إِذۡ دَخَلُواۡ عَلَيۡهِ فَقَالُواۡ سَلَـٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ ٥٢

Whenne zaman kiجبidhthey enteredgirmdilerوہ داخل ہوئےdakhalūupon himonun yanınaاس پرʿalayhiand saidve dedilerتو انہوں نے کہاfaqālūPeaceSelamسلام (ہو تم پر)salāmanHe saiddedi kiوہ بولےqālaIndeed, weelbette bizبیشک ہمinnā(are) of yousizdenتم سےminkumafraidkorkuyoruzڈرنے والے ہیںwajilūna

52 When they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you."

52 İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.

52 Hani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti.

52 جب وہ ابراہیم کے پاس آئے تو سلام کہا۔ (انہوں نے) کہا کہ ہمیں تو تم سے ڈر لگتا ہے

52 جب وہ آئے اُس کےہاں اور کہا”سلام ہو تم پر“ تو اُس نے کہا”ہمیں تم سے ڈر لگتا ہے۔“1

قَالُواۡ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ ٥٣

They saiddedilerانہوں نے کہاqālū(Do) notkorkmaمتbe afraidڈروtawjalindeed, webizبیشکinnā[we] bring glad tidings to yousana müjdelerizہم بشارت دیتے ہیں تجھ کوnubashirukaof a boybir çocukلڑکے کیbighulāminlearnedbilginعلم والےʿalīmin

53 [The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy."

53 İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.

53 Melekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.

53 (مہمانوں نے) کہا کہ ڈریئے نہیں ہم آپ کو ایک دانشمند لڑکے کی خوشخبری دیتے ہیں

53 اُنہوں نے جواب دیا”ڈرو نہیں، ہم تمہیں ایک بڑے سیانے لڑکے کی بشارت دیتے ہیں۔“1

قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ٥٤

He saiddedi kiکہاqālaDo you give me glad tidingsbeni mi müjdelediniz?کیا تم خوشخبری دیتے ہو مجھ کوabashartumūnīDo you give me glad tidings(rağmen)باوجود اس بات کےʿalāalthoughbana dokunasınaکہanhas overtaken meپہنچا مجھ کوmassaniyaold ageihtiyarlıkبڑھاپاl-kibaruThen about whatne tuhafپس ساتھ کس چیز کےfabimayou give glad tidingsmüjdeliyorsunuzتم خوشخبری دیتے ہوtubashirūna

54 He said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform?"

54 "Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:

54 İbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?"

54 بولے کہ جب مجھے بڑھاپے نے آ پکڑا تو تم خوشخبری دینے لگے۔ اب کاہے کی خوشخبری دیتے ہو

54 ابراہیمؑ نے کہا "کیا تم اِس بڑھاپے میں مجھے اولاد کی بشارت دیتے ہو؟ ذرا سوچو تو سہی کہ یہ کیسی بشارت تم مجھے دے رہے ہو؟"

قَالُواۡ بَشَّرۡنَـٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَـٰنِطِينَ ٥٥

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūWe give you glad tidingssana müjdeledikخوشخبری دیتے ہیں ہم تجھ کوbasharnākain truthgerçeğiساتھ حق کےbil-ḥaqiso (do) notaslaپس نہfalābeolmaتو ہوtakunofumut kesenlerdenسےminathe despairingمایوس ہونے والوں میں سےl-qāniṭīna

55 They said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing."

55 "Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.

55 Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler.

55 (انہوں نے) کہا ہم آپ کو سچی خوشخبری دیتے ہیں آپ مایوس نہ ہوئیے

55 اُنہوں نے جواب دیا "ہم تمہیں برحق بشارت دے رہے ہیں، تم مایوس نہ ہو"

قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ٥٦

He saiddediابراہیم نے کہاqālaAnd whokimاور کونwamandespairsumut keserمایوس ہوسکتا ہےyaqnaṭuofrahmetindenسےmin(the) Mercyرحمت سےraḥmati(of) his LordRabbininاپنے رب کیrabbihiexceptbaşkaمگرillāthose who are astraysapıklardanوہ جو بھٹکے ہوئے ہوں۔ سوائے گمراہوں کےl-ḍālūna

56 He said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray?"

56 "Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"

56 İbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"

56 (ابراہیم نے) کہا کہ خدا کی رحمت سے (میں مایوس کیوں ہونے لگا اس سے) مایوس ہونا گمراہوں کا کام ہے

56 ابراہیمؑ نے کہا "اپنے رب کی رحمت سے مایوس تو گمراہ لوگ ہی ہوا کرتے ہیں"

قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٥٧

He saiddediکہاqālaThen whatnedir?تو کیاfamā(is) your businessişinizمعاملہ ہے تمہاراkhaṭbukumO messengersEyاےayyuhāO messengerselçilerبھیجے ہوئے۔ اے فرشتوl-mur'salūna

57 [Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers?"

