كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ مَا قَدۡ سَبَقَ‌ۚ وَقَدۡ ءَاتَيۡنَـٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكۡرًا ٩٩

Thusböyleceاسی طرحkadhālikaWe relateanlatıyoruzہم بیان کرتے ہیںnaquṣṣuto yousanaتجھ پرʿalaykafromhaberlerindenسےmin(the) newsخبروں میں سےanbāi(of) whatgeçmişlerinجوhas precededتحقیقqadhas precededhas precededگزر چکیںsabaqaAnd certainlygerçektenاور تحقیقwaqadWe have given yousana verdikدیا ہم نے تجھ کوātaynākafromkatımızdanسےminUsاپنے پاس سےladunnāa Reminderbir Zikirایک ذکرdhik'ran

99 Thus, [O Muhammad], We relate to you from the news of what has preceded. And We have certainly given you from Us the Qur'an.

99 Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.

99 (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitab) verdik.

99 اس طرح پر ہم تم سے وہ حالات بیان کرتے ہیں جو گذر چکے ہیں۔ اور ہم نے تمہیں اپنے پاس سے نصیحت (کی کتاب) عطا فرمائی ہے

99 اے محمدؐ، 1 اس طرح ہم پچھلے گزرے ہوئے حالات کی خبریں تم کو سُناتے ہیں، اور ہم نے خاص اپنے ہاں سے تم کو ایک”ذِکر“ (درسِ نصیحت)عطا کیا ہے۔ 2

مَّنۡ أَعۡرَضَ عَنۡهُ فَإِنَّهُۥ يَحۡمِلُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَـٰمَةِ وِزۡرًا ١٠٠

Whoeverkimجس نےmanturns awayyüz çevirirseمنہ موڑاaʿraḍafrom itondanاس سےʿanhuthen indeed, heşüphesiz oتو بیشک وہfa-innahuwill bearyüklenecektirاٹھائے گاyaḥmilu(on the) Daygünüدنyawma(of) Resurrectionkıyametقیامت کےl-qiyāmatia burden(ağır) bir günahایک بوجھwiz'ran

100 Whoever turns away from it - then indeed, he will bear on the Day of Resurrection a burden,

100 Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.

100 Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.

100 جو شخص اس سے منہ پھیرے گا وہ قیامت کے دن (گناہ کا) بوجھ اُٹھائے گا

100 جو کوئی اِس سے منہ موڑے گا وہ قیامت کے دن سخت بار گناہ اٹھائے گا

خَـٰلِدِينَ فِيهِ‌ۖ وَسَآءَ لَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَـٰمَةِ حِمۡلاً ١٠١

Abiding foreversürekli olarak kalacaklardırہمیشہ رہنے والے ہیںkhālidīnain itoradaاس میںfīhiand evilve ne kötüاور برا ہےwasāafor themonlar içinان کے لیےlahum(on the) Daygünündeدنyawma(of) the Resurrectionkıyametقیامت کےl-qiyāmati(as) a loadbir yüktürبوجھ اٹھاناḥim'lan

101 [Abiding] eternally therein, and evil it is for them on the Day of Resurrection as a load -

101 Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük!

101 Devamlı o azabın altında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için, bu ne fena bir yüktür!

101 (ایسے لوگ) ہمیشہ اس (عذاب) میں (مبتلا) رہیں گے اور یہ بوجھ قیامت کے روز ان کے لئے برا ہے

101 اور ایسے سب لوگ ہمیشہ اس کے وبال میں گرفتار رہیں گے،اور قیامت کے دن اُن کےلیے (اِس جرم کی ذمّہ داری کا بوجھ)بڑا تکلیف دہ بوجھ ہوگا، 1

يَوۡمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ‌ۚ وَنَحۡشُرُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذٍ زُرۡقًا ١٠٢

(The) Dayo günجس دنyawmawill be blownüflenirپھونک ماری جائے گیyunfakhuinSur'aمیںthe Trumpetصور (میں )l-ṣūriand We will gatherve toplarızاور ہم اکٹھا کریں گےwanaḥshuruthe criminalssuçlularıمجرموں کوl-muj'rimīnathat Dayo günاس دنyawma-idhinblue-eyedkör bir durumdaنیلی آنکھوں والےzur'qan

102 The Day the Horn will be blown. And We will gather the criminals, that Day, blue-eyed.

102 Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız.

