يُرِيدُونَ أَن يَخۡرُجُواۡ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَـٰرِجِينَ مِنۡهَا‌ۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ مُّقِيمٌ ٣٧

They will wishisterlerوہ چاہیں گےyurīdūnathatçıkmakکہanthey come outوہ نکل جائیںyakhrujūofateştenسےminathe Fireآگl-nāribut notve değillerdirاور نہیں ہوں گےwamātheyonlarوہhumwill come outçıkacakنکلنے والےbikhārijīnaof itoradanاس سےmin'hāAnd for themve onlar için vardırاور ان کے لیےwalahum(is) a punishmentbir azabعذاب ہےʿadhābunlastingsürekliدائمی۔ قائم رہنے والاmuqīmun

37 They will wish to get out of the Fire, but never are they to emerge therefrom, and for them is an enduring punishment.

37 Ateşten çıkmak isterler, çıkamazlar. Onlara sürekli azab vardır.

37 Cehennem ateşinden çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır.

37 (ہر چند) چاہیں گے کہ آگ سے نکل جائیں مگر اس سے نہیں نکل سکیں گے اور ان کے لئے ہمیشہ کا عذاب ہے

37 وہ چاہیں گے کہ دوزخ کی آگ سے نکل بھاگیں مگر نہ نکل سکیں گے اور انہیں قائم رہنے والا عذاب دیا جائے گا

وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقۡطَعُوٓاۡ أَيۡدِيَهُمَا جَزَآءَۢ بِمَا كَسَبَا نَكَـٰلاً مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ٣٨

And (for) the male thiefve hırsızlık eden erkeğinاور جو چور مرد ہےwal-sāriquand the female thief ve hırsızlık eden kadınınاور جو چور عورت ہےwal-sāriqatu[then] cut offkesinپس کاٹ دوfa-iq'ṭaʿūtheir handselleriniان دونوں کے ہاتھaydiyahumā(as) a recompensebir ceza olarakجزا ہےjazāanfor whatkarşılıkبوجہ اس کے جوbimāthey earnedyaptıklarınaان دونوں نے کمائی کیkasabā(as) an exemplary (punishment)ibret vericiعبرت ناک سزا ہے۔ باعث عبرت سزا ہےnakālanfromAllahtanسےminaAllahاللہ کی طرفl-lahiAnd Allahve Allahاور اللہwal-lahu(is) All-Mightydaima üstündürزبردست ہےʿazīzunAll-Wisehüküm ve hikmet sahibidirحکمت والا ہےḥakīmun

38 [As for] the thief, the male and the female, amputate their hands in recompense for what they committed as a deterrent [punishment] from Allah. And Allah is Exalted in Might and Wise.

38 Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.

38 Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'dan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir.

38 اور جو چوری کرے مرد ہو یا عورت ان کے ہاتھ کاٹ ڈالو یہ ان کے فعلوں کی سزا اور خدا کی طرف سے عبرت ہے اور خدا زبردست (اور) صاحب حکمت ہے

38 اور چور، خواہ عورت ہو یا مرد، دونوں کے ہاتھ کاٹ دو،1 یہ اُن کی کمائی کا بدلہ ہے اور اللہ کی طرف سے عبرت ناک سزا۔ اللہ کی قدرت سب پر غالب ہے اور وہ دانا ہ بینا ہے

فَمَن تَابَ مِنۢ بَعۡدِ ظُلۡمِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيۡهِ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٣٩

But whoeverkimتو جو کوئیfamanrepentedtevbe ederتوبہ کرےtābafromsonraminafterبعدbaʿdihis wrongdoingyaptığı haksızlıktanاپنے ظلم کے (بعد)ẓul'mihiand reformsve uslanırsaاور اصلاح کرلےwa-aṣlaḥathen indeedşüphesizتو بیشکfa-innaAllahاللہl-lahawill turn in forgivenesstevbesini kabul ederمہربان ہوتا ہےyatūbuto himonunاس پرʿalayhiIndeedşüphesizبیشکinnaAllahاللہl-laha(is) Oft-ForgivingbağışlayanغفورghafūrunMost Mercifulacıyandırرحیم ہےraḥīmun

39 But whoever repents after his wrongdoing and reforms, indeed, Allah will turn to him in forgiveness. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful.

39 Ettiği zulümden sonra tevbe edip düzelen kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah şüphesiz Bağışlayan'dır, merhametli olandır.

