فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡحَقُّ‌ۗ وَلَا تَعۡجَلۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مِن قَبۡلِ أَن يُقۡضَىٰٓ إِلَيۡكَ وَحۡيُهُۥ‌ۖ وَقُل رَّبِّ زِدۡنِى عِلۡمًا ١١٤

So high (above all)yücedirپس بلند ہےfataʿālā(is) AllahAllahاللہl-lahuthe Kinghükümdar olanبادشاہl-malikuthe Truegerçekحقیقیl-ḥaquAnd (do) notaslaاور نہwalāhastenacele etmeتم جلدی کروtaʿjalwith the QuranKur'an'ı (okumaya)ساتھ قرآن کےbil-qur'ānibeforeönceسےminbeforeاس سے پہلےqabli[that]diyeکہanis completedtamamlansınپوری کی جائےyuq'ḍāto yousanaتیری طرفilaykaits revelationvahyedilmesiاس کی وحیwaḥyuhuand sayve de kiاور کہہ دیجیےwaqulMy LordRabbimاے میرے ربrabbiIncrease meartır banaزیادہ دے مجھ کوzid'nī(in) knowledgeilmimiعلمʿil'man

114 So high [above all] is Allah, the Sovereign, the Truth. And, [O Muhammad], do not hasten with [recitation of] the Qur'an before its revelation is completed to you, and say, "My Lord, increase me in knowledge."

114 Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de.

114 Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur'ân'ı okumada acele etme; "Rabbim! benim ilmimi artır" de.

114 تو خدا جو سچا بادشاہ ہے عالی قدر ہے۔ اور قرآن کی وحی جو تمہاری طرف بھیجی جاتی ہے اس کے پورا ہونے سے پہلے قرآن کے (پڑھنے کے) لئے جلدی نہ کیا کرو اور دعا کرو کہ میرے پروردگار مجھے اور زیادہ علم دے

114 پس بالا و برتر ہے اللہ ، پادشاہِ حقیقی۔ 1 اور دیکھو، قرآن پڑھنے میں جلدی نہ کیا کرو جب تک کہ تمہاری طرف اُس کی وحی تکمیل کو نہ پہنچ جائے، اور دُعا کرو کہ اے پروردگار مجھے  مزید علم عطا کر۔ 2

وَلَقَدۡ عَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبۡلُ فَنَسِىَ وَلَمۡ نَجِدۡ لَهُۥ عَزۡمًا ١١٥

And verilyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe made a covenantbiz emretmiştikعہد کیا ہم نےʿahid'nāwithAdem'eطرفilāAdamآدم کےādamabeforeöncedenسےminbeforeاس سے پہلےqablubut he forgotfakat unuttuتو وہ بھول گیاfanasiyaand notveاور نہیںwalamWe foundbiz bulmadıkپایا ہم نےnajidin himondaاس کے لیےlahudeterminationbir azimعزم۔ پختگیʿazman

115 And We had already taken a promise from Adam before, but he forgot; and We found not in him determination.

115 And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.

115 Doğrusu bundan önce Âdem'e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.

115 اور ہم نے پہلے آدم سے عہد لیا تھا مگر وہ (اسے) بھول گئے اور ہم نے ان میں صبر وثبات نہ دیکھا

115 1 ہم نے اِس سے پہلے آدمؑ کو ایک حکم دیا تھا، 2 مگر وہ بھُول گیا اور ہم نے اُس میں عزم نہ پایا۔ 3

وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَـٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواۡ لِأَدَمَ فَسَجَدُوٓاۡ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ ١١٦

And whenve haniاور جبwa-idhWe saiddemiştikکہا ہم نےqul'nāto the Angelsmeleklereفرشتوں سےlil'malāikatiProstratesecede edinسجدہ کروus'judūto AdamAdem'eآدم کے لیےliādamathen they prostratedsecde ettilerتو انہوں نے سجدہ کیاfasajadūexceptyalnızمگرillāIblisİblisابلیس نےib'līsahe refuseddirettiاس نے انکار کیاabā

