ٱنفِرُواۡ خِفَافًا وَثِقَالاً وَجَـٰهِدُواۡ بِأَمۡوٰلِكُمۡ وَأَنفُسِكُمۡ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ‌ۚ ذٰلِكُمۡ خَيۡرٌ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ٤١

Go forthsavaşa çıkınنکلوinfirūlight(gerek) hafif olarakہلکےkhifāfanor heavy(gerek) ağır olarakاور بوجھلwathiqālanand striveve cihad edinاور جہاد کروwajāhidūwith your wealthmallarınızlaاپنے مالوں کے ساتھbi-amwālikumand your livesve canlarınızlaاور اپنے نفسوں کے ساتھwa-anfusikuminyolundaمیں(the) wayراستےsabīli(of) AllahAllahاللہ کےl-lahiThatbuیہ باتdhālikum(is) betterdaha hayırlıdırبہتر ہےkhayrunfor yousizin içinتمہارے لیےlakumifeğerاگرinyouisenizہو تمkuntumknowbiliyorتم جانتےtaʿlamūna

41 Go forth, whether light or heavy, and strive with your wealth and your lives in the cause of Allah. That is better for you, if you only knew.

41 İsteyen, istemeyen, hepiniz savaşa çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin. Bilirseniz bu sizin için hayırlıdır.

41 Ey müminler! İster hafif techizatla, ister ağırlıklı olarak seferber olun ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz böylesi sizin için daha hayırlıdır.

41 تم سبکبار ہو یا گراں بار (یعنی مال و اسباب تھوڑا رکھتے ہو یا بہت، گھروں سے) نکل آؤ۔ اور خدا کے رستے میں مال اور جان سے لڑو۔ یہی تمہارے حق میں اچھا ہے بشرطیکہ سمجھو

41 نکلو، خواہ ہلکے ہو یا بوجھل1، اور جہاد کرو اللہ کی راہ میں اپنے مالوں اور اپنی جانوں کے ساتھ ، یہ تمہارے لیے بہتر ہے اگر تم جانو

لَوۡ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَّٱتَّبَعُوكَ وَلَـٰكِنۢ بَعُدَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلشُّقَّةُ‌ۚ وَسَيَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ لَوِ ٱسۡتَطَعۡنَا لَخَرَجۡنَا مَعَكُمۡ يُهۡلِكُونَ أَنفُسَهُمۡ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ إِنَّهُمۡ لَكَـٰذِبُونَ ٤٢

Ifeğerاگرlawit had beenolsaydıہوتاkānaa gainbir menfaatسامانʿaraḍannearyakınقریبqarībanand a journeyve bir yolculukاور سفرwasafaraneasyortaقریب کا۔ درمیانے درجے کاqāṣidansurely they (would) have followed youelbette sana tabi olurlardıالبتہ پیروی کرتے تیریla-ittabaʿūkabutfakatاور لیکنwalākinwas longuzak geldiدور ہوگئیbaʿudatfor themkendilerineان پرʿalayhimuthe distanceaşılacak mesafeمسافتl-shuqatuAnd they will swearbir de yemin edeceklerاور عنقریب وہ قسمیں کھائیں گےwasayaḥlifūnaby AllahAllah'aاللہ کیbil-lahiIfeğer (diye)اگرlawiwe were ablegücümüz yetseydiاستطاعت رکھتے ہمis'taṭaʿnācertainly we (would) have come forthçıkardıkالبتہ نکلتے ہمlakharajnāwith yousizinle beraberتمہارے ساتھmaʿakumThey destroymahvediyorlarوہ ہلاکت میں ڈال رہے ہیںyuh'likūnatheir own selveskendileriniاپنے نفسوں کوanfusahumand Allahve Allahاور اللہwal-lahuknowsbiliyor;جانتا ہےyaʿlamu(that) indeed, theyonlarınبیشک وہinnahum(are) surely liarsyalancı olduklarınıالبتہ جھوٹے ہیںlakādhibūna

42 Had it been an easy gain and a moderate trip, the hypocrites would have followed you, but distant to them was the journey. And they will swear by Allah, "If we were able, we would have gone forth with you," destroying themselves [through false oaths], and Allah knows that indeed they are liars.