57 "Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"

57 "Ey elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi.

57 پھر کہنے لگے کہ فرشتو! تمہیں (اور) کیا کام ہے

57 پھر ابراہیم ؑ نے پوچھا”اے فرستادگانِ الٰہی، وہ مہم کیا جس پر آپ حضرات تشریف لائے ہیں؟“1

قَالُوٓاۡ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمٍ مُّجۡرِمِينَ ٥٨

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūIndeed, weşüphesiz bizبیشک ہمinnā[we] have been sentgönderildikبھیجے گئے ہمur'sil'nātobir kavmeطرفilāa people قوم کیqawmincriminalssuç işleyenمجرمmuj'rimīna

58 They said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals,

58 Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

58 Melekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.

58 (انہوں نے) کہا کہ ہم ایک گنہگار قوم کی طرف بھیجے گئے ہیں (کہ اس کو عذاب کریں)

58 وہ بولے”ہم ایک مُجرم قوم کی طرف بھیجے گئے ہیں۔1

إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٥٩

Exceptyalnız hariçسوائےillāthe familyailesiآلālaof LutLutلوط کےlūṭinindeed, weelbette bizبیشک ہمinnāsurely will save themonları kurtaracağızالبتہ نجات دینے والے ہیں ان کوlamunajjūhumallhepsiniسب کے سب کوajmaʿīna

59 Except the family of Lot; indeed, we will save them all

59 Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

59 Ancak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız.

59 مگر لوط کے گھر والے کہ ان سب کو ہم بچالیں گے

59 صرف لوطؑ کے گھر والے مستثنیٰ ہیں، ان سب کو ہم بچا لیں گے

إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ‌ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَـٰبِرِينَ ٦٠

Exceptancak hariçسوائےillāhis wifekarısıاس کی بیوی کےim'ra-atahuWe have decreedolmasını uygun gördükمقدر کردیا ہم نےqaddarnāthat sheonunبیشک وہinnahā(is) surely ofgeri kalanlardanالبتہ سےlaminathose who remain behindپیچھے رہنے والوں میں سے ہےl-ghābirīna

60 Except his wife." Allah decreed that she is of those who remain behind.

60 Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

60 Yalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik.

60 البتہ ان کی عورت (کہ) اس کے لیے ہم نے ٹھہرا دیا ہے کہ وہ پیچھے رہ جائے گی

60 سوائے اُس کی بیوی کے جس کے لیے (اللہ فرماتا ہے کہ) ہم نے مقدر کر دیا ہے کہ وہ پیچھے رہ جانے والوں میں شامل رہے گی"

فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٦١

And whenne zaman kiتو جبfalammācamegeldiklerindeآگئےjāa(to the) familyailesineآلāla(of) LutLutلوط کے پاسlūṭinthe messengersElçilerبھیجے ہوئےl-mur'salūna

61 And when the messengers came to the family of Lot,

61 Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

61 Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince,

61 پھر جب فرشتے لوط کے گھر گئے

61 پھر جب یہ فرستادے لُوط ؑ کے ہاں پہنچے1

قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمٌ مُّنكَرُونَ ٦٢

He saiddediاس نے کہاqālaIndeed, youşüphesiz sizبیشک تمinnakum(are) a peoplekimselersinizلوگ ہوqawmununknownhiç tanınmamışاجنبیmunkarūna

62 He said, "Indeed, you are people unknown."

62 Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

62 Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."

62 تو لوط نے کہا تم تو ناآشنا سے لوگ ہو

62 تو اُس نے کہا”آپ لوگ اجنبی معلوم ہوتے ہیں“1

قَالُواۡ بَلۡ جِئۡنَـٰكَ بِمَا كَانُواۡ فِيهِ يَمۡتَرُونَ ٦٣

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūNaydoğrusuبلکہbalwe have come to youbiz sana getirdikہم لائے تیرے پاسji'nākawith whatolduklarınıساتھ اس کے جوbimāthey wereتھے وہkānūin ithakkındaاس میںfīhidisputingşüphe etmekteشک کرتےyamtarūna

