●●●●●●

سُورَةُ النمل

An-Naml / The Ant

Meccan  ◆  93 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

طسٓ‌ۚ تِلۡكَ ءَايَـٰتُ ٱلۡقُرۡءَانِ وَكِتَابٍ مُّبِينٍ ١

Ta SeenTa sinطسtta-seenTheseşunlarیہtil'ka(are the) Versesayetleridirآیات ہیںāyātu(of) the QuranKur'an'ınقرآن (پاک) کیl-qur'āniand a Bookve bir Kitabınاور کتابwakitābinclearapaçıkمبین کیmubīnin

1 Ta, Seen. These are the verses of the Qur'an and a clear Book

1 Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.

1 Tâ, Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir.

1 ٰطٰسٓ۔ یہ قرآن اور روشن کتاب کی آیتیں ہیں

1 ط۔س۔ یہ آیات ہیں قرآن اور کتابِ مبین کی1

هُدًى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ ٢

A guidanceyol göstericidirہدایتhudanand glad tidingsve müjdedirاور خوشخبریwabush'rāfor the believersinananlaraایمان لانے والوں کے لیےlil'mu'minīna

2 As guidance and good tidings for the believers

2 Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

2 İman eden müminler için hidayet rehberi ve müjdeci olmak üzere.

2 مومنوں کے لئے ہدایت اور بشارت

2 ہدایت اور بشارت 1اُن ایمان لانے والوں کے لیے

ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلۡأَخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ ٣

Those whoonlar kiوہ لوگalladhīnaestablishkılarlarجو قائم کرتے ہیںyuqīmūnathe prayernamazıنمازl-ṣalataand giveve verirlerاور دیتے ہیںwayu'tūnazakahzekatıزکوۃl-zakataand theyve onlarاور وہwahumin the Hereafterahireteساتھ آخرت کےbil-ākhirati[they]onlarوہhumbelieve with certaintykesin olarak inanırlarیقین رکھتے ہیںyūqinūna

3 Who establish prayer and give zakah, and of the Hereafter they are certain [in faith].

3 Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

3 Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.

3 وہ جو نماز پڑھتے اور زکوٰة دیتے اور آخرت کا یقین رکھتے ہیں

3 جو نماز قائم کرتے اور زکوٰة دیتے ہیں1، اور پھر وہ ایسے لوگ ہیں جو آخرت پر پُورا یقین رکھتے ہیں2

إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأَخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمۡ أَعۡمَـٰلَهُمۡ فَهُمۡ يَعۡمَهُونَ ٤

Indeedşüphesizبیشکinnathose whokimselerinوہ لوگalladhīna(do) notinanmayanنہیںbelieveجو ایمان لاتےyu'minūnain the Hereafterahireteآخرت پرbil-ākhiratiWe have made fair-seemingsüslemişizdirخوبصورت بنا دئےzayyannāto themkendilerineان کے لیےlahumtheir deedsişleriniان کے اعمالaʿmālahumso theyonlarتو وہfahumwander blindlykörü körüne bocalarlarبھٹکتے پھرتے ہیںyaʿmahūna

4 Indeed, for those who do not believe in the Hereafter, We have made pleasing to them their deeds, so they wander blindly.

4 Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.

4 Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir.

4 جو لوگ آخرت پر ایمان نہیں رکھتے ہیں ہم نے ان کے اعمال ان کے لئے آرستہ کردیئے ہیں تو وہ سرگرداں ہو رہے ہیں

4 حقیقت یہ ہے کہ جو لوگ آخرت کو نہیں مانتے ان کے لیے ہم نے اُن کے کرتُوتوں کو خوشنما بنا دیا ہے، اس لیے وہ بھٹکتے پھرتے ہیں1

أُوۡلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمۡ سُوٓءُ ٱلۡعَذَابِ وَهُمۡ فِى ٱلۡأَخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ ٥

Thoseonlarیہulāika(are) the onesöyle kimselerdir kiوہ لوگ ہیںalladhīnafor themkendilerinindirان کے لیےlahum(is) an evilen kötüبراsūu[the] punishmentazabعذاب ہےl-ʿadhābiand theyve onlarاور وہwahuminahiretteمیںthe Hereafterآخرتl-ākhirati[they]onlarوہhumu(will be) the greatest losersziyana uğrayanlardırسب سے زیادہ خسارے میں رہنے والے ہیںl-akhsarūna

5 Those are the ones for whom there will be the worst of punishment, and in the Hereafter they are the greatest losers.

5 Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.

