إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَإِذَا كَانُواۡ مَعَهُۥ عَلَىٰٓ أَمۡرٍ جَامِعٍ لَّمۡ يَذۡهَبُواۡ حَتَّىٰ يَسۡتَــٔۡذِنُوهُ‌ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسۡتَــٔۡذِنُونَكَ أُوۡلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ‌ۚ فَإِذَا ٱسۡتَــٔۡذَنُوكَ لِبَعۡضِ شَأۡنِهِمۡ فَأۡذَن لِّمَن شِئۡتَ مِنۡهُمۡ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُمُ ٱللَّهَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٦٢

Onlyşüphesizبیشکinnamāthe believersmü'minlerمومنl-mu'minūna(are) those whoinanırlarوہ لوگ ہیںalladhīnabelieveجو ایمان لائےāmanūin AllahAllah'aاللہ کے ساتھbil-lahiand His Messengerve Elçisineاور اس کے رسول کے ساتھwarasūlihiand whenve ne zaman kiاور جبwa-idhāthey areolurlarوہ ہوتے ہیںkānūwith himonunla beraberاس کے ساتھmaʿahuforiçinپرʿalāa matterbir işکسی کام (پر)amrin(of) collective actiontoplumsalاجتماعی۔ اہمjāmiʿinnotgitmezlerنہیںlamthey goوہ جاتےyadhhabūuntilkadarیہاں تک کہḥattāthey (have) asked his permissionondan izin alıncayaاجازت لے لیں آپ سےyastadhinūhuIndeedşüphesizبیشکinnathose whosenden izin alanlarوہ لوگalladhīnaask your permissionجو اجازت مانگتے ہیں آپ سےyastadhinūnakathoseişte onlardırیہی وہulāika[those who]inananlarلوگ ہیںalladhīnabelieveجو ایمان لاتے ہیںyu'minūnain AllahAllah'aاللہ پرbil-lahiand His Messengerve Elçisineاور اس کے رسول پرwarasūlihiSo whenzamanپھر جبfa-idhāthey ask your permissionsenden izin istedikleriوہ اجازت مانگیں آپ سےis'tadhanūkafor somebazıاپنے بعضlibaʿḍiaffair of theirsişleri içinکام کے لیےshanihimthen give permissionizin verتو اجازت دے دوfadhanto whomkimseyeجس کے لیےlimanyou willdilediğinچاہو تمshi'taamong themonlardanان میں سےmin'humand ask forgivenessve mağfiret dileاور بخشش مانگوwa-is'taghfirfor themonlar içinان کے لیےlahumu(of) AllahAllah'tanاللہ تعالیٰ (سے )l-lahaIndeedşüphesizبیشکinnaAllahاللہ تعالیٰl-laha(is) Oft-Forgivingçok bağışlayandırغفورghafūrunMost Mercifulçok esirgeyendirرحیم ہےraḥīmun

62 The believers are only those who believe in Allah and His Messenger and, when they are [meeting] with him for a matter of common interest, do not depart until they have asked his permission. Indeed, those who ask your permission, [O Muhammad] - those are the ones who believe in Allah and His Messenger. So when they ask your permission for something of their affairs, then give permission to whom you will among them and ask forgiveness for them of Allah. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful.

62 Doğrusu Allah'a ve Peygamberine inanan Müminler, Peygamberle beraber bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah'a ve Peygamberine inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah'tan, onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.

62 Müminler ancak, Allah'a ve Resülüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar o Peygamber ile birlikte sosyal bir işle meşgul iken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resulüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah'a ve Resulüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan bağış dile; çünkü Allah mağfiret edicidir, merhametlidir.

62 مومن تو وہ ہیں جو خدا پر اور اس کے رسول پر ایمان لائے اور جب کبھی ایسے کام کے لئے جو جمع ہو کر کرنے کا ہو پیغمبر خدا کے پاس جمع ہوں تو ان سے اجازت لئے بغیر چلے نہیں جاتے۔ اے پیغمبر جو لوگ تم سے اجازت حاصل کرتے ہیں وہی خدا پر اور اس کے رسول پر ایمان رکھتے ہیں۔ سو جب یہ لوگ تم سے کسی کام کے لئے اجازت مانگا کریں تو ان میں سے جسے چاہا کرو اجازت دے دیا کرو اور ان کے لئے خدا سے بخششیں مانگا کرو۔ کچھ شک نہیں کہ خدا بخشنے والا مہربان ہے

