۞قَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُواۡ مِن قَوۡمِهِۦ لَنُخۡرِجَنَّكَ يَـٰشُعَيۡبُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ مَعَكَ مِن قَرۡيَتِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِى مِلَّتِنَا‌ۚ قَالَ أَوَلَوۡ كُنَّا كَـٰرِهِينَ ٨٨

Saiddediler kiکہاqālathe chiefsileri gelenlerان سرداروں نےl-mala-u(of) those whokimselerجنہوں نےalladhīnawere arrogantbüyüklük taslayanبڑا سمجھا (اپنے آپ کو)is'takbarūamongkavmindenمیں سےminhis peopleاس کی قومqawmihiWe will surely drive you outmutlaka seni çıkarırızالبتہ ہم ضرور نکال دیں گے تجھ کوlanukh'rijannakaO ShuaibEy Şu'aybاے شعیبyāshuʿaybuAnd those whove kimseleriاور ان لوگوں کوwa-alladhīna(have) believedinanan(ları)جو ایمان لائےāmanūwith youseninle beraberتیرے ساتھmaʿakafromkentimizdenسےminour cityاپنی بستیqaryatināorya daیاawyou must returndönersinizالبتہ تم ضرور پلٹو گےlataʿūdunnatodinimizeمیںour religionہماری ملتmillatināHe saiddedi kiاس نے کہاqālaEven ifbile mi?کیا بھلا اگرچہawalawwe arebizہوں ہمkunnā(the) ones who hate (it)istemezsekناپسند کرنے والےkārihīna

88 Said the eminent ones who were arrogant among his people, "We will surely evict you, O Shu'ayb, and those who have believed with you from our city, or you must return to our religion." He said, "Even if we were unwilling?"

88 Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.

88 Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şu'ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?)"

88 (تو) ان کی قوم میں جو لوگ سردار اور بڑے آدمی تھے، وہ کہنے لگے کہ شعیب! (یا تو) ہم تم کو اور جو لوگ تمہارے ساتھ ایمان لائے ہیں، ان کو اپنے شہر سے نکال دیں گے۔ یا تم ہمارے مذہب میں آجاؤ۔ انہوں نے کہا خواہ ہم (تمہارے دین سے) بیزار ہی ہوں (تو بھی؟)

88 اس کی قوم کے سرداروں نے، جو اپنی بڑائی کے گھمنڈ میں مبتلا تھے، ا س سے کہا کہ "اے شعیبؑ، ہم تجھے اور اُن لوگوں کو جو تیرے ساتھ ایمان لائے ہیں اپنی بستی سے نکال دیں گے ورنہ تم لوگوں کو ہماری ملت میں واپس آنا ہوگا" شعیبؑ نے جواب دیا "کیا زبردستی ہمیں پھیرا جائے گا خواہ ہم راضی نہ ہوں؟

قَدِ ٱفۡتَرَيۡنَا عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا إِنۡ عُدۡنَا فِى مِلَّتِكُم بَعۡدَ إِذۡ نَجَّـٰنَا ٱللَّهُ مِنۡهَا‌ۚ وَمَا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّعُودَ فِيهَآ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّنَا‌ۚ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَىۡءٍ عِلۡمًا‌ۚ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡنَا‌ۚ رَبَّنَا ٱفۡتَحۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَ قَوۡمِنَا بِٱلۡحَقِّ وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡفَـٰتِحِينَ ٨٩

Verilymuhakkakتحقیقqadiwe would have fabricatedatmış oluruzگھڑ لیا ہم نےif'taraynāagainstüzerineپرʿalāAllahAllah'ınاللہl-lahia lieyalanجھوٹkadhibanifeğerاگرinwe returnedtekrar ona dönersekہم پلٹیںʿud'nāinsizin dininizeمیںyour religionتمہاری ملتmillatikumaftersonraبعد اس کےbaʿda[when]ne zaman kiجبidhsaved usbizi kurtardıنجات دی ہم کوnajjānāAllahاللہ نےl-lahufrom itondanاس سےmin'hāAnd notdeğildirاور نہیںwamāit ismümkünہےyakūnufor usbizim içinہمارے لیےlanāthatdönmemizکہanwe returnہم پلٹیںnaʿūdain itonaاس میںfīhāexceptdışındaمگرillāthatdilemesiیہ کہanwillsچاہےyashāaAllah اللہl-lahuour LordRabbimizجو رب ہے ہماراrabbunāEncompasseskuşatmıştırوسعت والا ہےwasiʿa(by) Our LordRabbimizہمارا ربrabbunāeveryherہرkullathingşeyiچیز پرshayin(in) knowledgebilgiceعلم کے اعتبار سےʿil'manUponAllah'aپرʿalāAllahاللہ ہیl-lahiwe put our trustdayanmışızتوکل کیا ہم نےtawakkalnāOur LordRabbimizاے ہمارے ربrabbanāDecideaç(ığa çıkar)فیصلہ کردےif'taḥbetween usaramızıہمارے درمیانbaynanāand betweenve arasınıاور ہماری کے درمیانwabaynaour peoplekavmimizinقومqawmināin truthgerçekleحق کے ساتھbil-ḥaqiand Youmuhakkak ki senاور توwa-anta(are the) Besten iyisisinبہترینkhayru(of) those who Decideaç(ığa çıkar)anlanınفیصلہ کرنے والا ہےl-fātiḥīna

89 We would have invented against Allah a lie if we returned to your religion after Allah had saved us from it. And it is not for us to return to it except that Allah, our Lord, should will. Our Lord has encompassed all things in knowledge. Upon Allah we have relied. Our Lord, decide between us and our people in truth, and You are the best of those who give decision."

89 Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.

89 (Andolsun ki), Allah bizi ondan (kâfirlikten) kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek, Allah'a karşı iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah'ın dilemesi hali müstesna geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.

89 اگر ہم اس کے بعد کہ خدا ہمیں اس سے نجات بخش چکا ہے تمہارے مذہب میں لوٹ جائیں تو بےشک ہم نے خدا پر جھوٹ افتراء باندھا۔ اور ہمیں شایاں نہیں کہ ہم اس میں لوٹ جائیں ہاں خدا جو ہمارا پروردگار ہے وہ چاہے تو (ہم مجبور ہیں)۔ ہمارے پروردگار کا علم ہر چیز پر احاطہ کیے ہوئے ہے۔ ہمارا خدا ہی پر بھروسہ ہے۔ اے پروردگار ہم میں اور ہماری قوم میں انصاف کے ساتھ فیصلہ کردے اور تو سب سے بہتر فیصلہ کرنے والا ہے

89 ہم اللہ پر جھوٹ گھڑنے والے ہوں گے اگر تمہاری مِلّت میں پلٹ آئیں جبکہ اللہ ہمیں اس سے نجات دے چکا ہے۔ ہمارے لیے تو اس کی طرف پلٹنا اب کسی طرح ممکن نہیں اِلّا یہ کہ خدا ہمارا ربّ ہی ایسا چاہے 1،ہمارے ربّ کا علم ہر چیز پر حاوی ہے، اُسی پر ہم نے اعتماد کر لیا، اے ربّ! ہمارےاور ہماری قوم کے درمیان ٹھیک ٹھیک فیصلہ کر دے اور تُو بہترین فیصلہ کرنے والا ہے۔“

وَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ مِن قَوۡمِهِۦ لَئِنِ ٱتَّبَعۡتُمۡ شُعَيۡبًا إِنَّكُمۡ إِذًا لَّخَـٰسِرُونَ ٩٠

And saidve dediler kiاور کہاwaqālathe chiefsileri gelenlerان سرداروں نےl-mala-u(of) those whokimselerجنہوں نےalladhīnadisbelievedinkar edenکفر کیاkafarūamongkavmindenاس کیminhis peopleقوم میں سےqawmihiIfeğerالبتہ اگرla-iniyou followuyarsanızپیروی کی تم نےittabaʿtumShuaibŞu'ayb'eشعیب کیshuʿaybanindeed, youmuhakkak sizبیشک تمinnakumthenziyana uğrarsınızجبidhan(will be) certainly losersالبتہ خسارہ پانے والے ہوlakhāsirūna

90 Said the eminent ones who disbelieved among his people, "If you should follow Shu'ayb, indeed, you would then be losers."

90 Milletinin inkar eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz" dediler.

90 Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Eğer Şu'ayb'a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız."

