وَقَالَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواۡ لَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا عَبَدۡنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَىۡءٍ نَّحۡنُ وَلَآ ءَابَآؤُنَا وَلَا حَرَّمۡنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَىۡءٍ‌ۚ كَذٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ‌ۚ فَهَلۡ عَلَى ٱلرُّسُلِ إِلَّا ٱلۡبَلَـٰغُ ٱلۡمُبِينُ ٣٥

And saidve dedilerاور کہاwaqālathose whokimselerان لوگوں نےalladhīnaassociate partners (with Allah)ortak koşan(lar)جنہوں نے شرک کیاashrakūIfeğerاگرlawAllah (had) willeddileseydiچاہتاshāaAllah (had) willedAllahاللہl-lahunottapmazdıkنہwe (would) have worshippedہم عبادت کرتےʿabadnāother than HimO'ndan başkaکےminother than Himاس کے سواdūnihianyhiçbirکسیminthingşeyeکسی چیز کیshayinwe(ne) bizہمnaḥnuand notne deاور نہwalāour forefathersatalarımızہمارے باپ داداābāunāand notve haram kılmazdıkاور نہwalāwe (would) have forbiddenہم حرام کرتےḥarramnāother than HimO'nsuzکےminother than Himاس کے سواdūnihianythinghiçbirکسیminanythingşeyiچیز کوshayinThusböyleاسی طرحkadhālikadidyapmıştıکیاfaʿalathose whokimseler deان لوگوں نےalladhīna(were) before themonlardan önceki(ler)جوmin(were) before themان سے پہلے تھےqablihimThen is (there)değil midir?تو نہیںfahalondüşenاوپرʿalāthe messengerselçilereرسولوں کے ہےl-rusuliexceptyalnızمگرillāthe conveyancetebliğ etmekپہنچاناl-balāghuclearaçıkçaکھلم کھلاl-mubīnu

35 And those who associate others with Allah say, "If Allah had willed, we would not have worshipped anything other than Him, neither we nor our fathers, nor would we have forbidden anything through other than Him." Thus did those do before them. So is there upon the messengers except [the duty of] clear notification?

35 Allah'a eş koşanlar: "Allah dileseydi O'ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O'nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer?

35 Allah'a ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık seçik bir tebliğden, ibarettir.

35 اور مشرک کہتے ہیں کہ اگر خدا چاہتا تو نہ ہم ہی اس کے سوا کسی چیز کو پوجتے اور نہ ہمارے بڑے ہی (پوجتے) اور نہ اس کے (فرمان کے) بغیر ہم کسی چیز کو حرام ٹھہراتے۔ (اے پیغمبر) اسی طرح ان سے اگلے لوگوں نے کیا تھا۔ تو پیغمبروں کے ذمے (خدا کے احکام کو) کھول کر سنا دینے کے سوا اور کچھ نہیں

35 یہ مشرکین کہتے ہیں”اگر اللہ چاہتا تو نہ ہم اور نہ ہمارے باپ دادا اُس کے سوا کسی اَور کی عبادت کرتے اور نہ اُس کے حکم کے بغیر کسی چیز کو حرام ٹھہراتے۔“1 ایسے ہی بہانے اِن سے پہلے کے لوگ بھی بناتے رہے ہیں۔2 تو کیا رسُولوں پر صاف صاف بات پہنچا دینے کے سوا اور بھی کوئی ذمّہ داری ہے؟

وَلَقَدۡ بَعَثۡنَا فِى كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ ٱعۡبُدُواۡ ٱللَّهَ وَٱجۡتَنِبُواۡ ٱلطَّـٰغُوتَ‌ۖ فَمِنۡهُم مَّنۡ هَدَى ٱللَّهُ وَمِنۡهُم مَّنۡ حَقَّتۡ عَلَيۡهِ ٱلضَّلَـٰلَةُ‌ۚ فَسِيرُواۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواۡ كَيۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٣٦

