رِجَالٌ لَّا تُلۡهِيهِمۡ تِجَـٰرَةٌ وَلَا بَيۡعٌ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ‌ۙ يَخَافُونَ يَوۡمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلۡقُلُوبُ وَٱلۡأَبۡصَـٰرُ ٣٧

Men erkekler (ki)کچھ لوگ۔ مرد ہیںrijālunnotkendilerini alıkoymazنہیںdistracts themغافل کرتی ان کوtul'hīhimtradeticaretکوئی تجارتtijāratunand notve ne deاور نہwalāsalealışverişخریدوفروختbayʿunfromanmaktanسےʿan(the) remembrance of Allahذکر سےdhik'ri(the) remembrance of AllahAllah'ıاللہ کےl-lahiand (from) establishingve kılmaktanاور قائم کرنے سےwa-iqāmithe prayernamazنمازl-ṣalatiand givingve vermektenاور ادا کرنے سےwaītāizakahzekatزکوۃl-zakatiThey fearonlar korkarlarوہ ڈرتے ہیںyakhāfūnaa Daygündenاس دن سےyawmanwill turn aboutters döneceğiالٹ پلٹ ہوجائیں گےtataqallabuthereinondaاس میںfīhithe heartsyüreklerinدلl-qulūbuand the eyesve gözlerinاور نگاہیںwal-abṣāru

37 [Are] men whom neither commerce nor sale distracts from the remembrance of Allah and performance of prayer and giving of zakah. They fear a Day in which the hearts and eyes will [fearfully] turn about -

37 Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.

37 Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

37 (یعنی ایسے) لوگ جن کو خدا کے ذکر اور نماز پڑھنے اور زکوٰة دینے سے نہ سوداگری غافل کرتی ہے نہ خرید وفروخت۔ وہ اس دن سے جب دل (خوف اور گھبراہٹ کے سبب) الٹ جائیں گے اور آنکھیں (اوپر کو چڑھ جائیں گی) ڈرتے ہیں

37 اُن میں ایسے لوگ صبح و شام اُس کی تسبیح کرتے ہیں جنہیں تجارت اور خرید و فروخت اللہ کی یاد سے اور اقامت نماز و ادائے زکوٰۃ سے غافل نہیں کر دیتی وہ اُس دن سے ڈرتے رہتے ہیں جس میں دل الٹنے اور دیدے پتھرا جانے کی نوبت آ جائے گی

لِيَجۡزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواۡ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضۡلِهِۦ‌ۗ وَٱللَّهُ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابٍ ٣٨

That Allah may reward themkarşılığını vermesi içinتاکہ جزا دے ان کوliyajziyahumuThat Allah may reward themAllahاللہl-lahu(with the) besten güzelبہترینaḥsana(of) whatşeylerinجوthey didyaptıklarıانہوں نے عمل کیےʿamilūand increase themve daha fazlası içinاور زیادہ دے ان کوwayazīdahumfromlutfundanسےminHis Bountyاپنے فضل سےfaḍlihiAnd Allahve Allahاور اللہwal-lahuprovidesrızıklandırırرزق دیتا ہےyarzuquwhomkimseyiجس کوmanHe willsdilediğiچاہتا ہےyashāuwithouthesapsız olarakبےbighayrimeasureحسابḥisābin

38 That Allah may reward them [according to] the best of what they did and increase them from His bounty. And Allah gives provision to whom He wills without account.

38 Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandırır ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.

