وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ إِلَّا رِجَالاً نُّوحِىٓ إِلَيۡهِمۡ‌ۚ فَسۡــَٔلُوٓاۡ أَهۡلَ ٱلذِّكۡرِ إِن كُنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ ٤٣

And notveاور نہیںwamāWe sentbiz göndermedikبھیجا ہم نےarsalnābefore yousenden önceسےminbefore youآپ سے پہلےqablikaexceptbaşkasınıمگرillāmenerkeklerdenمردوں کوrijālanWe revealedvahyettiğimizہم وحی کرتے ہیںnūḥīto themkendilerineان کی طرفilayhimso asksorunپس پوچھ لوfasalū(the) peopleehlineاہلahla(of) the Reminderzikirعلم سےl-dhik'riifeğerاگرinyousizہو تمkuntum(do) notbilmiyorsanızنہیںknowجانتےtaʿlamūna

43 And We sent not before you except men to whom We revealed [Our message]. So ask the people of the message if you do not know.

43 Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.

43 (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun.

43 اور ہم نے تم سے پہلے مردوں ہی کو پیغمبر بنا کر بھیجا تھا جن کی طرف ہم وحی بھیجا کرتے تھے اگر تم لوگ نہیں جانتے تو اہل کتاب سے پوچھ لو

43 اے محمد ؐ ، ہم نے تم سے پہلے بھی جب کبھی رسُول بھیجے ہیں آدمی ہی بھیجے ہیں جن کی طرف ہم اپنے پیغامات وحی کیا کرتے تھے۔1 اہل ِذکر 2سے پُوچھ لو اگر تم لوگ خود نہیں جانتے

بِٱلۡبَيِّنَـٰتِ وَٱلزُّبُرِ‌ۗ وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلذِّكۡرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيۡهِمۡ وَلَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ ٤٤

With the clear proofsaçık kanıtlarıساتھ روشن نشانیوں کےbil-bayinātiand the Booksve Kitaplarıاور صحیفوں کےwal-zuburiAnd We sent downve indirdikاور اتارا ہم نےwa-anzalnāto yousanaآپ کی طرفilaykathe RemembranceZikr'iذکر کوl-dhik'rathat you may make clearaçıklayasın diyeتاکہ آپ بیان کریںlitubayyinato the mankindinsanlaraلوگوں کے لیےlilnnāsiwhatşeyiجوhas been sent downindirilenاتارا گیا ہےnuzzilato themkendilerineان کی طرفilayhimand that they mayta kiاور تاکہ وہwalaʿallahumreflectdüşünüp öğüt alsınlarوہ غور و فکر کریںyatafakkarūna

44 [We sent them] with clear proofs and written ordinances. And We revealed to you the message that you may make clear to the people what was sent down to them and that they might give thought.

44 Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.

44 Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.

44 (اور ان پیغمبروں کو) دلیلیں اور کتابیں دے کر (بھیجا تھا) اور ہم نے تم پر بھی یہ کتاب نازل کی ہے تاکہ جو (ارشادات) لوگوں پر نازل ہوئے ہیں وہ ان پر ظاہر کردو اور تاکہ وہ غور کریں

44 پچھلے رسُولوں کو بھی ہم نے روشن نشانیاں اور کتابیں دے کر بھیجا تھا، اور اب یہ ذِکر تم پر نازل کیا ہے تا کہ تم لوگوں کے سامنے اُس تعلیم کی تشریح و توضیح کرتے جاوٴ جو اُن کے لیے اُتاری گئی ہے1، اور تاکہ لوگ (خود بھی)غور و فکر کریں

أَفَأَمِنَ ٱلَّذِينَ مَكَرُواۡ ٱلسَّيِّـَٔـاتِ أَن يَخۡسِفَ ٱللَّهُ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضَ أَوۡ يَأۡتِيَهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَشۡعُرُونَ ٤٥