116 And [mention] when We said to the angels, "Prostrate to Adam," and they prostrated, except Iblees; he refused.

116 "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

116 Bir vakit meleklere: "Âdem(e hürmet) için secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.

116 اور جب ہم نے فرشتوں سے کہا کہ آدم کے آگے سجدہ کرو تو سب سجدے میں گر پڑے مگر ابلیس نے انکار کیا

116 یاد کرو وہ وقت جبکہ ہم نے فرشتوں سے کہا تھا کہ آدمؑ کو سجدہ کرو وہ سب تو سجدہ کر گئے، مگر ایک ابلیس تھا کہ انکار کر بیٹھا

فَقُلۡنَا يَـٰٓــَٔـادَمُ إِنَّ هَـٰذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوۡجِكَ فَلَا يُخۡرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلۡجَنَّةِ فَتَشۡقَىٰٓ ١١٧

Then We saiddedik kiتو کہا ہم نےfaqul'nāO Adamey Ademاے آدمyāādamuIndeedşüphesizبیشکinnathisbuیہhādhā(is) an enemydüşmandırدشمن ہےʿaduwwunto yousenaتیرے لیےlakaand to your wifeve eşineاور تیری بیوی کے لیےwalizawjikaSo notsakınپس نہfalā(let) him drive you bothsizi çıkarmasınہرگز نکلوائے تم دونوں کوyukh'rijannakumāfromcennettenسےminaParadiseجنت سےl-janatiso (that) you would suffersonra yorulursunورنہ تم مصیبت میں پڑجاؤ گےfatashqā

117 So We said, "O Adam, indeed this is an enemy to you and to your wife. Then let him not remove you from Paradise so you would suffer.

117 "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

117 Biz de (Âdem'e) şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)."

117 ہم نے فرمایا کہ آدم یہ تمہارا اور تمہاری بیوی کا دشمن ہے تو یہ کہیں تم دونوں کو بہشت سے نکلوا نہ دے۔ پھر تم تکلیف میں پڑجاؤ

117 اس پر ہم نے آدمؑ 1 سے کہا کہ ”دیکھو، یہ تمہارا اور تمہاری بیوی کا دشمن ہے 2 ، ایسا نہ ہو کہ یہ تمہیں جنّت سے نکلوا دے 3 اور تم مصیبت میں پڑ جاو

إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعۡرَىٰ ١١٨

Indeedşüphesizبیشکinnafor yousenin içinتمہارے لیےlakathat notyokturکہ نہallāyou will be hungryacıkmakتم بھوکے رہو گےtajūʿathereinburadaاس میںfīhāand notve yokturاور نہwalāyou will be unclothedçıplak kalmakننگے ہوں گے۔ عریاں ہوگےtaʿrā

118 Indeed, it is [promised] for you not to be hungry therein or be unclothed.

118 "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

118 "Doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir. "

118 یہاں تم کو یہ (آسائش) ہوگی کہ نہ بھوکے رہو نہ ننگے

118 یہاں تو تمہیں یہ آسائشیں حاصل ہیں کہ نہ بھوکے ننگے رہتے ہو

وَأَنَّكَ لَا تَظۡمَؤُاۡ فِيهَا وَلَا تَضۡحَىٰ ١١٩

And that youve şüphesiz senاور بیشک تمwa-annakanotsusamayacaksınنہwill suffer from thirstپیاسے ہو گےtaẓma-uthereinburadaاس میںfīhāand notveاور نہwalāexposed to the sun's heatsıcaktan etkilenmeyeceksinدھوپ لگے گیtaḍḥā

119 And indeed, you will not be thirsty therein or be hot from the sun."

119 "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

119 Ve sen orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın"

119 اور یہ کہ نہ پیاسے رہو اور نہ دھوپ کھاؤ

119 نہ پیاس اور دُھوپ تمہیں ستاتی ہے۔“ 1

فَوَسۡوَسَ إِلَيۡهِ ٱلشَّيۡطَـٰنُ قَالَ يَـٰٓــَٔـادَمُ هَلۡ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلۡخُلۡدِ وَمُلۡكٍ لَّا يَبۡلَىٰ ١٢٠