42 Kolay bir kazanç, normal bir yolculuk olsaydı sana uyarlardı, fakat çıkılacak yol onlara uzak geldi, kendilerini helak ederek, "Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduğunu elbette biliyor.

42 Eğer o sefer, yakın bir ganimet ve kolay bir sefer olsaydı mutlaka peşine düşer gelirlerdi. Fakat o meşakkatli yolculuk kendilerine uzun bir sefer geldi. Bununla beraber, "Bizim de gücümüz yetseydi, sizinle beraber elbette sefere çıkardık." diyerek Allah'a yemin edecekler, nefislerini helake sürükleyecekler. Allah biliyor ki, onlar iyice yalancıdırlar.

42 اگر مالِ غنیمت سہل الحصول اور سفر بھی ہلکا سا ہوتا تو تمہارے ساتھ (شوق سے) چل دیتے۔ لیکن مسافت ان کو دور (دراز) نظر آئی (تو عذر کریں گے)۔ اور خدا کی قسمیں کھائیں گے کہ اگر ہم طاقت رکھتے تو آپ کے ساتھ ضرور نکل کھڑے ہوتے یہ (ایسے عذروں سے) اپنے تئیں ہلاک کر رہے ہیں۔ اور خدا جانتا ہے کہ جھوٹے ہیں

42 اے نبی ؐ اگر فائدہ سہل الحصُول ہوتا اور سفر ہلکا ہوتا تو وہ ضرور تمہارے پیچھے چلنے پر آمادہ ہو جاتے، مگر ان پر تو یہ راستہ بہت کٹھن ہو گیا۔ 1اب وہ خدا کی قسم کھا کھا کر کہیں گے کہ اگر ہم چل سکتے تو یقیناً تمہارے ساتھ چلتے!وہ اپنے آپ کو ہلاکت میں ڈال رہے ہیں۔ اللہ خوب جانتا ہے کہ وہ جھوٹے ہیں

عَفَا ٱللَّهُ عَنكَ لِمَ أَذِنتَ لَهُمۡ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُواۡ وَتَعۡلَمَ ٱلۡكَـٰذِبِينَ ٤٣

(May) Allah forgiveaffetsinمعاف کرےʿafā(May) Allah forgiveAllahاللہl-lahuyouseniآپ کوʿankaWhy (did)niçinکیوںlimayou grant leaveizin verdinاجازت دی آپ نےadhintato themonlaraان کے لیےlahumuntilkadarیہاں تک کہḥattā(became) evidentiyice belli olanaوہ ظاہر ہو جائےyatabayyanato yousanaآپ کے لیےlakathose whokimselerوہ لوگalladhīnawere truthfuldoğru söyleyen(ler)جنہوں نے سچ کہاṣadaqūand you knewve öğreninceyeاور آپ جان لیتےwataʿlamathe liarsyalan söyleyenlerان کو جو جھوٹے ہیںl-kādhibīna

43 May Allah pardon you, [O Muhammad]; why did you give them permission [to remain behind]? [You should not have] until it was evident to you who were truthful and you knew [who were] the liars.

43 Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin?

43 Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler kimler, gerçekten yalancılar kimlerdir, bunların iyice belli olmasını beklemeden niçin onlara izin verdin?

43 خدا تمہیں معاف کرے۔ تم نے پیشتر اس کے کہ تم پر وہ لوگ بھی ظاہر ہو جاتے ہیں جو سچے ہیں اور وہ بھی تمہیں معلوم ہو جاتے جو جھوٹے ہیں اُن کو اجازت کیوں دی

43 اے نبی ؐ ، اللہ تمہیں معاف کرے، تم نے کیوں انہیں رخصت دے دی؟ (تمہیں چاہیے تھا کہ خود رخصت نہ دیتے) تاکہ تم پر کھُل جاتا کہ کو ن لوگ سچے ہیں اورجھوٹوں کو بھی تم جان لیتے۔ 1

لَا يَسۡتَــٔۡذِنُكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأَخِرِ أَن يُجَـٰهِدُواۡ بِأَمۡوٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلۡمُتَّقِينَ ٤٤

(Would) not ask your permissionsenden izin istemezlerنہیں(Would) not ask your permissionاجازت مانگیں گے آپ سےyastadhinukathose whokimselerوہ لوگalladhīnabelieveinanan(lar)جو ایمان لاتے ہیںyu'minūnain AllahAllah'aاللہ پرbil-lahiand the Dayve gününeاور یومwal-yawmithe Lastahiretآخرت پرl-ākhirithatcihadetmek içinکہanthey striveوہ جہاد کریںyujāhidūwith their wealthmallariyleاپنے مالوں کے ساتھbi-amwālihimand their livesve canlariyleاور اپنی جانوں کے ساتھwa-anfusihimAnd Allahve Allahاور اللہwal-lahu(is) All-Knowerbilirجاننے والا ہےʿalīmunof the righteouskorunanlarıتقوی والوں کوbil-mutaqīna

44 Those who believe in Allah and the Last Day would not ask permission of you to be excused from striving with their wealth and their lives. And Allah is Knowing of those who fear Him.

44 Allah'a ve ahiret gününe inananlar, mallariyle, canlariyle savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler. Allah sakınanları bilir.

44 Allah'a ve ahiret gününe inananlar, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi görev bildiklerinden (zaten geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah o muttakilerin kimler olduğunu bilir.

44 جو لوگ خدا پر اور روز آخرت پر ایمان رکھتے ہیں وہ تو تم سے اجازت نہیں مانگتے (کہ پیچھے رہ جائیں بلکہ چاہتے ہیں کہ) اپنے مال اور جان سے جہاد کریں۔ اور خدا ڈرنے والوں سے واقف ہے

44 جو لوگ اللہ اور روز آخر پر ایمان رکھتے ہیں وہ تو کبھی تم سے یہ درخواست نہ کریں گے کہ انہیں اپنی جان و مال کے ساتھ جہاد کرنے سے معاف رکھا جائے اللہ متقیوں کو خوب جانتا ہے

إِنَّمَا يَسۡتَــٔۡذِنُكَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأَخِرِ وَٱرۡتَابَتۡ قُلُوبُهُمۡ فَهُمۡ فِى رَيۡبِهِمۡ يَتَرَدَّدُونَ ٤٥

Onlyancakبیشکinnamāask your leavesenden izin isterlerاجازت مانگتے ہیں آپ سےyastadhinukathose whokimselerوہ لوگalladhīna(do) notinanmayanنہیںbelieveوہ ایمان رکھتےyu'minūnain AllahAllah'aاللہ پرbil-lahiand the Dayve gününeاور یومwal-yawmithe Lastahiretآخرت پرl-ākhiriand (are in) doubtsve kuşkuya düşenاور شک میں پڑے ہوئے ہیںwa-ir'tābattheir heartskalbleriدل ان کےqulūbuhumso theykendileriپس وہfahuminiçindeمیںtheir doubtsşüpheleriاپنے شک میںraybihimthey waverbocalayıp duranlarآتے جاتے ہیںyataraddadūna

45 Only those would ask permission of you who do not believe in Allah and the Last Day and whose hearts have doubted, and they, in their doubt, are hesitating.

45 Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocalayan kimseler senden izin isterler.

45 Senden izin isteyenler, olsa olsa Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlar olabilir. Onların kalbleri hep işkillidir. Bundan dolayı şüphe içinde bocalayıp dururlar.

45 اجازت وہی لوگ مانگتے ہیں جو خدا پر اور پچھلے دن پر ایمان نہیں رکھتے اور ان کے دل شک میں پڑے ہوئے ہیں۔ سو وہ اپنے شک میں ڈانواں ڈول ہو رہے ہیں

45 ایسی درخواستیں تو صرف وہی لوگ کرتے ہیں جو اللہ اور روزِ آخر پر ایمان نہیں رکھتے، جن کے دلوں میں شک ہے اور وہ اپنے شک ہی میں متردّد ہو رہے ہیں۔1

۞وَلَوۡ أَرَادُواۡ ٱلۡخُرُوجَ لَأَعَدُّواۡ لَهُۥ عُدَّةً وَلَـٰكِن كَرِهَ ٱللَّهُ ٱنۢبِعَاثَهُمۡ فَثَبَّطَهُمۡ وَقِيلَ ٱقۡعُدُواۡ مَعَ ٱلۡقَـٰعِدِينَ ٤٦