Do then feel secureemin midirler?کیا بےخوف ہوگئےafa-aminathose whokimselerوہ لوگalladhīnaplottedyapmayı kuran(lar)جنہوں نے چالیں چلیںmakarūthe evil deedskötülüklerبریl-sayiātithatgeçirmeyeceğindenکہanAllah will caveدھنسا دے گاyakhsifaAllah will caveAllah'ınاللہl-lahuwith themkendileriniان کوbihimuthe earthyer(in dibin)eزمین میںl-arḍaoryahutیاawwill come to themkendilerine gelmeyeceğindenآجائے گا ان کے پاسyatiyahumuthe punishmentazabınعذابl-ʿadhābufromhiçbirسےminwhereyerdenجہاں سےḥaythunothiçنہیںthey perceiveummadıklarıوہ شعور بھی (نہ) رکھتے ہوں گےyashʿurūna

45 Then, do those who have planned evil deeds feel secure that Allah will not cause the earth to swallow them or that the punishment will not come upon them from where they do not perceive?

45 Kötü işler düzenleyenler Allah'ın kendilerini yere batırmasından yahut farketmedikleri bir yerden onlara azabın gelmesinden güvende midirler?

45 Sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçiremeyeceğinden, yahut bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

45 کیا جو لوگ بری بری چالیں چلتے ہیں اس بات سے بےخوف ہیں کہ خدا ان کو زمین میں دھنسا دے یا (ایسی طرف سے) ان پر عذاب آجائے جہاں سے ان کو خبر ہی نہ ہو

45 پھر کیا وہ لوگ جو (دعوت پیغمبر کی مخالفت میں) بدتر سے بدتر چالیں چل رہے ہیں اِس بات سے بالکل ہی بے خوف ہو گئے ہیں کہ اللہ ان کو زمین میں دھنسا دے، یا ایسے گوشے میں ان پر عذاب لے آئے جدھر سے اس کے آنے کا ان کو وہم و گمان تک نہ ہو

أَوۡ يَأۡخُذَهُمۡ فِى تَقَلُّبِهِمۡ فَمَا هُم بِمُعۡجِزِينَ ٤٦

Oryahutیاawthat He may seize themkendilerini yakalamayacağından?پکڑ لے گا ان کوyakhudhahumindönüp dolaşırlarkenمیںtheir going to and froان کے چلتے پھرتےtaqallubihimthen notdeğillerdirتو نہیںfamātheyonlarوہhumwill be able to escapeengel olacak daعاجز کرنے والےbimuʿ'jizīna

46 Or that He would not seize them during their [usual] activity, and they could not cause failure?

46 Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.

46 Yahut (rızık için) dolaşıp dururlarken (Allah'ın azabının) kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Üstelik onlar, azabı engelleyici de değillerdir.

46 یا ان کو چلتے پھرتے پکڑ لے وہ (خدا کو) عاجز نہیں کرسکتے

46 یا اچانک چلتے پھرتے ان کو پکڑ لے، یا ایسی حالت میں انہیں پکڑے جبکہ انہیں خود آنے والی مصیبت کا کھٹکا لگا ہوا ہو اور وہ اس سے بچنے کی فکر میں چوکنے ہوں؟

أَوۡ يَأۡخُذَهُمۡ عَلَىٰ تَخَوُّفٍ فَإِنَّ رَبَّكُمۡ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ ٤٧

Oryahutیاawthat He may seize themkendilerini yakalamayacağından?پکڑ لے گا ان کوyakhudhahumwithüzerindeکیʿalāa gradual wastingbir korkuخوف کی حالت میںtakhawwufinBut indeeddoğrusuتو بے شکfa-innayour LordRabbinizرب تمہاراrabbakum(is) surely Full of Kindnessçok şefkatlidirالبتہ شفقت کرنے والاlaraūfunMost Mercifulçok acıyandırمہربان ہےraḥīmun

47 Or that He would not seize them gradually [in a state of dread]? But indeed, your Lord is Kind and Merciful.

47 Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.

