قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ أَن نَّأۡخُذَ إِلَّا مَن وَجَدۡنَا مَتَـٰعَنَا عِندَهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّظَـٰلِمُونَ ٧٩

He saiddediاس نے کہاqālaAllah forbidsığınırızپناہmaʿādhaAllah forbidAllah'aاللہ کیl-lahithatalmaktanکہ ہمanwe takeلیںnakhudhaexceptbaşkasınıمگرillā(one) whokimsedenاسےmanwe foundbulduğumuzجس کو پایا ہم نےwajadnāour possessioneşyamızıاپنا سامانmatāʿanāwith himyanındaاس کے پاسʿindahuIndeed, weyoksa bizبیشک ہمinnātheno zamanتب البتہidhansurely (would be) wrongdoerszulmedenler (oluruz)ظالم ہوں گےlaẓālimūna

79 He said, "[I seek] the refuge of Allah [to prevent] that we take except him with whom we found our possession. Indeed, we would then be unjust."

79 "Maazallah! Biz, malımızı kimde bulmuşsak ancak onu alıkoruz, yoksa haksızlık etmiş oluruz" dedi.

79 O dedi ki: "Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını tutuklamaktan Allah korusun. Çünkü öyle yaparsak zalimlerden oluruz."

79 (یوسف نے) کہا کہ خدا پناہ میں رکھے کہ جس شخص کے پاس ہم نے اپنی چیز پائی ہے اس کے سوا کسی اور کو پکڑ لیں ایسا کریں تو ہم (بڑے) بےانصاف ہیں

79 یُوسُف ؑ نے کہا”پناہِ خدا، دُوسرے کسی شخص کو ہم کیسے رکھ سکتے ہیں، جس کے پاس ہم نے اپنا مال پایا ہے1 اُس کو چھوڑ کر دُوسرے کو رکھیں گے تو ہم ظالم ہوں گے۔“

فَلَمَّا ٱسۡتَيۡــَٔسُواۡ مِنۡهُ خَلَصُواۡ نَجِيًّا‌ۖ قَالَ كَبِيرُهُمۡ أَلَمۡ تَعۡلَمُوٓاۡ أَنَّ أَبَاكُمۡ قَدۡ أَخَذَ عَلَيۡكُم مَّوۡثِقًا مِّنَ ٱللَّهِ وَمِن قَبۡلُ مَا فَرَّطتُمۡ فِى يُوسُفَ‌ۖ فَلَنۡ أَبۡرَحَ ٱلۡأَرۡضَ حَتَّىٰ يَأۡذَنَ لِىٓ أَبِىٓ أَوۡ يَحۡكُمَ ٱللَّهُ لِى‌ۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡحَـٰكِمِينَ ٨٠

So whenne zaman kiپھر جبfalammāthey despairedumudu kesinceوہ مایوس ہوگئےis'tayasūof himondanاس سےmin'huthey secluded themselves(bir kenara) çekildilerاکیلے بیٹھےkhalaṣū(in) private consultationfısıldaşarakسرگوشیاں کرنے کو/ مشورہ کرنے کوnajiyyanSaiddedi kiکہاqālathe eldest among thembüyükleriان کے بڑے نےkabīruhumDo notbilmiyor musunuz?کیانہیںalamyou knowتم جانتے ہوtaʿlamūthatkiکہannayour fatherbabanızتمہارے والد نےabākumhas takenmuhakkakتحقیقqadhas takenaldıلیاakhadhaupon yousizdenتم پرʿalaykuma promisekesin sözپکا وعدہmawthiqanby(adına)نام سےminaAllahاللہ کےl-lahiand beforeveاور اس سےwaminand beforedaha önceپہلےqabluthatişlediğinizجوyou failedkusurunuzکوتاہی کی تم نےfarraṭtumconcerninghakkındaمیںYusufیوسف کے معاملےyūsufaSo neveraslaتو ہرگز نہfalanwill I leaveayrılmayacağımمیں ٹلوں گاabraḥathe landbu yerdenاس زمین سےl-arḍauntilkadarیہاں تک کہḥattāpermitsizin verinceyeاجازت دےyadhanamebanaمجھ کوmy fatherbabamمیرا باپabīoryahutیاawAllah decideshükmedinceyeفیصلہ کردےyaḥkumaAllah decidesAllahاللہl-lahufor mebenim içinمیرے لئےand Heve Oاور وہwahuwa(is) the Besten iyisidirبہترینkhayru(of) the judgeshükmedenlerinفیصلہ کرنے والا ہےl-ḥākimīna

80 So when they had despaired of him, they secluded themselves in private consultation. The eldest of them said, "Do you not know that your father has taken upon you an oath by Allah and [that] before you failed in [your duty to] Joseph? So I will never leave [this] land until my father permits me or Allah decides for me, and He is the best of judges.

