وَلَوۡ أَنَّ أَهۡلَ ٱلۡقُرَىٰٓ ءَامَنُواۡ وَٱتَّقَوۡاۡ لَفَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَرَكَـٰتٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَـٰكِن كَذَّبُواۡ فَأَخَذۡنَـٰهُم بِمَا كَانُواۡ يَكۡسِبُونَ ٩٦

And ifve şayetاور اگرwalaw[that]elbetteبیشکannapeoplehalkıوالےahla(of) the cities(O) ülkelerinبستیوںl-qurā(had) believedinansalardıایمان لاتےāmanūand feared Allahve korunsalardıتقوی اختیار کرتےwa-ittaqawsurely We (would have) openedaçardıkیقینا کھول دیتے ہمlafataḥnāupon themüzerlerineان پرʿalayhimblessingsbolluklarبرکتوں کوbarakātinfromgöktenسےminathe heavenآسمانl-samāiand the earthve yer(den)اور زمین سےwal-arḍibutfakatلیکنwalākinthey deniedyalanladılarانہوں نے جھٹلایاkadhabūSo We seized thembiz de onları yakaladıkپھر پکڑ لیا ہم نے ان کوfa-akhadhnāhumfor whatşeylerleبوجہ اس کے جوbimāthey used toolduklarıتھے وہkānūearnkazanıyorکمائی کرتےyaksibūna

96 And if only the people of the cities had believed and feared Allah, We would have opened upon them blessings from the heaven and the earth; but they denied [the messengers], so We seized them for what they were earning."

96 Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.

96 (O) ülkelerin halkı inanıp (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.

96 اگر ان بستیوں کے لوگ ایمان لے آتے اور پرہیزگار ہوجاتے۔ تو ہم ان پر آسمان اور زمین کی برکات (کے دروازے) کھول دیتے مگر انہوں نے تو تکذیب کی۔ سو ان کے اعمال کی سزا میں ہم نے ان کو پکڑ لیا

96 اگر بستیوں کے لوگ ایمان لاتے اور تقویٰ کی روش اختیار کرتے تو ہم ان پر آسمان اور زمین سے برکتوں کے دروازے کھو ل دیتے، مگر اُنہوں نے تو جھٹلایا، لہٰذا ہم نے اُس بری کمائی کے حساب میں انہیں پکڑ لیا جو وہ سمیٹ رہے تھے

أَفَأَمِنَ أَهۡلُ ٱلۡقُرَىٰٓ أَن يَأۡتِيَهُم بَأۡسُنَا بَيَـٰتًا وَهُمۡ نَآئِمُونَ ٩٧

Then did feel secureemin midirler?کیا بھلا بےخوف ہوگئےafa-amina(the) peoplehalkıوالےahlu(of) the cities(o) ülkelerinبستیوںl-qurāthatkendilerine gelmeyeceğindenکہancomes to themآئے ان کے پاسyatiyahumOur punishmentazabımızınعذاب ہماراbasunā(at) nightgeceleyinرات کوbayātanwhile theyve onlarاور وہwahum(were) asleepuyurlarkenسو رہے ہوںnāimūna

97 Then, did the people of the cities feel secure from Our punishment coming to them at night while they were asleep?

97 Kentlerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?

97 Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?

97 کیا بستیوں کے رہنے والے اس سے بےخوف ہیں کہ ان پر ہمارا عذاب رات کو واقع ہو اور وہ (بےخبر) سو رہے ہوں

97 پھر کیا بستیوں کے لوگ اب اس سے بے خوف ہو گئے ہیں کہ ہماری گرفت کبھی اچانک اُن پر رات کے وقت نہ آ جائے گی جب کہ وہ سوتے پڑے ہوں؟

أَوَأَمِنَ أَهۡلُ ٱلۡقُرَىٰٓ أَن يَأۡتِيَهُم بَأۡسُنَا ضُحًى وَهُمۡ يَلۡعَبُونَ ٩٨

