وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا فِى هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ‌ۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَـٰنُ أَكۡثَرَ شَىۡءٍ جَدَلاً ٥٤

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe have explainedbiz türlü biçimlerde anlattıkپھیر پھیر کے بیان کیں ہم نےṣarrafnāinbuمیںthisاسhādhāthe QuranKur'an'daقرآنl-qur'ānifor mankindinsanlaraلوگوں کے لئےlilnnāsiofher çeşitmineveryہر طرح کیkulliexamplemisaliمثال میں سےmathalinBut isamaاور ہےwakānathe maninsanانسانl-insānu(in) mostdaha çokزیادہaktharathingsher şeydenہر چیز سےshayinquarrelsometartışmacıdırجھگڑنے والاjadalan

54 And We have certainly diversified in this Qur'an for the people from every [kind of] example; but man has ever been, most of anything, [prone to] dispute.

54 And olsun ki, Biz bu Kuran'da insanlara türlü türlü misali gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş tartışmadır.

54 Şüphesiz biz, bu Kur'ân'da insanlara çeşitli mânâları türlü misallerle açık olarak verdik. İnsan ise, her şeyden çok mücadelecidir.

54 اور ہم نے اس قرآن میں لوگوں (کے سمجھانے) کے لئے طرح طرح کی مثالیں بیان فرمائی ہیں۔ لیکن انسان سب چیزوں سے بڑھ کر جھگڑالو ہے

54 ہم نے اِس قرآن میں لوگوں کو طرح طرح سے سمجھایا مگر انسان بڑا ہی جھگڑالو واقع ہوا ہے

وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاۡ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَسۡتَغۡفِرُواۡ رَبَّهُمۡ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ أَوۡ يَأۡتِيَهُمُ ٱلۡعَذَابُ قُبُلاً ٥٥

And nothingşeyاور نہیںwamāpreventsalıkoyanروکاmanaʿameninsanlarıلوگوں کوl-nāsathatinanmaktanکہanthey believeوہ ایمان لائیںyu'minūwhenzamanجبidhhas come to themkendilerine geldiğiآئی ان کے پاسjāahumuthe guidancehidayetہدایتl-hudāand they ask forgivenessve istiğfar etmektenاور بخشش مانگیںwayastaghfirū(of) their LordRablerineاپنے رب سےrabbahumexceptancakمگرillāthatkendilerine de gelmesidirیہ کہancomes to themآجائے ان کے پاسtatiyahum(the) wayyasasınınطریقہsunnatu(of) the former (people)evvelkilerinپہلوں کاl-awalīnaoryahutیاawcomes to themkarşılarına gelmesidirآئے ان کے پاسyatiyahumuthe punishmentazabınعذابl-ʿadhābubefore (them)açıkçaسامنے سےqubulan

55 And nothing has prevented the people from believing when guidance came to them and from asking forgiveness of their Lord except that there [must] befall them the [accustomed] precedent of the former peoples or that the punishment should come [directly] before them.

55 İnsanlara doğruluk rehberi gelmişken, onları inanmaktan, Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan öncekilere uygulananın kendilerine de uygulanmasını veya gözleri göre göre azaba uğramayı beklemeleridir.

55 Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının mağfiretini istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini veya ahiret azabının ansızın göz göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur.

55 اور لوگوں کے پاس جب ہدایت آگئی تو ان کو کس چیز نے منع کیا کہ ایمان لائیں۔ اور اپنے پروردگار سے بخشش مانگیں۔ بجز اس کے کہ (اس بات کے منتظر ہوں کہ) انہیں بھی پہلوں کا سا معاملہ پیش آئے یا ان پر عذاب سامنے آموجود ہو

55 اُن کے سامنے جب ہدایت آئی تو اسے ماننے اور اپنے ربّ کے حضور معافی چاہنے سے آخر اُن کو کس چیز نے روک دیا ؟ اِس کے سوا اور کچھ نہیں کہ وہ منتظر ہیں کہ اُن کے ساتھ بھی وہی کچھ ہو جو پچھلی قوموں کےساتھ ہو چکا ہے، یا یہ کہ وہ عذاب کو سامنے آتے دیکھ لیں! 1