39 Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder, halini düzeltirse, şüphesiz Allah, onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.

39 اور جو شخص گناہ کے بعد توبہ کرے اور نیکوکار ہو جائے تو خدا اس کو معاف کر دے گا کچھ شک نہیں کہ خدا بخشنے والا مہربان ہے

39 پھر جو ظلم کرنے کے بعد توبہ کرے اور اپنی اصلاح کرلے تو اللہ کی نظرِ عنایت پھر اس پر مائل ہوجائے گی،1 اللہ بہت درگزر کرنے والا اور رحم فرمانے والا ہے

أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىۡءٍ قَدِيرٌ ٤٠

Do notbilmez misin kiکیا نہیںalamyou knowتم نے جاناtaʿlamthatşüphesizبیشکannaAllahAllah'aاللہl-lahato Him (belongs)aittirاس کے لیے ہےlahu(the) dominionmülküبادشاہتmul'ku(of) the heavensgöklerinآسمانوں کیl-samāwātiand the earthve yerinاور زمین کیwal-arḍiHe punishesazabederعذاب دے گا۔ دیتا ہےyuʿadhibuwhomkimseyeجس کوmanHe willsdilediğiچاہے گا۔ چاہتا ہےyashāuand He forgivesve bağışlarاور بخش دے گا۔ دیتا ہےwayaghfiru[to] whomkimseyiواسطے جس کےlimanHe willsdilediğiوہ چاہے گا۔ چاہتا ہےyashāuAnd AllahAllahاور اللہwal-lahu(is) onüzerineاوپرʿalāeveryherہرkullithingşeyچیز کےshayinAll-Powerfulkadirdirقدرت رکھنے والا ہےqadīrun

40 Do you not know that to Allah belongs the dominion of the heavens and the earth? He punishes whom He wills and forgives whom He wills, and Allah is over all things competent.

40 Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azabeder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye Kadir'dir.

40 Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu, dilediğine azap edip dilediğini de bağışladığını bilmedin mi? Allah herşeye kâdirdir.

40 کیا تم کو معلوم نہیں کہ آسمانوں اور زمین میں خدا ہی کی سلطنت ہے؟ جس کو چاہے عذاب کرے اور جسے چاہے بخش دے اور خدا ہر چیز پر قادر ہے

40 کیا تم جانتے نہیں ہو کہ اللہ زمین اور آسمانوں کی سلطنت کا مالک ہے؟ جسے چاہے سزا دے اور جسے چاہے معاف کر دے، وہ ہر چیز کا اختیار رکھتا ہے

۞يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحۡزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلۡكُفۡرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاۡ ءَامَنَّا بِأَفۡوٰهِهِمۡ وَلَمۡ تُؤۡمِن قُلُوبُهُمۡ‌ۛ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُواۡ‌ۛ سَمَّـٰعُونَ لِلۡكَذِبِ سَمَّـٰعُونَ لِقَوۡمٍ ءَاخَرِينَ لَمۡ يَأۡتُوكَ‌ۖ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ مِنۢ بَعۡدِ مَوَاضِعِهِۦ‌ۖ يَقُولُونَ إِنۡ أُوتِيتُمۡ هَـٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمۡ تُؤۡتَوۡهُ فَٱحۡذَرُواۡ‌ۚ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتۡنَتَهُۥ فَلَن تَمۡلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيۡــًٔا‌ۚ أُوۡلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمۡ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمۡ‌ۚ لَهُمۡ فِى ٱلدُّنۡيَا خِزۡىٌ‌ۖ وَلَهُمۡ فِى ٱلۡأَخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ٤١