90 اور ان کی قوم میں سے سردار لوگ جو کافر تھے، کہنے لگے (بھائیو) اگر تم نے شعیب کی پیروی کی تو بےشک تم خسارے میں پڑگئے

90 اس کی قوم کے سرداروں نے ، جو اس کی بات ماننےسے انکار کر چکے تھے، آپس میں کہا”اگر تم نے شعیب ؑ کی پیروی قبول کرلی تو برباد ہو جاوٴ 1گے۔“

فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ فَأَصۡبَحُواۡ فِى دَارِهِمۡ جَـٰثِمِينَ ٩١

Then seized themderken onları yakalayıverdiپس پکڑ لیا ان کوfa-akhadhathumuthe earthquakeo müthiş sarsıntıزلزلے نےl-rajfatuthen they becameçökekaldılarتو صبح کی انہوں نےfa-aṣbaḥūinyurtlarındaمیںtheir home(s)اپنے گھروںdārihimfallen pronediz üstüاوندھے منہjāthimīna

91 So the earthquake seized them, and they became within their home [corpses] fallen prone.

91 Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.

91 Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

91 تو ان کو بھونچال نے آپکڑا اور وہ اپنے گھروں میں اوندھے پڑے رہ گئے

91 مگر ہوا یہ کہ ایک دہلا دینے والی آفت نے اُن کو آ لیا اور وہ اپنے گھروں میں اوندھے پڑے کے پڑے رہ گئے

ٱلَّذِينَ كَذَّبُواۡ شُعَيۡبًا كَأَن لَّمۡ يَغۡنَوۡاۡ فِيهَا‌ۚ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواۡ شُعَيۡبًا كَانُواۡ هُمُ ٱلۡخَـٰسِرِينَ ٩٢

Those whokimselerوہ لوگalladhīnadeniedyalanlayanجنہوں نے جھٹلایاkadhabūShuaibŞu'ayb'iشعیب کوshuʿayban(became) as ifsanki gibi oldularگویا کہka-annothiç oturmamışنہlamthey (had) livedوہ بسے تھےyaghnawthereinoradaاس میںfīhāThose whokimselerوہ لوگalladhīnadeniedyalanlayanجنہوں نے جھٹلایاkadhabūShuaibŞu'ayb'iشعیب کوshuʿaybanthey wereoldularوہ تھےkānūthemonlarوہhumuthe losersziyana uğrayanlarجو خسارہ پانے والے ہیںl-khāsirīna

92 Those who denied Shu'ayb - it was as though they had never resided there. Those who denied Shu'ayb - it was they who were the losers.

92 Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu.

92 Şu'ayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç şenlik tutmamış gibi oldular. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.

92 (یہ لوگ) جنہوں نے شعیب کی تکذیب کی تھی ایسے برباد ہوئے تھے کہ گویا وہ ان میں کبھی آباد ہی نہیں ہوئے تھے (غرض) جنہوں نے شعیب کو جھٹلایا وہ خسارے میں پڑگئے

92 جن لوگوں نے شعیب ؑ کو جُھٹلایا وہ ایسے مِٹے کہ گویا کبھی ان گھروں میں بسے ہی نہ تھے۔ شعیب ؑ کے جُھٹلانے والے ہی آخرِکار برباد ہو کر رہے۔1

فَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَـٰقَوۡمِ لَقَدۡ أَبۡلَغۡتُكُمۡ رِسَـٰلَـٰتِ رَبِّى وَنَصَحۡتُ لَكُمۡ‌ۖ فَكَيۡفَ ءَاسَىٰ عَلَىٰ قَوۡمٍ كَـٰفِرِينَ ٩٣

So he turned awayöteye döndüتو منہ موڑ گیاfatawallāfrom themonlardanان سےʿanhumand saidve dediاور کہاwaqālaO my peopleEy kavmimاے میری قومyāqawmiVerilyandolsunالبتہ تحقیقlaqadI (have) conveyed to youben size duyurdumمیں نے پہنچا دیئے تم کوablaghtukum(the) Messagesmesajlarınıپیغاماتrisālāti(of) my LordRabbiminاپنے رب کےrabbīand advisedve öğüt verdimاور میں نے خیر خواہی کیwanaṣaḥtu[to] yousizeتمہاریlakumSo how couldartık nasılتو کس طرحfakayfaI grieveacırımمیں افسوس کروںāsāforbir kavmeپرʿalāa peopleقومqawmin(who are) disbelieverskafirکافرkāfirīna

93 And he turned away from them and said, "O my people, I had certainly conveyed to you the messages of my Lord and advised you, so how could I grieve for a disbelieving people?"