80 Ümidsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: "Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar ki O, hükmedenlerin en iyisidir bu yerden ayrılmayacağım. Siz dönün, babanıza gidin ve deyin ki: Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, bu bildiğimizden başka bir şey görmedik; görülmeyeni de bilmeyiz; bulunduğumuz kasabanın halkına ve beraberinde olduğumuz kervana da sorabilirsin; biz şüphesiz doğru söylüyoruz."

80 Ne zaman ki, onlar, onu kurtarmaktan ümit kestiler, o zaman fısıldaşarak oradan uzaklaştılar. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına ahit aldığını ve daha önce Yusuf konusunda ettiğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık burdan ayrılmam. Allah, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."

80 جب وہ اس سے ناامید ہوگئے تو الگ ہو کر صلاح کرنے لگے۔ سب سے بڑے نے کہا کیا تم نہیں جانتے کہ تمہارے والد نے تم سے خدا کا عہد لیا ہے اور اس سے پہلے بھی تم یوسف کے بارے میں قصور کر چکے ہو تو جب تک والد صاحب مجھے حکم نہ دیں میں تو اس جگہ سے ہلنے کا نہیں یا خدا میرے لیے کوئی اور تدبیر کرے۔ اور وہ سب سے بہتر فیصلہ کرنے والا ہے

80 جب وہ یوسفؑ سے مایوس ہو گئے تو ایک گوشے میں جا کر آپس میں مشورہ کرنے لگے ان میں جو سب سے بڑا تھا وہ بولا "تم جانتے نہیں ہو کہ تمہارے والد تم سے خدا کے نام پر کیا عہد و پیمان لے چکے ہیں اور اس سے پہلے یوسفؑ کے معاملہ میں جو زیادتی تم کر چکے ہو وہ بھی تم کو معلوم ہے اب میں تو یہاں سے ہرگز نہ جاؤں گا جب تک کہ میرے والد مجھے اجازت نہ دیں، یا پھر اللہ ہی میرے حق میں کوئی فیصلہ فرما دے کہ وہ سب سے بہتر فیصلہ کرنے والا ہے

ٱرۡجِعُوٓاۡ إِلَىٰٓ أَبِيكُمۡ فَقُولُواۡ يَـٰٓأَبَانَآ إِنَّ ٱبۡنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدۡنَآ إِلَّا بِمَا عَلِمۡنَا وَمَا كُنَّا لِلۡغَيۡبِ حَـٰفِظِينَ ٨١

Returndönünلوٹ آؤir'jiʿūtobabanızaطرفilāyour fatherاپنے باپ کیabīkumand saydeyin kiپھر کہوfaqūlū'O our fatherEy babamızاے ہمارے ابا جانyāabānāIndeedşüphesizبیشکinnayour sonoğlunتیرے بیٹے نےib'nakahas stolenhırsızlık ettiچوری کی ہےsaraqaand notdeğilizاور ہم نےwamāwe testifybiz şahidدیکھا نہیںshahid'nāexceptdışındakineمگرillāof whatşeyinجو ہم کوbimāwe knewbildiğimizمعلوم ہواʿalim'nāAnd notveاور نہیںwamāwe werebiz değilizہیں ہمkunnāof the unseengaybınغیب کے لئےlil'ghaybiguardiansmuhafızlarıحفاظت کرنے والےḥāfiẓīna

81 Return to your father and say, "O our father, indeed your son has stolen, and we did not testify except to what we knew. And we were not witnesses of the unseen,

81 Yakup: "Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi, artık bana güzelce sabır gerekir; belki Allah hepsini birden bana getirecektir, çünkü O bilendir, hakimdir" dedi.

81 "Siz dönün de babanıza deyin ki: Ey babamız! İnan ki, oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz. Yoksa gaybın bekçileri değiliz."