And ifve eğerاور اگرwalawthey had wishedisteselerdiوہ ارادہ کرتےarādū(to) go forthçıkmakنکلنے کاl-khurūjasurely they (would) have preparedyaparladıالبتہ تیاری کرتےla-aʿaddūfor itonun içinاس کے لیےlahu(some) preparationbir hazırlıkتیاری کرناʿuddatanButfakatاور لیکنwalākinAllah dislikedhoşlanmadıناپسند کیاkarihaAllah dislikedAllahاللہ نےl-lahutheir being sentdavranışlarındanان کا اٹھناinbiʿāthahumso He made them lag behindve onları durdurduتو اس نے روک دیا ان کوfathabbaṭahumand it was saidve denildiاور کہا گیاwaqīlaSitoturunبیٹھ جاؤuq'ʿudūwithberaberساتھmaʿathose who sitoturanlarlaبیٹھنے والوں کےl-qāʿidīna

46 And if they had intended to go forth, they would have prepared for it [some] preparation. But Allah disliked their being sent, so He kept them back, and they were told, "Remain [behind] with those who remain."

46 Eğer savaşa çıkmak isteselerdi bir hazırlık yaparlardı. Ama Allah davranışlarını beğenmedi de onları alıkoydu. "Acizlerle beraber oturun" denildi.

46 Eğer sizinle beraber cihada çıkmak isteselerdi, elbette onunla ilgili olarak bir takım hazırlıklar yaparlardı. Fakat Allah davranmalarını istemedi de onları yoldan alıkoydu ve (kendilerine): "oturun oturanlarla beraber" denildi.

46 اور اگر وہ نکلنے کا ارادہ کرتے ہیں تو اس کے لیے سامان تیار کرتے لیکن خدا نے ان کا اُٹھنا (اور نکلنا) پسند نہ کیا تو ان کو ہلنے جلنے ہی نہ دیا اور (ان سے) کہہ دیا گیا کہ جہاں (معذور) بیٹھے ہیں تم بھی ان کے ساتھ بیٹھے رہو

46 اگر واقعی ان کا ارادہ نکلنے کا ہوتا تو وہ اس کے لیے کچھ تیاری کرتے لیکن اللہ کو ان کا اُٹھنا پسند ہی نہ تھا1 اس لیے اس نے اُنھیں سُست کر دیا اور کہہ دیا کہ بیٹھ رہو بیٹھنے والوں کے ساتھ

لَوۡ خَرَجُواۡ فِيكُم مَّا زَادُوكُمۡ إِلَّا خَبَالاً وَلَأَوۡضَعُواۡ خِلَـٰلَكُمۡ يَبۡغُونَكُمُ ٱلۡفِتۡنَةَ وَفِيكُمۡ سَمَّـٰعُونَ لَهُمۡ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ ٤٧

Ifeğerاگرlawthey (had) gone forthçıkmış olsalardıوہ نکلتےkharajūwith yousizin içinizdeتم میںfīkumnotsize bir katkıları olmazdıنہthey (would) have increased youزیادہ کرتے تم کوzādūkumexceptbaşkaمگرillā(in) confusionbozgunculuktanفساد میںkhabālanand would have been activeve hemen sokulurlardıاور البتہ وہ خوب دوڑاتےwala-awḍaʿūin your midstaranızaدرمیان تمہارےkhilālakumseeking (for) yousizi düşürmek içinتلاش کرتے تم میںyabghūnakumudissensionfitneyeفتنہl-fit'nataAnd among you (are some)ve içinizde de vardıاور تمہارے اندرwafīkumwho would have listenedkulak verenlerسننے والے ہیںsammāʿūnato themonlaraان کے لیےlahumAnd AllahAllahاور اللہ تعالیٰwal-lahu(is) All-Knowerbilirخوب جاننے والا ہےʿalīmunof the wrongdoerszalimleriظالموں کوbil-ẓālimīna

47 Had they gone forth with you, they would not have increased you except in confusion, and they would have been active among you, seeking [to cause] you fitnah. And among you are avid listeners to them. And Allah is Knowing of the wrongdoers.