102 Sûr'a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız.

102 جس روز صور پھونکا جائے گا اور ہم گنہگاروں کو اکھٹا کریں گے اور ان کی آنکھیں نیلی نیلی ہوں گی

102 اُس دن جبکہ صُور پھُونکا جائے گا 1 اور ہم مجرموں کو اِس حال میں گھیر لائیں گے کہ ان کی آنکھیں (دہشت کے مارے)پتھرائی ہوئی ہوں گی، 2

يَتَخَـٰفَتُونَ بَيۡنَهُمۡ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا عَشۡرًا ١٠٣

They are murmuringgizli gizli derlerسرگوشیاں کریں گےyatakhāfatūnaamong themselveskendi aralarındaآپس میںbaynahumNotkalmadınızنہیںinyou remainedٹھہرے تمlabith'tumexcept (for)başkaمگرillātenon gün(den)دس دنʿashran

103 They will murmur among themselves, "You remained not but ten [days in the world]."

103 "Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar.

103 "Siz dünyada sadece on(gün) kaldınız" diye kendi aralarında gizli gizli konuşurlar.

103 (تو) وہ آپس میں آہستہ آہستہ کہیں گے کہ تم (دنیا میں) صرف دس ہی دن رہے ہو

103 آپس میں چُپکےچُپکے کہیں گے کہ دُنیا میں مشکل ہی سے تم نے کوئی دس دن گزارے ہوں گے 1

نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذۡ يَقُولُ أَمۡثَلُهُمۡ طَرِيقَةً إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا يَوۡمًا ١٠٤

Webizہمnaḥnuknow bestdaha iyi bilirizزیادہ جانتے ہیںaʿlamuwhatşeyleriاس کو جوbimāthey will sayonların dedikleriوہ کہیں گےyaqūlūnawheno zamanجبidhwill sayder kiکہے گاyaqūlu(the) best of themonların seçkinleriسب سے مثالی ان میں سےamthaluhum(in) conductyol (hayat tarzı) bakımındanرائے کے اعتبار سےṭarīqatanNotsiz kalmadınızنہیںinyou remainedٹھہرے تمlabith'tumexcept (for)başkacaمگرillāa daybir gün(den)ایک دنyawman

104 We are most knowing of what they say when the best of them in manner will say, "You remained not but one day."

104 Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der.

104 Aralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: "Ancak bir gün kaldınız" diyecektir.

104 جو باتیں یہ کریں گے ہم خوب جانتے ہیں۔ اس وقت ان میں سب سے اچھی راہ والا (یعنی عاقل وہوشمند) کہے گا کہ (نہیں بلکہ) صرف ایک ہی روز ٹھہرے ہو

104 1 ہمیں خوب معلوم ہے کہ وہ باتیں کر رہے ہوں گے (ہم یہ بھی جانتے ہیں کہ)اُس وقت ان میں سے جو زیادہ سے زیادہ محتاط اندازہ لگانے والا ہوگا وہ کہے گا کہ نہیں، تمہاری دنیا کی زندگی بس ایک دن کی زندگی تھی

وَيَسۡــَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡجِبَالِ فَقُلۡ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسۡفًا ١٠٥

And they ask youve sana soruyorlarاور وہ سوال کرتے ہیں آپ سےwayasalūnakaaboutdağlardanبارے میںʿanithe mountainsپہاڑوں کے (بارے میں)l-jibāliso sayde kiتو کہہ دیجیےfaqulWill blast themonları savuracakاکھاڑ دے گا ان کو۔ گرا دے گا ان کوyansifuhāmy LordRabbimمیرا ربrabbī(into) particlesufalayıpگرا دیناnasfan

105 And they ask you about the mountains, so say, "My Lord will blow them away with a blast.

105 Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

105 (Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak."

105 اور تم سے پہاڑوں کے بارے میں دریافت کرتے ہیں۔ کہہ دو کہ خدا ان کو اُڑا کر بکھیر دے گا

105 1 یہ لوگ تم سے پُوچھتے ہیں کہ آخر اُس دن یہ پہاڑ کہاں چلے جائیں گے؟ کہو کہ میرا ربّ ان کو دُھول بنا کر اُڑا دے گا

فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفۡصَفًا ١٠٦

Then He will leave itbırakacaktırپھر چھوڑ دے گا اس کوfayadharuhāa levelyerleriniہموارqāʿanplainboş dümdüz'چٹیلṣafṣafan

106 And He will leave the earth a level plain;

106 Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

106 "Böylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak."