Then whisperednihayet fısıldadıپس وسوسہ ڈالاfawaswasato himonaاس کی طرفilayhiShaitaanşeytanشیطان نےl-shayṭānuhe saiddedi kiکہاqālaO Adamey Ademاے آدمyāādamuShallmi?کیاhalI direct yousana göstereyimمیں بتاؤں تجھ کوadullukatoağacınıکے بارےʿalā(the) treeدرخت (کے بارے میں)shajarati(of) the Eternityebedilikہمیشگی کےl-khul'diand a kingdomve bir hükümranlığıاور بادشاہت کےwamul'kinnotyok olmayacakنہ(that will) deteriorateپرانی ہوگیyablā

120 Then Satan whispered to him; he said, "O Adam, shall I direct you to the tree of eternity and possession that will not deteriorate?"

120 Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.

120 Nihayet şeytan ona vesvese verdi. Şöyle dedi: "Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"

120 تو شیطان نے ان کے دل میں وسوسہ ڈالا۔ (اور) کہا کہ آدم بھلا میں تم کو (ایسا) درخت بتاؤں (جو) ہمیشہ کی زندگی کا (ثمرہ دے) اور (ایسی) بادشاہت کہ کبھی زائل نہ ہو

120 لیکن شیطان نے اس کو پھُسلایا۔ 1 کہنے لگا ”آدم ، بتاوٴں تمہیں وہ درخت جس سے ابدی زندگی اور لازوال سلطنت حاصل ہوتی ہے؟“ 2

فَأَكَلَا مِنۡهَا فَبَدَتۡ لَهُمَا سَوۡءٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخۡصِفَانِ عَلَيۡهِمَا مِن وَرَقِ ٱلۡجَنَّةِ‌ۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ ١٢١

Then they both ateyedilerتو دونوں کھا گئےfa-akalāfrom ito(ağaç)tanاس میں سےmin'hāso became apparentböylece göründüتو کھل گئےfabadatto themkendilerineان کے دونوں کے لیےlahumātheir shamekötü yerleriان کے سترsawātuhumāand they beganve başladılarاور دونوں لگےwaṭafiqā(to) fastenörtmeğeچپکانےyakhṣifānion themselvesüstleriniاپنے اوپرʿalayhimāfromyaprağındanسےmin(the) leavesپتوں میں سےwaraqi(of) Paradisecennetجنت کےl-janatiAnd Adam disobeyedve karşı geldiاور نافرمانی کیwaʿaṣāAnd Adam disobeyedAdemآدم نےādamuhis LordRabbineاپنے رب کیrabbahuand erredve şaşırdıتو بھٹک گئےfaghawā

121 And Adam and his wife ate of it, and their private parts became apparent to them, and they began to fasten over themselves from the leaves of Paradise. And Adam disobeyed his Lord and erred.

121 Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.

121 Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.

121 تو دونوں نے اس درخت کا پھل کھا لیا تو ان پر ان کی شرمگاہیں ظاہر ہوگئیں اور وہ اپنے (بدنوں) پر بہشت کے پتّے چپکانے لگے۔ اور آدم نے اپنے پروردگار کے حکم خلاف کیا تو (وہ اپنے مطلوب سے) بےراہ ہو گئے

121 آخر کار دونوں(میاں بیوی)اُس درخت کا پھل کھاگئے۔ نتیجہ یہ ہوا کہ فوراً ہی اُن کے ستر ایک دوسرے کے آگے کھُل گئے اور لگے دونوں اپنے آپ کو جنّت کے پتّوں سے ڈھانکنے۔ 1 آدمؑ نے اپنے ربّ کی نافرمانی کی اور راہِ راست سے بھٹک گیا۔ 2

ثُمَّ ٱجۡتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيۡهِ وَهَدَىٰ ١٢٢

Thensonraپھرthummachose himonu seçtiچن لیا اس کوij'tabāhuhis LordRabbiاس کے رب نےrabbuhuand turnedtevbesini kabul ettiپس مہربان ہواfatābato himonunاس پرʿalayhiand guided (him)ve doğru yola ilettiاور ہدایت بخشیwahadā

122 Then his Lord chose him and turned to him in forgiveness and guided [him].

122 Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.

122 Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.