Or felt secureYa da emin midirler?یا کیا بھلابےخوف ہوگئے ہیںawa-amina(the) peoplehalkıوالےahlu(of) the cities(o) ülkelerinبستیوںl-qurāthatonlara gelmeyeceğindenکہancomes to themآئے ان کے پاسyatiyahumOur punishmentazabımızınعذاب ہماراbasunā(in) daylightkuşluk vaktiچاشت کے وقتḍuḥanwhile theyve onlarاور وہwahum(were) playingeğlenirlerkenکھیل رہے ہوںyalʿabūna

98 Or did the people of the cities feel secure from Our punishment coming to them in the morning while they were at play?

98 Yahut kentlerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?

98 Yoksa o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?

98 اور کیا اہلِ شہر اس سے نڈر ہیں کہ ان پر ہمارا عذاب دن چڑھے آ نازل ہو اور وہ کھیل رہے ہوں

98 یا انہیں اطمینان ہو گیا ہے کہ ہمارا مضبوط ہاتھ کبھی یکایک ان پر دن کے وقت نہ پڑے گا جب کہ وہ کھیل رہے ہوں؟

أَفَأَمِنُواۡ مَكۡرَ ٱللَّهِ‌ۚ فَلَا يَأۡمَنُ مَكۡرَ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلۡخَـٰسِرُونَ ٩٩

Then did they feel secureemin mi oldular?کیا بھلا وہ بےخوف ہوگئےafa-aminū(from the) plantuzağındanچال سےmakra(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahiBut notolamazپس نہیںfalāfeel secureeminبےخوف ہوا کرتےyamanu(from the) plantuzağındanچال سےmakra(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahiexceptbaşkasıمگرillāthe peopletopluluktanلوگ ہیںl-qawmu(who are) the losersziyana uğrayanوہ جو نقصان اٹھانے والےl-khāsirūna

99 Then did they feel secure from the plan of Allah? But no one feels secure from the plan of Allah except the losing people.

99 Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler? Allah'ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık.

99 Allah'ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın tuzağından emin olmaz.

99 کیا یہ لوگ خدا کے داؤ کا ڈر نہیں رکھتے (سن لو کہ) خدا کے داؤ سے وہی لوگ نڈر ہوتے ہیں جو خسارہ پانے والے ہیں

99 کیا یہ لوگ اللہ کی چال سے بے خوف ہیں1 ؟ حالانکہ اللہ کی چال سے وہی قوم بے خوف ہوتی ہے جو تباہ ہونے والی ہو

أَوَلَمۡ يَهۡدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلۡأَرۡضَ مِنۢ بَعۡدِ أَهۡلِهَآ أَن لَّوۡ نَشَآءُ أَصَبۡنَـٰهُم بِذُنُوبِهِمۡ‌ۚ وَنَطۡبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَهُمۡ لَا يَسۡمَعُونَ ١٠٠

Would it notyola getirmedi mi?کیا بھلا نہیںawalamguideراہنمائی کیyahdi[for] those whokimseleriان لوگوں کیlilladhīnainheritvaris olanlarıجو وارث ہوئےyarithūnathe landşu toprağaزمین کےl-arḍafromsonraminafterبعدbaʿdiits peoplesahiplerindenاس کے رہنے والوں کےahlihāthateğerکہanifاگرlawWe willedbiz dilesekہم چاہتےnashāuWe (could) afflict themkendilerini de cezalandırırızپکڑ لیتے ہم ان کوaṣabnāhumfor their sinsgünahlarıyleان کے گناہوں کے ساتھbidhunūbihimand We put a sealve mühürlerizاور ہم مہر لگا دیتےwanaṭbaʿuoverüzeriniپرʿalātheir heartskalblerininان کے دلوںqulūbihimso theyartık onlarپس وہfahum(do) nothiç işitmezlerنہhearسن سکتےyasmaʿūna

100 Has it not become clear to those who inherited the earth after its [previous] people that if We willed, We could afflict them for their sins? But We seal over their hearts so they do not hear.