وَمَا نُرۡسِلُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ‌ۚ وَيُجَـٰدِلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ بِٱلۡبَـٰطِلِ لِيُدۡحِضُواۡ بِهِ ٱلۡحَقَّ‌ۖ وَٱتَّخَذُوٓاۡ ءَايَـٰتِى وَمَآ أُنذِرُواۡ هُزُوًا ٥٦

And notveاور نہیںwamāWe sendbiz göndermeyizہم بھیجتےnur'siluthe Messengerselçileriرسولوں کوl-mur'salīnaexcept(olması) dışındaمگرillā(as) bearers of glad tidingsmüjdeleyicilerخوش خبری دینے والےmubashirīnaand (as) warnersve uyarıcılarاور ڈرانے والےwamundhirīnaAnd disputeve mücadele ediyorlarاور جھگڑتے ہیںwayujādiluthose whokimselerوہ لوگalladhīnadisbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیاkafarūwith falsehoodbatıllaساتھ باطل کےbil-bāṭilito refutegidermek içinتاکہ زائل کردیں/ پھسلا دیںliyud'ḥiḍūtherebyonunlaساتھ اس کےbihithe truthhakkıحق کوl-ḥaqaAnd they takeve edindilerاور انہوں نے بنالیاwa-ittakhadhūMy Versesayetlerimiمیری آیات کوāyātīand whatve şeyleriاور جس سےwamāthey are warneduyarıldıklarıوہ ڈرائے گئےundhirū(in) ridiculealay konusuمذاقhuzuwan

56 And We send not the messengers except as bringers of good tidings and warners. And those who disbelieve dispute by [using] falsehood to [attempt to] invalidate thereby the truth and have taken My verses, and that of which they are warned, in ridicule.

56 Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Oysa inkarcılar hakkı batılla ortadan kaldırmak için çekişirler. Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarmaları alaya alırlar.

56 Halbuki biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise hakkı, batılla ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar. Onlar, âyetlerimizi ve korkutuldukları azabı da alaya almışlardır.

56 اور ہم جو پیغمبروں کو بھیجا کرتے ہیں تو صرف اس لئے کہ (لوگوں کو خدا کی نعمتوں کی) خوشخبریاں سنائیں اور (عذاب سے) ڈرائیں۔ اور جو کافر ہیں وہ باطل کی (سند) سے جھگڑا کرتے ہیں تاکہ اس سے حق کو پھسلا دیں اور انہوں نے ہماری آیتوں کو اور جس چیز سے ان کو ڈرایا جاتا ہے ہنسی بنا لیا

56 رسُولوں کو ہم اس کا م کے سوا اور کسی غرض کے لیے نہیں بھیجتے کہ وہ بشارت اور تنبیہ کی خدمت انجام دیں گے۔ 1 مگر کافروں کا حال یہ ہےکہ وہ باطل کے ہتھیار لے کر حق کو نیچا دکھانے کی کوشش کرتے ہیں اور اُنہوں نے میری آیات کو اور اُن تنبیہات کو جو انہیں کی گئیں مذاق بنا لیا ہے

وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔـايَـٰتِ رَبِّهِۦ فَأَعۡرَضَ عَنۡهَا وَنَسِىَ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ‌ۚ إِنَّا جَعَلۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ أَكِنَّةً أَن يَفۡقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرًا‌ۖ وَإِن تَدۡعُهُمۡ إِلَى ٱلۡهُدَىٰ فَلَن يَهۡتَدُوٓاۡ إِذًا أَبَدًا ٥٧