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe sentbiz gönderdikبھیجا ہم نےbaʿathnāintoiçindeمیںeveryherہرkullinationmilletامت میںummatina Messengerbir elçiایک رسول کوrasūlanthatdiyeکہaniWorshipkulluk edinعبادت کروuʿ'budūAllahAllah'aاللہ کیl-lahaand avoidve kaçınınاور بچوwa-ij'tanibūthe false deitiestagutdanطاغوت سےl-ṭāghūtaThen among themonlardanتو ان میں سےfamin'hum(were some) whomkimineبعض (ایسے ہیں)manAllah guidedhidayet ettiجن کو ہدایت دیhadāAllah guidedAllahاللہ نےl-lahuand among themve onlardanاور ان میں سےwamin'hum(were) somekimine deبعض جوmanwas justifiedhak olduسچ ہوگئیḥaqqaton themüzerlerineاس پرʿalayhithe strayingsapıklıkگمراہیl-ḍalālatuSo travelişte gezinپس چلو پھروfasīrūinyeryüzündeمیںthe earthزمین میںl-arḍiand seeve bakınپھر دیکھوfa-unẓurūhownasılکس طرحkayfawasolmuşہواkānathe endsonuانجامʿāqibatu(of) the deniersyalanlayanlarınجھٹلانے والوں کاl-mukadhibīna

36 And We certainly sent into every nation a messenger, [saying], "Worship Allah and avoid Taghut." And among them were those whom Allah guided, and among them were those upon whom error was [deservedly] decreed. So proceed through the earth and observe how was the end of the deniers.

36 And olsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının" diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunugörün.

36 Andolsun ki biz her ümmete, "Allah'a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının." diye bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yer yüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?

36 اور ہم نے ہر جماعت میں پیغمبر بھیجا کہ خدا ہی کی عبادت کرو اور بتوں (کی پرستش) سے اجتناب کرو۔ تو ان میں بعض ایسے ہیں جن کو خدا نے ہدایت دی اور بعض ایسے ہیں جن پر گمراہی ثابت ہوئی۔ سو زمین پر چل پھر کر دیکھ لو کہ جھٹلانے والوں کا انجام کیسا ہوا

36 ہم نے ہر اُمّت میں ایک رسُول بھیج دیا، اور اُس کے ذریعہ سے سب کو خبر دار کر دیا کہ ”اللہ کی بندگی کرو اور طاغوت کی بندگی سے بچو۔“1 اس کے بعد ان میں سے کسی کو اللہ نے ہدایت بخشی اور کسی پر ضلالت مسلّط ہو گئی۔2 پھر ذرا زمین میں چل پھر کر دیکھ لو کہ جھُٹلانے والوں کا کیا انجام ہو چکا ہے3

إِن تَحۡرِصۡ عَلَىٰ هُدَىٰهُمۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِى مَن يُضِلُّ‌ۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّـٰصِرِينَ ٣٧

Ifşayetاگرinyou desirene kadar istesen deتم حریص ہوtaḥriṣ[for]onların yola gelmeleriniپرʿalātheir guidanceان کی ہدایتhudāhumthen indeedkuşkusuzتو بیشکfa-innaAllahاللہ تعالیٰl-laha(will) notyola getirmezنہیںguideہدایت دیتاyahdīwhomkimseyiجس کوmanHe lets go astrayşaşırttığıوہ بھٹکا دیتا ہےyuḍilluand not (are)ve olmazاور نہیںwamāfor themonlarınان کے لیےlahumanyhiçbirکوئیminhelpersyardımcılarıمددگاروں میں سےnāṣirīna

37 [Even] if you should strive for their guidance, [O Muhammad], indeed, Allah does not guide those He sends astray, and they will have no helpers.

37 Onların doğru yolda olmalarına ne kadar özensen, yine de Allah, saptırdığını doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da olmaz.

37 (Ey Muhammed!) Sen o kâfirlerin hidayete ermelerini ne kadar istesen de Allah, saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.