100 Kalblerini kapatıp mühürleriz de birşey duymazlar.

100 Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işitmezler.

100 کیا ان لوگوں کو جو اہلِ زمین کے (مرجانے کے) بعد زمین کے مالک ہوتے ہیں، یہ امر موجب ہدایت نہیں ہوا کہ اگر ہم چاہیں تو ان کے گناہوں کے سبب ان پر مصیبت ڈال دیں۔ اور ان کے دلوں پر مہر لگادیں کہ کچھ سن ہی نہ سکیں

100 اور کیا اُن لوگوں کو جو سابق اہلِ زمین کے بعد زمین کے وارث ہوتے ہیں، اِس امر ِواقعی نے کچھ سبق نہیں دیا کہ اگر ہم چاہیں تو ان کے قصوروں پر انہیں پکڑ سکتے ہیں؟1 ( مگر وہ سبق آموز حقائق سے تغافل برتتے رہے) اور ہم ان کےدِلوں پر مُہر لگا دیتے ہیں، پھر وہ کچھ نہیں سُنتے۔2

تِلۡكَ ٱلۡقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآئِهَا‌ۚ وَلَقَدۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَـٰتِ فَمَا كَانُواۡ لِيُؤۡمِنُواۡ بِمَا كَذَّبُواۡ مِن قَبۡلُ‌ۚ كَذٰلِكَ يَطۡبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلۡكَـٰفِرِينَ ١٠١

Theseişte oیہtil'ka(were) the cities ülkelerبستیاںl-qurāWe relateanlatıyoruzہم قصے بیان کر رہےnaquṣṣuto yousanaتجھ پرʿalaykaofonların haberlerindenمیں سےmintheir newsان کی خبروںanbāihāAnd certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadcame to themonlara getirmişlerdiآئے ان کے پاسjāathumtheir Messengerselçileriان کے رسولrusuluhumwith clear proofsaçık delillerساتھ کھلی نشانیوں کےbil-bayinātibut notfakat hayırپس نہfamāthey wereonlarتھے وہkānūto believeinanmadılarکہ وہ ایمان لاتےliyu'minūin whatötürüبوجہ اس کے جوbimāthey (had) deniedyalanladıklarındanانہوں نے جھٹلایاkadhabūfromöncedenسےminbeforeاس سے پہلےqabluThusişte böyleاسی طرحkadhālika(has been) put a sealmühürlerمہر لگا دیتا ہےyaṭbaʿu(by) AllahAllahاللہl-lahuonüzeriniپرʿalā(the) heartskalbleriدلوںqulūbi(of) the disbelieverskafirlerinکافروں کےl-kāfirīna

101 Those cities - We relate to you, [O Muhammad], some of their news. And certainly did their messengers come to them with clear proofs, but they were not to believe in that which they had denied before. Thus does Allah seal over the hearts of the disbelievers.

101 İşte o kentlerin haberlerini sana anlatıyoruz. And olsun ki onlara peygamberler belgeler getirdi; önceleri yalanladıklarından ötürü inanamadılar. Allah kafirlerin kalblerini böylece kapatıp mühürler.

