قَالَ يَـٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ٣٢

He saiddedi kiفرمایاqālaO IblisEy İblisاے ابلیسyāib'līsuWhatne (oldu)کیا ہے(is) for yousanaتجھ کوlakathat notsen olmadınکہ نہیںallāyou areہے توtakūnawithberaberساتھmaʿathose who prostratedsecde edenlerleسجدہ کرنے والوں کےl-sājidīna

32 [Allah] said, O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate?"

32 Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.

32 Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"

32 (خدا نے فرمایا) کہ ابلیس! تجھے کیا ہوا کہ تو سجدہ کرنے والوں میں شامل نہ ہوا

32 رب نے پوچھا "اے ابلیس، تجھے کیا ہوا کہ تو نے سجدہ کرنے والوں کا ساتھ نہ دیا؟

قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَـٰلٍ مِّنۡ حَمَإٍ مَّسۡنُونٍ ٣٣

He saiddediاس نے کہاqālaI am notben edememنہیںlamI am notہوں میںakun(one) to prostratesecdeکہ میں سجدہ کروںli-asjudato a humaninsanaکسی انسان کوlibasharinwhom You createdyarattığınپیدا کیا تو نے اس کوkhalaqtahu(out) ofbir çamurdanسےminclayکھنکتی مٹی سے۔ بجتی مٹی سےṣalṣālinfrombir balçıktanسےminblack mudکیچڑ سےḥama-inaltereddeğişkenسڑے ہوئےmasnūnin

33 He said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud."

33 O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.

33 İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."

33 (اس نے) کہا کہ میں ایسا نہیں ہوں کہ انسان کو جس کو تو نے کھنکھناتے سڑے ہوئے گارے سے بنایا ہے سجدہ کروں

33 اس نے کہا "میرا یہ کام نہیں ہے کہ میں اِس بشر کو سجدہ کروں جسے تو نے سڑی ہوئی مٹی کے سوکھے گارے سے پیدا کیا ہے"

قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ ٣٤

He saiddediفرمایاqālaThen get outöyleyse çıkپس نکل جاfa-ukh'rujof itoradanاس سےmin'hāfor indeed, youçünkü senتو بیشک توfa-innaka(are) expelledkovuldunمردود ہےrajīmun

34 [Allah] said, "Then get out of it, for indeed, you are expelled.

34 "Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.

34 Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."

34 (خدا نے) فرمایا یہاں سے نکل جا۔ تو مردود ہے

34 رب نے فرمایا "اچھا تو نکل جا یہاں سے کیونکہ تو مردود ہے

وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ ٣٥

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innaupon youüzerineتجھ پرʿalayka(will be) the cursela'net edilecektirلعنت ہےl-laʿnatatillkadarتکilā(the) Daygününeدنyawmi(of) [the] Judgmentcezaجزا (روز جزا تک)l-dīni

35 And indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense."

35 "Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.

35 "Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."

35 اور تجھ پر قیامت کے دن تک لعنت (برسے گی)

35 اور اب روزِ جزا تک تجھ پر لعنت ہے۔1“

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِىٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ ٣٦

He saiddedi kiبولاqālaO my LordRabbimاے میرے ربrabbiThen give me respite(bari) beni erteleپس مہلت دے مجھ کوfa-anẓir'nītillkadarتکilā(the) Daygüneدنyawmithey are raisedtekrar dirilecekleriوہ سب اٹھائے جائیں گےyub'ʿathūna

36 He said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected."

36 "Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.

36 İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.

36 (اس نے) کہا کہ پروردگار مجھے اس دن تک مہلت دے جب لوگ (مرنے کے بعد) زندہ کئے جائیں گے

36 اُس نے عرض کیا "میرے رب، یہ بات ہے تو پھر مجھے اُس روز تک کے لیے مہلت دے جبکہ سب انسان دوبارہ اٹھائے جائیں گے"

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ ٣٧

He saiddediفرمایاqālaThen indeed youhaydi senتو بیشک توfa-innaka(are) ofertelenmişlerdensinسےminathe ones given respiteمہلت دیئے جانے والوں میں سے ہےl-munẓarīna

37 [Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved

37 Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.

37 Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."

37 فرمایا کہ تجھے مہلت دی جاتی ہے

37 فرمایا "اچھا، تجھے مہلت ہے

إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ ٣٨

Tillkadarتکilāthe Daygününeدن کےyawmi(of) the timevaktinجو وقت ہےl-waqtiwell-knownbilinenمعلومl-maʿlūmi

38 Until the Day of the time well-known."

38 Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.