81 تم سب والد صاحب کے پاس واپس جاؤ اور کہو کہ ابا آپ کے صاحبزادے نے (وہاں جا کر) چوری کی۔ اور ہم نے اپنی دانست کے مطابق آپ سے (اس کے لے آنے کا) عہد کیا تھا مگر ہم غیب کی باتوں کو جاننے اور یاد رکھنے والے تو نہیں تھے

81 تم جا کر اپنے والد سے کہو کہ "ابا جان، آپ کے صاحبزادے نے چوری کی ہے ہم نے اسے چوری کرتے ہوئے نہیں دیکھا، جو کچھ ہمیں معلوم ہوا ہے بس وہی ہم بیان کر رہے ہیں، اور غیب کی نگہبانی تو ہم نہ کر سکتے تھے

وَسۡــَٔلِ ٱلۡقَرۡيَةَ ٱلَّتِى كُنَّا فِيهَا وَٱلۡعِيرَ ٱلَّتِىٓ أَقۡبَلۡنَا فِيهَا‌ۖ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ ٨٢

And ask(istersen) sorاور پوچھ لوwasalithe townkenteبستی والوں سےl-qaryatawherebulunduğumuzوہ جوallatīwe wereتھے ہمkunnā[in it]İçindeاس میںfīhāand the caravanve kervanaاور اہل قافلہ سےwal-ʿīrawhichgeldiğimizوہ جوallatīwe returnedہم آئے ہیںaqbalnā[in it]İçindeاس میںfīhāAnd indeed, weve bizاور بیشک ہمwa-innāsurely (are) truthful.'doğru söylüyoruzالبتہ سچے ہیںlaṣādiqūna

82 And ask the city in which we were and the caravan in which we came - and indeed, we are truthful,"

82 Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.

82 "Hem orada bulunduğumuz şehir halkına, hem içinde bulunduğumuz kervana sor. Ve emin ol ki, biz kesinlikle doğru söylüyoruz."

82 اور جس بستی میں ہم (ٹھہرے) تھے وہاں سے (یعنی اہل مصر سے) اور جس قافلے میں آئے ہیں اس سے دریافت کر لیجیئے اور ہم اس بیان میں بالکل سچے ہیں

82 آپ اُس بستی کے لوگوں سے پوچھ لیجیے جہاں ہم تھے اُس قافلے سے دریافت کر لیجیے جس کے ساتھ ہم آئے ہیں ہم اپنے بیان میں بالکل سچے ہیں"

قَالَ بَلۡ سَوَّلَتۡ لَكُمۡ أَنفُسُكُمۡ أَمۡرًا‌ۖ فَصَبۡرٌ جَمِيلٌ‌ۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَأۡتِيَنِى بِهِمۡ جَمِيعًا‌ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ ٨٣

He saiddediکہاqālaNayherhaldeبلکہbalhave enticedsüslediآسان کردیاsawwalatyousizeتمہارے لئےlakumyour soulsnefislerinizتمہارے نفسوں نےanfusukumsomethingbir işiایک کام کوamranso patienceartık sabretmek gerekتو صبر ہیfaṣabrun(is) beautifulgüzelceاچھا ہےjamīlunPerhapsbelki deامید ہے کہʿasāAllahاللہl-lahuwill bring them to mebana getiriranwill bring them to meلے آئے گا میرے پاسyatiyanīwill bring them to meonlarınان کوbihimallhepsiniسب کے سب کوjamīʿanIndeed, Heçünkü oکیونکہ وہinnahuHeOوہhuwa(is) the All-Knowerbilendirعلم والاl-ʿalīmuAll-Wiseherşeyi hikmetle yapandırحکمت والا ہےl-ḥakīmu

83 [Jacob] said, "Rather, your souls have enticed you to something, so patience is most fitting. Perhaps Allah will bring them to me all together. Indeed it is He who is the Knowing, the Wise."

83 Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.

83 Babaları dedi ki: "Hayır, sizi nefisleriniz altadıp bir işe sürüklemiş. Artık bana güzel güzel sabretmek düşüyor. Belki Allah hepsini birden bana geri getirir. Çünkü O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir."