62 1 مومن تو اصل میں وہی ہیں جو اللہ اور اُس کے رسُولؐ کو دل سے مانیں اور جب کسی اجتماعی کام کے موقع پر رسُولؐ کے ساتھ ہوں تو اُس سے اجازت لیے بغیر نہ جائیں۔ 2 جو لوگ تم سے اجازت مانگتے ہیں وہی اللہ اور رسُولؐ کے ماننے والے ہیں، پس جب وہ اپنے کسی کام سے اجازت مانگیں 3 تو جسے تم چاہو اجازت دے دیا کرو 4 اور ایسے لوگوں کے حق میں اللہ سے دُعائے مغفرت کیا کرو، 5 اللہ یقیناً غفور و رحیم ہے

لَّا تَجۡعَلُواۡ دُعَآءَ ٱلرَّسُولِ بَيۡنَكُمۡ كَدُعَآءِ بَعۡضِكُم بَعۡضًا‌ۚ قَدۡ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمۡ لِوَاذًا‌ۚ فَلۡيَحۡذَرِ ٱلَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنۡ أَمۡرِهِۦٓ أَن تُصِيبَهُمۡ فِتۡنَةٌ أَوۡ يُصِيبَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ ٦٣

(Do) notbir tutmayınنہmakeتم بناؤ۔ (نہ) سمجھوtajʿalū(the) callingdavetiniبلانے کوduʿāa(of) the MessengerRasulünرسول کےl-rasūliamong youaranızdaآپس میںbaynakumas (the) calldaveti gibiمانند بلانے کےkaduʿāi(of) some of youherhangi birinizinتم میں سے بعض کےbaʿḍikum(to) othersdiğeriniبعض کوbaʿḍanVerilyandolsunتحقیقqadAllah knowsbilirجانتا ہےyaʿlamuAllah knowsAllahاللہl-lahuthose whosıvışıp gidenleriان لوگوں کوalladhīnaslip awayجو کھسک جاتے ہیںyatasallalūnaamong youiçinizdenتم میں سےminkumunder shelterbirbirinin arkasına gizlenerekآڑ لیتے ہوئےliwādhanSo let bewareo halde sakınsınlarپس چاہیے کہ ڈریںfalyaḥdharithose whokimselerوہ لوگalladhīnaopposeaykırı davranan(lar)جو مخالفت کرتے ہیںyukhālifūna[from]onun emrineکےʿanhis ordersاس کے حکم کیamrihilestkendilerine uğramasındanکہanbefalls themپہنچے ان کوtuṣībahuma trialbir belanınکوئی فتنہfit'natunoryahutیاawbefalls themonlara çarpmasındanپہنچے ان کوyuṣībahuma punishmentbir azabınعذابʿadhābunpainfulacıklıدردناکalīmun

63 Do not make [your] calling of the Messenger among yourselves as the call of one of you to another. Already Allah knows those of you who slip away, concealed by others. So let those beware who dissent from the Prophet's order, lest fitnah strike them or a painful punishment.

63 Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O'nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.

63 (Ey müminler!) Peygamberin davetini, aranızdan bazınızın bazınıza daveti gibi zannetmeyin. İçinizden, birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.

63 مومنو پیغمبر کے بلانے کو ایسا خیال نہ کرنا جیسا تم آپس میں ایک دوسرے کو بلاتے ہو۔ بےشک خدا کو یہ لوگ معلوم ہیں جو تم میں سے آنکھ بچا کر چل دیتے ہیں تو جو لوگ ان کے حکم کی مخالفت کرتے ہیں ان کو ڈرنا چاہیئے کہ (ایسا نہ ہو کہ) ان پر کوئی آفت پڑ جائے یا تکلیف دینے والا عذاب نازل ہو

63 مسلمانو، اپنے درمیان رسُولؐ کے بُلانے کو آپس میں ایک دُوسرے کا سا بُلانا نہ سمجھ بیٹھو۔ 1 اللہ اُن لوگوں کو خوب جانتا ہے جو تم میں ایسے ہیں کہ ایک دُوسرے کی آڑ لیتے ہوئے چُپکے سے سَٹک جاتے ہیں۔ 2 رسُولؐ کے حکم کی خلاف ورزی کرنے والوں کو ڈرنا چاہیے کہ وہ کسی فتنے میں گرفتار نہ ہو جائیں 3 یا ان پر دردناک عذاب نہ آجائے

أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۖ قَدۡ يَعۡلَمُ مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ وَيَوۡمَ يُرۡجَعُونَ إِلَيۡهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُواۡ‌ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىۡءٍ عَلِيمُۢ ٦٤

No doubtiyi bilinkiخبردارalāIndeedşüphesizبیشکinnato Allah (belongs)Allah'ındırاللہ کے لیے ہےlillahiwhateverolanlarجو(is) ingöklerdeمیںthe heavensآسمان (میں) ہےl-samāwātiand the earthve yerdeاور زمین (میں)wal-arḍiVerilyandolsunتحقیقqadHe knowsbilirوہ جانتا ہےyaʿlamuwhatne işجوyousizinتمantum(are) on [it]üzerinde olduğunuzuاس پر ہو (جس پر تم ہو)ʿalayhiAnd (the) Dayve günاور جس دنwayawmathey will be returneddöndürül(üp götürül)dükleriوہ لوٹائے جائیں گےyur'jaʿūnato HimO'naاس کی طرفilayhithen He will inform themonlara haber verirتو پھر وہ بتادے گا ان کوfayunabbi-uhumof whatneساتھ اس کے جوbimāthey didyaptıklarınıانہوں نے عمل کیےʿamilūAnd AllahAllahاور اللہwal-lahuof everyherہرbikullithingşeyiچیز کوshayin(is) All-Knowerbilendirجاننے والا ہےʿalīmun

64 Unquestionably, to Allah belongs whatever is in the heavens and earth. Already He knows that upon which you [stand] and [knows] the Day when they will be returned to Him and He will inform them of what they have done. And Allah is Knowing of all things.

64 Dikkat edin; göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu da, kendisine döndürüleceğiniz günü de gerçekten bilir. Onlara işlediklerini haber verir. Allah herşeyi bilir.

64 Bilmiş olun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne yolda, ne durumda olduğunuzu iyi bilir. Huzuruna döndürülecekleri günde ise, yapmış olduklarını hemen kendilerine haber verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir..

64 دیکھو جو کچھ آسمانوں اور زمین میں ہے سب خدا ہی کا ہے۔ جس (طریق) پر تم ہو وہ اسے جانتا ہے۔ اور جس روز لوگ اس کی طرف لوٹائے جائیں گے تو جو لوگ عمل کرتے رہے وہ ان کو بتا دے گا۔ اور خدا ہر چیز پر قادر ہے۔

64 خبردار رہو، آسمان و زمین میں جو کچھ ہے اللہ کا ہے تم جس روش پر بھی ہو اللہ اُس کو جانتا ہے جس روز لوگ اُس کی طرف پلٹیں گے وہ اُنہیں بتا دے گا کہ وہ کیا کچھ کر کے آئے ہیں وہ ہر چیز کا علم رکھتا ہے

●●●●●●

سُورَةُ الفرقان

Al-Furqan / The Criterion

Meccan  ◆  77 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

تَبَارَكَ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلۡفُرۡقَانَ عَلَىٰ عَبۡدِهِۦ لِيَكُونَ لِلۡعَـٰلَمِينَ نَذِيرًا ١

Blessed is Hepek kutludurبہت بابرکت ہےtabārakaWhoindirenوہ ذاتalladhīsent downجس نے نازل کیاnazzalathe CriterionFurkanıفرقانl-fur'qānauponüzerineپرʿalāHis slavekuluاپنے بندے (پر)ʿabdihithat he may beolması içinتاکہ وہ ہوجائےliyakūnato the worldsalemlereجہان والوں کے لیےlil'ʿālamīnaa warner uyarıcıخبردار کرنے والاnadhīran

1 Blessed is He who sent down the Criterion upon His Servant that he may be to the worlds a warner -

1 Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.

1 "Tebareke" ne yüce feyyazdır o ki, dünyaları uyarmak üzere kulu Muhammed'e, hakkı batıldan ayırdeden Kur'ân'ı indirdi.