38 "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."

38 وقت مقرر (یعنی قیامت) کے دن تک

38 اُس دن تک جس کا وقت ہمیں معلوم ہے"

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٣٩

He saiddediاس نے کہاqālaMy LordRabbimاے میرے ربrabbiBecauseötürüبوجہ اس کے جوbimāYou misled mebeni azdırmandanتو نے بےراہ کیا مجھ کوaghwaytanīsurely, I will make (evil) fair-seemingandolsun (günahları) süsleyeceğimالبتہ میں ضرور خوبصورت بنا دوں گا۔ البتہ میں ضرور مزین کردوں گاla-uzayyinannato themonlaraان کے لیےlahuminyer yüzündeمیںthe earthزمینl-arḍiand I will mislead themve onları azdıracağımاور البتہ میں ضرور بہکاؤں گا ان کوwala-ugh'wiyannahumallhepsiniسب کے سب کوajmaʿīna

39 [Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them on earth, and I will mislead them all

39 "Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.

39 İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"

39 (اس نے) کہا کہ پروردگار جیسا تونے مجھے رستے سے الگ کیا ہے میں بھی زمین میں لوگوں کے لیے (گناہوں) کو آراستہ کر دکھاؤں گا اور سب کو بہکاؤں گا

39 وہ بولا”میرے ربّ، جیسا تُونے مجھے بہکایا اُسی طرح اب میں زمین ان کے لیے دلفریبیاں پیدا کر کے اِن سب کو بہکا دوں گا،1

إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ ٤٠

Exceptancak hariçسوائےillāYour slaveskullarınتیرے بندوں کےʿibādakaamong themiçlerindenان میں سےmin'humuthe ones who are sincereihlâslıجو چنے ہوئے ہیں۔ خالص ہیںl-mukh'laṣīna

40 Except, among them, Your chosen servants."

40 "Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.

40 "Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."

40 ہاں ان میں جو تیرے مخلص بندے ہیں (ان پر قابو چلنا مشکل ہے)

40 سوائے تیرے اُن بندوں کے جنہیں تو نے اِن میں سے خالص کر لیا ہو"

قَالَ هَـٰذَا صِرٰطٌ عَلَىَّ مُسۡتَقِيمٌ ٤١

He saidbuyurdu kiفرمایاqālaThisişte budurیہhādhā(is) the wayyolراستہ ہےṣirāṭunto Mebana varanمجھ تکʿalayyastraightdosdoğruسیدھاmus'taqīmun

41 [Allah] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight.

41 'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."

41 Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."

41 (خدا نے) فرمایا کہ مجھ تک (پہنچنے کا) یہی سیدھا رستہ ہے

41 فرمایا”یہ راستہ ہے جو سیدھا مجھ تک پہنچتا ہے۔1

إِنَّ عِبَادِى لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَـٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ ٤٢

IndeedşüphesizبیشکinnaMy slavesbenim kullarımمیرے بندےʿibādīnotyokturنہیںlaysayou haveseninتیرے لیےlakaover themüzerindeان پرʿalayhimany authoritybir gücünکوئی زورsul'ṭānunexceptdışındaمگرillāthose whokimselerجوmanifollow yousana uyanپیروی کرے تیریittabaʿakaofazgınlardanسےminathe ones who go astrayبہکے ہوؤں میںl-ghāwīna

42 Indeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators.

42 'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."

42 "Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."

42 جو میرے (مخلص) بندے ہیں ان پر تجھے کچھ قدرت نہیں (کہ ان کو گناہ میں ڈال سکے) ہاں بد راہوں میں سے جو تیرے پیچھے چل پڑے

42 بے شک ، جو میرےحقیقی بندے ہیں ان پر تیرا بس نہ چلے گا۔ تیرا بس تو صرف اُن بہکے ہوئے لوگوں ہی پر چلے گا جو تیری پیروی کریں،1

وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٤٣

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innaHellCehennemجہنمjahannama(is) surely the promised place for themonların buluşma yeridirالبتہ ان کے وعدے کی جگہ ہےlamawʿiduhumallhepsininسب کے سب کیajmaʿīna

43 And indeed, Hell is the promised place for them all.

43 "Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."

43 "Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir."