38 Çünkü Allah, kendilerine işledikleri amellerin en güzeli ile ecir verecek, lütfundan fazlasını da bahşedecektir ve Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

38 تاکہ خدا ان کو ان کے عملوں کا بہت اچھا بدلہ دے اور اپنے فضل سے زیادہ بھی عطا کرے۔ اور جس کو چاہتا ہے خدا بےشمار رزق دیتا ہے

38 (اور وہ یہ سب کچھ اس لیے کرتے ہیں)تاکہ ان کے بہترین اعمال کی جزا اُن کو دے اور مزید اپنے فضل سے نوازے، اللہ جسے چاہتا ہے  بے حساب دیتا ہے۔ 1

وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاۡ أَعۡمَـٰلُهُمۡ كَسَرَابِۭ بِقِيعَةٍ يَحۡسَبُهُ ٱلظَّمۡـَٔـانُ مَآءً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَهُۥ لَمۡ يَجِدۡهُ شَيۡــًٔا وَوَجَدَ ٱللَّهَ عِندَهُۥ فَوَفَّـٰهُ حِسَابَهُۥ‌ۗ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ٣٩

But those whove kimselerاور وہ لوگwa-alladhīnadisbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیاkafarūtheir deedsonların işleriاعمال ان کےaʿmāluhum(are) like a mirageserap gibidirمانند سراب کے ہیںkasarābinin a lowlanddüz arazidekiایک چٹیل میدان میںbiqīʿatinthinks itonu sanırسمجھتا ہے اس کوyaḥsabuhuthe thirsty onesusayanپیاساl-ẓamānu(to be) watersuپانیmāanuntilfakatیہاں تک کہḥattāwhenne zaman kiجبidhāhe comes to ityanına gelinceآتا ہے اس کے پاسjāahunotbulamazنہیںlamhe finds itپاتا اس کوyajid'hu(to be) anythinghiçbir şeyکچھ بھیshayanbut he findsve bulurاور پاتا ہےwawajadaAllahAllah'ıاللہ کوl-lahabefore himyanındaاس کے پاسʿindahuHe will pay him in fulltam görürپھر پورا پورا دیتا ہے اس کوfawaffāhuhis dueonun hesabınıاس کا حسابḥisābahuAnd Allahve Allahاور اللہwal-lahu(is) swiftçabuk görendirجلد لینے والا ہےsarīʿu(in) the accounthesabıحسابl-ḥisābi

39 But those who disbelieved - their deeds are like a mirage in a lowland which a thirsty one thinks is water until, when he comes to it, he finds it is nothing but finds Allah before Him, and He will pay him in full his due; and Allah is swift in account.

39 İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.

39 Küfredenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder, nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah'ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.

39 جن لوگوں نے کفر کیا ان کے اعمال کی مثال ایسی ہے جیسے میدان میں ریت کہ پیاسا اسے پانی سمجھے یہاں تک کہ جب اس کے پاس آئے تو اسے کچھ بھی نہ پائے اور خدا ہی کو اپنے پاس دیکھے تو وہ اسے اس کا حساب پورا پورا چکا دے۔ اور خدا جلد حساب کرنے والا ہے

39 (اسِ کے برعکس)جنہوں نے کُفر کیا 1 ان کے اعمال کی مثال ایسی ہے جیسے دشتِ بے آب میں سراب کہ پیاسا اُس کو پانی سمجھے ہوئے تھا، مگر جب وہاں پہنچا تو کچھ نہ پایا، بلکہ وہاں اس نے اللہ کو موجود پایا، جس نے اس کا پورا پورا حساب چکا دیا، اور اللہ کو حساب لیتے دیر نہیں لگتی۔ 2

أَوۡ كَظُلُمَـٰتٍ فِى بَحۡرٍ لُّجِّىٍّ يَغۡشَـٰهُ مَوۡجٌ مِّن فَوۡقِهِۦ مَوۡجٌ مِّن فَوۡقِهِۦ سَحَابٌ‌ۚ ظُلُمَـٰتُۢ بَعۡضُهَا فَوۡقَ بَعۡضٍ إِذَآ أَخۡرَجَ يَدَهُۥ لَمۡ يَكَدۡ يَرَىٰهَا‌ۗ وَمَن لَّمۡ يَجۡعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورًا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ ٤٠