63 They said, "But we have come to you with that about which they were disputing,

63 "Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

63 Elçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik."

63 وہ بولے کہ نہیں بلکہ ہم آپ کے پاس وہ چیز لے کر آئے ہیں جس میں لوگ شک کرتے تھے

63 اُنہوں نے جواب دیا "نہیں، بلکہ ہم وہی چیز لے کر آئے ہیں جس کے آنے میں یہ لوگ شک کر رہے تھے

وَأَتَيۡنَـٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ ٦٤

And we have come to youve sana getirdikاور لائے ہیں ہم تیرے پاسwa-ataynākawith the truthgerçeğiحق کوbil-ḥaqiand indeed, weve biz elbetteاور بیشک ہمwa-innāsurely (are) truthfuldoğru söyleyenlerizالبتہ سچے ہیںlaṣādiqūna

64 And we have come to you with truth, and indeed, we are truthful.

64 "Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

64 "Sana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz."

64 اور ہم آپ کے پاس یقینی بات لے کر آئے ہیں اور ہم سچ کہتے ہیں

64 ہم تم سے سچ کہتے ہیں کہ ہم حق کے ساتھ تمہارے پاس آئے ہیں

فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعٍ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَـٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٌ وَٱمۡضُواۡ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ ٦٥

So travelhemen yürütپس لے چلfa-asriwith your familyaileniاپنے گھر والوں کوbi-ahlikain a portionbir parçasındaساتھ ایک ٹکڑے میں۔ ایک حصےbiqiṭ'ʿinofgeceninکےminathe nightرات کےal-layliand followve gitاور پیروی کرو۔ چلتے جاؤwa-ittabiʿtheir backsarkalarındanان کے پیچھےadbārahumand notardına dönüp bakmasınاور نہwalālet look backالتفات کرے۔ پلٹ کر دیکھےyaltafitamong youiçinizdenتم میں سےminkumanyonehiç kimseکوئی ایکaḥadunand go onve gidinاور چلے جاؤwa-im'ḍūwhereyereجہاںḥaythuyou are orderedemredildiğinizتم حکم دیے جاتے ہوtu'marūna

65 So set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded."

65 "Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

65 "Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin."

65 تو آپ کچھ رات رہے سے اپنے گھر والوں کو لے نکلیں اور خود ان کے پیچھے چلیں اور اور آپ میں سے کوئی شخص مڑ کر نہ دیکھے۔ اور جہاں آپ کو حکم ہو وہاں چلے جایئے

65 لہٰذا اب تم کچھ رات رہے اپنے گھر والوں کو لے کر نکل جاوٴ اور خود ان کے پیچھے پیچھے چلو۔1 تم میں سے کوئی پلٹ کر نہ دیکھے۔2 بس سیدھے چلے جاوٴ جِدھر جانے کا تمہیں حکم دیا جا رہا ہے۔“

وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعٌ مُّصۡبِحِينَ ٦٦

And We conveyedve bildirdikاور فیصلہ کردیا ہم نے۔ فیصلہ پہنچا دیا ہم نےwaqaḍaynāto himonaاس کی طرف۔ اس کوilayhi[that]şuاسdhālikathe matterbuyruğuمعاملے کاl-amrathatmutlakaبیشکanna(the) rootarkalarıجڑdābira(of) theseşunlarınان لوگوں کیhāulāiwould be cut offkesilecektirکاٹ دی جائے گیmaqṭūʿun(by) early morningsabaha girerlerkenصبح ہوتے ہیmuṣ'biḥīna

66 And We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning.

66 Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.

66 Biz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır."

66 اور ہم نے لوط کی طرف وحی بھیجی کہ ان لوگوں کی جڑ صبح ہوتے ہوتے کاٹ دی جائے گی

66 اور اُسے ہم نے اپنا یہ فیصلہ پہنچا دیا کہ صبح ہوتے ہوتے اِن لوگوں کی جڑ کاٹ دی جائے گی

وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ ٦٧

And cameve geldilerاور آئےwajāa(the) peoplehalkıوالےahlu(of) the cityşehrinشہر والےl-madīnatirejoicingsevinerekخوشخبریاں دیتے ہوئےyastabshirūna

67 And the people of the city came rejoicing.

67 Şehir halkı, sevinerek geldiler.

67 Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.

67 اور اہل شہر (لوط کے پاس) خوش خوش (دوڑے) آئے

67 اتنے میں شہر کے لوگ خوشی کے مارے بے تاب ہو کر لُوط ؑ کے گھر چڑھ آئے۔1

قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِى فَلَا تَفۡضَحُونِ ٦٨

He saiddediلوط نے کہاqālaIndeedşüphesizبیشکinnathesebunlarیہ لوگhāulāi(are) my guestsbenim konuğumdurمیرے مہمان ہیںḍayfīso (do) notbeni mahcubetmeyinپس نہfalāshame meتم رسوا کرو مجھ کوtafḍaḥūni

68 [Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me.