93 Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi.

93 (Şu'ayb) onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırım?"

93 تو شعیب ان میں سے نکل آئے اور کہا کہ بھائیو میں نے تم کو اپنے پروردگار کے پیغام پہنچا دیئے ہیں اور تمہاری خیرخواہی کی تھی۔ تو میں کافروں پر (عذاب نازل ہونے سے) رنج وغم کیوں کروں

93 اور شعیبؑ یہ کہہ کر ان کی بستیوں سے نِکل گیا کہ ”اے برادرانِ قوم، میں نے اپنے ربّ کے پیغامات تمہیں پہنچا دیے اور تمہاری خیر خواہی کا حق ادا کر دیا۔ اب میں اُس قوم پر کیسے افسوس کروں جو قبولِ حق سے انکار کرتی ہے۔1“

وَمَآ أَرۡسَلۡنَا فِى قَرۡيَةٍ مِّن نَّبِىٍّ إِلَّآ أَخَذۡنَآ أَهۡلَهَا بِٱلۡبَأۡسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمۡ يَضَّرَّعُونَ ٩٤

And notveاور نہیںwamāWe sentgöndermedikبھیجا ہم نےarsalnāinbir ülkeyeمیںa cityکسی بستیqaryatinanyhiçbirسےminProphetpeygamberکوئی نبیnabiyyinexceptsık(ma)dığımızمگرillāWe seizedپکڑ لیا ہم نےakhadhnāits peoplehalkınıاس کے رہنے والوں کوahlahāwith adversityyoksullukساتھ سختی کےbil-basāiand hardshipve darlıklaاور تکلیف کےwal-ḍarāiso that they maydiyeشاید کہ وہlaʿallahum(become) humbleyalvarıp yakarsınlarوہ گڑگڑائیں۔ عاجزی کریںyaḍḍarraʿūna

94 And We sent to no city a prophet [who was denied] except that We seized its people with poverty and hardship that they might humble themselves [to Allah].

94 Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.

94 Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkınıyalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.

94 اور ہم نے کسی شہر میں کوئی پیغمبر نہیں بھیجا مگر وہاں کے رہنے والوں کو (جو ایمان نہ لائے) دکھوں اور مصیبتوں میں مبتلا کیا تاکہ وہ عاجزی اور زاری کریں

94 کبھی ایسا نہیں ہوا کہ ہم نے کسی بستی میں نبی بھیجا ہو اور اُس بستی کے لوگوں کو پہلے تنگی اور سختی میں مبتلا نہ کیا ہو اس خیال سے کہ شاید وہ عاجزی پر اتر آئیں

ثُمَّ بَدَّلۡنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلۡحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَواۡ وَّقَالُواۡ قَدۡ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذۡنَـٰهُم بَغۡتَةً وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ ٩٥

ThensonraپھرthummaWe changeddeğiştirip getirdikبدل دیا ہم نےbaddalnā(in) placeyerineجگہmakāna(of) the badkötülüğüبدحالی کیl-sayi-atithe goodiyilikخوشحالی کوl-ḥasanatauntilta kiیہاں تک کہḥattāthey increasedçoğaldılarوہ بڑھ گئےʿafawand saidve dedilerوہ کہنے لگےwaqālūVerilymuhakkakتحقیقqad(had) toucheddokunmuştuپہنچیmassaour forefathersatalarımızaہمارے باپ دادا کوābāanāthe adversitydarlıkتکلیفl-ḍarāuand the easeve sevinçاور خوشیwal-sarāuSo We seized thembiz de onları yakaladıkتو پکڑ لیا ہم نے ان کوfa-akhadhnāhumsuddenlyansızınاچانکbaghtatanwhile theyve onlarاور وہwahum(did) notdeğillerdiنہperceivefarkındaشعور رکھتے تھےyashʿurūna

95 Then We exchanged in place of the bad [condition], good, until they increased [and prospered] and said, "Our fathers [also] were touched with hardship and ease." So We seized them suddenly while they did not perceive.

95 Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik.

95 Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.