43 اور ان سب کے وعدے کی جگہ جہنم ہے

43 اور ان سب کے لیے جہنّم کی وعید ہے۔“1

لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنۡهُمۡ جُزۡءٌ مَّقۡسُومٌ ٤٤

For itonun vardırاس کے لیےlahā(are) sevenyediساتsabʿatugateskapısıدروازے ہیںabwābinfor eachherہر کے لیےlikulligatekapıyaدروازے (کے لیے)bābinamong themonlardanان میں سےmin'hum(is) a portionbir bölümایک حصہ ہےjuz'onassignedayrılmıştırمخصوصmaqsūmun

44 It has seven gates; for every gate is of them a portion designated."

44 O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.

44 "Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır."

44 اس کے سات دروازے ہیں۔ ہر ایک دروازے کے لیے ان میں سے جماعتیں تقسیم کردی گئی ہیں

44 یہ جہنّم(جس کی وعید پَیروانِ ابلیس کے لیے کی گئی ہے)اس کے سات دروازے ہیں۔ ہر دروازے کے لیے ان میں سے ایک حصہ مخصوص کر دیا گیا ہے۔1

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ٤٥

Indeedmuhakkakبیشکinnathe righteousmuttakilerمتقی لوگl-mutaqīna(will be) incennetlerdeمیںGardensباغوں میں ہوں گےjannātinand water springspınar başlarındadırlarاور چشموں میںwaʿuyūnin

45 Indeed, the righteous will be within gardens and springs.

45 Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.

45 Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.

45 جو متقی ہیں وہ باغوں اور چشموں میں ہوں گے

45 بخلاف اِس کے متقی لوگ1 باغوں اور چشموں میں ہوں گے

ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ءَامِنِينَ ٤٦

Enter itoraya girinداخل ہوجاؤ ان میںud'khulūhāin peaceesenlikleسلامتی کے ساتھbisalāminsecuregüven içindeامن سے رہنے والےāminīna

46 [Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]."

46 "Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.

46 Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.

46 (ان سے کہا جائے گا کہ) ان میں سلامتی (اور خاطر جمع سے) داخل ہوجاؤ

46 اور اُن سے کہا جائے گا کہ داخل ہو جاؤ ان میں سلامتی کے ساتھ بے خوف و خطر

وَنَزَعۡنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ٤٧

And We (will) removeçıkarıp atmışızdırاور ہم نکال دیں گےwanazaʿnāwhatolanجو(is) ingöğüslerindekiمیںtheir breastsان کے سینوں میں ہےṣudūrihimofkiniسےminrancorبغض میں (سے )ghillin(they will be) brotherskardeşler olarakبھائی بھائی بن کےikh'wānanonüzerindeپرʿalāthronesdivanlarتختوں پرsururinfacing each otherkarşı karşıya otururlarآمنے سامنے ہوں گےmutaqābilīna

47 And We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other.

47 Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.

47 Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.

47 اور ان کے دلوں میں جو کدورت ہوگی ان کو ہم نکال کر (صاف کر) دیں گے (گویا) بھائی بھائی تختوں پر ایک دوسرے کے سامنے بیٹھے ہوئے ہیں

47 اُن کے دلوں میں جو تھوڑی بہت کھوٹ کپٹ ہو گی اسے ہم نکال دیں گے،1 وہ آپس میں بھائی بھائی بن کر آمنے سامنے تختوں پر بیٹھیں گے

لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ ٤٨

Notonlara dokunmazنہیںwill touch themچھوئے گی ان کوyamassuhumthereinoradaاس میںfīhāfatiguehiçbir yorgunlukکوئی تھکاوٹnaṣabunand notve değillerdirاور نہیںwamātheyonlarوہhumfrom itoradanاس میں سےmin'hāwill be removedçıkarılacakنکالے جانے والےbimukh'rajīna

48 No fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed.

48 Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.

48 Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.

48 نہ ان کو وہاں کوئی تکلیف پہنچے گی اور نہ وہاں سے نکالے جائیں گے

48 اُنہیں نہ وہاں کسی مشقّت سے پالا پڑے گا اور نہ وہ وہاں سے نکالے جائیں گے۔1

۞نَبِّئۡ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٤٩

Informhaber verخبر دے دوnabbiMy slaveskullarımaمیرے بندوں کوʿibādīthat Işüphesizبیشک میںannīI ambenمیں ہیanāthe Oft-Forgivingbağışlayanımبخشنے والا ہوںl-ghafūruthe Most Mercifulesirgeyenimرحم کرنے والا ہوںl-raḥīmu

49 [O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful.