And whokim olabilir?اور کونwaman(is) more wrongdaha zalimبڑا ظالم ہےaẓlamuthan (he) whokimsedenاس سے جوmimmanis remindedhatırlatılanنصیحت کیا گیاdhukkiraof the Versesayetleriآیات کےbiāyāti(of) his LordRabbininاپنے رب کیrabbihibut turns awayfakat yüz çevirenذریعے پھر اسنے اعراض برتاfa-aʿraḍafrom themonlardanاس سےʿanhāand forgetsve unutandanاور بھول گیاwanasiyawhatşeyiجوhave sent forthöne sürdüğüآگے بھیجاqaddamathis handsellerininاس کے دونوں ہاتھوں نےyadāhuIndeed, Wegerçekten bizبیشک ہم نےinnā[We] have placedkoyduk، بنائے ہم نےjaʿalnāoverüzerineپرʿalātheir heartsonların kalbleriان کے دلوں (پر)qulūbihimcoveringsengel olan örtülerغلافakinnatanlestonu anlamalarınaکہanthey understand itسمجھ سکیں وہ اس کوyafqahūhuand inve içineاور ان کےwafītheir earskulaklarınınکانوں میںādhānihim(is) deafnessağırlıklarبوجھ کوwaqranAnd ifeğerاور اگرwa-inyou call themonları çağırsan daتم پکارو/ بلاؤ ان کوtadʿuhumtodoğru yolaطرفilāthe guidanceہدایت کیl-hudāthen neveraslaتو ہرگزنہfalanthey will be guideddoğru yola gelmezlerہدایت پائیں گےyahtadūtheno haldeتبidhaneveraslaکبھی بھیabadan

57 And who is more unjust than one who is reminded of the verses of his Lord but turns away from them and forgets what his hands have put forth? Indeed, We have placed over their hearts coverings, lest they understand it, and in their ears deafness. And if you invite them to guidance - they will never be guided, then - ever.

57 Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılmışken onlardan yüz çeviren ve önceden yaptıklarını unutan kimseden daha zalim var mıdır? Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yolagelmezler.

57 Rabbinin âyetleriyle nasihat edilip de onlardan yüz çeviren ve daha önce işlediği günahları unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onların kalbleri üzerine (Kur'ân'ı) anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Ey Muhammed! Sen onları doğru yola çağırsan da onlar asla hidayete ermezler.

57 اور اس سے ظالم کون جس کو اس کے پروردگار کے کلام سے سمجھایا گیا تو اُس نے اس سے منہ پھیر لیا۔ اور جو اعمال وہ آگے کرچکا اس کو بھول گیا۔ ہم نے ان کے دلوں پر پردے ڈال دیئے کہ اسے سمجھ نہ سکیں۔ اور کانوں میں ثقل (پیدا کردیا ہے کہ سن نہ سکیں) اور اگر تم ان کو رستے کی طرف بلاؤ تو کبھی رستے پر نہ آئیں گے

57 اور اُس شخص سے بڑھ کر ظالم اور کون ہے جسے اُس کے ربّ کی آیات سُناکر نصیحت کی جائے اور وہ اُن سے منہ پھیرے اور اُس بُرے انجام کو بھول جائے جس کا سروسامان اُس نے اپنے لیے خود اپنے ہاتھوں کیا ہے؟(جن لوگوں نے یہ روش اختیار کی ہے)ان کے دلوں پر ہم نے غلاف چڑھا دیے ہیں جو انہیں قرآن کی بات نہیں سمجھنے دیتے، اور اُن کے کانوں میں ہم نے گرانی پیدا کر دی ہے۔ تم انھیں ہدایت کی طرف کتنا ہی بُلاوٴ، وہ اس حالت میں کبھی ہدایت نہ پائیں گے۔ 1

وَرَبُّكَ ٱلۡغَفُورُ ذُو ٱلرَّحۡمَةِ‌ۖ لَوۡ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُواۡ لَعَجَّلَ لَهُمُ ٱلۡعَذَابَ‌ۚ بَل لَّهُم مَّوۡعِدٌ لَّن يَجِدُواۡ مِن دُونِهِۦ مَوۡئِلاً ٥٨