37 اگر تم ان (کفار) کی ہدایت کے لیے للچاؤ تو جس کو خدا گمراہ کردیتا ہے اس کو وہ ہدایت نہیں دیا کرتا اور ایسے لوگوں کا کوئی مددگار بھی نہیں ہوتا

37 اے محمدؐ، تم چاہے اِن کی ہدایت کے لیے کتنے ہی حریص ہو، مگر اللہ جس کو بھٹکا دیتا ہے پھر اسے ہدایت نہیں دیا کرتا اور اس طرح کے لوگوں کی مدد کوئی نہیں کر سکتا

وَأَقۡسَمُواۡ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَـٰنِهِمۡ‌ۙ لَا يَبۡعَثُ ٱللَّهُ مَن يَمُوتُ‌ۚ بَلَىٰ وَعۡدًا عَلَيۡهِ حَقًّا وَلَـٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ٣٨

And they swearve yemin ettilerاور وہ قسمیں کھاتے ہیںwa-aqsamūby AllahAllah'aاللہ کیbil-lahistrongestbütün şiddetiyleپکیjahda(of) their oathsyeminlerininقسمیں اپنیaymānihimAllah will not resurrectdiriltmez (diye)نہیںAllah will not resurrectاٹھائے گاyabʿathuAllah will not resurrectAllahاللہl-lahu(one) whokimseyi(اسے) جوmandiesölenمرجاتا ہےyamūtuNayhayırکیوں نہیںbalā(it is) a promiseverdiği sözdürوعدہ ہےwaʿdanupon HimO'nun onlaraاس کے ذمہʿalayhi(in) truthgerçek olarakسچاḥaqqanbutamaلیکنwalākinnamostçoğuاکثرakthara(of) the mankindinsanlarınلوگl-nāsi(do) notbilmezlerنہیںknowعلم رکھتےyaʿlamūna

38 And they swear by Allah their strongest oaths [that] Allah will not resurrect one who dies. But yes - [it is] a true promise [binding] upon Him, but most of the people do not know.

38 Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.

38 Kâfirler, "Allah ölen kimseyi diriltmez." diye en kuvvetli yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah'ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.

38 اور یہ خدا کی سخت سخت قسمیں کھاتے ہیں کہ جو مرجاتا ہے خدا اسے (قیامت کے دن قبر سے) نہیں اٹھائے گا۔ ہرگز نہیں۔ یہ (خدا کا) وعدہ سچا ہے اور اس کا پورا کرنا اسے ضرور ہے لیکن اکثر لوگ نہیں جانتے

38 یہ لوگ اللہ کے نام سے کڑی کڑی قسمیں کھا کر کہتے ہیں کہ "اللہ کسی مرنے والے کو پھر سے زندہ کر کے نہ اٹھائے گا" اٹھائے گا کیوں نہیں، یہ تو ایک وعدہ ہے جسے پورا کرنا اس نے اپنے اوپر واجب کر لیا ہے، مگر اکثر لوگ جانتے نہیں ہیں

لِيُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِى يَخۡتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاۡ أَنَّهُمۡ كَانُواۡ كَـٰذِبِينَ ٣٩

That He will make clearaçıklasın (diye)تاکہ بیان کرےliyubayyinato themonlaraان کے لیےlahumuthatihtilaf ettikleriniوہ چیزalladhīthey differوہ اختلاف کرتے ہیںyakhtalifūnawhereinhakkındaاس میںfīhiand that may knowve bilsinler (diye)اور تاکہ جان لیںwaliyaʿlamathose whokimselerوہ لوگalladhīnadisbelievedinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیاkafarūthat theyonlarınبیشک وہannahumwereolduklarınıتھےkānūliarsyalancılarوہ جھوٹےkādhibīna

39 [It is] so He will make clear to them [the truth of] that wherein they differ and so those who have disbelieved may know that they were liars.

39 Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.