47 Yahut ta kendilerini azar azar yakalayıp helak etmesinden emin mi oldular? Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

47 یا جب ان کو عذاب کا ڈر پیدا ہوگیا ہو تو ان کو پکڑلے۔ بےشک تمہارا پروردگار بہت شفقت کرنے والا اور مہربان ہے

47 وہ جو کچھ بھی کرنا چاہے یہ لوگ اس کو عاجز کرنے کی طاقت نہیں رکھتے حقیقت یہ ہے کہ تمہارا رب بڑا ہی نرم خو اور رحیم ہے

أَوَلَمۡ يَرَوۡاۡ إِلَىٰ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىۡءٍ يَتَفَيَّؤُاۡ ظِلَـٰلُهُۥ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَٱلشَّمَآئِلِ سُجَّدًا لِّلَّهِ وَهُمۡ دٰخِرُونَ ٤٨

Have notgörmediler mi?کیا بھلا نہیںawalamthey seenوہ دیکھتےyaraw[towards]şeyleriطرفilāwhatجوAllah has createdyarattığıاس کے جو پیدا کیاkhalaqaAllah has createdAllah'ınاللہ نےl-lahufromher şeydenکوmina thingکسی بھی چیز کوshayinInclinedöndüğünüگرتے ہیںyatafayya-utheir shadowsgölgelerininاس کے سائےẓilāluhutosağdanسےʿanithe rightدائیں سےl-yamīniand to the leftve soldanاور بائیں سےwal-shamāiliprostratingsecde ederekسجدہ کرتے ہوئےsujjadanto AllahAllah'aاللہ کے لیےlillahiwhile theyve onlarاور وہwahum(are) humblesürünerekعاجزی کرنے والے ہیںdākhirūna

48 Have they not considered what things Allah has created? Their shadows incline to the right and to the left, prostrating to Allah, while they are humble.

48 Allah'ın yarattığı şeylerin, gölgeleri sağa sola vurarak, Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı?

48 Onlar, Allah'ın yarattığı birtakım şeyleri görmediler mi ki? Gölgeleri Allah'ın kudretine boyun eğip secde ederek, sağa sola döner, dolaşır.

48 کیا ان لوگوں نے خدا کی مخلوقات میں سے ایسی چیزیں نہیں دیکھیں جن کے سائے دائیں سے (بائیں کو) اور بائیں سے (دائیں کو) لوٹتے رہتے ہیں (یعنی) خدا کے آگے عاجز ہو کر سجدے میں پڑے رہتے ہیں

48 اور کیا یہ لوگ اللہ کی پیدا کی ہوئی کسی چیز کو بھی نہیں دیکھتے کہ اس کا سایہ کس طرح اللہ کے حضُور سجدہ کرتے ہوئے دائیں اور بائیں گرتا ہے؟1 سب کے سب اِس طرح اظہارِ عجز کر رہے ہیں

وَلِلَّهِ يَسۡجُدُ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ مِن دَآبَّةٍ وَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ وَهُمۡ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ ٤٩

And to Allahve Allah'aاور اللہ ہی کے لیےwalillahiprostratesecde ederlerسجدہ کر رہے ہیںyasjuduwhateverne varsaجو(is) ingöklerdeمیںthe heavensآسمانوں میں ہےl-samāwātiand whateverve ne varsaاور جوwamā(is) inyerdeمیںthe earthکچھ زمین میں ہےl-arḍiofcanlılardanکوئیminmoving creaturesجاندار۔ کوئی جانورdābbatinand the Angelsve meleklerdenاور فرشتےwal-malāikatuand theyve onlarاور وہwahum(are) notaslaنہیںarrogantbüyük taslamazlarتکبر کرتےyastakbirūna

49 And to Allah prostrates whatever is in the heavens and whatever is on the earth of creatures, and the angels [as well], and they are not arrogant.

49 Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamaksızın Allah'a secde ederler.

49 Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler.