Oryahutیاaw(is) like (the) darkness[es]karanlıklar gibidirمانند اندھیروں کےkaẓulumātininiçindekiمیںa seabir denizسمندر (میں)baḥrindeepderinگہرےlujjiyyincovers itki üstünü örtenڈھانپ لیتی ہے اس کوyaghshāhua wavebir dalgaایک لہرmawjunon itonun üstündenکےminon itاس کے اوپر سےfawqihia wavebir dalgaایک موج۔ ایک لہرmawjunon itonun üstündenکےminon itاس کے اوپر سےfawqihia cloudbir bulutبادلsaḥābundarkness[es]karanlıklarاندھیرے میںẓulumātunsome of itonun biriان میں سے بعضbaʿḍuhāonüstüneاوپرfawqaothersdiğerininبعض کےbaʿḍinWhenne zaman kiجبidhāhe puts outçıkarsaنکالتا ہے۔ نکالےakhrajahis handeliniاپنے ہاتھ کوyadahuhardlyneredeyseنہیںlamhardlyقریبyakadhe (can) see itonu dahi göremezکہ دیکھ سکے اس کو۔ نہیں سکتا اس کوyarāhāAnd (for) whombir kimseyeاور جس کاwamannotvermemişseنہیںlamAllah (has) madeبنایاyajʿaliAllah (has) madeAllahاللہ نےl-lahufor himonaاس کے لیےlahua lightbir nurکوئی نورnūranthen notartık olmazتو نہیںfamāfor himonunاس کے لیےlahu(is) anyhiçbirکوئیminlightnuruنورnūrin

40 Or [they are] like darknesses within an unfathomable sea which is covered by waves, upon which are waves, over which are clouds - darknesses, some of them upon others. When one puts out his hand [therein], he can hardly see it. And he to whom Allah has not granted light - for him there is no light.

40 Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.

40 Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur.

40 یا (ان کے اعمال کی مثال ایسی ہے) جیسے دریائے عمیق میں اندھیرے جس پر لہر چڑھی چلی آتی ہو اور اس کے اوپر اور لہر (آرہی ہو) اور اس کے اوپر بادل ہو، غرض اندھیرے ہی اندھیرے ہوں، ایک پر ایک (چھایا ہوا) جب اپنا ہاتھ نکالے تو کچھ نہ دیکھ سکے۔ اور جس کو خدا روشنی نہ دے اس کو (کہیں بھی) روشنی نہیں (مل سکتی)

40 یا پھر اس کی مثال ایسی ہے جیسے ایک گہرے سمندر میں اندھیرا، کہ اُوپر ایک موج چھائی ہوئی ہے، اُس پر ایک اور موج، اور اس کے اُوپر بادل، تاریکی مسلّط ہے، آدمی اپنا ہاتھ نکالے تو اسے بھی نہ دیکھنے پائے۔  1 جسے اللہ نُور نہ بخشے اُس کے لیے پھر کوئی نُور نہیں۔  2

أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلطَّيۡرُ صَـٰٓفَّـٰتٍ‌ۖ كُلٌّ قَدۡ عَلِمَ صَلَاتَهُۥ وَتَسۡبِيحَهُۥ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِمَا يَفۡعَلُونَ ٤١

Do notgörmedin mi?کیا نہیںalamyou seeتم نے دیکھاtarathatşüphesizبیشکannaAllah Allah'ıاللہ تعالیٰl-lahaglorifytesbih ederlerتسبیح کر رہے ہیںyusabbiḥuHimonuاس کے لیےlahuwhoeverkimselerجو بھیman(is) inolanمیںthe heavensgöklerdeآسمانوں میں ہیںl-samāwātiand the earthve yerde olanاور زمین میں ہیںwal-arḍiand the birdsve kuşlarاور پرندےwal-ṭayru(with) wings outspreadsaflar halinde uçanصف باندھنے والےṣāffātinEach oneher biriہر ایکkullunverilyandolsunتحقیقqadknowsbilirجانتا ہےʿalimaits prayerkendi du'asınıاپنی نماز کوṣalātahuand its glorificationve tesbihiniاور اپنی تسبیح کوwatasbīḥahuAnd Allahve Allahاور اللہwal-lahu(is) All-Knowerbilmektedirجاننے والا ہےʿalīmunof whatşeyleriساتھ اس کے جوbimāthey doonların yaptıklarıوہ کر رہے ہیںyafʿalūna

41 Do you not see that Allah is exalted by whomever is within the heavens and the earth and [by] the birds with wings spread [in flight]? Each [of them] has known his [means of] prayer and exalting [Him], and Allah is Knowing of what they do.