49 Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.

49 Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.

49 (اے پیغمبر) میرے بندوں کو بتادو کہ میں بڑا بخشنے والا (اور) مہربان ہوں

49 اے نبیؐ، میرے بندوں کو خبر دے دو کہ میں بہت درگزر کرنے والا اور رحیم ہوں

وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ ٥٠

And thatfakatاور بیشکwa-annaMy punishmentbenim azabımمیرا عذابʿadhābīitoوہhuwa(is) the punishmentbir azabdırایسا عذاب ہےl-ʿadhābuthe most painfulçok acıجو دردناک ہےl-alīmu

50 And that it is My punishment which is the painful punishment.

50 Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.

50 Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere:

50 اور یہ کہ میرا عذاب بھی درد دینے والا عذاب ہے

50 مگر اِس کے ساتھ میرا عذاب بھی نہایت دردناک عذاب ہے

وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرٰهِيمَ ٥١

And inform themonlara haber verاور بتادو ان کوwanabbi'humaboutkonuklarındanبارےʿan(the) guestsمہمانوں کے بارے میںḍayfi(of) Ibrahimİbrahim'inابراہیم کےib'rāhīma

51 And inform them about the guests of Abraham,

51 Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:

51 Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.

51 اور ان کو ابراہیم کے مہمانوں کا احوال سنادو

51 اور انہیں ذرا ابراہیمؑ کے مہمانوں کا قصّہ سُناوٴ۔1

Surah 15 / Al-Hijr / The Rocky Tract سورة الحجر 265
He saiddedi kiفرمایا qāla O IblisEy İblisاے ابلیس yāib'līsu Whatne (oldu)کیا ہے (is) for yousanaتجھ کو laka that notsen olmadınکہ نہیں allā you areہے تو takūna withberaberساتھ maʿa those who prostratedsecde edenlerleسجدہ کرنے والوں کے l-sājidīna٣٢ He saiddediاس نے کہا qāla I am notben edememنہیں lam I am notہوں میں akun
(one) to prostratesecdeکہ میں سجدہ کروں li-asjuda to a humaninsanaکسی انسان کو libasharin whom You createdyarattığınپیدا کیا تو نے اس کو khalaqtahu (out) ofbir çamurdanسے min clayکھنکتی مٹی سے۔ بجتی مٹی سے ṣalṣālin frombir balçıktanسے min black mudکیچڑ سے ḥama-in altereddeğişkenسڑے ہوئے masnūnin٣٣ He saiddediفرمایا qāla
Then get outöyleyse çıkپس نکل جا fa-ukh'ruj of itoradanاس سے min'hā for indeed, youçünkü senتو بیشک تو fa-innaka (are) expelledkovuldunمردود ہے rajīmun٣٤ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna upon youüzerineتجھ پر ʿalayka (will be) the cursela'net edilecektirلعنت ہے l-laʿnata tillkadarتک ilā (the) Daygününeدن yawmi
(of) [the] Judgmentcezaجزا (روز جزا تک) l-dīni٣٥ He saiddedi kiبولا qāla O my LordRabbimاے میرے رب rabbi Then give me respite(bari) beni erteleپس مہلت دے مجھ کو fa-anẓir'nī tillkadarتک ilā (the) Daygüneدن yawmi they are raisedtekrar dirilecekleriوہ سب اٹھائے جائیں گے yub'ʿathūna٣٦ He saiddediفرمایا qāla Then indeed youhaydi senتو بیشک تو fa-innaka
(are) ofertelenmişlerdensinسے mina the ones given respiteمہلت دیئے جانے والوں میں سے ہے l-munẓarīna٣٧ Tillkadarتک ilā the Daygününeدن کے yawmi (of) the timevaktinجو وقت ہے l-waqti well-knownbilinenمعلوم l-maʿlūmi٣٨ He saiddediاس نے کہا qāla My LordRabbimاے میرے رب rabbi Becauseötürüبوجہ اس کے جو bimā