122 پھر ان کے پروردگار نے ان کو نوازا تو ان پر مہربانی سے توجہ فرمائی اور سیدھی راہ بتائی

122 پھر اُس کے ربّ نے اُسے برگزیدہ کیا 1 اور اس کی توبہ قبول کر لی اور اسے ہدایت بخشی۔ 2

قَالَ ٱهۡبِطَا مِنۡهَا جَمِيعَۢا‌ۖ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوٌّ‌ۖ فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشۡقَىٰ ١٢٣

He saiddedi kiفرمایاqālaGo downininدونوں اتر جاؤih'biṭāfrom itoradanاس سےmin'hāallhepinizسارے کے سارےjamīʿansome of youbir kısmınızتم میں سے بعضbaʿḍukumto othersdiğerinizeبعض کے لیےlibaʿḍin(as) enemydüşmansınızدشمن ہوں گےʿaduwwunThen ifartıkپھر اگرfa-immācomes to yousize geldiği zamanآئے تمہارے پاسyatiyannakumfrom Mebendenمیری طرف سےminnīguidancebir hidayetہدایتhudanthen whoeversonra kimتو جس نےfamanifollowsuyarsaپیروی کیittabaʿaMy guidancebenim hidayetimeمیری ہدایت کیhudāyathen notyoktur (ona)تو نہfalāhe will go astraysapkınlıkوہ بھٹکے گاyaḍilluand notve yokturاور نہwalāsufferbir sıkıntıمصیبت میں پڑے گاyashqā

123 [Allah] said, "Descend from Paradise - all, [your descendants] being enemies to one another. And if there should come to you guidance from Me - then whoever follows My guidance will neither go astray [in the world] nor suffer [in the Hereafter].

123 Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur."

123 Allah (onlara) şöyle dedi: "Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan (cennetten) inin. Artık benden size bir hidayet (kitab) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa işte o, sapıklığa düşmez ve (ahirette) zahmet çekmez.

123 فرمایا کہ تم دونوں یہاں سے نیچے اتر جاؤ۔ تم میں بعض بعض کے دشمن (ہوں گے) پھر اگر میری طرف سے تمہارے پاس ہدایت آئے تو جو شخص میری ہدایت کی پیروی کرے گا وہ نہ گمراہ ہوگا اور نہ تکلیف میں پڑے گا

123 اور فرمایا "تم دونوں (فریق، یعنی انسان اور شیطان) یہاں سے اتر جاؤ تم ایک دُوسرے کے دشمن رہو گے اب اگر میری طرف سے تمہیں کوئی ہدایت پہنچے تو جو کوئی میری اُس ہدایت کی پیروی کرے گا وہ نہ بھٹکے گا نہ بد بختی میں مبتلا ہو گا

وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِى فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحۡشُرُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَـٰمَةِ أَعۡمَىٰ ١٢٤

And whoeverama kimاور جس نےwamanturns awayyüz çevirirseروگردانی کیaʿraḍafrombeni anmaktanسےʿanMy remembranceمیرے ذکر (سے)dhik'rīthen indeedşüphesiz kiتو بیشکfa-innafor himonun için vardırاس کے لیےlahu(is) a lifebir geçimگزران ہےmaʿīshatanstraiteneddarتنگḍankanand We will gather himve onu haşrederizاور ہم اکٹھا کریں گے اس کو۔ گھیر لائیں گے اس کوwanaḥshuruhu(on the) Daygünüدنyawma(of) the Resurrectionkıyametقیامت کےl-qiyāmatiblindkör olarakاندھاaʿmā

124 And whoever turns away from My remembrance - indeed, he will have a depressed life, and We will gather him on the Day of Resurrection blind."

124 Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.

124 Her kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.

124 اور جو میری نصیحت سے منہ پھیرے گا اس کی زندگی تنگ ہوجائے گی اور قیامت کو ہم اسے اندھا کرکے اٹھائیں گے

124 اور جو میرے”ذکر“(درسِ نصیحت)سے منہ موڑے گا اُس کے لیے دُنیا میں تنگ زندگی ہوگی 1 اور قیامت کے روز ہم اسے اندھا اُٹھائیں گے۔“ 2

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرۡتَنِىٓ أَعۡمَىٰ وَقَدۡ كُنتُ بَصِيرًا ١٢٥

He will sayder kiوہ کہے گاqālaMy LordRabbimاے میرے ربrabbiWhyniçin?کیوںlimaYou raised mebeni haşrettinتو نے اٹھایا مجھ کوḥashartanīblindkör olarakاندھاaʿmāwhile [verily]andolsunحالانکہ تحقیقwaqadI hadben idimمیں تھاkuntusightgörüyorدیکھنے والاbaṣīran

125 He will say, "My Lord, why have you raised me blind while I was [once] seeing?"

125 O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.

125 (O zaman Kur'ândan yüz çeviren kimse) "Rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.