39 Allah ölüleri diriltecek ki, o kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.

39 تاکہ جن باتوں میں یہ اختلاف کرتے ہیں وہ ان پر ظاہر کردے اور اس لیے کہ کافر جان لیں کہ وہ جھوٹے تھے

39 اور ایسا ہونا اس لیے ضروری ہے کہ اللہ اِن کے سامنے اُس حقیقت کو کھول دے جس کے بارے میں یہ اختلاف کر رہے ہیں، اور منکرینِ حق کو معلوم ہو جائے کہ وہ جھُوٹے تھے۔ 1

إِنَّمَا قَوۡلُنَا لِشَىۡءٍ إِذَآ أَرَدۡنَـٰهُ أَن نَّقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٤٠

OnlyşüphesizبیشکinnamāOur Wordsöyleyeceğimiz sözہماری باتqawlunāto a thingbir şeyiکسی چیز کے لیےlishayinwhenzamanجبidhāWe intend itistediğimizارادہ کرتے ہیں ہم اس کاaradnāhu(is) thatsadeceکہanWe saydememizdirہم کہیںnaqūlato itonaاس کوlahuBeolہوجاkunand it isderhal oluverirتو وہ ہوجاتا ہےfayakūnu

40 Indeed, Our word to a thing when We intend it is but that We say to it, "Be," and it is.

40 Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ona "Ol" dememizdir ve hemen olur.

40 Biz bir şeyi dilediğimiz zaman, ona sözümüz sadece "ol" dememizdir. O da hemen oluverir.

40 جب ہم کسی چیز کا ارادہ کرتے ہیں تو ہماری بات یہی ہے کہ اس کو کہہ دیتے ہیں کہ ہوجا تو وہ ہوجاتی ہے

40 (رہا اس کا امکان ، تو)ہمیں کسی چیز کو وجود میں لانے کے لیے اس سے زیادہ کچھ نہیں کرنا ہوتا کہ اسے حکم دیں”ہو جا“ اور بس وہ ہو جاتی ہے۔1

وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواۡ فِى ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواۡ لَنُبَوِّئَنَّهُمۡ فِى ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةً‌ۖ وَلَأَجۡرُ ٱلۡأَخِرَةِ أَكۡبَرُ‌ۚ لَوۡ كَانُواۡ يَعۡلَمُونَ ٤١

And those whogöç edenleriاور وہ لوگwa-alladhīnaemigratedجنہوں نے ہجرت کیhājarūin (the way)uğrundaمیں(of) AllahAllahاللہ کی راہl-lahiaftersonraکےminafterبعد اس کےbaʿdi[what]kendilerine zulmedildiktenجوthey were wrongedوہ ظلم کیے گئےẓulimūsurely We will give them positionyerleştireceğizالبتہ ہم ضرور ٹھکانہ دیں گے ان کوlanubawwi-annahumindünyadaمیںthe worldدنیا میںl-dun'yāgoodgüzelceاچھاḥasanatanbut surely the rewardve mükafatı iseاور البتہ اجرwala-ajru(of) the Hereafterahiretآخرت کاl-ākhirati(is) greaterdaha büyüktürسب سے بڑا ہےakbaruifkeşkeکاشlawtheyonlarوہ ہوتےkānūknowbilselerdiوہ جانتےyaʿlamūna

41 And those who emigrated for [the cause of] Allah after they had been wronged - We will surely settle them in this world in a good place; but the reward of the Hereafter is greater, if only they could know.

41 Haksızlığa uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür, keşki bilseler!

41 Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, biz dünyada mutlaka onları güzel bir yere yerleştiririz. Halbuki bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür.