101 İşte o ülkeler ki, sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller (mucizeler) getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

101 یہ بستیاں ہیں جن کے کچھ حالات ہم تم کو سناتے ہیں۔ اور ان کے پاس ان کے پیغمبر نشانیاں لے کر آئے۔ مگر وہ ایسے نہیں تھے کہ جس چیز کو پہلے جھٹلا چکے ہوں اسے مان لیں اسی طرح خدا کافروں کے دلوں پر مہر لگا دیتا ہے

101 یہ قومیں جن کے قصے ہم تمہیں سُنا رہے ہیں (تمہارے سامنے مثال میں موجود ہیں) ان کے رسُول ان کے پاس کھُلی کھُلی نشانیاں لے کر آئے، مگر جس چیز کو وہ ایک دفعہ جھُٹلا چکے تھے پھر اُسے وہ ماننے والے نہ تھے۔ دیکھو اس طرح ہم منکرینِ حق کے دلوں پر مُہر لگا دیتے ہیں۔1

وَمَا وَجَدۡنَا لِأَكۡثَرِهِم مِّنۡ عَهۡدٍ‌ۖ وَإِن وَجَدۡنَآ أَكۡثَرَهُمۡ لَفَـٰسِقِينَ ١٠٢

And notveاور نہیںwamāWe foundbulmadıkپایا ہم نےwajadnāfor most of themonların çoklarındaان میں سے اکثر کے لیےli-aktharihimanyhiçکوئیmincovenantsözünde durmaعہدʿahdinButve fakatاور بیشکwa-inWe foundbuldukپایا ہم نےwajadnāmost of themonların çoklarınıان میں سے اکثر کوaktharahumcertainly, defiantly disobedientyoldan çıkmışالبتہ فاسقlafāsiqīna

102 And We did not find for most of them any covenant; but indeed, We found most of them defiantly disobedient.

102 Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fasık kimseler olarak bulduk.

102 Onların çoğunda, sözde durma (diye bir şey) bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

102 اور ہم نے ان میں سے اکثروں میں (عہد کا نباہ) نہیں دیکھا۔ اور ان میں اکثروں کو (دیکھا تو) بدکار ہی دیکھا

102 ہم ان میں سے اکثر میں کوئی پاس ِ عہد نہ پایا بلکہ اکثر کو فاسق ہی پایا۔1

ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِم مُّوسَىٰ بِـَٔـايَـٰتِنَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيۡهِۦ فَظَلَمُواۡ بِهَا‌ۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلۡمُفۡسِدِينَ ١٠٣

ThensonraپھرthummaWe sentgönderdikبھیجا ہم نےbaʿathnāfromardlarındanminafter themان کے بعدbaʿdihimMusaMusa'yıموسیٰ کوmūsāwith Our Signsayetlerimizleاپنی نشانیوں کے ساتھbiāyātinātoFir'avn'aطرفilāFiraunفرعون کےfir'ʿawnaand his chiefsve onun ileri gelenlerineاور اس کے سرداروں کےwamala-ihiBut they were unjusthaksızlık ettilerتو انہوں نے ظلم کیاfaẓalamūto them(ayetlerimize)ان نشانیوں کے ساتھbihāSo seefakat bakپس دیکھوfa-unẓurhownasılکس طرحkayfawasolduہواkāna(the) endsonuانجامʿāqibatu(of) the corruptersbozguncularınفساد کرنے والوں کاl-muf'sidīna

103 Then We sent after them Moses with Our signs to Pharaoh and his establishment, but they were unjust toward them. So see how was the end of the corrupters.

103 Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.

103 Sonra onların arkasından Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!

103 پھر ان (پیغمبروں) کے بعد ہم نے موسیٰ کو نشانیاں دے کر فرعون اور اس کے اعیانِ سلطنت کے پاس بھیجا تو انہوں نے ان کے ساتھ کفر کیا۔ سو دیکھ لو کہ خرابی کرنے والوں کا انجام کیا ہوا

103 پھر اُن قوموں کے بعد (جن کا ذکر اُوپر کیا گیا) ہم نے موسیٰ کو اپنی نشانیوں کے ساتھ فرعون اور اس کی قوم کے سرداروں کے پاس بھیجا 1مگر انہوں نے بھی ہماری نشانیوں کے ساتھ ظلم کیا،2 پس دیکھو کہ ان مفسدوں کا کیا انجام ہوا