83 (جب انہوں نے یہ بات یعقوب سے آ کر کہی تو) انہوں نے کہا کہ (حقیقت یوں نہیں ہے) بلکہ یہ بات تم نے اپنے دل سے بنالی ہے تو صبر ہی بہتر ہے۔ عجب نہیں کہ خدا ان سب کو میرے پاس لے آئے۔ بےشک وہ دانا (اور) حکمت والا ہے

83 باپ نے یہ داستان سُن کر کہا”دراصل تمہارے نفس نے تمہارے لیے ایک اور بڑی بات کو سہل بنا دیا۔1 اچھا، اس پر بھی صبر کروں گا اور بخوبی کروں گا۔ کیا بعید ہے کہ اللہ ان سب کو مجھ سے لا ملائے، وہ سب کچھ جانتا ہے اور اُس کے سب کا م حکمت پر مبنی ہیں۔“

وَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَـٰٓأَسَفَىٰ عَلَىٰ يُوسُفَ وَٱبۡيَضَّتۡ عَيۡنَاهُ مِنَ ٱلۡحُزۡنِ فَهُوَ كَظِيمٌ ٨٤

And he turned awayve yüzünü çevirdiاور اس نے منہ پھیرلیاwatawallāfrom themonlardanان سےʿanhumand saidve dediاور بولاwaqālaAlas, my griefEy kederimہائے افسوسyāasafāoverüzerindekiپرʿalāYusufیوسفyūsufaAnd became whiteve ağardıاور سفید ہوگئیںwa-ib'yaḍḍathis eyesgözleriاس کی دونوں آنکھیںʿaynāhufromkederdenسےminathe griefغم کی وجہl-ḥuz'niand he (was)Oتو وہfahuwaa suppressoryutkunuyorduسخت غمگین تھےkaẓīmun

84 And he turned away from them and said, "Oh, my sorrow over Joseph," and his eyes became white from grief, for he was [of that] a suppressor.

84 Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.

84 Ve onlardan yüz çevirdi de: "Ey Yusuf'un ateşi, yetti artık, yetti!" dedi. Ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık yutkunuyor da yutkunuyordu.

84 پھر ان کے پاس سے چلے گئے اور کہنے لگے ہائے افسوس یوسف (ہائے افسوس) اور رنج والم میں (اس قدر روئے کہ) ان کی آنکھیں سفید ہوگئیں اور ان کا دل غم سے بھر رہا تھا

84 پھر وہ ان کی طرف سے منہ پھیر کر بیٹھ گیا اور کہنے لگا کہ "ہا ئے یوسف!" وہ دل ہی دل میں غم سے گھٹا جا رہا تھا اور اس کی آنکھیں سفید پڑ گئی تھیں

قَالُواۡ تَٱللَّهِ تَفۡتَؤُاۡ تَذۡكُرُ يُوسُفَ حَتَّىٰ تَكُونَ حَرَضًا أَوۡ تَكُونَ مِنَ ٱلۡهَـٰلِكِينَ ٨٥

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūBy AllahVallahiقسم اللہ کیtal-lahiyou will not ceasesen hâlâتو ہمیشہ رہتا ہےtafta-urememberinganıyorsunذکر کرتا/ یاد کرتاtadhkuruYusufYusuf'uیوسف کوyūsufauntilsonundaیہاں تک کہḥattāyou becomeolacaksınتو ہوجائےtakūnafatally illhastaبیمار/ بیکارḥaraḍanoryahutیاawbecomeolacaksınتو ہوجائےtakūnaofhelak olanlardanمیں سےminathose who perishہلاک ہونے والوںl-hālikīna

85 They said, "By Allah, you will not cease remembering Joseph until you become fatally ill or become of those who perish."

85 "Allah'a yemin ederiz ki, Yusuf'u anıp durman seni bitkin düşürecek veya helak olacaksın" dediler.

85 Dediler ki: "Hâlâ Yusuf'u sayıklayıp duruyorsun. Allah'a yemin ederiz ki, sonunda eriyip gideceksin, tükenip helak olacaksın. Hayret doğrusu!"