95 پھر ہم نے تکلیف کو آسودگی سے بدل دیا یہاں تک کہ (مال واولاد میں) زیادہ ہوگئے تو کہنے لگے کہ اس طرح کا رنج وراحت ہمارے بڑوں کو بھی پہنچتا رہا ہے تو ہم نے ان کو ناگہاں پکڑلیا اور وہ (اپنے حال میں) بےخبر تھے

95 پھر ہم نے اُن کی بدحالی کو خوشحالی سے بدل دیا یہاں تک کہ وہ خُوب پھلے پھُولے اور کہنے لگے کہ ”ہمارے اسلاف پر بھی اچھے اور بُرے دن آتے ہی رہے ہیں۔“آخرِ کار ہم نے اُنہیں اچانک پکڑ لیا اور اُنہیں خبر تک نہ ہوئی۔1

Surah 7 / Al-A'raf / The Heights سورة الأعراف 163
Saiddediler kiکہا qāla the chiefsileri gelenlerان سرداروں نے l-mala-u (of) those whokimselerجنہوں نے alladhīna were arrogantbüyüklük taslayanبڑا سمجھا (اپنے آپ کو) is'takbarū amongkavmindenمیں سے min his peopleاس کی قوم qawmihi We will surely drive you outmutlaka seni çıkarırızالبتہ ہم ضرور نکال دیں گے تجھ کو lanukh'rijannaka O ShuaibEy Şu'aybاے شعیب yāshuʿaybu
And those whove kimseleriاور ان لوگوں کو wa-alladhīna (have) believedinanan(ları)جو ایمان لائے āmanū with youseninle beraberتیرے ساتھ maʿaka fromkentimizdenسے min our cityاپنی بستی qaryatinā orya daیا aw you must returndönersinizالبتہ تم ضرور پلٹو گے lataʿūdunna todinimizeمیں our religionہماری ملت millatinā He saiddedi kiاس نے کہا qāla Even ifbile mi?کیا بھلا اگرچہ awalaw
we arebizہوں ہم kunnā (the) ones who hate (it)istemezsekناپسند کرنے والے kārihīna٨٨ Verilymuhakkakتحقیق qadi we would have fabricatedatmış oluruzگھڑ لیا ہم نے if'taraynā againstüzerineپر ʿalā AllahAllah'ınاللہ l-lahi a lieyalanجھوٹ kadhiban ifeğerاگر in we returnedtekrar ona dönersekہم پلٹیں ʿud'nā insizin dininizeمیں your religionتمہاری ملت millatikum
aftersonraبعد اس کے baʿda [when]ne zaman kiجب idh saved usbizi kurtardıنجات دی ہم کو najjānā Allahاللہ نے l-lahu from itondanاس سے min'hā And notdeğildirاور نہیں wamā it ismümkünہے yakūnu for usbizim içinہمارے لیے lanā thatdönmemizکہ an we returnہم پلٹیں naʿūda in itonaاس میں fīhā exceptdışındaمگر illā thatdilemesiیہ کہ an willsچاہے yashāa
Allah اللہ l-lahu our LordRabbimizجو رب ہے ہمارا rabbunā Encompasseskuşatmıştırوسعت والا ہے wasiʿa (by) Our LordRabbimizہمارا رب rabbunā everyherہر kulla thingşeyiچیز پر shayin (in) knowledgebilgiceعلم کے اعتبار سے ʿil'man UponAllah'aپر ʿalā Allahاللہ ہی l-lahi we put our trustdayanmışızتوکل کیا ہم نے tawakkalnā Our LordRabbimizاے ہمارے رب rabbanā Decideaç(ığa çıkar)فیصلہ کردے if'taḥ
between usaramızıہمارے درمیان baynanā and betweenve arasınıاور ہماری کے درمیان wabayna our peoplekavmimizinقوم qawminā in truthgerçekleحق کے ساتھ bil-ḥaqi and Youmuhakkak ki senاور تو wa-anta (are the) Besten iyisisinبہترین khayru (of) those who Decideaç(ığa çıkar)anlanınفیصلہ کرنے والا ہے l-fātiḥīna٨٩ And saidve dediler kiاور کہا waqāla the chiefsileri gelenlerان سرداروں نے l-mala-u