106 اور زمین کو ہموار میدان کر چھوڑے گا

106 اور زمین کو ایسا ہموار چٹیل میدان بنا دے گا

لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمۡتًا ١٠٧

Notgörmeyeceksinنہyou will seeتم دیکھو گےtarāin itoradaاس میںfīhāany crookednessbir eğrilikکوئی ٹیڑھا پن۔ کجیʿiwajanand notne deاور نہwalāany curvebir tümsekاونچی جگہ۔ اونچا مقامamtan

107 You will not see therein a depression or an elevation."

107 Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

107 "Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin."

107 جس میں نہ تم کجی (اور پستی) دیکھو گے نہ ٹیلا (اور بلندی)

107 کہ اس میں تم کوئی بَل اور سَلوَٹ نہ دیکھو گے 1

يَوۡمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ‌ۖ وَخَشَعَتِ ٱلۡأَصۡوَاتُ لِلرَّحۡمَـٰنِ فَلَا تَسۡمَعُ إِلَّا هَمۡسًا ١٠٨

On that Dayo günجس دنyawma-idhinthey will followuyarlarوہ پیروی کریں گےyattabiʿūnathe callerçağrıcıyaپکارنے والے کیl-dāʿiyanohiç pürüzü olmayanنہیںdeviationکوئی انحرافʿiwajafrom itonunجس کے لیےlahuAnd (will be) humbledve kısılırاور دب جائیں گیwakhashaʿatithe voicesseslerتمام آوازیںl-aṣwātufor the Most GraciousRahman'ın huzurundaرحمن کے لیےlilrraḥmāniso notişitemezsinتو نہfalāyou will hearتم سنو گےtasmaʿuexceptbaşka bir şeyمگرillāa faint soundfısıltıdanدھیمی آوازhamsan

108 That Day, everyone will follow [the call of] the Caller [with] no deviation therefrom, and [all] voices will be stilled before the Most Merciful, so you will not hear except a whisper [of footsteps].

108 Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

108 O gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr'a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin.

108 اس روز لوگ ایک پکارنے والے کے پیچھے چلیں گے اور اس کی پیروی سے انحراف نہ کرسکیں گے اور خدا کے سامنے آوازیں پست ہوجائیں گی تو تم آواز خفی کے سوا کوئی آواز نہ سنو گے

108 اُس روز سب لوگ منادی کی پکار پر سیدھے چلے آئیں گے، کوئی ذرا اکڑ نہ دکھا سکے گا۔ اور آوازیں رحمٰن کے آگے دب جائیں گی، ایک سرسراہٹ 1 کے سوا تم کچھ نہ سُنو گے

يَوۡمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَـٰعَةُ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوۡلاً ١٠٩

(On) that Dayo günاس دنyawma-idhinnotyokturنہwill benefitfaydasıفائدہ دے گیtanfaʿuthe intercessionşefa'atininسفارشl-shafāʿatuexceptbaşkasınınمگرillā(to) whomkimsedenجس کوmanhas given permissionizin verdiğiاجازت دےadhina[to him]kendisineواسطے اس کےlahuthe Most GraciousRahman'ınرحمنl-raḥmānuand He has acceptedve hoşlandığıاور پسند کرےwaraḍiyafor himonunاس کے لیےlahua wordsözündenبات کوqawlan

109 That Day, no intercession will benefit except [that of] one to whom the Most Merciful has given permission and has accepted his word.

109 O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

109 O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez.

109 اس روز (کسی کی) سفارش کچھ فائدہ نہ دے گی مگر اس شخص کی جسے خدا اجازت دے اور اس کی بات کو پسند فرمائے

109 اُس روز شفاعت  کار گر نہ ہوگی اِلّا یہ کہ کسی کو رحمٰن اس کی اجازت دے اور اس کی بات سُننا پسند کرے 1

يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلۡمًا ١١٠

He knowsO bilirجانتا ہےyaʿlamuwhatolanıجو(is) before themarasında (önlerinde)سامنےbayna(is) before themellerinin (önlerinde)ان کے سامنے ہے۔ ان کے آگے ہےaydīhimand whatve olanıاور جوwamā(is) behind themarkalarındaان کے پیچھے ہےkhalfahumwhile notveاور نہیںwalāthey encompassonlar ise kavrayamazlarوہ احاطہ کرسکتےyuḥīṭūnaitO'nuاس کاbihi(in) knowledgebilgiceعلم کے اعتبار سےʿil'man

110 Allah knows what is [presently] before them and what will be after them, but they do not encompass it in knowledge.

110 Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz.