5 İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.

5 یہی لوگ ہیں جن کے لئے بڑا عذاب ہے اور وہ آخرت میں بھی وہ بہت نقصان اٹھانے والے ہیں

5 یہ وہ لوگ ہیں جن کے لیے بُری سزا ہے1 اور آخرت میں یہی سب سے زیادہ خسارے میں رہنے والے ہیں

وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلۡقُرۡءَانَ مِن لَّدُنۡ حَكِيمٍ عَلِيمٍ ٦

And indeed, youve şüphesizاور بیشک آپwa-innakasurely, receivesana verilmektedirالبتہ آپ سکھائے جاتے ہیںlatulaqqāthe QuranKur'anقرآنl-qur'ānafrom [near]katındanسےminfrom [near]پاسladunthe All-Wisehüküm ve hikmet sahibiحکمت والے،ḥakīminthe All-Knower(herşeyi) bilenعلم والے (رب کی طرف سے)ʿalīmin

6 And indeed, [O Muhammad], you receive the Qur'an from one Wise and Knowing.

6 Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.

6 (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur'ân, sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir.

6 اور تم کو قرآن (خدائے) حکیم وعلیم کی طرف سے عطا کیا جاتا ہے

6 اور (اے محمدؐ)بلا شبہہ تم یہ قرآن ایک حکیم و علیم ہستی کی طرف سے پا رہے ہو۔1

إِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهۡلِهِۦٓ إِنِّىٓ ءَانَسۡتُ نَارًا سَـَٔـاتِيكُم مِّنۡهَا بِخَبَرٍ أَوۡ ءَاتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمۡ تَصۡطَلُونَ ٧

WhenhaniجبidhsaiddemiştiکہاqālaMusaموسیٰ نےmūsāto his familyailesineاپنے گھر والوں سےli-ahlihiIndeed, Işüphesiz benبیشک میں نےinnīperceivegördümمیں مانوس ہوا ہوں۔ میں نے پائی ہےānastua firebir ateşایک آگ سےnāranI will bring yousize getireyimعنقریب میں لاؤں گا تمہارے پاسsaātīkumfrom itondanاس میں سےmin'hāsome informationbir haberکوئی خبرbikhabarinoryahutیاawI will bring yousize getireyimمیں لاؤں گا تمہارے پاسātīkuma torchbir ateşایک شعلہbishihābinburningkoruانگارے کاqabasinso that you maybelkiتاکہ تمlaʿallakumwarm yourselvesısınırsınızتم گرم ہوسکو تاپ سکوtaṣṭalūna

7 [Mention] when Moses said to his family, "Indeed, I have perceived a fire. I will bring you from there information or will bring you a burning torch that you may warm yourselves."

7 Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.

7 Hani Musa, ailesine şöyle demişti: "Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız."

7 جب موسیٰ نے اپنے گھر والوں سے کہا کہ میں نے آگ دیکھی ہے، میں وہاں سے (رستے) کا پتہ لاتا ہوں یا سلگتا ہوا انگارہ تمہارے پاس لاتا ہوں تاکہ تم تاپو

7 (اِنہیں اُس وقت کا قصہ سُناوٴ)جب موسیٰؑ نے اپنے گھر والوں سے کہا کہ1”مجھے ایک آگ سی نظر آئی ہے، میں ابھی یا تو وہاں سے کوئی خبر لے کر آتا ہوں یا کوئی انگارا چُن لاتا ہوں تاکہ تم لوگ گرم ہو سکو2۔“

فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِىَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِى ٱلنَّارِ وَمَنۡ حَوۡلَهَا وَسُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ٨

