا بچاؤḥidh'rakumIndeedşüphesizبیشکinnaAllahاللہl-lahahas preparedhazırlamıştırاس نے تیار کیاaʿaddafor the disbelieverskafirlereکافروں کے لیےlil'kāfirīnaa punishmentbir azabعذابʿadhābanhumiliatingalçaltıcıرسوا کنmuhīnan

102 And when you are among them and lead them in prayer, let a group of them stand [in prayer] with you and let them carry their arms. And when they have prostrated, let them be [in position] behind you and have the other group come forward which has not [yet] prayed and let them pray with you, taking precaution and carrying their arms. Those who disbelieve wish that you would neglect your weapons and your baggage so they could come down upon you in one [single] attack. But there is no blame upon you, if you are troubled by rain or are ill, for putting down your arms, but take precaution. Indeed, Allah has prepared for the disbelievers a humiliating punishment.

102 Sen içlerinde olup da namazlarını kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler; kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını alsınlar. Kafirler, size ansızın bir baskın vermek için, silah ve eşyanızdan ayrılmış bulunmanızı dilerler. Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur, fakat dikkatli olun. Allah kafirlere şüphesiz ağır bir azab hazırlamıştır.

102 Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

102 اور (اے پیغمبر) جب تم ان (مجاہدین کے لشکر) میں ہو اور ان کو نماز پڑھانے لگو تو چاہیئے کہ ان کی ایک جماعت تمہارے ساتھ مسلح ہو کر کھڑی رہے جب وہ سجدہ کرچکیں تو پرے ہو جائیں پھر دوسری جماعت جس نے نماز نہیں پڑھی (ان کی جگہ) آئے اور ہوشیار اور مسلح ہو کر تمہارے ساتھ نماز ادا کرے کافر اس گھات میں ہیں کہ تم ذرا اپنے ہتھیاروں اور سامان سے غافل ہو جاؤ تو تم پر یکبارگی حملہ کردیں اگر تم بارش کے سبب تکلیف میں یا بیمار ہو تو تم پر کچھ گناہ نہیں کہ ہتھیار اتار رکھو مگر ہوشیار ضرور رہنا خدا نے کافروں کے لئے ذلت کا عذاب تیار کر رکھا ہے

102 اور اے نبی ! جب تم مسلمانوں کے درمیان ہو اور (حالتِ جنگ میں) انہیں نماز پڑھانے کھڑے ہو 1تو چاہیے کہ ان میں2 سے ایک گروہ تمہارے ساتھ کھڑا ہو اور اسلحہ لیے رہے، پھر جب وہ سجدہ کرلے تو پیچھے چلا جائے اور دُوسرا گروہ جس نے ابھی نماز نہیں پڑھی ہے آکر تمہارے ساتھ پڑھے اور وہ بھی چوکنّا رہےاور اپنے اسلحہ لیے رہے،3 کیوں کہ کفّار اِس تاک میں ہیں کہ تم اپنے ہتھیاروں اور اپنے سامان کی طرف سے ذرا غافل ہو تو وہ تم پر یک بارگی ٹوٹ پڑیں۔ البتہ اگر تم بارش کی وجہ سے تکلیف محسوس کرو یا بیمار ہو تو اسلحہ رکھ دینے میں مضائقہ نہیں، مگر پھر بھی چوکنّے رہو، یقین رکھو کہ اللہ نے کافروں کے لیے رُسوا کُن عذاب مہیّا کررکھا ہے۔4

فَإِذَا قَضَيۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذۡكُرُواۡ ٱللَّهَ قِيَـٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمۡ‌ۚ فَإِذَا ٱطۡمَأۡنَنتُمۡ فَأَقِيمُواۡ ٱلصَّلَوٰةَ‌ۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتۡ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ كِتَـٰبًا مَّوۡقُوتًا ١٠٣

Then whenzamanپھر جبfa-idhāyou (have) finishedbitirdiğinizپورا کرچکو تمqaḍaytumuthe prayernamazıنمازl-ṣalatathen rememberanınتو یاد کروfa-udh'kurūAllahAllah'ıاللہ کوl-lahastandingayaktaکھڑے ہو کرqiyāmanand sittingve oturarakاوربیٹھے ہوئےwaquʿūdanand (lying) onve üzerinde (uzanarak)اوپرwaʿalāyour sidesyanlarınızاپنے پہلووں کےjunūbikumBut whenzamanپھر جبfa-idhāyou are securegüvene kavuştuğunuzتم اطمینان میں آجاوiṭ'manantumthen establish(tam) kılınتو قائم کروfa-aqīmūthe (regular) prayernamazıنمازl-ṣalataIndeedşüphesizبیشکinnathe prayernamazنمازl-ṣalataisüzerineہےkānatonپرʿalāthe believersmü'minlerمومنوں پرl-mu'minīnaprescribedfarz kılınmıştırفرضkitāban(at) fixed timesvakitli olarakوقت کی پابندی کے ساتھmawqūtan