1 وہ (خدائے غزوجل) بہت ہی بابرکت ہے جس نے اپنے بندے پر قرآن نازل فرمایا تاکہ اہل حال کو ہدایت کرے

1 نہایت متبرک ہے 1 وہ جس نے یہ فرقان 2 اپنے بندے پر نازل کیا 3 تاکہ سارے جہان والوں کے لیے نذیر ہو 4

ٱلَّذِى لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَمۡ يَتَّخِذۡ وَلَدًا وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلۡمُلۡكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىۡءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقۡدِيرًا ٢

The One Who öyle kiوہ ذاتalladhīto Him (belongs)O'nundurاسی کے لیے ہےlahu(the) dominionmülküبادشاہتmul'ku(of) the heavensgöklerinآسمانوں کیl-samāwātiand the earthve yerinاور زمین کیwal-arḍiand notveاور نہیںwalamHe has takenO edinmemiştirاس نے بنایاyattakhidha sonbir çocukکوئی بیٹاwaladanand notveاور نہیںwalamHe hasyokturہےyakunfor HimO'nunاس کے لیےlahua partnerortağıکوئی شریکsharīkuninmülkündeمیںthe dominionبادشاہت (میں)l-mul'kiand He (has) createdve yaratmıştırاور اس نے پیدا کیاwakhalaqaeveryherہرkullathingşeyiچیز کوshayinand determined itve takdir etmiştir onaپھر تقدیر مقرر کی اس کیfaqaddarahu(with) determinationölçü biçim ve düzenتقدیر مقرر کرنا۔ تقدیر بناناtaqdīran

2 He to whom belongs the dominion of the heavens and the earth and who has not taken a son and has not had a partner in dominion and has created each thing and determined it with [precise] determination.

2 Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.

2 O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.

2 وہی کہ آسمان اور زمین کی بادشاہی اسی کی ہے اور جس نے (کسی کو) بیٹا نہیں بنایا اور جس کا بادشاہی میں کوئی شریک نہیں اور جس نے ہر چیز کو پیدا کیا اور پھر اس کا ایک اندازہ ٹھہرایا

2 وہ جو زمین اور آسمانوں کی بادشاہی کا مالک ہے 1 جس نے کسی کو بیٹا نہیں بنایا ہے 2 ، جس کے ساتھ بادشاہی میں کوئی شریک نہیں ہے 3 ، جس نے ہر چیز کو پیدا کیا پھر اس کی ایک تقدیر مقرر کی۔ 4