68 Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.

68 Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."

68 (لوط نے) کہا کہ یہ میرے مہمان ہیں (کہیں ان کے بارے میں) مجھے رسوا نہ کرنا

68 لوطؑ نے کہا "بھائیو، یہ میرے مہمان ہیں، میری فضیحت نہ کرو

وَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ ٦٩

And fearve korkunاور ڈروwa-ittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand (do) notveاور نہwalādisgrace mebeni rezil etmeyinتم بےعزت کرو مجھ کو۔ رسوا کرو مجھ کوtukh'zūni

69 And fear Allah and do not disgrace me."

69 Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.

69 "Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."

69 اور خدا سے ڈرو۔ اور میری بےآبروئی نہ کیجو

69 اللہ سے ڈرو، مجھے رسوا نہ کرو"

قَالُوٓاۡ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ٧٠

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūDid notseni menetmemiş miydik?کیا بھلا نہیںawalamwe forbid youہم روکتے تجھ کوnanhakafromalemlerdenسےʿanithe worldسب جہان والوں سےl-ʿālamīna

70 They said, "Have we not forbidden you from [protecting] people?"

70 "Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.

70 Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"

70 وہ بولے کیا ہم نے تم کو سارے جہان (کی حمایت وطرفداری) سے منع نہیں کیا

70 وہ بولے "کیا ہم بارہا تمہیں منع نہیں کر چکے ہیں کہ دنیا بھر کے ٹھیکے دار نہ بنو؟"