49 اور تمام جاندار جو آسمانوں میں ہیں اور جو زمین میں ہیں سب خدا کے آگے سجدہ کرتے ہیں اور فرشتے بھی اور وہ ذرا غرور نہیں کرتے

49 زمین اور آسمانوں میں جس قدر جان دار مخلوقات ہیں اور جتنے ملائکہ ہیں سب اللہ کے آگے سر بسجُود ہیں۔1 وہ ہر گز سرکشی نہیں کرتے

يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوۡقِهِمۡ وَيَفۡعَلُونَ مَا يُؤۡمَرُونَ ٥٠

They fearkorkarlarوہ ڈرتے ہیںyakhāfūnatheir LordRablerindenاپنے ربrabbahumabove themüstlerindekiسےminabove themجو ان کے اوپر ہےfawqihimand they dove yaparlarاور وہ کرتے ہیںwayafʿalūnawhatşeyiجوthey are commandedemredildikleriوہ حکم دیئے جاتے ہیںyu'marūna

50 They fear their Lord above them, and they do what they are commanded.

50 Üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.

50 Kendilerine hakim olan Rabblerinden korkarlar ve emrolundukları her şeyi yaparlar.

50 اور اپنے پروردگار سے جو ان کے اوپر ہے ڈرتے ہیں اور جو ان کو ارشاد ہوتا ہے اس پر عمل کرتے ہیں

50 اپنے رب سے جو اُن کے اوپر ہے، ڈرتے ہیں اور جو کچھ حکم دیا جاتا ہے اسی کے مطابق کام کرتے ہیں

۞وَقَالَ ٱللَّهُ لَا تَتَّخِذُوٓاۡ إِلَـٰهَيۡنِ ٱثۡنَيۡنِ‌ۖ إِنَّمَا هُوَ إِلَـٰهٌ وٰحِدٌ‌ۖ فَإِيَّـٰىَ فَٱرۡهَبُونِ ٥١

And Allah has saidve dediاور فرمایاwaqālaAnd Allah has saidAllahاللہ تعالیٰ نےl-lahu(Do) notedinmeyinنہtakeتم بناؤtattakhidhū[two] gods(iki) tanrıدو الہilāhaynitwoikiدوith'naynionlyşüphesizبیشکinnamāHeOوہhuwa(is) GodTanrıdırالہ ہےilāhunOnetekایکwāḥidunso Me Aloneyalnız bendenپس صرف مجھ سے ہیfa-iyyāyayou fear [Me]korkunپس ڈرو مجھ سےfa-ir'habūni

51 And Allah has said, "Do not take for yourselves two deities. He is but one God, so fear only Me."

51 Allah, "İki tanrı edinmeyin, O ancak bir tek Tanrı'dır. Yalnız Ben'den korkun" dedi.

51 Allah, buyurmuştur ki: İki ilâh edinmeyin. O, ancak bir ilâhdır. Onun için yalnız benden korkun.

51 اور خدا نے فرمایا ہے کہ دو دو معبود نہ بناؤ۔ معبود وہی ایک ہے۔ تو مجھ ہی سے ڈرتے رہو

51 اللہ کا فرمان ہے کہ ”دو خدا نہ بنا لو،1 خدا تو بس ایک ہی ہے، لہٰذا تم مجھی سے ڈرو

وَلَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَهُ ٱلدِّينُ وَاصِبًا‌ۚ أَفَغَيۡرَ ٱللَّهِ تَتَّقُونَ ٥٢

And to Him (belongs)ve hepsi O'nundurاور اس کے لیے ہےwalahuwhateverne varsaجو(is) ingöklerdeمیںthe heavensکچھ آسمانوں میں ہےl-samāwātiand the earthve yerdeاور جو کچھ زمین میں ہےwal-arḍiand to Himve O'nundurاور اسی کے لیے ہےwalahu(is due) the worshipdin (kulluk)اطاعتl-dīnuconstantlydaimaدائمیwāṣibanThen is it other (than)başkasından mı?کیا بھلا سوائےafaghayraAllahAllah'tanاللہ کےl-lahiyou fearkorkuyorsunuzتم ڈرتے ہوtattaqūna

52 And to Him belongs whatever is in the heavens and the earth, and to Him is [due] worship constantly. Then is it other than Allah that you fear?