Surah 25 / Al-Furqan / The Criterion سورة الفرقان 360
Onlyşüphesizبیشک innamā the believersmü'minlerمومن l-mu'minūna (are) those whoinanırlarوہ لوگ ہیں alladhīna believeجو ایمان لائے āmanū in AllahAllah'aاللہ کے ساتھ bil-lahi and His Messengerve Elçisineاور اس کے رسول کے ساتھ warasūlihi and whenve ne zaman kiاور جب wa-idhā they areolurlarوہ ہوتے ہیں kānū with himonunla beraberاس کے ساتھ maʿahu
foriçinپر ʿalā a matterbir işکسی کام (پر) amrin (of) collective actiontoplumsalاجتماعی۔ اہم jāmiʿin notgitmezlerنہیں lam they goوہ جاتے yadhhabū untilkadarیہاں تک کہ ḥattā they (have) asked his permissionondan izin alıncayaاجازت لے لیں آپ سے yastadhinūhu Indeedşüphesizبیشک inna those whosenden izin alanlarوہ لوگ alladhīna ask your permissionجو اجازت مانگتے ہیں آپ سے yastadhinūnaka
thoseişte onlardırیہی وہ ulāika [those who]inananlarلوگ ہیں alladhīna believeجو ایمان لاتے ہیں yu'minūna in AllahAllah'aاللہ پر bil-lahi and His Messengerve Elçisineاور اس کے رسول پر warasūlihi So whenzamanپھر جب fa-idhā they ask your permissionsenden izin istedikleriوہ اجازت مانگیں آپ سے is'tadhanūka
for somebazıاپنے بعض libaʿḍi affair of theirsişleri içinکام کے لیے shanihim then give permissionizin verتو اجازت دے دو fadhan to whomkimseyeجس کے لیے liman you willdilediğinچاہو تم shi'ta among themonlardanان میں سے min'hum and ask forgivenessve mağfiret dileاور بخشش مانگو wa-is'taghfir for themonlar içinان کے لیے lahumu
(of) AllahAllah'tanاللہ تعالیٰ (سے ) l-laha Indeedşüphesizبیشک inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha (is) Oft-Forgivingçok bağışlayandırغفور ghafūrun Most Mercifulçok esirgeyendirرحیم ہے raḥīmun٦٢ (Do) notbir tutmayınنہ makeتم بناؤ۔ (نہ) سمجھو tajʿalū (the) callingdavetiniبلانے کو duʿāa (of) the MessengerRasulünرسول کے l-rasūli
among youaranızdaآپس میں baynakum as (the) calldaveti gibiمانند بلانے کے kaduʿāi (of) some of youherhangi birinizinتم میں سے بعض کے baʿḍikum (to) othersdiğeriniبعض کو baʿḍan Verilyandolsunتحقیق qad Allah knowsbilirجانتا ہے yaʿlamu Allah knowsAllahاللہ l-lahu those whosıvışıp gidenleriان لوگوں کو alladhīna
slip awayجو کھسک جاتے ہیں yatasallalūna among youiçinizdenتم میں سے minkum under shelterbirbirinin arkasına gizlenerekآڑ لیتے ہوئے liwādhan So let bewareo halde sakınsınlarپس چاہیے کہ ڈریں falyaḥdhari those whokimselerوہ لوگ alladhīna opposeaykırı davranan(lar)جو مخالفت کرتے ہیں yukhālifūna [from]onun emrineکے ʿan his ordersاس کے حکم کی amrihi
lestkendilerine uğramasındanکہ an befalls themپہنچے ان کو tuṣībahum a trialbir belanınکوئی فتنہ fit'natun oryahutیا aw befalls themonlara çarpmasındanپہنچے ان کو yuṣībahum a punishmentbir azabınعذاب ʿadhābun painfulacıklıدردناک alīmun٦٣ No doubtiyi bilinkiخبردار alā Indeedşüphesizبیشک inna to Allah (belongs)Allah'ındırاللہ کے لیے ہے lillahi
whateverolanlarجو (is) ingöklerdeمیں the heavensآسمان (میں) ہے l-samāwāti and the earthve yerdeاور زمین (میں) wal-arḍi Verilyandolsunتحقیق qad He knowsbilirوہ جانتا ہے yaʿlamu whatne işجو yousizinتم antum (are) on [it]üzerinde olduğunuzuاس پر ہو (جس پر تم ہو) ʿalayhi And (the) Dayve günاور جس دن wayawma
they will be returneddöndürül(üp götürül)dükleriوہ لوٹائے جائیں گے yur'jaʿūna to HimO'naاس کی طرف ilayhi then He will inform themonlara haber verirتو پھر وہ بتادے گا ان کو fayunabbi-uhum of whatneساتھ اس کے جو bimā they didyaptıklarınıانہوں نے عمل کیے ʿamilū And AllahAllahاور اللہ wal-lahu of everyherہر bikulli thingşeyiچیز کو shayin (is) All-Knowerbilendirجاننے والا ہے ʿalīmun٦٤

سُورَةُ الفرقان

Al-Furqan / The Criterion  ◆  Meccan · 77 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Blessed is Hepek kutludurبہت بابرکت ہے tabāraka Whoindirenوہ ذات alladhī sent downجس نے نازل کیا nazzala the CriterionFurkanıفرقان l-fur'qāna uponüzerineپر ʿalā His slavekuluاپنے بندے (پر) ʿabdihi that he may beolması içinتاکہ وہ ہوجائے liyakūna to the worldsalemlereجہان والوں کے لیے lil'ʿālamīna a warner uyarıcıخبردار کرنے والا nadhīran
١ The One Who öyle kiوہ ذات alladhī to Him (belongs)O'nundurاسی کے لیے ہے lahu (the) dominionmülküبادشاہت mul'ku (of) the heavensgöklerinآسمانوں کی l-samāwāti and the earthve yerinاور زمین کی wal-arḍi and notveاور نہیں walam He has takenO edinmemiştirاس نے بنایا yattakhidh a sonbir çocukکوئی بیٹا waladan and notveاور نہیں walam
He hasyokturہے yakun for HimO'nunاس کے لیے lahu a partnerortağıکوئی شریک sharīkun inmülkündeمیں the dominionبادشاہت (میں) l-mul'ki and He (has) createdve yaratmıştırاور اس نے پیدا کیا wakhalaqa everyherہر kulla thingşeyiچیز کو shayin and determined itve takdir etmiştir onaپھر تقدیر مقرر کی اس کی faqaddarahu (with) determinationölçü biçim ve düzenتقدیر مقرر کرنا۔ تقدیر بنانا taqdīran٢
٣٦٠
‹ 358page 359 of the printed Mushaf360 ›