وَقَالَ مُوسَىٰ يَـٰفِرۡعَوۡنُ إِنِّى رَسُولٌ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ١٠٤

And saiddedi kiاور کہاwaqālaMusaموسیٰ نےmūsāO FiraunEy Fir'avnاے فرعونyāfir'ʿawnuIndeed, I ammuhakkak benبیشک میںinnīa Messengerbir elçiyimایک رسول ہوںrasūlunfromtarafındanکی طرف سےmin(the) LordRabbiربrabbi(of) the worldsalemlerinالعالمینl-ʿālamīna

104 And Moses said, "O Pharaoh, I am a messenger from the Lord of the worlds

104 Musa, "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim.

104 Musa: "Ey Firavun! Bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim." dedi.

104 اور موسیٰ نے کہا کہ اے فرعون میں رب العالمین کا پیغمبر ہوں

104 موسیٰ نے کہا”اے فرعون1، میں کائنات کے مالک کی طرف سے بھیجا گیا ہوں

Surah 7 / Al-A'raf / The Heights سورة الأعراف 164
And ifve şayetاور اگر walaw [that]elbetteبیشک anna peoplehalkıوالے ahla (of) the cities(O) ülkelerinبستیوں l-qurā (had) believedinansalardıایمان لاتے āmanū and feared Allahve korunsalardıتقوی اختیار کرتے wa-ittaqaw surely We (would have) openedaçardıkیقینا کھول دیتے ہم lafataḥnā upon themüzerlerineان پر ʿalayhim blessingsbolluklarبرکتوں کو barakātin
fromgöktenسے mina the heavenآسمان l-samāi and the earthve yer(den)اور زمین سے wal-arḍi butfakatلیکن walākin they deniedyalanladılarانہوں نے جھٹلایا kadhabū So We seized thembiz de onları yakaladıkپھر پکڑ لیا ہم نے ان کو fa-akhadhnāhum for whatşeylerleبوجہ اس کے جو bimā they used toolduklarıتھے وہ kānū
earnkazanıyorکمائی کرتے yaksibūna٩٦ Then did feel secureemin midirler?کیا بھلا بےخوف ہوگئے afa-amina (the) peoplehalkıوالے ahlu (of) the cities(o) ülkelerinبستیوں l-qurā thatkendilerine gelmeyeceğindenکہ an comes to themآئے ان کے پاس yatiyahum Our punishmentazabımızınعذاب ہمارا basunā (at) nightgeceleyinرات کو bayātan
while theyve onlarاور وہ wahum (were) asleepuyurlarkenسو رہے ہوں nāimūna٩٧ Or felt secureYa da emin midirler?یا کیا بھلابےخوف ہوگئے ہیں awa-amina (the) peoplehalkıوالے ahlu (of) the cities(o) ülkelerinبستیوں l-qurā thatonlara gelmeyeceğindenکہ an comes to themآئے ان کے پاس yatiyahum Our punishmentazabımızınعذاب ہمارا basunā
(in) daylightkuşluk vaktiچاشت کے وقت ḍuḥan while theyve onlarاور وہ wahum (were) playingeğlenirlerkenکھیل رہے ہوں yalʿabūna٩٨ Then did they feel secureemin mi oldular?کیا بھلا وہ بےخوف ہوگئے afa-aminū (from the) plantuzağındanچال سے makra (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi But notolamazپس نہیں falā feel secureeminبےخوف ہوا کرتے yamanu
(from the) plantuzağındanچال سے makra (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi exceptbaşkasıمگر illā the peopletopluluktanلوگ ہیں l-qawmu (who are) the losersziyana uğrayanوہ جو نقصان اٹھانے والے l-khāsirūna٩٩ Would it notyola getirmedi mi?کیا بھلا نہیں awalam guideراہنمائی کی yahdi [for] those whokimseleriان لوگوں کی lilladhīna