41 Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.

41 Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini? Her biri kendi tesbihini ve duâsını bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.

41 کیا تم نے نہیں دیکھا کہ جو لوگ آسمانوں اور زمین میں ہیں خدا کی تسبیح کرتے ہیں اور پر پھیلائے ہوئے جانور بھی۔ اور سب اپنی نماز اور تسبیح کے طریقے سے واقف ہیں۔ اور جو کچھ وہ کرتے ہیں (سب) خدا کو معلوم ہے

41 1 کیا تم دیکھتے نہیں ہو کہ اللہ کی تسبیح کر رہے ہیں وہ سب جو آسمانوں اور زمین میں ہیں اور وہ پرندے جو پر پھیلائے اُڑ رہے ہیں؟ ہر ایک اپنی نماز اور تسبیح کا طریقہ جانتا ہے، اور یہ سب جو کچھ کرتے ہیں اللہ اس سے با خبر رہتا ہے

وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۖ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ ٤٢

And to Allah (belongs)ve Allah'ındırاور اللہ ہی کے لیے ہےwalillahi(the) dominionmülküبادشاہتmul'ku(of) the heavensgöklerinآسمانوں کیl-samāwātiand the earthve yerinاور زمین کیwal-arḍiAnd toveاور طرفwa-ilāAllahAllah'adırاللہ کیl-lahi(is) the destinationdönüşلوٹنا ہےl-maṣīru

42 And to Allah belongs the dominion of the heavens and the earth, and to Allah is the destination.

42 Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır.

42 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de ancak O'nadır.

42 اور آسمان اور زمین کی بادشاہی خدا کے لئے ہے۔ اور خدا ہی کی طرف لوٹ کر جانا ہے

42 آسمانوں اور زمین کی بادشاہی اللہ ہی کے لیے ہے اور اسی کی طرف سب کو پلٹنا ہے

أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُزۡجِى سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيۡنَهُۥ ثُمَّ يَجۡعَلُهُۥ رُكَامًا فَتَرَى ٱلۡوَدۡقَ يَخۡرُجُ مِنۡ خِلَـٰلِهِۦ وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن جِبَالٍ فِيهَا مِنۢ بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ وَيَصۡرِفُهُۥ عَن مَّن يَشَآءُ‌ۖ يَكَادُ سَنَا بَرۡقِهِۦ يَذۡهَبُ بِٱلۡأَبۡصَـٰرِ ٤٣