110 Allah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar.

110 جو کچھ ان کے آگے ہے اور کچھ ان کے پیچھے ہے وہ اس کو جانتا ہے اور وہ (اپنے) علم سے خدا (کے علم) پر احاطہ نہیں کرسکتے

110 وہ لوگوں کا اگلا پچھلا سب حال جانتا ہے اور دُوسروں کو اس کا پورا علم نہیں ہے 1

۞وَعَنَتِ ٱلۡوُجُوهُ لِلۡحَىِّ ٱلۡقَيُّومِ‌ۖ وَقَدۡ خَابَ مَنۡ حَمَلَ ظُلۡمًا ١١١

And (will be) humbledboyun eğmiştirاور جھک جائیں گےwaʿanatithe facesbütün yüzlerچہرےl-wujūhubefore the Ever-Livingo diri olanaحی کے لیےlil'ḥayyithe Self-Subsistingve herşeye hakim olanaقیوم کے لیے۔ آگےl-qayūmiAnd verilyve muhakkakاور تحقیقwaqadwill have failedperişan olmuşturنامراد ہواkhāba(he) whokimseجس نےmancarriedyüklenenاٹھایاḥamalawrongdoingzulümظلمẓul'man

111 And [all] faces will be humbled before the Ever-Living, the Sustainer of existence. And he will have failed who carries injustice.

111 İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır.

111 Bütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.

111 اور اس زندہ و قائم کے رو برو منہ نیچے ہوجائیں گے۔ اور جس نے ظلم کا بوجھ اٹھایا وہ نامراد رہا

111 لوگوں کے سر اُس حیّ و قیّوم کے آگے جھک جائیں گے نامراد ہوگا جو اُس وقت کسی ظلم کا بار گناہ اٹھائے ہوئے ہو

وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلۡمًا وَلَا هَضۡمًا ١١٢

But (he) whove kimاور جوwamandoesyaparsaعمل کرے گاyaʿmalofiyi olan işlerdenسےminathe righteous deedsنیکیوں میں (سے)l-ṣāliḥātiwhile heve oاور وہwahuwa(is) a believerinanırsaمومن ہوmu'minunthen notartıkتو نہfalāhe will fearkorkmazوہ ڈرے گاyakhāfuinjusticezulümdenظلم سےẓul'manand notne deاور نہwalādeprivationhakkının çiğnenmesindenکسی حق تلفی سےhaḍman

112 But he who does of righteous deeds while he is a believer - he will neither fear injustice nor deprivation.

112 İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz.

112 Her kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar.

112 اور جو نیک کام کرے گا اور مومن بھی ہوگا تو اس کو نہ ظلم کا خوف ہوگا اور نہ نقصان کا

112 اور کسی ظلم یا حق تلفی کا خطرہ نہ ہوگا اُس شخص کو جو نیک عمل کرے اور اِس کے ساتھ وہ مومن بھی ہو۔ 1

وَكَذٰلِكَ أَنزَلۡنَـٰهُ قُرۡءَانًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفۡنَا فِيهِ مِنَ ٱلۡوَعِيدِ لَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ أَوۡ يُحۡدِثُ لَهُمۡ ذِكۡرًا ١١٣

And thusve böyleاور اسی طرحwakadhālikaWe have sent it downsana onu indirdikنازل کیا ہم نے اس کوanzalnāhu(the) Quranbir Kur'an olarakقرآنqur'ānan(in) ArabicArapçaعربی (بنا کر)ʿarabiyyanand We have explainedve türlü biçimlere açıkladıkاور پھیر پھیر کر لائے ہمwaṣarrafnāin itondaاس میںfīhioftehditleriسےminathe warningsتنبیہات میں سے۔ ڈراؤں میں سےl-waʿīdithat they mayumulur kiتاکہ وہlaʿallahumfearkorunurlarتقوی اختیار کریںyattaqūnaoryahutیاawit may cause(Kur'an) yaptırırپیدا کردےyuḥ'dithu[for] themonlaraان کے لیےlahumremembrancebir hatırlamaذکر۔ غور و فکرdhik'ran

113 And thus We have sent it down as an Arabic Qur'an and have diversified therein the warnings that perhaps they will avoid [sin] or it would cause them remembrance.