125 وہ کہے گا میرے پروردگار تو نے مجھے اندھا کرکے کیوں اٹھایا میں تو دیکھتا بھالتا تھا

125 وہ کہے گا "پروردگار، دُنیا میں تو میں آنکھوں والا تھا، یہاں مجھے اندھا کیوں اُٹھایا؟"

Surah 20 / Taha / Ta-Ha سورة طه 321
So high (above all)yücedirپس بلند ہے fataʿālā (is) AllahAllahاللہ l-lahu the Kinghükümdar olanبادشاہ l-maliku the Truegerçekحقیقی l-ḥaqu And (do) notaslaاور نہ walā hastenacele etmeتم جلدی کرو taʿjal with the QuranKur'an'ı (okumaya)ساتھ قرآن کے bil-qur'āni beforeönceسے min beforeاس سے پہلے qabli [that]diyeکہ an
is completedtamamlansınپوری کی جائے yuq'ḍā to yousanaتیری طرف ilayka its revelationvahyedilmesiاس کی وحی waḥyuhu and sayve de kiاور کہہ دیجیے waqul My LordRabbimاے میرے رب rabbi Increase meartır banaزیادہ دے مجھ کو zid'nī (in) knowledgeilmimiعلم ʿil'man١١٤ And verilyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We made a covenantbiz emretmiştikعہد کیا ہم نے ʿahid'nā
withAdem'eطرف ilā Adamآدم کے ādama beforeöncedenسے min beforeاس سے پہلے qablu but he forgotfakat unuttuتو وہ بھول گیا fanasiya and notveاور نہیں walam We foundbiz bulmadıkپایا ہم نے najid in himondaاس کے لیے lahu determinationbir azimعزم۔ پختگی ʿazman١١٥ And whenve haniاور جب wa-idh We saiddemiştikکہا ہم نے qul'nā
to the Angelsmeleklereفرشتوں سے lil'malāikati Prostratesecede edinسجدہ کرو us'judū to AdamAdem'eآدم کے لیے liādama then they prostratedsecde ettilerتو انہوں نے سجدہ کیا fasajadū exceptyalnızمگر illā Iblisİblisابلیس نے ib'līsa he refuseddirettiاس نے انکار کیا abā
١١٦ Then We saiddedik kiتو کہا ہم نے faqul'nā O Adamey Ademاے آدم yāādamu Indeedşüphesizبیشک inna thisbuیہ hādhā (is) an enemydüşmandırدشمن ہے ʿaduwwun to yousenaتیرے لیے laka and to your wifeve eşineاور تیری بیوی کے لیے walizawjika So notsakınپس نہ falā (let) him drive you bothsizi çıkarmasınہرگز نکلوائے تم دونوں کو yukh'rijannakumā
fromcennettenسے mina Paradiseجنت سے l-janati so (that) you would suffersonra yorulursunورنہ تم مصیبت میں پڑجاؤ گے fatashqā١١٧ Indeedşüphesizبیشک inna for yousenin içinتمہارے لیے laka that notyokturکہ نہ allā you will be hungryacıkmakتم بھوکے رہو گے tajūʿa thereinburadaاس میں fīhā and notve yokturاور نہ walā you will be unclothedçıplak kalmakننگے ہوں گے۔ عریاں ہوگے taʿrā١١٨
And that youve şüphesiz senاور بیشک تم wa-annaka notsusamayacaksınنہ will suffer from thirstپیاسے ہو گے taẓma-u thereinburadaاس میں fīhā and notveاور نہ walā exposed to the sun's heatsıcaktan etkilenmeyeceksinدھوپ لگے گی taḍḥā١١٩ Then whisperednihayet fısıldadıپس وسوسہ ڈالا fawaswasa to himonaاس کی طرف ilayhi