And your Lordve Rabbinاور رب تیراwarabbuka(is) the Most Forgivingçok bağışlayandırبخشنے والا ہےl-ghafūruOwnersahibidirdhū(of) the Mercyrahmetصاحب رحمت ہےl-raḥmatiIfeğerاگرlawHe were to seize themonları hemen cezalandırsaydıوہ پکڑے ان کوyuākhidhuhumfor whatyaptıklariyleبوجہ اس کے جوbimāthey have earnedانہوں نے کمائی کیkasabūsurely, He (would) have hastenedçabuklaştırırdıالبتہ جلدی دے گاlaʿajjalafor themonlarınان کوlahumuthe punishmentazabınıعذابl-ʿadhābaButfakatبلکہbalfor themonlar için vardırان کے لئےlahum(is) an appointmentva'dedilen bir zamanوعدے کا ایک وقت ہےmawʿidunneveraslaہرگز نہlanthey will findbulamayacaklardırپائیں گےyajidūother than itondan başkaminother than itاس کے سواdūnihian escapesığınacak bir yerلوٹنے کی جگہmawilan

58 And your Lord is the Forgiving, full of mercy. If He were to impose blame upon them for what they earned, He would have hastened for them the punishment. Rather, for them is an appointment from which they will never find an escape.

58 Bununla beraber, Rabbin mağfiret ve merhamet sahibidir. Eğer onları, yaptıklarından dolayı hemen hesaba çekmek isteseydi, azaba uğratmakta acele ederdi. Ama onların bir vadesi vardır. Ondan kaçıp sığınacak yer bulamazlar.

58 Bununla beraber rahmet sahibi olan Rabbin çok bağışlayıcıdır, tevbe eden kullarına rahmeti boldur. Eğer Allah, işledikleri günahlar yüzünden onları hemen cezalandıracak olsaydı, onlara hemen azab ederdi. Fakat onlara vaad edilen bir zaman vardır ki, o geldiğinde Allah'ın azabından bir kurtuluş yeri bulamazlar.

58 اور تمہارا پروردگار بخشنے والا صاحب رحمت ہے۔ اگر وہ ان کے کرتوتوں پر ان کو پکڑنے لگے تو ان پر جھٹ عذاب بھیج دے۔ مگر ان کے لئے ایک وقت (مقرر کر رکھا) ہے کہ اس کے عذاب سے کوئی پناہ کی جگہ نہ پائیں گے

58 تیرا ربّ بڑا درگزر کرنے والا اور رحیم ہے۔ وہ ان کے کرتُوتوں پر انھیں پکڑنا چاہتا تو جلدی ہی عذاب بھیج دیتا۔ مگر ان کے لیے وعدے کا ایک وقت مقرر ہے اور اس سے بچ کر بھاگ نکلنے کی یہ کوئی راہ نہ پائیں گے۔ 1

وَتِلۡكَ ٱلۡقُرَىٰٓ أَهۡلَكۡنَـٰهُمۡ لَمَّا ظَلَمُواۡ وَجَعَلۡنَا لِمَهۡلِكِهِم مَّوۡعِدًا ٥٩

And theseve işteاور یہwatil'ka[the] towns(şu) kentleriبستیاںl-qurāWe destroyed themhelak ettikہلاک کیا ہم نے ان کوahlaknāhumwhenzulmetmeğe başlayıncaجبlammāthey wrongedانہوں نے ظلم کیاẓalamūand We madeve belirledik;اور بنایا ہم نےwajaʿalnāfor their destructiononları helak etmek içinان کی ہلاکت کے لئےlimahlikihiman appointed timebir süreایک مقررہ وقتmawʿidan

59 And those cities - We destroyed them when they wronged, and We made for their destruction an appointed time.

59 Haksızlıklarından ötürü işte yok ettiğimiz şehirler! Onları yok etmek için bir süre tayin etmiştik.

59 İşte zulmettikleri için helak ettiğimiz şehirler! Biz onların helâkleri için de belirli bir zaman tayin etmiştik.