Do notgörmedin mi?کیا نہیںalamyou seeتم نے دیکھاtarathatşüphesiz kiکہ بیشکannaAllahاللہ تعالیٰl-lahadrivessürerچلاتا ہےyuz'jīcloudsbulutlarıبادلsaḥābanthensonraپھرthummajoinsbirleştirirملاپ ڈالتا ہےyu-allifubetween themonların arasınıاس کے درمیانbaynahuthensonraپھرthummamakes themonları yığar (sıkıştırır)کردیتا ہے اس کوyajʿaluhu(into) a massbirbiri üstüneتہ بہ تہrukāmanthen you seesonra görürsünتو تم دیکھتے ہوfatarāthe rainyağmurunبارش کے قطرے کوl-wadqacome forthçıktığınıنکلتا ہےyakhrujufromarasındanسےmintheir midstاس کے اندر سےkhilālihiAnd He sends downve indirirاور وہ اتارتا ہےwayunazzilufromgöktenسےmina(the) skyآسمان سےl-samāi[from]dağlardanبوجہminmountainsپہاڑوں کے۔ بڑے بڑے پہاڑوں (جیسے بادلوں سے)jibālinwithin itoradaاس میں (آسمان میں)fīhā[of]bir doluکےmin(is) hailکچھ اولے ہوتے ہیںbaradinand He strikesvururپھر پہنچاتا ہےfayuṣībuwith itonunlaاس کوbihiwhomdilediğiniجس کوmanHe willsچاہتا ہےyashāuand averts itve onu öteye çevirirاور پھیر دیتا ہے اس کوwayaṣrifuhufromdilediğindenسےʿanwhomجس سےmanHe willsوہ چاہتا ہےyashāuNearlyneredeyseقریب ہےyakādu(the) flashparıltısıچمکsanā(of) its lightingşimşeğininاس کی بجلی کیbarqihitakes awayalırلے جائےyadhhabuthe sightgözleriنگاہوں کوbil-abṣāri

43 Do you not see that Allah drives clouds? Then He brings them together, then He makes them into a mass, and you see the rain emerge from within it. And He sends down from the sky, mountains [of clouds] within which is hail, and He strikes with it whom He wills and averts it from whom He wills. The flash of its lightening almost takes away the eyesight.

43 Bilmez misiniz ki, Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirir; üstüste yığar, sen de onların arasından yağmur yağdığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlar indirir, dilediğini ona uğratır, dilediğinden de uzak tutar. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır!

43 Görmez misin ki Allah bulutları (dilediği yere) sürüklüyor; sonra onları biraraya getirip üstüste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasında yağmur çıkıyor. O, gökten, sanki oradaki dağlardan da dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; bu bulutlardan çıkan şimşeğin parıltısı nerdeyse gözleri alır!

43 کیا تم نے نہیں دیکھا کہ خدا ہی بادلوں کو چلاتا ہے، اور ان کو آپس میں ملا دیتا ہے، پھر ان کو تہ بہ تہ کردیتا ہے، پھر تم دیکھتے ہو کہ بادل میں سے مینہ نکل (کر برس) رہا ہے اور آسمان میں جو (اولوں کے) پہاڑ ہیں، ان سے اولے نازل کرتا ہے تو جس پر چاہتا ہے اس کو برسا دیتا ہے اور جس سے چاہتا ہے ہٹا دیتا ہے۔ اور بادل میں جو بجلی ہوتی ہے اس کی چمک آنکھوں کو خیرہ کرکے بینائی کو اُچکے لئے جاتی ہے

43 کیا تم دیکھتے نہیں ہو کہ اللہ بادل کو آہستہ آہستہ چلاتا ہے، پھر اس کے ٹکڑوں کو باہم جوڑتا ہے ، پھر اسے سمیٹ کر ایک کثیف ابر بنا دیتا ہے، پھر تم دیکھتے ہو کہ اس کے خول میں سے بارش کے قطرے ٹپکتے چلے آتے ہیں۔ اور وہ آسمان سے ، اُن پہاڑوں کی بدولت جو اس میں  بلند ہیں، 1 اولے برساتا ہے، پھر جسے چاہتا ہے ان کا نقصان پہنچاتا ہے اور جسے چاہتا ہے ان سے بچا لیتا ہے۔ اُس کی بجلی کی چمک نگاہوں کو خیرہ کیے دیتی ہے