113 İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.

113 İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir.

113 اور ہم نے اس کو اسی طرح کا قرآن عربی نازل کیا ہے اور اس میں طرح طرح کے ڈراوے بیان کردیئے ہیں تاکہ لوگ پرہیزگار بنیں یا خدا ان کے لئے نصیحت پیدا کردے

113 اور اے محمدؐ ، اِسی طرح ہم نے اِسے قرآنِ عربی بنا کر نازل کیا ہے 1 اور اس میں طرح طرح سے تنبیہات کی ہیں شاید کہ یہ لوگ کج روی سے بچیں یا ان میں کچھ ہو کے آثار اِس کی بدولت پیدا ہوں۔ 2

Surah 20 / Taha / Ta-Ha سورة طه 320
Thusböyleceاسی طرح kadhālika We relateanlatıyoruzہم بیان کرتے ہیں naquṣṣu to yousanaتجھ پر ʿalayka fromhaberlerindenسے min (the) newsخبروں میں سے anbāi (of) whatgeçmişlerinجو has precededتحقیق qad has precededhas precededگزر چکیں sabaqa And certainlygerçektenاور تحقیق waqad We have given yousana verdikدیا ہم نے تجھ کو ātaynāka fromkatımızdanسے min Usاپنے پاس سے ladunnā
a Reminderbir Zikirایک ذکر dhik'ran٩٩ Whoeverkimجس نے man turns awayyüz çevirirseمنہ موڑا aʿraḍa from itondanاس سے ʿanhu then indeed, heşüphesiz oتو بیشک وہ fa-innahu will bearyüklenecektirاٹھائے گا yaḥmilu (on the) Daygünüدن yawma (of) Resurrectionkıyametقیامت کے l-qiyāmati a burden(ağır) bir günahایک بوجھ wiz'ran
١٠٠ Abiding foreversürekli olarak kalacaklardırہمیشہ رہنے والے ہیں khālidīna in itoradaاس میں fīhi and evilve ne kötüاور برا ہے wasāa for themonlar içinان کے لیے lahum (on the) Daygünündeدن yawma (of) the Resurrectionkıyametقیامت کے l-qiyāmati (as) a loadbir yüktürبوجھ اٹھانا ḥim'lan١٠١ (The) Dayo günجس دن yawma will be blownüflenirپھونک ماری جائے گی yunfakhu
inSur'aمیں the Trumpetصور (میں ) l-ṣūri and We will gatherve toplarızاور ہم اکٹھا کریں گے wanaḥshuru the criminalssuçlularıمجرموں کو l-muj'rimīna that Dayo günاس دن yawma-idhin blue-eyedkör bir durumdaنیلی آنکھوں والے zur'qan١٠٢ They are murmuringgizli gizli derlerسرگوشیاں کریں گے yatakhāfatūna
among themselveskendi aralarındaآپس میں baynahum Notkalmadınızنہیں in you remainedٹھہرے تم labith'tum except (for)başkaمگر illā tenon gün(den)دس دن ʿashran١٠٣ Webizہم naḥnu know bestdaha iyi bilirizزیادہ جانتے ہیں aʿlamu whatşeyleriاس کو جو bimā they will sayonların dedikleriوہ کہیں گے yaqūlūna wheno zamanجب idh will sayder kiکہے گا yaqūlu
(the) best of themonların seçkinleriسب سے مثالی ان میں سے amthaluhum (in) conductyol (hayat tarzı) bakımındanرائے کے اعتبار سے ṭarīqatan Notsiz kalmadınızنہیں in you remainedٹھہرے تم labith'tum except (for)başkacaمگر illā a daybir gün(den)ایک دن yawman١٠٤ And they ask youve sana soruyorlarاور وہ سوال کرتے ہیں آپ سے wayasalūnaka aboutdağlardanبارے میں ʿani the mountainsپہاڑوں کے (بارے میں) l-jibāli
so sayde kiتو کہہ دیجیے faqul Will blast themonları savuracakاکھاڑ دے گا ان کو۔ گرا دے گا ان کو yansifuhā my LordRabbimمیرا رب rabbī (into) particlesufalayıpگرا دینا nasfan١٠٥ Then He will leave itbırakacaktırپھر چھوڑ دے گا اس کو fayadharuhā a levelyerleriniہموار qāʿan plainboş dümdüz'چٹیل ṣafṣafan١٠٦