59 اور یہ بستیاں (جو ویران پڑی ہیں) جب انہوں نے (کفر سے) ظلم کیا تو ہم نے ان کو تباہ کر دیا۔ اور ان کی تباہی کے لئے ایک وقت مقرر کردیا تھا

59 یہ عذاب رسیدہ بستیاں تمہارے سامنے موجود ہیں۔ 1 انہوں نے جب ظلم کیا تو ہم نے انھیں ہلاک کر دیا، اور ان میں سے ہر ایک کی ہلاکت کے لیے ہم نے وقت مقرر کر رکھا تھا

وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِفَتَـٰهُ لَآ أَبۡرَحُ حَتَّىٰٓ أَبۡلُغَ مَجۡمَعَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ أَوۡ أَمۡضِىَ حُقُبًا ٦٠

And whenve haniاور جبwa-idhsaiddemişti kiکہاqālaMusaموسیٰ (علیہ السلام) نےmūsāto his boyuşağınaاپنے نوجوان کو/ غلام کو/ خادم کوlifatāhuNotdurmayacağımنہI will ceaseمیں پلٹوں گا/ نہ میں پھروں گاabraḥuuntilkadarیہاں تک کہḥattāI reachvarıncayaمیں پہنچ جاؤںablughathe junctionbirleştiği yereجمع ہونے کی جگہmajmaʿa(of) the two seasiki denizinدو دریاؤں کےl-baḥrayniorveyaیاawI continueyürüyeceğimمیں چلتا رہوں گاamḍiya(for) a long perioduzun bir zamanبرسوں/ مدتوںḥuquban

60 And [mention] when Moses said to his servant, "I will not cease [traveling] until I reach the junction of the two seas or continue for a long period."

60 Musa, genç arkadaşına: "Ben iki denizin birleştiği yere ulaşmağa, yahut yıllarca yürümeye kararlıyım" demişti.

60 Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yahut senelerce gideceğim."

60 اور جب موسیٰ نے اپنے شاگرد سے کہا کہ جب تک دو دریاؤں کے ملنے کی جگہ نہ پہنچ جاؤں ہٹنے کا نہیں خواہ برسوں چلتا رہوں

60 (ذرا ان کو وہ قصہ سُناوٴ جو موسیٰؑ کو پیش آیا تھا)جب کہ موسیٰؑ نے اپنے خادم سے کہا تھاکہ”میں اپنا سفر ختم نہ کروں گا جب تک کہ دونوں دریاوٴں کے سنگم پر نہ پہنچ جاوٴں، ورنہ میں ایک زمانۂ دراز تک چلتا ہی رہوں گا۔“ 1

فَلَمَّا بَلَغَا مَجۡمَعَ بَيۡنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَٱتَّخَذَ سَبِيلَهُۥ فِى ٱلۡبَحۡرِ سَرَبًا ٦١

But whenne zaman kiتو جبfalammāthey reachedvarıncaوہ دونوں پہنچےbalaghāthe junctionbirleştiği yereسنگم پر/جمع ہونے کی جگہ پرmajmaʿabetween themiki (denizin) arasınınدرمیان ان دو دریاؤں کےbaynihimāthey forgotunuttularتو دونوں بھول گئےnasiyātheir fishbalıklarınıاپنی مچھلی کوḥūtahumāand it took(balık) tuttuپس اس نے بنا لیاfa-ittakhadhaits wayyolunuاپنا راستہsabīlahuintodenizdeمیںthe seaسمندرl-baḥrislipping awaysıyrılıpسرنگ کی طرحsaraban

61 But when they reached the junction between them, they forgot their fish, and it took its course into the sea, slipping away.

61 İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, balıklarını unutmuşlardı, balık bir delikten kayıp denizi boyladı.

61 Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde yolunu bulup kaybolmuştu.