Surah 24 / An-Nur / The Light سورة النور 356
Men erkekler (ki)کچھ لوگ۔ مرد ہیں rijālun notkendilerini alıkoymazنہیں distracts themغافل کرتی ان کو tul'hīhim tradeticaretکوئی تجارت tijāratun and notve ne deاور نہ walā salealışverişخریدوفروخت bayʿun fromanmaktanسے ʿan (the) remembrance of Allahذکر سے dhik'ri (the) remembrance of AllahAllah'ıاللہ کے l-lahi and (from) establishingve kılmaktanاور قائم کرنے سے wa-iqāmi the prayernamazنماز l-ṣalati and givingve vermektenاور ادا کرنے سے waītāi
zakahzekatزکوۃ l-zakati They fearonlar korkarlarوہ ڈرتے ہیں yakhāfūna a Daygündenاس دن سے yawman will turn aboutters döneceğiالٹ پلٹ ہوجائیں گے tataqallabu thereinondaاس میں fīhi the heartsyüreklerinدل l-qulūbu and the eyesve gözlerinاور نگاہیں wal-abṣāru٣٧
That Allah may reward themkarşılığını vermesi içinتاکہ جزا دے ان کو liyajziyahumu That Allah may reward themAllahاللہ l-lahu (with the) besten güzelبہترین aḥsana (of) whatşeylerinجو they didyaptıklarıانہوں نے عمل کیے ʿamilū and increase themve daha fazlası içinاور زیادہ دے ان کو wayazīdahum fromlutfundanسے min His Bountyاپنے فضل سے faḍlihi And Allahve Allahاور اللہ wal-lahu providesrızıklandırırرزق دیتا ہے yarzuqu
whomkimseyiجس کو man He willsdilediğiچاہتا ہے yashāu withouthesapsız olarakبے bighayri measureحساب ḥisābin٣٨ But those whove kimselerاور وہ لوگ wa-alladhīna disbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیا kafarū their deedsonların işleriاعمال ان کے aʿmāluhum (are) like a mirageserap gibidirمانند سراب کے ہیں kasarābin
in a lowlanddüz arazidekiایک چٹیل میدان میں biqīʿatin thinks itonu sanırسمجھتا ہے اس کو yaḥsabuhu the thirsty onesusayanپیاسا l-ẓamānu (to be) watersuپانی māan untilfakatیہاں تک کہ ḥattā whenne zaman kiجب idhā he comes to ityanına gelinceآتا ہے اس کے پاس jāahu notbulamazنہیں lam he finds itپاتا اس کو yajid'hu (to be) anythinghiçbir şeyکچھ بھی shayan
but he findsve bulurاور پاتا ہے wawajada AllahAllah'ıاللہ کو l-laha before himyanındaاس کے پاس ʿindahu He will pay him in fulltam görürپھر پورا پورا دیتا ہے اس کو fawaffāhu his dueonun hesabınıاس کا حساب ḥisābahu And Allahve Allahاور اللہ wal-lahu (is) swiftçabuk görendirجلد لینے والا ہے sarīʿu (in) the accounthesabıحساب l-ḥisābi٣٩
Oryahutیا aw (is) like (the) darkness[es]karanlıklar gibidirمانند اندھیروں کے kaẓulumātin iniçindekiمیں a seabir denizسمندر (میں) baḥrin deepderinگہرے lujjiyyin covers itki üstünü örtenڈھانپ لیتی ہے اس کو yaghshāhu a wavebir dalgaایک لہر mawjun on itonun üstündenکے min on itاس کے اوپر سے fawqihi a wavebir dalgaایک موج۔ ایک لہر mawjun on itonun üstündenکے min
on itاس کے اوپر سے fawqihi a cloudbir bulutبادل saḥābun darkness[es]karanlıklarاندھیرے میں ẓulumātun some of itonun biriان میں سے بعض baʿḍuhā onüstüneاوپر fawqa othersdiğerininبعض کے baʿḍin Whenne zaman kiجب idhā he puts outçıkarsaنکالتا ہے۔ نکالے akhraja his handeliniاپنے ہاتھ کو yadahu hardlyneredeyseنہیں lam
