وَنُمَكِّنَ لَهُمۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَنُرِىَ فِرۡعَوۡنَ وَهَـٰمَـٰنَ وَجُنُودَهُمَا مِنۡهُم مَّا كَانُواۡ يَحۡذَرُونَ ٦

And [We] establishve iktidara getirmeyiاور ہم اقتدار بخشیںwanumakkinathemonlarıان کوlahumino yerdeمیںthe landزمین (میں)l-arḍiand showve göstermeyiاور ہم دکھائیںwanuriyaFiraunFir'avn'aفرعون کوfir'ʿawnaand Hamanve Haman'aاور ہامان کوwahāmānaand their hostsve askerlerineاور ان دونوں کے لشکروں کوwajunūdahumāthrough themonlardanان میں سےmin'humwhatşeyiجوthey wereolduklarıتھے وہkānūfearingkorkmuşڈرتے/ اندیشہ کرتےyaḥdharūna

6 And establish them in the land and show Pharaoh and [his minister] Haman and their soldiers through them that which they had feared.

6 Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.

6 Ve o yerde onları hakim kılalım, Firavun ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.

6 اور ملک میں ان کو قدرت دیں اور فرعون اور ہامان اور اُن کے لشکر کو وہ چیزیں دکھا دیں جس سے وہ ڈرتے تھے

6 اور زمین میں ان کو اقتدار بخشیں اور ان سے فرعون و ہامان1 اور ان کے لشکروں کو وہی کچھ دِکھلا دیں جس کا انہیں ڈر تھا

وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَرۡضِعِيهِ‌ۖ فَإِذَا خِفۡتِ عَلَيۡهِ فَأَلۡقِيهِ فِى ٱلۡيَمِّ وَلَا تَخَافِى وَلَا تَحۡزَنِىٓ‌ۖ إِنَّا رَآدُّوهُ إِلَيۡكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٧

And We inspiredve vahyettikاور دل میں بات ڈالی ہم نےwa-awḥaynā[to]annesineطرفilā(the) motherماں کےummi(of) MusaMusa'nınموسیٰ کیmūsāthatdiyeکہanSuckle himO(çocuğu)nu emzirدودھ پلا اس کوarḍiʿīhibut whenne zaman kiپھر جبfa-idhāyou fearkorkarsanتم ڈروkhif'tifor himbaşına bir şey gelmesindenاس پرʿalayhithen cast himonu bırakتو پھر ڈال دو اس کوfa-alqīhiin(to)suyaمیںthe riverدریا (میں)l-yamiand (do) notveاور نہwalāfearkorkmaتم ڈروtakhāfīand (do) notveاور نہwalāgrieveüzülmeتم غم کروtaḥzanīIndeed, Weelbette bizبیشک ہمinnā(will) restore himonu tekrar geri vereceğizپھیر لانے والے ہیں اس کوrāddūhuto yousanaآپ کی طرفilaykiand (will) make himve onu yapacağızاور بنانے والے ہیں اس کوwajāʿilūhuofelçilerdenسےminathe Messengersرسولوں میں (سے)l-mur'salīna

7 And We inspired to the mother of Moses, "Suckle him; but when you fear for him, cast him into the river and do not fear and do not grieve. Indeed, We will return him to you and will make him [one] of the messengers."

7 Musa'nın annesine: "Çocuğu emzir, başına gelecekten korktuğun zaman onu suya bırak; korkma, üzülme; Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız" diye bildirmiştik.

7 O esnada Musa'nın anasına "Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız" diye bildirdik.

7 اور ہم نے موسٰی کی ماں کی طرف وحی بھیجی کہ اس کو دودھ پلاؤ جب تم کو اس کے بارے میں کچھ خوف پیدا ہو تو اسے دریا میں ڈال دینا اور نہ تو خوف کرنا اور نہ رنج کرنا۔ ہم اس کو تمہارے پاس واپس پہنچا دیں گے اور (پھر) اُسے پیغمبر بنا دیں گے

7 1ہم نے موسیٰؑ کی ماں کو اشارہ کیا کہ ”اِس کو دُودھ پلا، پھر جب تجھے اُس کی جان کا خطرہ ہو تو اسے دریا میں ڈال دے اور کچھ خوف اور غم نہ کر، ہم اسے تیرے ہی پاس واپس لے آئیں گے اور اس کو پیغمبروں میں شامل کریں گے۔“2

فَٱلۡتَقَطَهُۥٓ ءَالُ فِرۡعَوۡنَ لِيَكُونَ لَهُمۡ عَدُوًّا وَحَزَنًا‌ۗ إِنَّ فِرۡعَوۡنَ وَهَـٰمَـٰنَ وَجُنُودَهُمَا كَانُواۡ خَـٰطِــِٔينَ ٨

Then picked him upnihayet onu aldıپس اٹھالیا اس کوfal-taqaṭahu(the) familyailesiآلālu(of) FiraunFir'avnفرعون نےfir'ʿawnaso that he might becomeolsunası içinتاکہ وہ ہوliyakūnato themkendilerineان کے لئےlahuman enemybir düşmanدشمنʿaduwwanand a griefve başlarına derdاور غم کا ذریعہwaḥazananIndeedgerçektenبیشکinnaFiraunFir'avnفرعونfir'ʿawnaand Hamanve Hamanاور ہامانwahāmānaand their hostsve askerleriاور ان کے دونوں کے لشکرwajunūdahumāwereyanılıyorlardıتھےkānūsinnersوہ سب خطار کار/ بھول میں تھےkhāṭiīna

8 And the family of Pharaoh picked him up [out of the river] so that he would become to them an enemy and a [cause of] grief. Indeed, Pharaoh and Haman and their soldiers were deliberate sinners.