OEyاےyāayyuhāMessengerElçiرسولl-rasūluLet notseni üzmesinنہgrieve youغمگین کریں آپ کوyaḥzunkathose whokimselerوہ لوگalladhīnahastenyarış eden(ler)جو دوڑ دھوپ کرتے ہیںyusāriʿūnain (to)küfürdeمیں[the] disbelief کفرl-kuf'riofonlar kiسےminathose whoان لوگوں میں سےalladhīnasaidderlerجو کہتے ہیںqālūWe believeinandıkہم ایمان لائےāmannāwith their mouthsağızlariyleاپنے مونہوں سےbi-afwāhihimand notinanmamış ikenحالانکہ نہیںwalambelieveایمان لائےtu'mintheir heartskalbleriان کے دلqulūbuhumand fromve arasındaاور میں سےwaminathose whoolanlarان لوگوں (میں سے)alladhīna(are) Jewsyahudi(ler)جو یہودی بن بیٹھے۔ یہودی ہوئےhādūThey (are) listenerskulak verirlerبہت زیادہ سننے والے ہیںsammāʿūnato falsehoodyalanaجھوٹ کے لیے ۔ کوlil'kadhibi(and) listenerskulak verirlerبہت زیادہ سننے والے ہیںsammāʿūnafor peoplebir kavmeقوم کے لیےliqawminotherbaşkaدوسری (قوم کے لیے)ākharīna(who have) notsana gelmemiş olanنہیںlamcome to youوہ آتے آپ کے پاسyatūkaThey distortonlar kaydırırlarوہ پھیر دیتے ہیںyuḥarrifūnathe wordskelimeleriباتوں کوl-kalimafrombazısınınminafterبعدbaʿditheir contextyerlerindenان کی جگہیں (مقرر ہونے کے)mawāḍiʿihisayingderlerوہ کہتے ہیںyaqūlūnaIfeğerاگرinyou are givensize verilirseدیے جاؤ تمūtītumthisbuیہhādhā[so] take italınتو لے لو اس کوfakhudhūhubut ifve eğerاور اگرwa-innotverilmezseنہlamyou are given itتم دیے جاؤ اس کوtu'tawhuthen bewaresakınınتو چھوڑ دو ۔ بچو۔ محتاط رہوfa-iḥ'dharūAnd (for) whomve biriniاور جس سےwamanintendsisterseارادہ کرلےyuridiAllahاللہl-lahuhis trialşaşırtmakاس کی آزمائش کاfit'natahuthen neversen yapamazsınتو ہرگز نہیںfalanwill you have powerتم مالک ہوسکتےtamlikafor himonun içinاس کے لیےlahuagainstkarşıسےminaAllahAllah'aاللہ کی طرفl-lahianythinghiçbir şeyکسی چیز کےshayanThoseişte onlarیہی لوگulāika(are) the oneso kimseler kiوہ لوگ ہیںalladhīnaneveristememiştirنہیںlamwill intendارادہ رکھتاyuridiAllahاللہl-lahuthattemizlemesiniکہanHe purifiesپاک کرےyuṭahhiratheir heartskalbleriniان کے دلوں کوqulūbahumFor themonlar için vardırان کے لیےlahumindünyadaمیںthe worldدنیاl-dun'yā(is) disgracerezillikرسوائی ہےkhiz'yunand for themve onlar için vardırاور ان کے لیےwalahuminahirette deمیںthe Hereafterآخرت میںl-ākhirati(is) a punishmentbir azabعذاب ہےʿadhābungreatbüyükبڑاʿaẓīmun

41 O Messenger, let them not grieve you who hasten into disbelief of those who say, "We believe" with their mouths, but their hearts believe not, and from among the Jews. [They are] avid listeners to falsehood, listening to another people who have not come to you. They distort words beyond their [proper] usages, saying "If you are given this, take it; but if you are not given it, then beware." But he for whom Allah intends fitnah - never will you possess [power to do] for him a thing against Allah. Those are the ones for whom Allah does not intend to purify their hearts. For them in this world is disgrace, and for them in the Hereafter is a great punishment.

41 Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyla, "İnandık" diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, "Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının" derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azab vardır.

41 Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.

41 اے پیغمبر! جو لوگ کفر میں جلدی کرتے ہیں (کچھ تو) ان میں سے (ہیں) جو منہ سے کہتے ہیں کہ ہم مومن ہیں لیکن ان کے دل مومن نہیں ہیں اور (کچھ) ان میں سے جو یہودی ہیں ان کی وجہ سے غمناک نہ ہونا یہ غلط باتیں بنانے کے لیے جاسوسی کرتے پھرتے ہیں اور ایسے لوگوں (کے بہکانے) کے لیے جاسوس بنے ہیں جو ابھی تمہارے پاس نہیں آئے (صحیح) باتوں کو ان کے مقامات (میں ثابت ہونے) کے بعد بدل دیتے ہیں (اور لوگوں سے) کہتے ہیں کہ اگر تم کو یہی (حکم) ملے تو اسے قبول کر لینا اور اگر یہ نہ ملے تو اس سے احتراز کرنا اور اگر کسی کو خدا گمراہ کرنا چاہے تو اس کے لیے تم کچھ بھی خدا سے (ہدایت کا) اختیار نہیں رکھتے یہ وہ لوگ ہیں جن کے دلوں کو خدا نے پاک کرنا نہیں چاہا ان کے لیے دنیا میں بھی ذلت ہے اور آخرت میں بھی بڑا عذاب ہے