hardlyقریب yakad he (can) see itonu dahi göremezکہ دیکھ سکے اس کو۔ نہیں سکتا اس کو yarāhā And (for) whombir kimseyeاور جس کا waman notvermemişseنہیں lam Allah (has) madeبنایا yajʿali Allah (has) madeAllahاللہ نے l-lahu for himonaاس کے لیے lahu a lightbir nurکوئی نور nūran then notartık olmazتو نہیں famā for himonunاس کے لیے lahu (is) anyhiçbirکوئی min lightnuruنور nūrin٤٠ Do notgörmedin mi?کیا نہیں alam you seeتم نے دیکھا tara thatşüphesizبیشک anna
Allah Allah'ıاللہ تعالیٰ l-laha glorifytesbih ederlerتسبیح کر رہے ہیں yusabbiḥu Himonuاس کے لیے lahu whoeverkimselerجو بھی man (is) inolanمیں the heavensgöklerdeآسمانوں میں ہیں l-samāwāti and the earthve yerde olanاور زمین میں ہیں wal-arḍi and the birdsve kuşlarاور پرندے wal-ṭayru (with) wings outspreadsaflar halinde uçanصف باندھنے والے ṣāffātin Each oneher biriہر ایک kullun verilyandolsunتحقیق qad
knowsbilirجانتا ہے ʿalima its prayerkendi du'asınıاپنی نماز کو ṣalātahu and its glorificationve tesbihiniاور اپنی تسبیح کو watasbīḥahu And Allahve Allahاور اللہ wal-lahu (is) All-Knowerbilmektedirجاننے والا ہے ʿalīmun of whatşeyleriساتھ اس کے جو bimā they doonların yaptıklarıوہ کر رہے ہیں yafʿalūna٤١ And to Allah (belongs)ve Allah'ındırاور اللہ ہی کے لیے ہے walillahi (the) dominionmülküبادشاہت mul'ku
(of) the heavensgöklerinآسمانوں کی l-samāwāti and the earthve yerinاور زمین کی wal-arḍi And toveاور طرف wa-ilā AllahAllah'adırاللہ کی l-lahi (is) the destinationdönüşلوٹنا ہے l-maṣīru٤٢ Do notgörmedin mi?کیا نہیں alam you seeتم نے دیکھا tara thatşüphesiz kiکہ بیشک anna Allahاللہ تعالیٰ l-laha drivessürerچلاتا ہے yuz'jī
cloudsbulutlarıبادل saḥāban thensonraپھر thumma joinsbirleştirirملاپ ڈالتا ہے yu-allifu between themonların arasınıاس کے درمیان baynahu thensonraپھر thumma makes themonları yığar (sıkıştırır)کردیتا ہے اس کو yajʿaluhu (into) a massbirbiri üstüneتہ بہ تہ rukāman then you seesonra görürsünتو تم دیکھتے ہو fatarā the rainyağmurunبارش کے قطرے کو l-wadqa come forthçıktığınıنکلتا ہے yakhruju fromarasındanسے min
their midstاس کے اندر سے khilālihi And He sends downve indirirاور وہ اتارتا ہے wayunazzilu fromgöktenسے mina (the) skyآسمان سے l-samāi [from]dağlardanبوجہ min mountainsپہاڑوں کے۔ بڑے بڑے پہاڑوں (جیسے بادلوں سے) jibālin within itoradaاس میں (آسمان میں) fīhā [of]bir doluکے min (is) hailکچھ اولے ہوتے ہیں baradin and He strikesvururپھر پہنچاتا ہے fayuṣību with itonunlaاس کو bihi whomdilediğiniجس کو man He willsچاہتا ہے yashāu
and averts itve onu öteye çevirirاور پھیر دیتا ہے اس کو wayaṣrifuhu fromdilediğindenسے ʿan whomجس سے man He willsوہ چاہتا ہے yashāu Nearlyneredeyseقریب ہے yakādu (the) flashparıltısıچمک sanā (of) its lightingşimşeğininاس کی بجلی کی barqihi takes awayalırلے جائے yadhhabu the sightgözleriنگاہوں کو bil-abṣāri٤٣
٣٥٦
‹ 354page 355 of the printed Mushaf356 ›