But whenne zaman kiتو جبfalammāhe came to itoraya geldiوہ آئے اس آگ کے پاسjāahāhe was calledseslenildiندا دیئے گئے۔ پکارے گئےnūdiya[that]diyeکہanBlessed ismübarek kılındıبرکت دیا گیاbūrikawhobulunan kimseو جوman(is) atiçindeمیں ہےthe fireateşinآگl-nāriand whoeverve olan kimseاور جوwaman(is) around itçevresindeاس کے آس پاس ہےḥawlahāAnd glory beeksikliklerden münezzehtirاور پاک ہےwasub'ḥāna(to) AllahAllahاللہl-lahi(the) LordRabbiجو رب ہےrabbi(of) the worldsalemlerinتمام جہانوں کاl-ʿālamīna

8 But when he came to it, he was called, "Blessed is whoever is at the fire and whoever is around it. And exalted is Allah, Lord of the worlds.

8 Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"

8 Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti: "Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!"

8 جب موسیٰ اس کے پاس آئے تو ندا آئی کہ وہ جو آگ میں (تجلّی دکھاتا) ہے بابرکت ہے۔ اور جو آگ کے اردگرد ہیں اور خدا جو تمام عالم کا پروردگار ہے پاک ہے

8 وہاں جو پہنچا تو ندا آئی 1کہ”مبارک ہے وہ جو اس آگ میں ہے اور جو اِس کے ماحول میں ہے۔ پاک ہے اللہ، سب جہان والوں کا پروردگار2

يَـٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ٩

O Musaey Musaاے موسیٰyāmūsāIndeedgerçek şu kiبیشک وہinnahuI Ambenمیں ہوںanāAllahAllah'ımاللہl-lahuthe All-Mightygüçlüغالب،l-ʿazīzuthe All-Wisehüküm ve hikmet sahibiحکمت والاl-ḥakīmu

9 O Moses, indeed it is I - Allah, the Exalted in Might, the Wise."

9 "Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım"

9 "Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!"

9 اے موسیٰ میں ہی خدائے غالب ودانا ہوں

9 اے موسیٰؑ، یہ میں ہوں اللہ، زبردست اور دانا

وَأَلۡقِ عَصَاكَ‌ۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهۡتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّ وَلَّىٰ مُدۡبِرًا وَلَمۡ يُعَقِّبۡ‌ۚ يَـٰمُوسَىٰ لَا تَخَفۡ إِنِّى لَا يَخَافُ لَدَىَّ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ١٠

And, "Throwve atاور پھینکwa-alqiyour staffasanıاپنی لاٹھی کوʿaṣākaBut whenne zaman kiتو جبfalammāhe saw itgörünceاس نے دیکھا اس کوraāhāmovingtitreştiğiniکہ حرکت کرتی ہےtahtazzuas if itgibiگویا کہ وہka-annahā(were) a snakebir yılanپتلا سانپ ہےjānnunhe turned backdön(üp kaç)dıمنہ موڑ گیاwallā(in) flightarkayaپیٹھ پھیرتے ہوئےmud'biranand (did) notveاورنہwalamlook backgeri dönmediپیچھے مڑ کر دیکھا۔ نہ پلٹاyuʿaqqibO Musaey Musaاے موسیٰyāmūsā(Do) notkorkmaمتfearڈروtakhafIndeed, [I]çünkü benبیشک میںinnī(do) notkorkmaz(lar)نہیںfearڈرا کرتےyakhāfu(in) My presencebenim huzurumdaمیرے ہاںladayyathe Messengerselçilerپیغمبرl-mur'salūna

10 And [he was told], "Throw down your staff." But when he saw it writhing as if it were a snake, he turned in flight and did not return. [Allah said], "O Moses, fear not. Indeed, in My presence the messengers do not fear.

10 "Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

10 "Asânı at!" (Asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): "Ey Musa korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz."