inheritvaris olanlarıجو وارث ہوئے yarithūna the landşu toprağaزمین کے l-arḍa fromsonra min afterبعد baʿdi its peoplesahiplerindenاس کے رہنے والوں کے ahlihā thateğerکہ an ifاگر law We willedbiz dilesekہم چاہتے nashāu We (could) afflict themkendilerini de cezalandırırızپکڑ لیتے ہم ان کو aṣabnāhum
for their sinsgünahlarıyleان کے گناہوں کے ساتھ bidhunūbihim and We put a sealve mühürlerizاور ہم مہر لگا دیتے wanaṭbaʿu overüzeriniپر ʿalā their heartskalblerininان کے دلوں qulūbihim so theyartık onlarپس وہ fahum (do) nothiç işitmezlerنہ hearسن سکتے yasmaʿūna١٠٠
Theseişte oیہ til'ka (were) the cities ülkelerبستیاں l-qurā We relateanlatıyoruzہم قصے بیان کر رہے naquṣṣu to yousanaتجھ پر ʿalayka ofonların haberlerindenمیں سے min their newsان کی خبروں anbāihā And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad came to themonlara getirmişlerdiآئے ان کے پاس jāathum their Messengerselçileriان کے رسول rusuluhum
with clear proofsaçık delillerساتھ کھلی نشانیوں کے bil-bayināti but notfakat hayırپس نہ famā they wereonlarتھے وہ kānū to believeinanmadılarکہ وہ ایمان لاتے liyu'minū in whatötürüبوجہ اس کے جو bimā they (had) deniedyalanladıklarındanانہوں نے جھٹلایا kadhabū fromöncedenسے min beforeاس سے پہلے qablu
Thusişte böyleاسی طرح kadhālika (has been) put a sealmühürlerمہر لگا دیتا ہے yaṭbaʿu (by) AllahAllahاللہ l-lahu onüzeriniپر ʿalā (the) heartskalbleriدلوں qulūbi (of) the disbelieverskafirlerinکافروں کے l-kāfirīna١٠١ And notveاور نہیں wamā We foundbulmadıkپایا ہم نے wajadnā
for most of themonların çoklarındaان میں سے اکثر کے لیے li-aktharihim anyhiçکوئی min covenantsözünde durmaعہد ʿahdin Butve fakatاور بیشک wa-in We foundbuldukپایا ہم نے wajadnā most of themonların çoklarınıان میں سے اکثر کو aktharahum certainly, defiantly disobedientyoldan çıkmışالبتہ فاسق lafāsiqīna
١٠٢ Thensonraپھر thumma We sentgönderdikبھیجا ہم نے baʿathnā fromardlarından min after themان کے بعد baʿdihim MusaMusa'yıموسیٰ کو mūsā with Our Signsayetlerimizleاپنی نشانیوں کے ساتھ biāyātinā toFir'avn'aطرف ilā Firaunفرعون کے fir'ʿawna and his chiefsve onun ileri gelenlerineاور اس کے سرداروں کے wamala-ihi
But they were unjusthaksızlık ettilerتو انہوں نے ظلم کیا faẓalamū to them(ayetlerimize)ان نشانیوں کے ساتھ bihā So seefakat bakپس دیکھو fa-unẓur hownasılکس طرح kayfa wasolduہوا kāna (the) endsonuانجام ʿāqibatu (of) the corruptersbozguncularınفساد کرنے والوں کا l-muf'sidīna١٠٣
And saiddedi kiاور کہا waqāla Musaموسیٰ نے mūsā O FiraunEy Fir'avnاے فرعون yāfir'ʿawnu Indeed, I ammuhakkak benبیشک میں innī a Messengerbir elçiyimایک رسول ہوں rasūlun fromtarafındanکی طرف سے min (the) LordRabbiرب rabbi (of) the worldsalemlerinالعالمین l-ʿālamīna١٠٤
١٦٤
‹ 162page 163 of the printed Mushaf164 ›