41 اور جن لوگوں نے ظلم سہنے کے بعد خدا کے لیے وطن چھوڑا ہم ان کو دنیا میں اچھا ٹھکانا دیں گے۔ اور آخرت کا اجر تو بہت بڑا ہے۔ کاش وہ (اسے) جانتے

41 جو لوگ ظلم سہنے کے بعد اللہ کی خاطر ہجرت کر گئے ہیں ان کو ہم دنیا ہی میں اچھا ٹھکانا دیں گے اور آخرت کا اجر تو بہت بڑا ہے۔1 کاش جان لیں وہ مظلوم

ٱلَّذِينَ صَبَرُواۡ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ ٤٢

Those whoonlar kiوہ لوگ ہیںalladhīna(are) patientsabrettilerجنہوں نے صبر کیاṣabarūand onve sadeceاور پرwaʿalātheir LordRablerineاپنے رب پرrabbihimthey put their trustdayanmaktadırlarوہ بھروسہ کرتے ہیںyatawakkalūna

42 [They are] those who endured patiently and upon their Lord relied.

42 Onlar sabreden ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir.

42 O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.

42 یعنی وہ لوگ جو صبر کرتے ہیں اور اپنے پروردگار پر بھروسا رکھتے ہیں

42 جنہوں نے صبر کیا ہے اور جو اپنے رب کے بھروسے پر کام کر رہے ہیں (کہ کیسا اچھا انجام اُن کا منتظر ہے)