10 اور اپنی لاٹھی ڈال دو۔ جب اُسے دیکھا تو (اس طرح) ہل رہی تھی گویا سانپ ہے تو پیٹھ پھیر کر بھاگے اور پیچھے مڑ کر نہ دیکھا (حکم ہوا کہ) موسیٰ ڈرو مت۔ ہمارے پاس پیغمبر ڈرا نہیں کرتے

10 اور پھینک تُو ذرا اپنی لاٹھی۔“ جُونہی کہ موسیٰ ؑ نے دیکھا لاٹھی سانپ کی طرح بل کھا رہی ہے1 تو پیٹھ پھیر کر بھاگا اور پیچھے مُڑ کر بھی نہ دیکھا۔”اے موسیٰؑ ، ڈرو نہیں۔ میرے حضُور رسُول ڈرا نہیں کرتے2

إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسۡنَۢا بَعۡدَ سُوٓءٍ فَإِنِّى غَفُورٌ رَّحِيمٌ ١١

Exceptancakمگرillāwhokimجس نےmanwrongszulmederظلم کیاẓalamathensonra daپھرthummasubstitutesdeğiştirirseبدل دیا (ظلم کو)baddalagoodiyilikleنیکی سےḥus'nanaftersonraبعدbaʿdaevil(yaptığı) kötülüktenبرائی کےsūinthen indeed, I Amşüphesiz benتو بیشک میںfa-innīOft-ForgivingbağışlayıcıyımغفورghafūrunMost Mercifulesirgeyiciyimرحیم ہوںraḥīmun

11 Otherwise, he who wrongs, then substitutes good after evil - indeed, I am Forgiving and Merciful.

11 "Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

11 "Ancak, kim haksızlık yapar, sonra yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim."

11 ہاں جس نے ظلم کیا پھر برائی کے بعد اسے نیکی سے بدل دیا تو میں بخشنے والا مہربان ہوں

11 اِلّا یہ کہ کسی نے قصور کیا ہو1۔ پھر اگر بُرائی کے بعد اُس نے بھلائی سے (اپنے فعل کو)بدل لیا تو میں معاف کرنے والا مہربان ہوں2

وَأَدۡخِلۡ يَدَكَ فِى جَيۡبِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءٍ‌ۖ فِى تِسۡعِ ءَايَـٰتٍ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَقَوۡمِهِۦٓ‌ۚ إِنَّهُمۡ كَانُواۡ قَوۡمًا فَـٰسِقِينَ ١٢

And enterve sokاور داخل کردےwa-adkhilyour handeliniاپنا ہاتھyadakaintokoynunaمیںyour bosomاپنے گریبانjaybikait will come forthçıksınنکلے گا وہtakhrujwhitebembeyazسفیدbayḍāawithoutolmaksızınبغیرminwithoutکسیghayriharmkusurتکلیف کےsūin(These are) amongiçindeمیںninedokuzنوtis'ʿisignsmu'cizeنشانیوںāyātintoFir'avn'a (git)طرفilāFiraunفرعون کیfir'ʿawnaand his peopleve onun kavmineاور اس کی قوم کی (طرف)waqawmihiIndeed, theyçünkü onlarبیشک وہinnahumareoldularہیںkānūa peoplebir kavimلوگqawmandefiantly disobedientfasıkنافرمانfāsiqīna

12 And put your hand into the opening of your garment [at the breast]; it will come out white without disease. [These are] among the nine signs [you will take] to Pharaoh and his people. Indeed, they have been a people defiantly disobedient."

12 "Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

12 "Elini koynuna sok; kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır."

12 اور اپنا ہاتھ اپنے گریبان میں ڈالو سفید نکلے گا۔ (ان دو معجزوں کے ساتھ جو) نو معجزوں میں (داخل ہیں) فرعون اور اس کی قوم کے پاس جاؤ کہ وہ بےحکم لوگ ہیں

12 اور ذرا اپنا ہاتھ اپنے گریبان میں تو ڈالو۔ چمکتا ہوا نکلے گا بغیر کسی تکلیف کے۔ یہ (دونشانیاں)نو نشانیوں میں سے ہیں فرعون اور اُس کی قوم کی طرف (لے جانے کے لیے) 1، وہ بڑے بدکردار لوگ ہیں۔“

فَلَمَّا جَآءَتۡهُمۡ ءَايَـٰتُنَا مُبۡصِرَةً قَالُواۡ هَـٰذَا سِحۡرٌ مُّبِينٌ ١٣

But whenne zaman kiتو جبfalammācame to themonlara gelinceآگئیں ان کے پاسjāathumOur Signsayetlerimizہماری آیات۔ معجزاتāyātunāvisibleaçıkça görünenروشن۔ واضحmub'ṣiratanthey saiddedilerوہ کہنے لگےqālūThisbuیہhādhā(is) a magicbir büyüdürجادو ہےsiḥ'runmanifestapaçıkکھلاmubīnun