You misled mebeni azdırmandanتو نے بےراہ کیا مجھ کو aghwaytanī surely, I will make (evil) fair-seemingandolsun (günahları) süsleyeceğimالبتہ میں ضرور خوبصورت بنا دوں گا۔ البتہ میں ضرور مزین کردوں گا la-uzayyinanna to themonlaraان کے لیے lahum inyer yüzündeمیں the earthزمین l-arḍi and I will mislead themve onları azdıracağımاور البتہ میں ضرور بہکاؤں گا ان کو wala-ugh'wiyannahum allhepsiniسب کے سب کو ajmaʿīna٣٩
Exceptancak hariçسوائے illā Your slaveskullarınتیرے بندوں کے ʿibādaka among themiçlerindenان میں سے min'humu the ones who are sincereihlâslıجو چنے ہوئے ہیں۔ خالص ہیں l-mukh'laṣīna٤٠ He saidbuyurdu kiفرمایا qāla Thisişte budurیہ hādhā (is) the wayyolراستہ ہے ṣirāṭun to Mebana varanمجھ تک ʿalayya
straightdosdoğruسیدھا mus'taqīmun٤١ Indeedşüphesizبیشک inna My slavesbenim kullarımمیرے بندے ʿibādī notyokturنہیں laysa you haveseninتیرے لیے laka over themüzerindeان پر ʿalayhim any authoritybir gücünکوئی زور sul'ṭānun exceptdışındaمگر illā those whokimselerجو mani
follow yousana uyanپیروی کرے تیری ittabaʿaka ofazgınlardanسے mina the ones who go astrayبہکے ہوؤں میں l-ghāwīna٤٢ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna HellCehennemجہنم jahannama (is) surely the promised place for themonların buluşma yeridirالبتہ ان کے وعدے کی جگہ ہے lamawʿiduhum allhepsininسب کے سب کی ajmaʿīna٤٣
For itonun vardırاس کے لیے lahā (are) sevenyediسات sabʿatu gateskapısıدروازے ہیں abwābin for eachherہر کے لیے likulli gatekapıyaدروازے (کے لیے) bābin among themonlardanان میں سے min'hum (is) a portionbir bölümایک حصہ ہے juz'on assignedayrılmıştırمخصوص maqsūmun٤٤ Indeedmuhakkakبیشک inna
the righteousmuttakilerمتقی لوگ l-mutaqīna (will be) incennetlerdeمیں Gardensباغوں میں ہوں گے jannātin and water springspınar başlarındadırlarاور چشموں میں waʿuyūnin٤٥ Enter itoraya girinداخل ہوجاؤ ان میں ud'khulūhā in peaceesenlikleسلامتی کے ساتھ bisalāmin securegüven içindeامن سے رہنے والے āminīna٤٦
And We (will) removeçıkarıp atmışızdırاور ہم نکال دیں گے wanazaʿnā whatolanجو (is) ingöğüslerindekiمیں their breastsان کے سینوں میں ہے ṣudūrihim ofkiniسے min rancorبغض میں (سے ) ghillin (they will be) brotherskardeşler olarakبھائی بھائی بن کے ikh'wānan onüzerindeپر ʿalā thronesdivanlarتختوں پر sururin facing each otherkarşı karşıya otururlarآمنے سامنے ہوں گے mutaqābilīna
٤٧ Notonlara dokunmazنہیں will touch themچھوئے گی ان کو yamassuhum thereinoradaاس میں fīhā fatiguehiçbir yorgunlukکوئی تھکاوٹ naṣabun and notve değillerdirاور نہیں wamā theyonlarوہ hum from itoradanاس میں سے min'hā will be removedçıkarılacakنکالے جانے والے bimukh'rajīna٤٨
Informhaber verخبر دے دو nabbi My slaveskullarımaمیرے بندوں کو ʿibādī that Işüphesizبیشک میں annī I ambenمیں ہی anā the Oft-Forgivingbağışlayanımبخشنے والا ہوں l-ghafūru the Most Mercifulesirgeyenimرحم کرنے والا ہوں l-raḥīmu٤٩ And thatfakatاور بیشک wa-anna My punishmentbenim azabımمیرا عذاب ʿadhābī
itoوہ huwa (is) the punishmentbir azabdırایسا عذاب ہے l-ʿadhābu the most painfulçok acıجو دردناک ہے l-alīmu٥٠ And inform themonlara haber verاور بتادو ان کو wanabbi'hum aboutkonuklarındanبارے ʿan (the) guestsمہمانوں کے بارے میں ḍayfi (of) Ibrahimİbrahim'inابراہیم کے ib'rāhīma٥١
٢٦٥
‹ 263page 264 of the printed Mushaf265 ›