52 Göklerde ve yerde olan O'nundur. Kulluk da daima O'nadır. Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz?

52 Göklerde ve yerde olan her şey yalnız O'nundur. Din de daima O'nundur. Böyle iken, siz Allah'tan başkasından mı korkarsınız?

52 اور جو کچھ آسمانوں میں اور جو کچھ زمین میں ہے سب اسی کا ہے اور اسی کی عبادت لازم ہے۔ تو تم خدا کے سوا اوروں سے کیوں ڈرتے ہو

52 اُسی کا ہے وہ سب کچھ جو آسمانوں میں ہے اور جو زمین میں ہے، اور خالصًا اُسی کا دین (ساری کائنات میں)چل رہا ہے۔1 پھر کیا للہ کو چھوڑ کر تم کسی اور سے تقوٰی کرو گے؟“2

وَمَا بِكُم مِّن نِّعۡمَةٍ فَمِنَ ٱللَّهِ‌ۖ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فَإِلَيۡهِ تَجۡــَٔرُونَ ٥٣

And whatever(ulaşan)اور جو بھیwamāyou havesizeتمہارے پاسbikumofher ni'metکوئیminfavorنعمت ہےniʿ'matin(is) fromAllahtandırپس طرفfaminaAllahاللہ کی (طرف سے ہے)l-lahiThensonraپھرthummawhenzamanجبidhātouches yousize dokunduğuپہنچتی ہے تم کوmassakumuthe adversitybir sıkıntıتکلیفl-ḍuruthen to Himyalnız O'naتو اسی کی طرفfa-ilayhiyou cry for helpyalvarırsınızتم فریاد کرتے ہو۔ تم گڑگڑاتے ہوtajarūna

53 And whatever you have of favor - it is from Allah. Then when adversity touches you, to Him you cry for help.

53 Size gelen her nimet Allah'tandır. Sonra, bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O'na sığınırsınız.

53 Sizde nimet namına ne varsa hep Allah dandır. Sonra size sıkıntı dokununca Allah a feryad edersiniz.

53 اور جو نعمتیں تم کو میسر ہیں سب خدا کی طرف سے ہیں۔ پھر جب تم کو کوئی تکلیف پہنچتی ہے تو اسی کے آگے چلاتے ہو

53 تم کو جو نعمت بھی حاصل ہے اللہ ہی کی طرف سے ہے۔ پھر جب کوئی سخت وقت تم پر آتا ہے تو تم لوگ خود اپنی فریادیں لے کر اُسی کی طرف دوڑتے ہو۔1

ثُمَّ إِذَا كَشَفَ ٱلضُّرَّ عَنكُمۡ إِذَا فَرِيقٌ مِّنكُم بِرَبِّهِمۡ يُشۡرِكُونَ ٥٤

ThensonraپھرthummawhenzamanجبidhāHe removeskaldırdığıوہ ہٹا دیتا ہےkashafathe adversityo sıkıntıyıتکلیف کوl-ḍurafrom yousizdenتم سےʿankumbeholdhemenیکا یکidhāA groupbir grupایک گروہfarīqunof youiçinizdenتم میں سےminkumwith their LordRablerineاپنے رب کے ساتھbirabbihimassociate othersortak koşarlarشرک کرنے لگتا ہےyush'rikūna

54 Then when He removes the adversity from you, at once a party of you associates others with their Lord

54 Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.

54 Sonra Allah bu sıkıntıyı sizden kaldırdığı zaman, bir de bakarsınız ki, içinizden bir topluluk, hemen Rablerine ortak koşarlar.