47 Aranızda savaşa çıkmış olsalardı, ancak sizi bozmağa çalışırlar ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verenler var. Allah kendilerine yazık edenleri bilir.

47 Eğer içinizde sizinle beraber cihada çıkmış olsalardı, bozgunculuk etmekten başka şeye yaramayacaklardı ve aranıza fitne sokmak için uğraşacaklardı. İçinizde onların laflarına kanacaklar da vardı. Allah, o zalimleri iyi bilir.

47 اگر وہ تم میں (شامل ہوکر) نکل بھی کھڑے ہوتے تو تمہارے حق میں شرارت کرتے اور تم میں فساد ڈلوانے کی غرض سے دوڑے دوڑے پھرتے اور تم میں ان کے جاسوس بھی ہیں اور خدا ظالموں کو خوب جانتا ہے

47 اگر وہ تمہارے ساتھ نکلتے تو تمہارے اندر خرابی کے سوا کسی چیز کا اضافہ نہ کرتے وہ تمہارے درمیان فتنہ پردازی کے لیے دوڑ دھوپ کرتے، اور تمہارے گروہ کا حال یہ ہے کہ ابھی اُس میں بہت سے ایسے لوگ موجود ہیں جو اُن کی باتیں کان لگا کر سنتے ہیں، اللہ اِن ظالموں کو خوب جانتا ہے