41 اے پیغمبرؐ ! تمہارے لیے باعث رنج نہ ہوں وہ لوگ جو کفر کی راہ میں بڑی تیزگامی دکھا رہے ہیں۔1 خواہ وہ اُن میں سے ہوں جو منّہ سے کہتے ہیں، ہم ایمان لائے مگر دل اُن کے ایمان نہیں لائے، یا اُن میں سے ہوں جو یہودی بن گئے ہیں، جن کا حال یہ ہے کہ جُھوٹ کے لیے کان لگاتے ہیں،2 اور دُوسرے لوگوں کی خاطر، جو تمہارے پاس کبھی نہیں آئے، سُن گُن لیتے پھرتے ہیں،3 کتاب اللہ کے الفاظ کو اُن کا صحیح محل متعیّن ہونے کے باوجود اصل معنی سے پھیرتے ہیں،4 اور لوگوں سے کہتے ہیں کہ اگر تمہیں یہ حکم دیا جائے تو مانو، نہیں تو نہ مانو۔5 جسے اللہ ہی نے فتنہ میں ڈالنے کا ارادہ کرلیاہو اس کو اللہ کی گرفت سے بچانے کے لیے تم کچھ نہیں کرسکتے،6یہ وہ لوگ ہیں جن کے دلوں کو اللہ نے پاک کرنا نہ چاہا،7 ان کے لیے دُنیا میں رُسوائی ہے اور آخرت میں سخت سزا