54 پھر جب وہ تم سے تکلیف کو دور کردیتا ہے تو کچھ لوگ تم میں سے خدا کے ساتھ شریک کرنے لگتے ہیں

54 مگر جب اللہ اُس وقت کو ٹال دیتا ہے تو یکایک تم میں سے ایک گروہ اپنے ربّ کے ساتھ دُوسروں کو(اس مہربانی کے شکریے میں)شریک کرنے لگتا ہے۔1

Surah 16 / An-Nahl / The Bee سورة النحل 273
And notveاور نہیں wamā We sentbiz göndermedikبھیجا ہم نے arsalnā before yousenden önceسے min before youآپ سے پہلے qablika exceptbaşkasınıمگر illā menerkeklerdenمردوں کو rijālan We revealedvahyettiğimizہم وحی کرتے ہیں nūḥī to themkendilerineان کی طرف ilayhim so asksorunپس پوچھ لو fasalū (the) peopleehlineاہل ahla
(of) the Reminderzikirعلم سے l-dhik'ri ifeğerاگر in yousizہو تم kuntum (do) notbilmiyorsanızنہیں knowجانتے taʿlamūna٤٣ With the clear proofsaçık kanıtlarıساتھ روشن نشانیوں کے bil-bayināti and the Booksve Kitaplarıاور صحیفوں کے wal-zuburi And We sent downve indirdikاور اتارا ہم نے wa-anzalnā to yousanaآپ کی طرف ilayka
the RemembranceZikr'iذکر کو l-dhik'ra that you may make clearaçıklayasın diyeتاکہ آپ بیان کریں litubayyina to the mankindinsanlaraلوگوں کے لیے lilnnāsi whatşeyiجو has been sent downindirilenاتارا گیا ہے nuzzila to themkendilerineان کی طرف ilayhim and that they mayta kiاور تاکہ وہ walaʿallahum reflectdüşünüp öğüt alsınlarوہ غور و فکر کریں yatafakkarūna
٤٤ Do then feel secureemin midirler?کیا بےخوف ہوگئے afa-amina those whokimselerوہ لوگ alladhīna plottedyapmayı kuran(lar)جنہوں نے چالیں چلیں makarū the evil deedskötülüklerبری l-sayiāti thatgeçirmeyeceğindenکہ an Allah will caveدھنسا دے گا yakhsifa Allah will caveAllah'ınاللہ l-lahu with themkendileriniان کو bihimu the earthyer(in dibin)eزمین میں l-arḍa
oryahutیا aw will come to themkendilerine gelmeyeceğindenآجائے گا ان کے پاس yatiyahumu the punishmentazabınعذاب l-ʿadhābu fromhiçbirسے min whereyerdenجہاں سے ḥaythu nothiçنہیں they perceiveummadıklarıوہ شعور بھی (نہ) رکھتے ہوں گے yashʿurūna٤٥ Oryahutیا aw that He may seize themkendilerini yakalamayacağından?پکڑ لے گا ان کو yakhudhahum
indönüp dolaşırlarkenمیں their going to and froان کے چلتے پھرتے taqallubihim then notdeğillerdirتو نہیں famā theyonlarوہ hum will be able to escapeengel olacak daعاجز کرنے والے bimuʿ'jizīna٤٦ Oryahutیا aw that He may seize themkendilerini yakalamayacağından?پکڑ لے گا ان کو yakhudhahum withüzerindeکی ʿalā a gradual wastingbir korkuخوف کی حالت میں takhawwufin But indeeddoğrusuتو بے شک fa-inna
your LordRabbinizرب تمہارا rabbakum (is) surely Full of Kindnessçok şefkatlidirالبتہ شفقت کرنے والا laraūfun Most Mercifulçok acıyandırمہربان ہے raḥīmun٤٧ Have notgörmediler mi?کیا بھلا نہیں awalam they seenوہ دیکھتے yaraw [towards]şeyleriطرف ilā whatجو Allah has createdyarattığıاس کے جو پیدا کیا khalaqa Allah has createdAllah'ınاللہ نے l-lahu fromher şeydenکو min a thingکسی بھی چیز کو shayin