Notgörmeyeceksinنہ you will seeتم دیکھو گے tarā in itoradaاس میں fīhā any crookednessbir eğrilikکوئی ٹیڑھا پن۔ کجی ʿiwajan and notne deاور نہ walā any curvebir tümsekاونچی جگہ۔ اونچا مقام amtan١٠٧ On that Dayo günجس دن yawma-idhin they will followuyarlarوہ پیروی کریں گے yattabiʿūna the callerçağrıcıyaپکارنے والے کی l-dāʿiya
nohiç pürüzü olmayanنہیں deviationکوئی انحراف ʿiwaja from itonunجس کے لیے lahu And (will be) humbledve kısılırاور دب جائیں گی wakhashaʿati the voicesseslerتمام آوازیں l-aṣwātu for the Most GraciousRahman'ın huzurundaرحمن کے لیے lilrraḥmāni so notişitemezsinتو نہ falā you will hearتم سنو گے tasmaʿu exceptbaşka bir şeyمگر illā a faint soundfısıltıdanدھیمی آواز hamsan
١٠٨ (On) that Dayo günاس دن yawma-idhin notyokturنہ will benefitfaydasıفائدہ دے گی tanfaʿu the intercessionşefa'atininسفارش l-shafāʿatu exceptbaşkasınınمگر illā (to) whomkimsedenجس کو man has given permissionizin verdiğiاجازت دے adhina [to him]kendisineواسطے اس کے lahu the Most GraciousRahman'ınرحمن l-raḥmānu and He has acceptedve hoşlandığıاور پسند کرے waraḍiya for himonunاس کے لیے lahu
a wordsözündenبات کو qawlan١٠٩ He knowsO bilirجانتا ہے yaʿlamu whatolanıجو (is) before themarasında (önlerinde)سامنے bayna (is) before themellerinin (önlerinde)ان کے سامنے ہے۔ ان کے آگے ہے aydīhim and whatve olanıاور جو wamā (is) behind themarkalarındaان کے پیچھے ہے khalfahum while notveاور نہیں walā they encompassonlar ise kavrayamazlarوہ احاطہ کرسکتے yuḥīṭūna itO'nuاس کا bihi
(in) knowledgebilgiceعلم کے اعتبار سے ʿil'man١١٠ And (will be) humbledboyun eğmiştirاور جھک جائیں گے waʿanati the facesbütün yüzlerچہرے l-wujūhu before the Ever-Livingo diri olanaحی کے لیے lil'ḥayyi the Self-Subsistingve herşeye hakim olanaقیوم کے لیے۔ آگے l-qayūmi And verilyve muhakkakاور تحقیق waqad will have failedperişan olmuşturنامراد ہوا khāba (he) whokimseجس نے man
carriedyüklenenاٹھایا ḥamala wrongdoingzulümظلم ẓul'man١١١ But (he) whove kimاور جو waman doesyaparsaعمل کرے گا yaʿmal ofiyi olan işlerdenسے mina the righteous deedsنیکیوں میں (سے) l-ṣāliḥāti while heve oاور وہ wahuwa (is) a believerinanırsaمومن ہو mu'minun then notartıkتو نہ falā
he will fearkorkmazوہ ڈرے گا yakhāfu injusticezulümdenظلم سے ẓul'man and notne deاور نہ walā deprivationhakkının çiğnenmesindenکسی حق تلفی سے haḍman١١٢ And thusve böyleاور اسی طرح wakadhālika We have sent it downsana onu indirdikنازل کیا ہم نے اس کو anzalnāhu (the) Quranbir Kur'an olarakقرآن qur'ānan (in) ArabicArapçaعربی (بنا کر) ʿarabiyyan
and We have explainedve türlü biçimlere açıkladıkاور پھیر پھیر کر لائے ہم waṣarrafnā in itondaاس میں fīhi oftehditleriسے mina the warningsتنبیہات میں سے۔ ڈراؤں میں سے l-waʿīdi that they mayumulur kiتاکہ وہ laʿallahum fearkorunurlarتقوی اختیار کریں yattaqūna oryahutیا aw it may cause(Kur'an) yaptırırپیدا کردے yuḥ'dithu [for] themonlaraان کے لیے lahum remembrancebir hatırlamaذکر۔ غور و فکر dhik'ran١١٣
٣٢٠
‹ 318page 319 of the printed Mushaf320 ›