85 بیٹے کہنے لگے کہ والله اگر آپ یوسف کو اسی طرح یاد ہی کرتے رہیں گے تو یا تو بیمار ہوجائیں گے یا جان ہی دے دیں گے

85 بیٹوں نے کہا "خدارا! آپ تو بس یوسف ہی کو یاد کیے جاتے ہیں نوبت یہ آ گئی ہے کہ اس کے غم میں اپنے آپ کو گھلا دیں گے یا اپنی جان ہلاک کر ڈالیں گے"

قَالَ إِنَّمَآ أَشۡكُواۡ بَثِّى وَحُزۡنِىٓ إِلَى ٱللَّهِ وَأَعۡلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ ٨٦

He saiddediاس نے کہاqālaOnlyşüphesiz benبیشکinnamāI complainarz ederimمیں شکایت کرتاہوںashkū(of) my sufferingüzüntümüاپنی پریشانی کیbathīand my griefve tasamıاور اپنے غم کیwaḥuz'nītoyalnızطرفilāAllahAllah'aاللہ کیl-lahiand I knowve bilirimاور میں جانتا ہوںwa-aʿlamufromtarafındanسےminaAllahاللہ کی طرف (سے)l-lahiwhatşeyleriجوnotsizin bilmediğinizنہیںyou knowتم جانتےtaʿlamūna

86 He said, "I only complain of my suffering and my grief to Allah, and I know from Allah that which you do not know.

86 Yakup: "Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah katından, sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.

86 Dedi ki: "Ben hüznümü, kederimi ancak Allah'a şikayet ederim ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim."

86 انہوں نے کہا کہ میں اپنے غم واندوہ کا اظہار خدا سے کرتا ہوں۔ اور خدا کی طرف سے وہ باتیں جانتا ہوں جو تم نہیں جانتے

86 اُس نے کہا "میں اپنی پریشانی اور اپنے غم کی فریاد اللہ کے سوا کسی سے نہیں کرتا، اور اللہ سے جیسا میں واقف ہوں تم نہیں ہو