Inclinedöndüğünüگرتے ہیں yatafayya-u their shadowsgölgelerininاس کے سائے ẓilāluhu tosağdanسے ʿani the rightدائیں سے l-yamīni and to the leftve soldanاور بائیں سے wal-shamāili prostratingsecde ederekسجدہ کرتے ہوئے sujjadan to AllahAllah'aاللہ کے لیے lillahi while theyve onlarاور وہ wahum (are) humblesürünerekعاجزی کرنے والے ہیں dākhirūna
٤٨ And to Allahve Allah'aاور اللہ ہی کے لیے walillahi prostratesecde ederlerسجدہ کر رہے ہیں yasjudu whateverne varsaجو (is) ingöklerdeمیں the heavensآسمانوں میں ہے l-samāwāti and whateverve ne varsaاور جو wamā (is) inyerdeمیں the earthکچھ زمین میں ہے l-arḍi ofcanlılardanکوئی min moving creaturesجاندار۔ کوئی جانور dābbatin
and the Angelsve meleklerdenاور فرشتے wal-malāikatu and theyve onlarاور وہ wahum (are) notaslaنہیں arrogantbüyük taslamazlarتکبر کرتے yastakbirūna٤٩ They fearkorkarlarوہ ڈرتے ہیں yakhāfūna their LordRablerindenاپنے رب rabbahum above themüstlerindekiسے min above themجو ان کے اوپر ہے fawqihim
and they dove yaparlarاور وہ کرتے ہیں wayafʿalūna whatşeyiجو they are commandedemredildikleriوہ حکم دیئے جاتے ہیں yu'marūna٥٠ And Allah has saidve dediاور فرمایا waqāla And Allah has saidAllahاللہ تعالیٰ نے l-lahu (Do) notedinmeyinنہ takeتم بناؤ tattakhidhū [two] gods(iki) tanrıدو الہ ilāhayni
twoikiدو ith'nayni onlyşüphesizبیشک innamā HeOوہ huwa (is) GodTanrıdırالہ ہے ilāhun Onetekایک wāḥidun so Me Aloneyalnız bendenپس صرف مجھ سے ہی fa-iyyāya you fear [Me]korkunپس ڈرو مجھ سے fa-ir'habūni٥١ And to Him (belongs)ve hepsi O'nundurاور اس کے لیے ہے walahu whateverne varsaجو (is) ingöklerdeمیں the heavensکچھ آسمانوں میں ہے l-samāwāti
and the earthve yerdeاور جو کچھ زمین میں ہے wal-arḍi and to Himve O'nundurاور اسی کے لیے ہے walahu (is due) the worshipdin (kulluk)اطاعت l-dīnu constantlydaimaدائمی wāṣiban Then is it other (than)başkasından mı?کیا بھلا سوائے afaghayra AllahAllah'tanاللہ کے l-lahi you fearkorkuyorsunuzتم ڈرتے ہو tattaqūna٥٢ And whatever(ulaşan)اور جو بھی wamā you havesizeتمہارے پاس bikum ofher ni'metکوئی min
favorنعمت ہے niʿ'matin (is) fromAllahtandırپس طرف famina Allahاللہ کی (طرف سے ہے) l-lahi Thensonraپھر thumma whenzamanجب idhā touches yousize dokunduğuپہنچتی ہے تم کو massakumu the adversitybir sıkıntıتکلیف l-ḍuru then to Himyalnız O'naتو اسی کی طرف fa-ilayhi you cry for helpyalvarırsınızتم فریاد کرتے ہو۔ تم گڑگڑاتے ہو tajarūna٥٣ Thensonraپھر thumma
whenzamanجب idhā He removeskaldırdığıوہ ہٹا دیتا ہے kashafa the adversityo sıkıntıyıتکلیف کو l-ḍura from yousizdenتم سے ʿankum beholdhemenیکا یک idhā A groupbir grupایک گروہ farīqun of youiçinizdenتم میں سے minkum with their LordRablerineاپنے رب کے ساتھ birabbihim associate othersortak koşarlarشرک کرنے لگتا ہے yush'rikūna٥٤
٢٧٣
‹ 271page 272 of the printed Mushaf273 ›