103 And when you have completed the prayer, remember Allah standing, sitting, or [lying] on your sides. But when you become secure, re-establish [regular] prayer. Indeed, prayer has been decreed upon the believers a decree of specified times.

103 Namazı kıldıktan başka, Allah'ı ayakta iken, otururken, yan yatarken de anın. Emniyete kavuştuğunuzda, namazı gereğince kılın. Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır.

103 O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.

103 پھر جب تم نماز تمام کرچکو تو کھڑے اور بیٹھے اور لیٹے (ہر حالت میں) خدا کو یاد کرو پھر جب خوف جاتا رہے تو (اس طرح سے) نماز پڑھو (جس طرح امن کی حالت میں پڑھتے ہو) بےشک نماز کا مومنوں پر اوقات (مقررہ) میں ادا کرنا فرض ہے

103 پھر جب نماز سے فارغ ہو جاؤ تو کھڑے اور بیٹھے اور لیٹے، ہر حال میں اللہ کو یاد کرتے رہو اور جب اطمینان نصیب ہو جائے تو پوری نماز پڑھو نما ز در حقیقت ایسا فرض ہے جو پابندی وقت کے ساتھ اہل ایمان پر لازم کیا گیا ہے

وَلَا تَهِنُواۡ فِى ٱبۡتِغَآءِ ٱلۡقَوۡمِ‌ۖ إِن تَكُونُواۡ تَأۡلَمُونَ فَإِنَّهُمۡ يَأۡلَمُونَ كَمَا تَأۡلَمُونَ‌ۖ وَتَرۡجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرۡجُونَ‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ١٠٤

And (do) notgevşeklik göstermeyinاور نہwalābe weakتم سستی کرو۔ کمزوری دکھاؤtahinūintakibetmekteمیںpursuitتعاقبib'tighāi(of) the peopleo topluluğuگروہ کےl-qawmiIfeğerاگرinyou aresizہو تمtakūnūsufferingacı çekiyorsanuzتکلیف اٹھاتےtalamūnathen indeed, theyonlar daتو بیشک وہfa-innahumare (also) sufferingacı çekmektedirlerوہ بھی تکلیف اٹھاتے ہیںyalamūnalike whatgibiجیسا کہkamāyou are sufferingsizin acı çektiğinizتم تکلیف اٹھاتے ہوtalamūnawhile you (have) hopeve siz ummaktasınızاور تم امید رکھتے ہوwatarjūnafromAllah'tanسےminaAllahاللہl-lahiwhatşeyleriجوnotonların ummayacaklarıنہیںthey hopeوہ امید رکھتےyarjūnaAnd isAlahاور ہےwakānaAllahاللہl-lahuAll-Knowingbilendirعلم والاʿalīmanAll-Wisehüküm ve hikmet sahibidirحکمت والاḥakīman

104 And do not weaken in pursuit of the enemy. If you should be suffering - so are they suffering as you are suffering, but you expect from Allah that which they expect not. And Allah is ever Knowing and Wise.

104 Düşman milleti kovalamakta gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; oysa siz Allah'tan onların beklemedikleri şeyleri bekliyorsunuz. Allah Bilendir, Hakim olandır.

104 Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

104 اور کفار کا پیچھا کرنے میں سستی نہ کرنا اگر تم بےآرام ہوتے ہو تو جس طرح تم بےآرام ہوتے ہو اسی طرح وہ بھی بےآرام ہوتے ہیں اور تم خدا سے ایسی ایسی امیدیں رکھتے ہو جو وہ نہیں رکھ سکتے اور خدا سب کچھ جانتا اور (بڑی) حکمت والا ہے

104 اِس گروہ 1کے تعاقب میں کمزوری نہ دکھاوٴ۔ اگر تم تکلیف اُٹھارہے ہو تو تمہاری طرح وہ بھی تکلیف اُٹھارہے ہیں۔ اور تم اللہ سے اُس چیز کے اُمّیدوار ہو جس کے وہ اُمّیدوار نہیں ہیں۔2 اللہ سب کچھ جانتا ہے اور وہ حکیم و دانا ہے

إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَـٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِتَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُ‌ۚ وَلَا تَكُن لِّلۡخَآئِنِينَ خَصِيمًا ١٠٥

Indeedmuhakkak bizبیشک ہم نےinnāWe (have) sent downindirdik kiہم نے نازل کیanzalnāto yousanaآپ کی طرفilaykathe BookKitabıکتابl-kitābawith the truthgerçek ileساتھ حق کےbil-ḥaqiso that you may judgehüküm veresin diyeتاکہ تو فیصلہ کرےlitaḥkumabetweenarasındaکے درمیانbaynathe peopleinsanlarلوگوںl-nāsiwith whatbiçimdeساتھ اس کے جوbimāhas shown yousana gösterdiğiدکھایا تجھ کوarākaAllahAllah'ınاللہ نےl-lahuAnd (do) notolmaاور نہwalābeتم ہوناtakunfor the deceitfulhainlerinخیانت کرنے والوں کے لیےlil'khāinīnaa pleadersavunucusuجھگڑا کرنے والاkhaṣīman

105 Indeed, We have revealed to you, [O Muhammad], the Book in truth so you may judge between the people by that which Allah has shown you. And do not be for the deceitful an advocate.

105 Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.

105 Biz sana Kitab (Kur'ân)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!

105 (اے پیغمبر) ہم نے تم پر سچی کتاب نازل کی ہے تاکہ خدا کی ہدایت کے مطابق لوگوں کے مقدمات میں فیصلہ کرو اور (دیکھو) دغابازوں کی حمایت میں کبھی بحث نہ کرنا

105 اے نبیؐ !1 ہم نے یہ کتاب حق کے ساتھ تمہاری طرف نازل کی ہے تاکہ جو راہِ راست اللہ نے تمہیں دکھائی ہے اس کے مطابق لوگوں کے درمیان فیصلہ کرو۔ تم بد دیانت لوگوں کی طرف سے جھگڑنے والے نہ بنو