Surah 16 / An-Nahl / The Bee سورة النحل 272
And saidve dedilerاور کہا waqāla those whokimselerان لوگوں نے alladhīna associate partners (with Allah)ortak koşan(lar)جنہوں نے شرک کیا ashrakū Ifeğerاگر law Allah (had) willeddileseydiچاہتا shāa Allah (had) willedAllahاللہ l-lahu nottapmazdıkنہ we (would) have worshippedہم عبادت کرتے ʿabadnā other than HimO'ndan başkaکے min other than Himاس کے سوا dūnihi anyhiçbirکسی min
thingşeyeکسی چیز کی shayin we(ne) bizہم naḥnu and notne deاور نہ walā our forefathersatalarımızہمارے باپ دادا ābāunā and notve haram kılmazdıkاور نہ walā we (would) have forbiddenہم حرام کرتے ḥarramnā other than HimO'nsuzکے min other than Himاس کے سوا dūnihi anythinghiçbirکسی min anythingşeyiچیز کو shayin Thusböyleاسی طرح kadhālika
didyapmıştıکیا faʿala those whokimseler deان لوگوں نے alladhīna (were) before themonlardan önceki(ler)جو min (were) before themان سے پہلے تھے qablihim Then is (there)değil midir?تو نہیں fahal ondüşenاوپر ʿalā the messengerselçilereرسولوں کے ہے l-rusuli exceptyalnızمگر illā the conveyancetebliğ etmekپہنچانا l-balāghu clearaçıkçaکھلم کھلا l-mubīnu
٣٥ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We sentbiz gönderdikبھیجا ہم نے baʿathnā intoiçindeمیں everyherہر kulli nationmilletامت میں ummatin a Messengerbir elçiایک رسول کو rasūlan thatdiyeکہ ani Worshipkulluk edinعبادت کرو uʿ'budū AllahAllah'aاللہ کی l-laha
and avoidve kaçınınاور بچو wa-ij'tanibū the false deitiestagutdanطاغوت سے l-ṭāghūta Then among themonlardanتو ان میں سے famin'hum (were some) whomkimineبعض (ایسے ہیں) man Allah guidedhidayet ettiجن کو ہدایت دی hadā Allah guidedAllahاللہ نے l-lahu and among themve onlardanاور ان میں سے wamin'hum (were) somekimine deبعض جو man
was justifiedhak olduسچ ہوگئی ḥaqqat on themüzerlerineاس پر ʿalayhi the strayingsapıklıkگمراہی l-ḍalālatu So travelişte gezinپس چلو پھرو fasīrū inyeryüzündeمیں the earthزمین میں l-arḍi and seeve bakınپھر دیکھو fa-unẓurū hownasılکس طرح kayfa
wasolmuşہوا kāna the endsonuانجام ʿāqibatu (of) the deniersyalanlayanlarınجھٹلانے والوں کا l-mukadhibīna٣٦ Ifşayetاگر in you desirene kadar istesen deتم حریص ہو taḥriṣ [for]onların yola gelmeleriniپر ʿalā their guidanceان کی ہدایت hudāhum
then indeedkuşkusuzتو بیشک fa-inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha (will) notyola getirmezنہیں guideہدایت دیتا yahdī whomkimseyiجس کو man He lets go astrayşaşırttığıوہ بھٹکا دیتا ہے yuḍillu and not (are)ve olmazاور نہیں wamā for themonlarınان کے لیے lahum anyhiçbirکوئی min helpersyardımcılarıمددگاروں میں سے nāṣirīna٣٧
And they swearve yemin ettilerاور وہ قسمیں کھاتے ہیں wa-aqsamū by AllahAllah'aاللہ کی bil-lahi strongestbütün şiddetiyleپکی jahda (of) their oathsyeminlerininقسمیں اپنی aymānihim Allah will not resurrectdiriltmez (diye)نہیں Allah will not resurrectاٹھائے گا yabʿathu Allah will not resurrectAllahاللہ l-lahu (one) whokimseyi(اسے) جو man diesölenمرجاتا ہے yamūtu Nayhayırکیوں نہیں balā
(it is) a promiseverdiği sözdürوعدہ ہے waʿdan upon HimO'nun onlaraاس کے ذمہ ʿalayhi (in) truthgerçek olarakسچا ḥaqqan butamaلیکن walākinna mostçoğuاکثر akthara (of) the mankindinsanlarınلوگ l-nāsi (do) notbilmezlerنہیں knowعلم رکھتے yaʿlamūna٣٨
That He will make clearaçıklasın (diye)تاکہ بیان کرے liyubayyina to themonlaraان کے لیے lahumu thatihtilaf ettikleriniوہ چیز alladhī they differوہ اختلاف کرتے ہیں yakhtalifūna whereinhakkındaاس میں fīhi and that may knowve bilsinler (diye)اور تاکہ جان لیں waliyaʿlama those whokimselerوہ لوگ alladhīna disbelievedinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیا kafarū that theyonlarınبیشک وہ annahum
wereolduklarınıتھے kānū liarsyalancılarوہ جھوٹے kādhibīna٣٩ Onlyşüphesizبیشک innamā Our Wordsöyleyeceğimiz sözہماری بات qawlunā to a thingbir şeyiکسی چیز کے لیے lishayin whenzamanجب idhā We intend itistediğimizارادہ کرتے ہیں ہم اس کا aradnāhu (is) thatsadeceکہ an We saydememizdirہم کہیں naqūla
to itonaاس کو lahu Beolہوجا kun and it isderhal oluverirتو وہ ہوجاتا ہے fayakūnu٤٠ And those whogöç edenleriاور وہ لوگ wa-alladhīna emigratedجنہوں نے ہجرت کی hājarū in (the way)uğrundaمیں (of) AllahAllahاللہ کی راہ l-lahi aftersonraکے min afterبعد اس کے baʿdi [what]kendilerine zulmedildiktenجو they were wrongedوہ ظلم کیے گئے ẓulimū
surely We will give them positionyerleştireceğizالبتہ ہم ضرور ٹھکانہ دیں گے ان کو lanubawwi-annahum indünyadaمیں the worldدنیا میں l-dun'yā goodgüzelceاچھا ḥasanatan but surely the rewardve mükafatı iseاور البتہ اجر wala-ajru (of) the Hereafterahiretآخرت کا l-ākhirati (is) greaterdaha büyüktürسب سے بڑا ہے akbaru ifkeşkeکاش law theyonlarوہ ہوتے kānū
knowbilselerdiوہ جانتے yaʿlamūna٤١ Those whoonlar kiوہ لوگ ہیں alladhīna (are) patientsabrettilerجنہوں نے صبر کیا ṣabarū and onve sadeceاور پر waʿalā their LordRablerineاپنے رب پر rabbihim they put their trustdayanmaktadırlarوہ بھروسہ کرتے ہیں yatawakkalūna٤٢
٢٧٢
‹ 270page 271 of the printed Mushaf272 ›