13 But when there came to them Our visible signs, they said, "This is obvious magic."

13 Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

13 Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

13 جب ان کے پاس ہماری روشن نشانیاں پہنچیں، کہنے لگے یہ صریح جادو ہے

13 مگر جب ہماری کھلی کھلی نشانیاں اُن لوگوں کے سامنے آئیں تو انہوں نے کہا یہ تو کھلا جادو ہے

Surah 27 / An-Naml / The Ant سورة النمل 378

سُورَةُ النمل

An-Naml / The Ant  ◆  Meccan · 93 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ta SeenTa sinطس tta-seen Theseşunlarیہ til'ka (are the) Versesayetleridirآیات ہیں āyātu (of) the QuranKur'an'ınقرآن (پاک) کی l-qur'āni and a Bookve bir Kitabınاور کتاب wakitābin clearapaçıkمبین کی mubīnin١ A guidanceyol göstericidirہدایت hudan and glad tidingsve müjdedirاور خوشخبری wabush'rā
for the believersinananlaraایمان لانے والوں کے لیے lil'mu'minīna٢ Those whoonlar kiوہ لوگ alladhīna establishkılarlarجو قائم کرتے ہیں yuqīmūna the prayernamazıنماز l-ṣalata and giveve verirlerاور دیتے ہیں wayu'tūna zakahzekatıزکوۃ l-zakata and theyve onlarاور وہ wahum
in the Hereafterahireteساتھ آخرت کے bil-ākhirati [they]onlarوہ hum believe with certaintykesin olarak inanırlarیقین رکھتے ہیں yūqinūna٣ Indeedşüphesizبیشک inna those whokimselerinوہ لوگ alladhīna (do) notinanmayanنہیں believeجو ایمان لاتے yu'minūna in the Hereafterahireteآخرت پر bil-ākhirati We have made fair-seemingsüslemişizdirخوبصورت بنا دئے zayyannā to themkendilerineان کے لیے lahum
their deedsişleriniان کے اعمال aʿmālahum so theyonlarتو وہ fahum wander blindlykörü körüne bocalarlarبھٹکتے پھرتے ہیں yaʿmahūna٤ Thoseonlarیہ ulāika (are) the onesöyle kimselerdir kiوہ لوگ ہیں alladhīna for themkendilerinindirان کے لیے lahum (is) an evilen kötüبرا sūu [the] punishmentazabعذاب ہے l-ʿadhābi
and theyve onlarاور وہ wahum inahiretteمیں the Hereafterآخرت l-ākhirati [they]onlarوہ humu (will be) the greatest losersziyana uğrayanlardırسب سے زیادہ خسارے میں رہنے والے ہیں l-akhsarūna٥ And indeed, youve şüphesizاور بیشک آپ wa-innaka surely, receivesana verilmektedirالبتہ آپ سکھائے جاتے ہیں latulaqqā the QuranKur'anقرآن l-qur'āna from [near]katındanسے min
from [near]پاس ladun the All-Wisehüküm ve hikmet sahibiحکمت والے، ḥakīmin the All-Knower(herşeyi) bilenعلم والے (رب کی طرف سے) ʿalīmin٦ Whenhaniجب idh saiddemiştiکہا qāla Musaموسیٰ نے mūsā to his familyailesineاپنے گھر والوں سے li-ahlihi Indeed, Işüphesiz benبیشک میں نے innī perceivegördümمیں مانوس ہوا ہوں۔ میں نے پائی ہے ānastu a firebir ateşایک آگ سے nāran I will bring yousize getireyimعنقریب میں لاؤں گا تمہارے پاس saātīkum
from itondanاس میں سے min'hā some informationbir haberکوئی خبر bikhabarin oryahutیا aw I will bring yousize getireyimمیں لاؤں گا تمہارے پاس ātīkum a torchbir ateşایک شعلہ bishihābin burningkoruانگارے کا qabasin so that you maybelkiتاکہ تم laʿallakum warm yourselvesısınırsınızتم گرم ہوسکو تاپ سکو taṣṭalūna٧ But whenne zaman kiتو جب falammā