61 جب ان کے ملنے کے مقام پر پہنچے تو اپنی مچھلی بھول گئے تو اس نے دریا میں سرنگ کی طرح اپنا رستہ بنالیا

61 پس جب وہ ان کے سنگم پر پہنچے تو اپنی مچھلی سے غافل ہو گئے اور وہ نکل کر اس طرح دریا میں چلی گئی جیسے کہ کوئی سرنگ لگی ہو

Surah 18 / Al-Kahf / The Cave سورة الكهف 301
And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We have explainedbiz türlü biçimlerde anlattıkپھیر پھیر کے بیان کیں ہم نے ṣarrafnā inbuمیں thisاس hādhā the QuranKur'an'daقرآن l-qur'āni for mankindinsanlaraلوگوں کے لئے lilnnāsi ofher çeşit min everyہر طرح کی kulli examplemisaliمثال میں سے mathalin But isamaاور ہے wakāna
the maninsanانسان l-insānu (in) mostdaha çokزیادہ akthara thingsher şeydenہر چیز سے shayin quarrelsometartışmacıdırجھگڑنے والا jadalan٥٤ And nothingşeyاور نہیں wamā preventsalıkoyanروکا manaʿa meninsanlarıلوگوں کو l-nāsa thatinanmaktanکہ an they believeوہ ایمان لائیں yu'minū
whenzamanجب idh has come to themkendilerine geldiğiآئی ان کے پاس jāahumu the guidancehidayetہدایت l-hudā and they ask forgivenessve istiğfar etmektenاور بخشش مانگیں wayastaghfirū (of) their LordRablerineاپنے رب سے rabbahum exceptancakمگر illā thatkendilerine de gelmesidirیہ کہ an comes to themآجائے ان کے پاس tatiyahum (the) wayyasasınınطریقہ sunnatu
(of) the former (people)evvelkilerinپہلوں کا l-awalīna oryahutیا aw comes to themkarşılarına gelmesidirآئے ان کے پاس yatiyahumu the punishmentazabınعذاب l-ʿadhābu before (them)açıkçaسامنے سے qubulan٥٥ And notveاور نہیں wamā We sendbiz göndermeyizہم بھیجتے nur'silu the Messengerselçileriرسولوں کو l-mur'salīna
except(olması) dışındaمگر illā (as) bearers of glad tidingsmüjdeleyicilerخوش خبری دینے والے mubashirīna and (as) warnersve uyarıcılarاور ڈرانے والے wamundhirīna And disputeve mücadele ediyorlarاور جھگڑتے ہیں wayujādilu those whokimselerوہ لوگ alladhīna disbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیا kafarū with falsehoodbatıllaساتھ باطل کے bil-bāṭili
to refutegidermek içinتاکہ زائل کردیں/ پھسلا دیں liyud'ḥiḍū therebyonunlaساتھ اس کے bihi the truthhakkıحق کو l-ḥaqa And they takeve edindilerاور انہوں نے بنالیا wa-ittakhadhū My Versesayetlerimiمیری آیات کو āyātī and whatve şeyleriاور جس سے wamā they are warneduyarıldıklarıوہ ڈرائے گئے undhirū (in) ridiculealay konusuمذاق huzuwan٥٦ And whokim olabilir?اور کون waman
(is) more wrongdaha zalimبڑا ظالم ہے aẓlamu than (he) whokimsedenاس سے جو mimman is remindedhatırlatılanنصیحت کیا گیا dhukkira of the Versesayetleriآیات کے biāyāti (of) his LordRabbininاپنے رب کی rabbihi but turns awayfakat yüz çevirenذریعے پھر اسنے اعراض برتا fa-aʿraḍa from themonlardanاس سے ʿanhā and forgetsve unutandanاور بھول گیا wanasiya whatşeyiجو have sent forthöne sürdüğüآگے بھیجا qaddamat his handsellerininاس کے دونوں ہاتھوں نے yadāhu