Surah 15 / Al-Hijr / The Rocky Tract سورة الحجر 266
Whenne zaman kiجب idh they enteredgirmdilerوہ داخل ہوئے dakhalū upon himonun yanınaاس پر ʿalayhi and saidve dedilerتو انہوں نے کہا faqālū PeaceSelamسلام (ہو تم پر) salāman He saiddedi kiوہ بولے qāla Indeed, weelbette bizبیشک ہم innā (are) of yousizdenتم سے minkum afraidkorkuyoruzڈرنے والے ہیں wajilūna٥٢ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū
(Do) notkorkmaمت be afraidڈرو tawjal indeed, webizبیشک innā [we] bring glad tidings to yousana müjdelerizہم بشارت دیتے ہیں تجھ کو nubashiruka of a boybir çocukلڑکے کی bighulāmin learnedbilginعلم والے ʿalīmin٥٣ He saiddedi kiکہا qāla Do you give me glad tidingsbeni mi müjdelediniz?کیا تم خوشخبری دیتے ہو مجھ کو abashartumūnī Do you give me glad tidings(rağmen)باوجود اس بات کے ʿalā althoughbana dokunasınaکہ an
has overtaken meپہنچا مجھ کو massaniya old ageihtiyarlıkبڑھاپا l-kibaru Then about whatne tuhafپس ساتھ کس چیز کے fabima you give glad tidingsmüjdeliyorsunuzتم خوشخبری دیتے ہو tubashirūna٥٤ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū We give you glad tidingssana müjdeledikخوشخبری دیتے ہیں ہم تجھ کو basharnāka in truthgerçeğiساتھ حق کے bil-ḥaqi
so (do) notaslaپس نہ falā beolmaتو ہو takun ofumut kesenlerdenسے mina the despairingمایوس ہونے والوں میں سے l-qāniṭīna٥٥ He saiddediابراہیم نے کہا qāla And whokimاور کون waman despairsumut keserمایوس ہوسکتا ہے yaqnaṭu ofrahmetindenسے min (the) Mercyرحمت سے raḥmati
(of) his LordRabbininاپنے رب کی rabbihi exceptbaşkaمگر illā those who are astraysapıklardanوہ جو بھٹکے ہوئے ہوں۔ سوائے گمراہوں کے l-ḍālūna٥٦ He saiddediکہا qāla Then whatnedir?تو کیا famā (is) your businessişinizمعاملہ ہے تمہارا khaṭbukum O messengersEyاے ayyuhā O messengerselçilerبھیجے ہوئے۔ اے فرشتو l-mur'salūna
٥٧ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Indeed, weşüphesiz bizبیشک ہم innā [we] have been sentgönderildikبھیجے گئے ہم ur'sil'nā tobir kavmeطرف ilā a people قوم کی qawmin criminalssuç işleyenمجرم muj'rimīna٥٨ Exceptyalnız hariçسوائے illā the familyailesiآل āla of LutLutلوط کے lūṭin
indeed, weelbette bizبیشک ہم innā surely will save themonları kurtaracağızالبتہ نجات دینے والے ہیں ان کو lamunajjūhum allhepsiniسب کے سب کو ajmaʿīna٥٩ Exceptancak hariçسوائے illā his wifekarısıاس کی بیوی کے im'ra-atahu We have decreedolmasını uygun gördükمقدر کردیا ہم نے qaddarnā that sheonunبیشک وہ innahā (is) surely ofgeri kalanlardanالبتہ سے lamina
those who remain behindپیچھے رہنے والوں میں سے ہے l-ghābirīna٦٠ And whenne zaman kiتو جب falammā camegeldiklerindeآگئے jāa (to the) familyailesineآل āla (of) LutLutلوط کے پاس lūṭin the messengersElçilerبھیجے ہوئے l-mur'salūna٦١ He saiddediاس نے کہا qāla
Indeed, youşüphesiz sizبیشک تم innakum (are) a peoplekimselersinizلوگ ہو qawmun unknownhiç tanınmamışاجنبی munkarūna٦٢ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Naydoğrusuبلکہ bal we have come to youbiz sana getirdikہم لائے تیرے پاس ji'nāka with whatolduklarınıساتھ اس کے جو bimā they wereتھے وہ kānū in ithakkındaاس میں fīhi
disputingşüphe etmekteشک کرتے yamtarūna٦٣ And we have come to youve sana getirdikاور لائے ہیں ہم تیرے پاس wa-ataynāka with the truthgerçeğiحق کو bil-ḥaqi and indeed, weve biz elbetteاور بیشک ہم wa-innā surely (are) truthfuldoğru söyleyenlerizالبتہ سچے ہیں laṣādiqūna٦٤ So travelhemen yürütپس لے چل fa-asri
with your familyaileniاپنے گھر والوں کو bi-ahlika in a portionbir parçasındaساتھ ایک ٹکڑے میں۔ ایک حصے biqiṭ'ʿin ofgeceninکے mina the nightرات کے al-layli and followve gitاور پیروی کرو۔ چلتے جاؤ wa-ittabiʿ their backsarkalarındanان کے پیچھے adbārahum and notardına dönüp bakmasınاور نہ walā let look backالتفات کرے۔ پلٹ کر دیکھے yaltafit among youiçinizdenتم میں سے minkum anyonehiç kimseکوئی ایک aḥadun
and go onve gidinاور چلے جاؤ wa-im'ḍū whereyereجہاں ḥaythu you are orderedemredildiğinizتم حکم دیے جاتے ہو tu'marūna٦٥ And We conveyedve bildirdikاور فیصلہ کردیا ہم نے۔ فیصلہ پہنچا دیا ہم نے waqaḍaynā to himonaاس کی طرف۔ اس کو ilayhi [that]şuاس dhālika the matterbuyruğuمعاملے کا l-amra thatmutlakaبیشک anna
(the) rootarkalarıجڑ dābira (of) theseşunlarınان لوگوں کی hāulāi would be cut offkesilecektirکاٹ دی جائے گی maqṭūʿun (by) early morningsabaha girerlerkenصبح ہوتے ہی muṣ'biḥīna٦٦ And cameve geldilerاور آئے wajāa (the) peoplehalkıوالے ahlu (of) the cityşehrinشہر والے l-madīnati
rejoicingsevinerekخوشخبریاں دیتے ہوئے yastabshirūna٦٧ He saiddediلوط نے کہا qāla Indeedşüphesizبیشک inna thesebunlarیہ لوگ hāulāi (are) my guestsbenim konuğumdurمیرے مہمان ہیں ḍayfī so (do) notbeni mahcubetmeyinپس نہ falā shame meتم رسوا کرو مجھ کو tafḍaḥūni٦٨ And fearve korkunاور ڈرو wa-ittaqū
AllahAllah'tanاللہ سے l-laha and (do) notveاور نہ walā disgrace mebeni rezil etmeyinتم بےعزت کرو مجھ کو۔ رسوا کرو مجھ کو tukh'zūni٦٩ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Did notseni menetmemiş miydik?کیا بھلا نہیں awalam we forbid youہم روکتے تجھ کو nanhaka fromalemlerdenسے ʿani the worldسب جہان والوں سے l-ʿālamīna٧٠
٢٦٦
‹ 264page 265 of the printed Mushaf266 ›