Surah 5 / Al-Ma'idah / The Table Spread سورة المائدة 115
They will wishisterlerوہ چاہیں گے yurīdūna thatçıkmakکہ an they come outوہ نکل جائیں yakhrujū ofateştenسے mina the Fireآگ l-nāri but notve değillerdirاور نہیں ہوں گے wamā theyonlarوہ hum will come outçıkacakنکلنے والے bikhārijīna of itoradanاس سے min'hā
And for themve onlar için vardırاور ان کے لیے walahum (is) a punishmentbir azabعذاب ہے ʿadhābun lastingsürekliدائمی۔ قائم رہنے والا muqīmun٣٧ And (for) the male thiefve hırsızlık eden erkeğinاور جو چور مرد ہے wal-sāriqu and the female thief ve hırsızlık eden kadınınاور جو چور عورت ہے wal-sāriqatu [then] cut offkesinپس کاٹ دو fa-iq'ṭaʿū
their handselleriniان دونوں کے ہاتھ aydiyahumā (as) a recompensebir ceza olarakجزا ہے jazāan for whatkarşılıkبوجہ اس کے جو bimā they earnedyaptıklarınaان دونوں نے کمائی کی kasabā (as) an exemplary (punishment)ibret vericiعبرت ناک سزا ہے۔ باعث عبرت سزا ہے nakālan fromAllahtanسے mina Allahاللہ کی طرف l-lahi And Allahve Allahاور اللہ wal-lahu (is) All-Mightydaima üstündürزبردست ہے ʿazīzun All-Wisehüküm ve hikmet sahibidirحکمت والا ہے ḥakīmun
٣٨ But whoeverkimتو جو کوئی faman repentedtevbe ederتوبہ کرے tāba fromsonra min afterبعد baʿdi his wrongdoingyaptığı haksızlıktanاپنے ظلم کے (بعد) ẓul'mihi and reformsve uslanırsaاور اصلاح کرلے wa-aṣlaḥa then indeedşüphesizتو بیشک fa-inna Allahاللہ l-laha will turn in forgivenesstevbesini kabul ederمہربان ہوتا ہے yatūbu
to himonunاس پر ʿalayhi Indeedşüphesizبیشک inna Allahاللہ l-laha (is) Oft-Forgivingbağışlayanغفور ghafūrun Most Mercifulacıyandırرحیم ہے raḥīmun٣٩ Do notbilmez misin kiکیا نہیں alam you knowتم نے جانا taʿlam thatşüphesizبیشک anna AllahAllah'aاللہ l-laha to Him (belongs)aittirاس کے لیے ہے lahu (the) dominionmülküبادشاہت mul'ku
(of) the heavensgöklerinآسمانوں کی l-samāwāti and the earthve yerinاور زمین کی wal-arḍi He punishesazabederعذاب دے گا۔ دیتا ہے yuʿadhibu whomkimseyeجس کو man He willsdilediğiچاہے گا۔ چاہتا ہے yashāu and He forgivesve bağışlarاور بخش دے گا۔ دیتا ہے wayaghfiru [to] whomkimseyiواسطے جس کے liman He willsdilediğiوہ چاہے گا۔ چاہتا ہے yashāu
And AllahAllahاور اللہ wal-lahu (is) onüzerineاوپر ʿalā everyherہر kulli thingşeyچیز کے shayin All-Powerfulkadirdirقدرت رکھنے والا ہے qadīrun٤٠ OEyاے yāayyuhā MessengerElçiرسول l-rasūlu
Let notseni üzmesinنہ grieve youغمگین کریں آپ کو yaḥzunka those whokimselerوہ لوگ alladhīna hastenyarış eden(ler)جو دوڑ دھوپ کرتے ہیں yusāriʿūna in (to)küfürdeمیں [the] disbelief کفر l-kuf'ri ofonlar kiسے mina those whoان لوگوں میں سے alladhīna
saidderlerجو کہتے ہیں qālū We believeinandıkہم ایمان لائے āmannā with their mouthsağızlariyleاپنے مونہوں سے bi-afwāhihim and notinanmamış ikenحالانکہ نہیں walam believeایمان لائے tu'min their heartskalbleriان کے دل qulūbuhum and fromve arasındaاور میں سے wamina those whoolanlarان لوگوں (میں سے) alladhīna
(are) Jewsyahudi(ler)جو یہودی بن بیٹھے۔ یہودی ہوئے hādū They (are) listenerskulak verirlerبہت زیادہ سننے والے ہیں sammāʿūna to falsehoodyalanaجھوٹ کے لیے ۔ کو lil'kadhibi (and) listenerskulak verirlerبہت زیادہ سننے والے ہیں sammāʿūna for peoplebir kavmeقوم کے لیے liqawmin
otherbaşkaدوسری (قوم کے لیے) ākharīna (who have) notsana gelmemiş olanنہیں lam come to youوہ آتے آپ کے پاس yatūka They distortonlar kaydırırlarوہ پھیر دیتے ہیں yuḥarrifūna the wordskelimeleriباتوں کو l-kalima frombazısının min afterبعد baʿdi their contextyerlerindenان کی جگہیں (مقرر ہونے کے) mawāḍiʿihi
sayingderlerوہ کہتے ہیں yaqūlūna Ifeğerاگر in you are givensize verilirseدیے جاؤ تم ūtītum thisbuیہ hādhā [so] take italınتو لے لو اس کو fakhudhūhu but ifve eğerاور اگر wa-in notverilmezseنہ lam you are given itتم دیے جاؤ اس کو tu'tawhu then bewaresakınınتو چھوڑ دو ۔ بچو۔ محتاط رہو fa-iḥ'dharū
And (for) whomve biriniاور جس سے waman intendsisterseارادہ کرلے yuridi Allahاللہ l-lahu his trialşaşırtmakاس کی آزمائش کا fit'natahu then neversen yapamazsınتو ہرگز نہیں falan will you have powerتم مالک ہوسکتے tamlika for himonun içinاس کے لیے lahu againstkarşıسے mina AllahAllah'aاللہ کی طرف l-lahi anythinghiçbir şeyکسی چیز کے shayan
Thoseişte onlarیہی لوگ ulāika (are) the oneso kimseler kiوہ لوگ ہیں alladhīna neveristememiştirنہیں lam will intendارادہ رکھتا yuridi Allahاللہ l-lahu thattemizlemesiniکہ an He purifiesپاک کرے yuṭahhira their heartskalbleriniان کے دلوں کو qulūbahum For themonlar için vardırان کے لیے lahum indünyadaمیں
the worldدنیا l-dun'yā (is) disgracerezillikرسوائی ہے khiz'yun and for themve onlar için vardırاور ان کے لیے walahum inahirette deمیں the Hereafterآخرت میں l-ākhirati (is) a punishmentbir azabعذاب ہے ʿadhābun greatbüyükبڑا ʿaẓīmun٤١
١١٥
‹ 113page 114 of the printed Mushaf115 ›