Surah 12 / Yusuf / Joseph سورة يوسف 246
He saiddediاس نے کہا qāla Allah forbidsığınırızپناہ maʿādha Allah forbidAllah'aاللہ کی l-lahi thatalmaktanکہ ہم an we takeلیں nakhudha exceptbaşkasınıمگر illā (one) whokimsedenاسے man we foundbulduğumuzجس کو پایا ہم نے wajadnā our possessioneşyamızıاپنا سامان matāʿanā with himyanındaاس کے پاس ʿindahu Indeed, weyoksa bizبیشک ہم innā
theno zamanتب البتہ idhan surely (would be) wrongdoerszulmedenler (oluruz)ظالم ہوں گے laẓālimūna٧٩ So whenne zaman kiپھر جب falammā they despairedumudu kesinceوہ مایوس ہوگئے is'tayasū of himondanاس سے min'hu they secluded themselves(bir kenara) çekildilerاکیلے بیٹھے khalaṣū (in) private consultationfısıldaşarakسرگوشیاں کرنے کو/ مشورہ کرنے کو najiyyan
Saiddedi kiکہا qāla the eldest among thembüyükleriان کے بڑے نے kabīruhum Do notbilmiyor musunuz?کیانہیں alam you knowتم جانتے ہو taʿlamū thatkiکہ anna your fatherbabanızتمہارے والد نے abākum has takenmuhakkakتحقیق qad has takenaldıلیا akhadha upon yousizdenتم پر ʿalaykum
a promisekesin sözپکا وعدہ mawthiqan by(adına)نام سے mina Allahاللہ کے l-lahi and beforeveاور اس سے wamin and beforedaha önceپہلے qablu thatişlediğinizجو you failedkusurunuzکوتاہی کی تم نے farraṭtum concerninghakkındaمیں Yusufیوسف کے معاملے yūsufa So neveraslaتو ہرگز نہ falan will I leaveayrılmayacağımمیں ٹلوں گا abraḥa
the landbu yerdenاس زمین سے l-arḍa untilkadarیہاں تک کہ ḥattā permitsizin verinceyeاجازت دے yadhana mebanaمجھ کو my fatherbabamمیرا باپ abī oryahutیا aw Allah decideshükmedinceyeفیصلہ کردے yaḥkuma Allah decidesAllahاللہ l-lahu for mebenim içinمیرے لئے and Heve Oاور وہ wahuwa (is) the Besten iyisidirبہترین khayru (of) the judgeshükmedenlerinفیصلہ کرنے والا ہے l-ḥākimīna
٨٠ Returndönünلوٹ آؤ ir'jiʿū tobabanızaطرف ilā your fatherاپنے باپ کی abīkum and saydeyin kiپھر کہو faqūlū 'O our fatherEy babamızاے ہمارے ابا جان yāabānā Indeedşüphesizبیشک inna your sonoğlunتیرے بیٹے نے ib'naka has stolenhırsızlık ettiچوری کی ہے saraqa
and notdeğilizاور ہم نے wamā we testifybiz şahidدیکھا نہیں shahid'nā exceptdışındakineمگر illā of whatşeyinجو ہم کو bimā we knewbildiğimizمعلوم ہوا ʿalim'nā And notveاور نہیں wamā we werebiz değilizہیں ہم kunnā of the unseengaybınغیب کے لئے lil'ghaybi guardiansmuhafızlarıحفاظت کرنے والے ḥāfiẓīna
٨١ And ask(istersen) sorاور پوچھ لو wasali the townkenteبستی والوں سے l-qaryata wherebulunduğumuzوہ جو allatī we wereتھے ہم kunnā [in it]İçindeاس میں fīhā and the caravanve kervanaاور اہل قافلہ سے wal-ʿīra whichgeldiğimizوہ جو allatī we returnedہم آئے ہیں aqbalnā [in it]İçindeاس میں fīhā
And indeed, weve bizاور بیشک ہم wa-innā surely (are) truthful.'doğru söylüyoruzالبتہ سچے ہیں laṣādiqūna٨٢ He saiddediکہا qāla Nayherhaldeبلکہ bal have enticedsüslediآسان کردیا sawwalat yousizeتمہارے لئے lakum your soulsnefislerinizتمہارے نفسوں نے anfusukum somethingbir işiایک کام کو amran
so patienceartık sabretmek gerekتو صبر ہی faṣabrun (is) beautifulgüzelceاچھا ہے jamīlun Perhapsbelki deامید ہے کہ ʿasā Allahاللہ l-lahu will bring them to mebana getirir an will bring them to meلے آئے گا میرے پاس yatiyanī will bring them to meonlarınان کو bihim allhepsiniسب کے سب کو jamīʿan Indeed, Heçünkü oکیونکہ وہ innahu HeOوہ huwa
(is) the All-Knowerbilendirعلم والا l-ʿalīmu All-Wiseherşeyi hikmetle yapandırحکمت والا ہے l-ḥakīmu٨٣ And he turned awayve yüzünü çevirdiاور اس نے منہ پھیرلیا watawallā from themonlardanان سے ʿanhum and saidve dediاور بولا waqāla Alas, my griefEy kederimہائے افسوس yāasafā overüzerindekiپر ʿalā
Yusufیوسف yūsufa And became whiteve ağardıاور سفید ہوگئیں wa-ib'yaḍḍat his eyesgözleriاس کی دونوں آنکھیں ʿaynāhu fromkederdenسے mina the griefغم کی وجہ l-ḥuz'ni and he (was)Oتو وہ fahuwa a suppressoryutkunuyorduسخت غمگین تھے kaẓīmun٨٤
They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū By AllahVallahiقسم اللہ کی tal-lahi you will not ceasesen hâlâتو ہمیشہ رہتا ہے tafta-u rememberinganıyorsunذکر کرتا/ یاد کرتا tadhkuru YusufYusuf'uیوسف کو yūsufa untilsonundaیہاں تک کہ ḥattā you becomeolacaksınتو ہوجائے takūna fatally illhastaبیمار/ بیکار ḥaraḍan
oryahutیا aw becomeolacaksınتو ہوجائے takūna ofhelak olanlardanمیں سے mina those who perishہلاک ہونے والوں l-hālikīna٨٥ He saiddediاس نے کہا qāla Onlyşüphesiz benبیشک innamā I complainarz ederimمیں شکایت کرتاہوں ashkū (of) my sufferingüzüntümüاپنی پریشانی کی bathī
and my griefve tasamıاور اپنے غم کی waḥuz'nī toyalnızطرف ilā AllahAllah'aاللہ کی l-lahi and I knowve bilirimاور میں جانتا ہوں wa-aʿlamu fromtarafındanسے mina Allahاللہ کی طرف (سے) l-lahi whatşeyleriجو notsizin bilmediğinizنہیں you knowتم جانتے taʿlamūna٨٦
٢٤٦
‹ 244page 245 of the printed Mushaf246 ›