Surah 9 / At-Tawbah / The Repentance سورة التوبة 195
Go forthsavaşa çıkınنکلو infirū light(gerek) hafif olarakہلکے khifāfan or heavy(gerek) ağır olarakاور بوجھل wathiqālan and striveve cihad edinاور جہاد کرو wajāhidū with your wealthmallarınızlaاپنے مالوں کے ساتھ bi-amwālikum and your livesve canlarınızlaاور اپنے نفسوں کے ساتھ wa-anfusikum
inyolundaمیں (the) wayراستے sabīli (of) AllahAllahاللہ کے l-lahi Thatbuیہ بات dhālikum (is) betterdaha hayırlıdırبہتر ہے khayrun for yousizin içinتمہارے لیے lakum ifeğerاگر in youisenizہو تم kuntum knowbiliyorتم جانتے taʿlamūna٤١
Ifeğerاگر law it had beenolsaydıہوتا kāna a gainbir menfaatسامان ʿaraḍan nearyakınقریب qarīban and a journeyve bir yolculukاور سفر wasafaran easyortaقریب کا۔ درمیانے درجے کا qāṣidan surely they (would) have followed youelbette sana tabi olurlardıالبتہ پیروی کرتے تیری la-ittabaʿūka butfakatاور لیکن walākin was longuzak geldiدور ہوگئی baʿudat
for themkendilerineان پر ʿalayhimu the distanceaşılacak mesafeمسافت l-shuqatu And they will swearbir de yemin edeceklerاور عنقریب وہ قسمیں کھائیں گے wasayaḥlifūna by AllahAllah'aاللہ کی bil-lahi Ifeğer (diye)اگر lawi we were ablegücümüz yetseydiاستطاعت رکھتے ہم is'taṭaʿnā certainly we (would) have come forthçıkardıkالبتہ نکلتے ہم lakharajnā
with yousizinle beraberتمہارے ساتھ maʿakum They destroymahvediyorlarوہ ہلاکت میں ڈال رہے ہیں yuh'likūna their own selveskendileriniاپنے نفسوں کو anfusahum and Allahve Allahاور اللہ wal-lahu knowsbiliyor;جانتا ہے yaʿlamu (that) indeed, theyonlarınبیشک وہ innahum (are) surely liarsyalancı olduklarınıالبتہ جھوٹے ہیں lakādhibūna٤٢
(May) Allah forgiveaffetsinمعاف کرے ʿafā (May) Allah forgiveAllahاللہ l-lahu youseniآپ کو ʿanka Why (did)niçinکیوں lima you grant leaveizin verdinاجازت دی آپ نے adhinta to themonlaraان کے لیے lahum untilkadarیہاں تک کہ ḥattā (became) evidentiyice belli olanaوہ ظاہر ہو جائے yatabayyana to yousanaآپ کے لیے laka those whokimselerوہ لوگ alladhīna
were truthfuldoğru söyleyen(ler)جنہوں نے سچ کہا ṣadaqū and you knewve öğreninceyeاور آپ جان لیتے wataʿlama the liarsyalan söyleyenlerان کو جو جھوٹے ہیں l-kādhibīna٤٣ (Would) not ask your permissionsenden izin istemezlerنہیں (Would) not ask your permissionاجازت مانگیں گے آپ سے yastadhinuka those whokimselerوہ لوگ alladhīna
believeinanan(lar)جو ایمان لاتے ہیں yu'minūna in AllahAllah'aاللہ پر bil-lahi and the Dayve gününeاور یوم wal-yawmi the Lastahiretآخرت پر l-ākhiri thatcihadetmek içinکہ an they striveوہ جہاد کریں yujāhidū with their wealthmallariyleاپنے مالوں کے ساتھ bi-amwālihim
and their livesve canlariyleاور اپنی جانوں کے ساتھ wa-anfusihim And Allahve Allahاور اللہ wal-lahu (is) All-Knowerbilirجاننے والا ہے ʿalīmun of the righteouskorunanlarıتقوی والوں کو bil-mutaqīna٤٤ Onlyancakبیشک innamā ask your leavesenden izin isterlerاجازت مانگتے ہیں آپ سے yastadhinuka those whokimselerوہ لوگ alladhīna
(do) notinanmayanنہیں believeوہ ایمان رکھتے yu'minūna in AllahAllah'aاللہ پر bil-lahi and the Dayve gününeاور یوم wal-yawmi the Lastahiretآخرت پر l-ākhiri and (are in) doubtsve kuşkuya düşenاور شک میں پڑے ہوئے ہیں wa-ir'tābat their heartskalbleriدل ان کے qulūbuhum so theykendileriپس وہ fahum
iniçindeمیں their doubtsşüpheleriاپنے شک میں raybihim they waverbocalayıp duranlarآتے جاتے ہیں yataraddadūna٤٥ And ifve eğerاور اگر walaw they had wishedisteselerdiوہ ارادہ کرتے arādū (to) go forthçıkmakنکلنے کا l-khurūja
surely they (would) have preparedyaparladıالبتہ تیاری کرتے la-aʿaddū for itonun içinاس کے لیے lahu (some) preparationbir hazırlıkتیاری کرنا ʿuddatan Butfakatاور لیکن walākin Allah dislikedhoşlanmadıناپسند کیا kariha Allah dislikedAllahاللہ نے l-lahu their being sentdavranışlarındanان کا اٹھنا inbiʿāthahum so He made them lag behindve onları durdurduتو اس نے روک دیا ان کو fathabbaṭahum
and it was saidve denildiاور کہا گیا waqīla Sitoturunبیٹھ جاؤ uq'ʿudū withberaberساتھ maʿa those who sitoturanlarlaبیٹھنے والوں کے l-qāʿidīna٤٦ Ifeğerاگر law they (had) gone forthçıkmış olsalardıوہ نکلتے kharajū with yousizin içinizdeتم میں fīkum
notsize bir katkıları olmazdıنہ they (would) have increased youزیادہ کرتے تم کو zādūkum exceptbaşkaمگر illā (in) confusionbozgunculuktanفساد میں khabālan and would have been activeve hemen sokulurlardıاور البتہ وہ خوب دوڑاتے wala-awḍaʿū in your midstaranızaدرمیان تمہارے khilālakum seeking (for) yousizi düşürmek içinتلاش کرتے تم میں yabghūnakumu
dissensionfitneyeفتنہ l-fit'nata And among you (are some)ve içinizde de vardıاور تمہارے اندر wafīkum who would have listenedkulak verenlerسننے والے ہیں sammāʿūna to themonlaraان کے لیے lahum And AllahAllahاور اللہ تعالیٰ wal-lahu (is) All-Knowerbilirخوب جاننے والا ہے ʿalīmun of the wrongdoerszalimleriظالموں کو bil-ẓālimīna٤٧
١٩٥
‹ 193page 194 of the printed Mushaf195 ›