Surah 4 / An-Nisa / The Women سورة النساء 96
And whenve zamanاور جب wa-idhā you aresenہوں آپ kunta among themiçlerindeان میں fīhim and you leadkıldırdığınتو قائم کریں آپ fa-aqamta for themonlaraان کے لیے lahumu the prayernamazıنماز l-ṣalata then let standnamaza dursunتو چاہیے کہ کھڑا ہو faltaqum a groupbir bölükایک گروہ ṭāifatun
of themonlardanان میں سے min'hum with youseninle beraberآپ کے ساتھ maʿaka and let them takeve (yanlarına) alsınlarاور چاہیے کہ وہ لیے رہیں walyakhudhū their armssilahlarını daاپنا اسلحہ asliḥatahum Then whensecde edinceپھر جب fa-idhā they have prostratedوہ سجدہ کریں sajadū then let them begeçsinlerپس چاہیے کہ ہوں falyakūnū
fromarkanızaسے min behind youتمہارے پیچھے warāikum and let come (forward)bu kez gelsinاور چاہے کہ آجائے waltati a group bölükایک گروہ ṭāifatun otherötekiدوسرا ukh'rā (which has) notnamaz kılmayanنہیں lam prayedانہوں نے نماز پڑھی yuṣallū
and let them prayve namaz kılsınlarپس چاہیے کہ نماز پڑھیں falyuṣallū with youseninle beraberآپ کے ساتھ maʿaka and let them takeve alsınlarچاہیے کہ لیے رہیں walyakhudhū their precautionskorunma(tedbir)leriniاپنا بچاؤ ḥidh'rahum and their armsve silahlarını daاور اپنا اسلحہ wa-asliḥatahum Wishedistediler kiچاہتے ہیں wadda those whokimselerوہ لوگ alladhīna
disbelievedinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیا kafarū ifkeşkeکاش law you neglectsiz gaflet etseniz deکہ تم غافل ہوجاؤ taghfulūna [about]silahlarınızdanسے ʿan your armsاپنے اسلحہ asliḥatikum and your baggageve eşyanızdanاور اپنے سازوسامان سے wa-amtiʿatikum so (that) they (can) assaultbirden yapsalarتو وہ جھک پڑیں۔ حملہ کریں fayamīlūna
[upon] youüzerinizeتم پر ʿalaykum (in) an attackbaskınحملہ کرنا۔ جھکنا maylatan singlebirایک ہی بار۔ یکبارگی wāḥidatan But (there is) nobir günah yokturاور نہیں walā blameکوئی گناہ junāḥa upon yousizeتم پر ʿalaykum ifeğerاگر in wassizہے kāna with youتم کو bikum
any troublezahmet çekersenizکوئی تکلیف adhan (because) ofyağmurdanسے min rainبارش maṭarin orya daیا aw you areolursanızہو تم kuntum sickhastaبیمار marḍā thatbırakmanızdaیہ کہ an you lay downتم رکھ دو taḍaʿū your armssilahlarınızıاپنا اسلحہ asliḥatakum
but takeama alınاور لیے رہو wakhudhū your precautionskorunma tedbiriniziاپنا بچاؤ ḥidh'rakum Indeedşüphesizبیشک inna Allahاللہ l-laha has preparedhazırlamıştırاس نے تیار کیا aʿadda for the disbelieverskafirlereکافروں کے لیے lil'kāfirīna a punishmentbir azabعذاب ʿadhāban humiliatingalçaltıcıرسوا کن muhīnan١٠٢
Then whenzamanپھر جب fa-idhā you (have) finishedbitirdiğinizپورا کرچکو تم qaḍaytumu the prayernamazıنماز l-ṣalata then rememberanınتو یاد کرو fa-udh'kurū AllahAllah'ıاللہ کو l-laha standingayaktaکھڑے ہو کر qiyāman and sittingve oturarakاوربیٹھے ہوئے waquʿūdan and (lying) onve üzerinde (uzanarak)اوپر waʿalā
your sidesyanlarınızاپنے پہلووں کے junūbikum But whenzamanپھر جب fa-idhā you are securegüvene kavuştuğunuzتم اطمینان میں آجاو iṭ'manantum then establish(tam) kılınتو قائم کرو fa-aqīmū the (regular) prayernamazıنماز l-ṣalata Indeedşüphesizبیشک inna the prayernamazنماز l-ṣalata
isüzerineہے kānat onپر ʿalā the believersmü'minlerمومنوں پر l-mu'minīna prescribedfarz kılınmıştırفرض kitāban (at) fixed timesvakitli olarakوقت کی پابندی کے ساتھ mawqūtan١٠٣ And (do) notgevşeklik göstermeyinاور نہ walā be weakتم سستی کرو۔ کمزوری دکھاؤ tahinū
intakibetmekteمیں pursuitتعاقب ib'tighāi (of) the peopleo topluluğuگروہ کے l-qawmi Ifeğerاگر in you aresizہو تم takūnū sufferingacı çekiyorsanuzتکلیف اٹھاتے talamūna then indeed, theyonlar daتو بیشک وہ fa-innahum are (also) sufferingacı çekmektedirlerوہ بھی تکلیف اٹھاتے ہیں yalamūna like whatgibiجیسا کہ kamā
you are sufferingsizin acı çektiğinizتم تکلیف اٹھاتے ہو talamūna while you (have) hopeve siz ummaktasınızاور تم امید رکھتے ہو watarjūna fromAllah'tanسے mina Allahاللہ l-lahi whatşeyleriجو notonların ummayacaklarıنہیں they hopeوہ امید رکھتے yarjūna And isAlahاور ہے wakāna Allahاللہ l-lahu All-Knowingbilendirعلم والا ʿalīman
All-Wisehüküm ve hikmet sahibidirحکمت والا ḥakīman١٠٤ Indeedmuhakkak bizبیشک ہم نے innā We (have) sent downindirdik kiہم نے نازل کی anzalnā to yousanaآپ کی طرف ilayka the BookKitabıکتاب l-kitāba with the truthgerçek ileساتھ حق کے bil-ḥaqi so that you may judgehüküm veresin diyeتاکہ تو فیصلہ کرے litaḥkuma betweenarasındaکے درمیان bayna
the peopleinsanlarلوگوں l-nāsi with whatbiçimdeساتھ اس کے جو bimā has shown yousana gösterdiğiدکھایا تجھ کو arāka AllahAllah'ınاللہ نے l-lahu And (do) notolmaاور نہ walā beتم ہونا takun for the deceitfulhainlerinخیانت کرنے والوں کے لیے lil'khāinīna a pleadersavunucusuجھگڑا کرنے والا khaṣīman١٠٥
٩٦
‹ 94page 95 of the printed Mushaf96 ›