Indeed, Wegerçekten bizبیشک ہم نے innā [We] have placedkoyduk، بنائے ہم نے jaʿalnā overüzerineپر ʿalā their heartsonların kalbleriان کے دلوں (پر) qulūbihim coveringsengel olan örtülerغلاف akinnatan lestonu anlamalarınaکہ an they understand itسمجھ سکیں وہ اس کو yafqahūhu and inve içineاور ان کے wafī their earskulaklarınınکانوں میں ādhānihim (is) deafnessağırlıklarبوجھ کو waqran
And ifeğerاور اگر wa-in you call themonları çağırsan daتم پکارو/ بلاؤ ان کو tadʿuhum todoğru yolaطرف ilā the guidanceہدایت کی l-hudā then neveraslaتو ہرگزنہ falan they will be guideddoğru yola gelmezlerہدایت پائیں گے yahtadū theno haldeتب idhan everaslaکبھی بھی abadan٥٧ And your Lordve Rabbinاور رب تیرا warabbuka
(is) the Most Forgivingçok bağışlayandırبخشنے والا ہے l-ghafūru Ownersahibidir dhū (of) the Mercyrahmetصاحب رحمت ہے l-raḥmati Ifeğerاگر law He were to seize themonları hemen cezalandırsaydıوہ پکڑے ان کو yuākhidhuhum for whatyaptıklariyleبوجہ اس کے جو bimā they have earnedانہوں نے کمائی کی kasabū surely, He (would) have hastenedçabuklaştırırdıالبتہ جلدی دے گا laʿajjala for themonlarınان کو lahumu
the punishmentazabınıعذاب l-ʿadhāba Butfakatبلکہ bal for themonlar için vardırان کے لئے lahum (is) an appointmentva'dedilen bir zamanوعدے کا ایک وقت ہے mawʿidun neveraslaہرگز نہ lan they will findbulamayacaklardırپائیں گے yajidū other than itondan başka min other than itاس کے سوا dūnihi an escapesığınacak bir yerلوٹنے کی جگہ mawilan٥٨
And theseve işteاور یہ watil'ka [the] towns(şu) kentleriبستیاں l-qurā We destroyed themhelak ettikہلاک کیا ہم نے ان کو ahlaknāhum whenzulmetmeğe başlayıncaجب lammā they wrongedانہوں نے ظلم کیا ẓalamū and We madeve belirledik;اور بنایا ہم نے wajaʿalnā for their destructiononları helak etmek içinان کی ہلاکت کے لئے limahlikihim
an appointed timebir süreایک مقررہ وقت mawʿidan٥٩ And whenve haniاور جب wa-idh saiddemişti kiکہا qāla Musaموسیٰ (علیہ السلام) نے mūsā to his boyuşağınaاپنے نوجوان کو/ غلام کو/ خادم کو lifatāhu Notdurmayacağımنہ I will ceaseمیں پلٹوں گا/ نہ میں پھروں گا abraḥu untilkadarیہاں تک کہ ḥattā
I reachvarıncayaمیں پہنچ جاؤں ablugha the junctionbirleştiği yereجمع ہونے کی جگہ majmaʿa (of) the two seasiki denizinدو دریاؤں کے l-baḥrayni orveyaیا aw I continueyürüyeceğimمیں چلتا رہوں گا amḍiya (for) a long perioduzun bir zamanبرسوں/ مدتوں ḥuquban٦٠ But whenne zaman kiتو جب falammā they reachedvarıncaوہ دونوں پہنچے balaghā
the junctionbirleştiği yereسنگم پر/جمع ہونے کی جگہ پر majmaʿa between themiki (denizin) arasınınدرمیان ان دو دریاؤں کے baynihimā they forgotunuttularتو دونوں بھول گئے nasiyā their fishbalıklarınıاپنی مچھلی کو ḥūtahumā and it took(balık) tuttuپس اس نے بنا لیا fa-ittakhadha its wayyolunuاپنا راستہ sabīlahu intodenizdeمیں the seaسمندر l-baḥri slipping awaysıyrılıpسرنگ کی طرح saraban٦١
٣٠١
‹ 299page 300 of the printed Mushaf301 ›