he came to itoraya geldiوہ آئے اس آگ کے پاس jāahā he was calledseslenildiندا دیئے گئے۔ پکارے گئے nūdiya [that]diyeکہ an Blessed ismübarek kılındıبرکت دیا گیا būrika whobulunan kimseو جو man (is) atiçindeمیں ہے the fireateşinآگ l-nāri and whoeverve olan kimseاور جو waman (is) around itçevresindeاس کے آس پاس ہے ḥawlahā And glory beeksikliklerden münezzehtirاور پاک ہے wasub'ḥāna (to) AllahAllahاللہ l-lahi (the) LordRabbiجو رب ہے rabbi
(of) the worldsalemlerinتمام جہانوں کا l-ʿālamīna٨ O Musaey Musaاے موسیٰ yāmūsā Indeedgerçek şu kiبیشک وہ innahu I Ambenمیں ہوں anā AllahAllah'ımاللہ l-lahu the All-Mightygüçlüغالب، l-ʿazīzu the All-Wisehüküm ve hikmet sahibiحکمت والا l-ḥakīmu٩ And, "Throwve atاور پھینک wa-alqi your staffasanıاپنی لاٹھی کو ʿaṣāka
But whenne zaman kiتو جب falammā he saw itgörünceاس نے دیکھا اس کو raāhā movingtitreştiğiniکہ حرکت کرتی ہے tahtazzu as if itgibiگویا کہ وہ ka-annahā (were) a snakebir yılanپتلا سانپ ہے jānnun he turned backdön(üp kaç)dıمنہ موڑ گیا wallā (in) flightarkayaپیٹھ پھیرتے ہوئے mud'biran and (did) notveاورنہ walam look backgeri dönmediپیچھے مڑ کر دیکھا۔ نہ پلٹا yuʿaqqib O Musaey Musaاے موسیٰ yāmūsā (Do) notkorkmaمت fearڈرو takhaf
Indeed, [I]çünkü benبیشک میں innī (do) notkorkmaz(lar)نہیں fearڈرا کرتے yakhāfu (in) My presencebenim huzurumdaمیرے ہاں ladayya the Messengerselçilerپیغمبر l-mur'salūna١٠ Exceptancakمگر illā whokimجس نے man wrongszulmederظلم کیا ẓalama thensonra daپھر thumma substitutesdeğiştirirseبدل دیا (ظلم کو) baddala goodiyilikleنیکی سے ḥus'nan aftersonraبعد baʿda
evil(yaptığı) kötülüktenبرائی کے sūin then indeed, I Amşüphesiz benتو بیشک میں fa-innī Oft-Forgivingbağışlayıcıyımغفور ghafūrun Most Mercifulesirgeyiciyimرحیم ہوں raḥīmun١١ And enterve sokاور داخل کردے wa-adkhil your handeliniاپنا ہاتھ yadaka intokoynunaمیں your bosomاپنے گریبان jaybika it will come forthçıksınنکلے گا وہ takhruj whitebembeyazسفید bayḍāa
withoutolmaksızınبغیر min withoutکسی ghayri harmkusurتکلیف کے sūin (These are) amongiçindeمیں ninedokuzنو tis'ʿi signsmu'cizeنشانیوں āyātin toFir'avn'a (git)طرف ilā Firaunفرعون کی fir'ʿawna and his peopleve onun kavmineاور اس کی قوم کی (طرف) waqawmihi Indeed, theyçünkü onlarبیشک وہ innahum areoldularہیں kānū a peoplebir kavimلوگ qawman defiantly disobedientfasıkنافرمان fāsiqīna
١٢ But whenne zaman kiتو جب falammā came to themonlara gelinceآگئیں ان کے پاس jāathum Our Signsayetlerimizہماری آیات۔ معجزات āyātunā visibleaçıkça görünenروشن۔ واضح mub'ṣiratan they saiddedilerوہ کہنے لگے qālū Thisbuیہ hādhā (is) a magicbir büyüdürجادو ہے siḥ'run manifestapaçıkکھلا mubīnun١٣
٣٧٨
‹ 376page 377 of the printed Mushaf378 ›