(of) those whokimselerجنہوں نے alladhīna disbelievedinkar edenکفر کیا kafarū amongkavmindenاس کی min his peopleقوم میں سے qawmihi Ifeğerالبتہ اگر la-ini you followuyarsanızپیروی کی تم نے ittabaʿtum ShuaibŞu'ayb'eشعیب کی shuʿayban indeed, youmuhakkak sizبیشک تم innakum thenziyana uğrarsınızجب idhan (will be) certainly losersالبتہ خسارہ پانے والے ہو lakhāsirūna
٩٠ Then seized themderken onları yakalayıverdiپس پکڑ لیا ان کو fa-akhadhathumu the earthquakeo müthiş sarsıntıزلزلے نے l-rajfatu then they becameçökekaldılarتو صبح کی انہوں نے fa-aṣbaḥū inyurtlarındaمیں their home(s)اپنے گھروں dārihim fallen pronediz üstüاوندھے منہ jāthimīna٩١
Those whokimselerوہ لوگ alladhīna deniedyalanlayanجنہوں نے جھٹلایا kadhabū ShuaibŞu'ayb'iشعیب کو shuʿayban (became) as ifsanki gibi oldularگویا کہ ka-an nothiç oturmamışنہ lam they (had) livedوہ بسے تھے yaghnaw thereinoradaاس میں fīhā Those whokimselerوہ لوگ alladhīna deniedyalanlayanجنہوں نے جھٹلایا kadhabū ShuaibŞu'ayb'iشعیب کو shuʿayban
they wereoldularوہ تھے kānū themonlarوہ humu the losersziyana uğrayanlarجو خسارہ پانے والے ہیں l-khāsirīna٩٢ So he turned awayöteye döndüتو منہ موڑ گیا fatawallā from themonlardanان سے ʿanhum and saidve dediاور کہا waqāla O my peopleEy kavmimاے میری قوم yāqawmi Verilyandolsunالبتہ تحقیق laqad
I (have) conveyed to youben size duyurdumمیں نے پہنچا دیئے تم کو ablaghtukum (the) Messagesmesajlarınıپیغامات risālāti (of) my LordRabbiminاپنے رب کے rabbī and advisedve öğüt verdimاور میں نے خیر خواہی کی wanaṣaḥtu [to] yousizeتمہاری lakum So how couldartık nasılتو کس طرح fakayfa I grieveacırımمیں افسوس کروں āsā
forbir kavmeپر ʿalā a peopleقوم qawmin (who are) disbelieverskafirکافر kāfirīna٩٣ And notveاور نہیں wamā We sentgöndermedikبھیجا ہم نے arsalnā inbir ülkeyeمیں a cityکسی بستی qaryatin anyhiçbirسے min Prophetpeygamberکوئی نبی nabiyyin exceptsık(ma)dığımızمگر illā
We seizedپکڑ لیا ہم نے akhadhnā its peoplehalkınıاس کے رہنے والوں کو ahlahā with adversityyoksullukساتھ سختی کے bil-basāi and hardshipve darlıklaاور تکلیف کے wal-ḍarāi so that they maydiyeشاید کہ وہ laʿallahum (become) humbleyalvarıp yakarsınlarوہ گڑگڑائیں۔ عاجزی کریں yaḍḍarraʿūna٩٤ Thensonraپھر thumma
We changeddeğiştirip getirdikبدل دیا ہم نے baddalnā (in) placeyerineجگہ makāna (of) the badkötülüğüبدحالی کی l-sayi-ati the goodiyilikخوشحالی کو l-ḥasanata untilta kiیہاں تک کہ ḥattā they increasedçoğaldılarوہ بڑھ گئے ʿafaw and saidve dedilerوہ کہنے لگے waqālū Verilymuhakkakتحقیق qad (had) toucheddokunmuştuپہنچی massa
our forefathersatalarımızaہمارے باپ دادا کو ābāanā the adversitydarlıkتکلیف l-ḍarāu and the easeve sevinçاور خوشی wal-sarāu So We seized thembiz de onları yakaladıkتو پکڑ لیا ہم نے ان کو fa-akhadhnāhum suddenlyansızınاچانک baghtatan while theyve onlarاور وہ wahum (did) notdeğillerdiنہ perceivefarkındaشعور رکھتے تھے yashʿurūna٩٥
١٦٣
‹ 161page 162 of the printed Mushaf163 ›