Shaitaanşeytanشیطان نے l-shayṭānu he saiddedi kiکہا qāla O Adamey Ademاے آدم yāādamu Shallmi?کیا hal I direct yousana göstereyimمیں بتاؤں تجھ کو adulluka toağacınıکے بارے ʿalā (the) treeدرخت (کے بارے میں) shajarati (of) the Eternityebedilikہمیشگی کے l-khul'di and a kingdomve bir hükümranlığıاور بادشاہت کے wamul'kin
notyok olmayacakنہ (that will) deteriorateپرانی ہوگی yablā١٢٠ Then they both ateyedilerتو دونوں کھا گئے fa-akalā from ito(ağaç)tanاس میں سے min'hā so became apparentböylece göründüتو کھل گئے fabadat to themkendilerineان کے دونوں کے لیے lahumā their shamekötü yerleriان کے ستر sawātuhumā and they beganve başladılarاور دونوں لگے waṭafiqā
(to) fastenörtmeğeچپکانے yakhṣifāni on themselvesüstleriniاپنے اوپر ʿalayhimā fromyaprağındanسے min (the) leavesپتوں میں سے waraqi (of) Paradisecennetجنت کے l-janati And Adam disobeyedve karşı geldiاور نافرمانی کی waʿaṣā And Adam disobeyedAdemآدم نے ādamu his LordRabbineاپنے رب کی rabbahu and erredve şaşırdıتو بھٹک گئے faghawā١٢١
Thensonraپھر thumma chose himonu seçtiچن لیا اس کو ij'tabāhu his LordRabbiاس کے رب نے rabbuhu and turnedtevbesini kabul ettiپس مہربان ہوا fatāba to himonunاس پر ʿalayhi and guided (him)ve doğru yola ilettiاور ہدایت بخشی wahadā١٢٢ He saiddedi kiفرمایا qāla Go downininدونوں اتر جاؤ ih'biṭā from itoradanاس سے min'hā
allhepinizسارے کے سارے jamīʿan some of youbir kısmınızتم میں سے بعض baʿḍukum to othersdiğerinizeبعض کے لیے libaʿḍin (as) enemydüşmansınızدشمن ہوں گے ʿaduwwun Then ifartıkپھر اگر fa-immā comes to yousize geldiği zamanآئے تمہارے پاس yatiyannakum from Mebendenمیری طرف سے minnī guidancebir hidayetہدایت hudan
then whoeversonra kimتو جس نے famani followsuyarsaپیروی کی ittabaʿa My guidancebenim hidayetimeمیری ہدایت کی hudāya then notyoktur (ona)تو نہ falā he will go astraysapkınlıkوہ بھٹکے گا yaḍillu and notve yokturاور نہ walā sufferbir sıkıntıمصیبت میں پڑے گا yashqā١٢٣ And whoeverama kimاور جس نے waman turns awayyüz çevirirseروگردانی کی aʿraḍa frombeni anmaktanسے ʿan
My remembranceمیرے ذکر (سے) dhik'rī then indeedşüphesiz kiتو بیشک fa-inna for himonun için vardırاس کے لیے lahu (is) a lifebir geçimگزران ہے maʿīshatan straiteneddarتنگ ḍankan and We will gather himve onu haşrederizاور ہم اکٹھا کریں گے اس کو۔ گھیر لائیں گے اس کو wanaḥshuruhu (on the) Daygünüدن yawma (of) the Resurrectionkıyametقیامت کے l-qiyāmati
blindkör olarakاندھا aʿmā١٢٤ He will sayder kiوہ کہے گا qāla My LordRabbimاے میرے رب rabbi Whyniçin?کیوں lima You raised mebeni haşrettinتو نے اٹھایا مجھ کو ḥashartanī blindkör olarakاندھا aʿmā while [verily]andolsunحالانکہ تحقیق waqad I hadben idimمیں تھا kuntu sightgörüyorدیکھنے والا baṣīran١٢٥
٣٢١
‹ 319page 320 of the printed Mushaf321 ›