8 Firavun'un adamları onu almışlardı. Firavun, Haman ve askerleri, suçlu olduklarından, o onlara düşman ve başlarına da dert olacaktı.

8 Nihayet Firavun ailesi onu yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.

8 تو فرعون کے لوگوں نے اس کو اُٹھا لیا اس لئے کہ (نتیجہ یہ ہونا تھا کہ) وہ اُن کا دشمن اور (ان کے لئے موجب) غم ہو۔ بیشک فرعون اور ہامان اور اُن کے لشکر چوک گئے

8 آخر کار فرعون کے گھر والوں نے اسے (دریا سے)نکال لیا تاکہ وہ ان کا دشمن اور ان کے لیے سببِ رنج بنے،1 واقعی فرعون اور ہامان اور ان کے لشکر (اپنی تدبیرمیں)بڑے غلط کار تھے

وَقَالَتِ ٱمۡرَأَتُ فِرۡعَوۡنَ قُرَّتُ عَيۡنٍ لِّى وَلَكَ‌ۖ لَا تَقۡتُلُوهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوۡ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدًا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ ٩

And saidve dedi kiاور کہنے لگیwaqālati(the) wifekarısıبیویim'ra-atu(of) FiraunFir'avn'ınفرعون کیfir'ʿawnaA comfortaydınlığıٹھنڈک ہےqurratu(of the) eyegözآنکھوں کیʿayninfor mebana daمیرے لئےand for youve sana daاور تیرے لئےwalaka(Do) notonu öldürmeyinنہkill himتم قتل کرو اس کوtaqtulūhuperhapsbelkiامید ہےʿasā(that)diyeکہanhe may benefit usbize yararı dokunurوہ نفع دے ہم کوyanfaʿanāorya daیاawwe may take himonu edinirizہم بنائیں اس کوnattakhidhahu(as) a sonevladبیٹاwaladanAnd theyve onlarاور وہwahum(did) notanlamıyorlardıنہperceiveشعور رکھتے تھے/ سمجھتے تھےyashʿurūna

9 And the wife of Pharaoh said, "[He will be] a comfort of the eye for me and for you. Do not kill him; perhaps he may benefit us, or we may adopt him as a son." And they perceived not.

9 Firavun'un karısı: "Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur yahut onu oğul ediniriz" dedi. Aslında işin farkında değillerdi.

9 Firavun'un karısı (sepetin içinden çocuk çıkınca kocasına), "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz" dedi. Halbuki onlar işin sonunu sezemiyorlardı.

9 اور فرعون کی بیوی نے کہا کہ (یہ) میری اور تمہاری (دونوں کی) آنکھوں کی ٹھنڈک ہے اس کو قتل نہ کرنا۔ شاید یہ ہمیں فائدہ پہنچائے یا ہم اُسے بیٹا بنالیں اور وہ انجام سے بےخبر تھے

9 فرعون کی بیوی نے (اس سے)کہا”یہ میرے اور تیرے لیے آنکھوں کی ٹھنڈک ہے، اسے قتل نہ کرو، کیا عجب کہ یہ ہمارے لیے مفید ثابت ہو، یا ہم اسے بیٹا ہی بنا لیں۔“1 اور وہ (انجام سے)بے خبر تھے

وَأَصۡبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَىٰ فَـٰرِغًا‌ۖ إِن كَادَتۡ لَتُبۡدِى بِهِۦ لَوۡلَآ أَن رَّبَطۡنَا عَلَىٰ قَلۡبِهَا لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١٠

And becameve sabahladıاور ہوگیاwa-aṣbaḥa(the) heartgönlüدلfuādu(of the) motherannesininماں کاummi(of) MusaMusa'nınموسیٰ کیmūsāemptybomboştuخالیfārighanThatneredeyseبیشکinshe was nearقریب تھاkādat(to) disclosingaçığa vuracaktıکہ ظاہر کردیتیlatub'dīabout himonuاس کوbihiif noteğer olmasaydıkاگر نہlawlāthatbiz iyice pekiştirmişکہanWe strengthenedہم باندھ دیتےrabaṭnā[over]üzerineپرʿalāher heartonun kalbiاس کے دلqalbihāso that she would beolması içinتاکہ وہ ہوlitakūnaofinananlardanسےminathe believersایمان لانے والوں میں (سے)l-mu'minīna

10 And the heart of Moses' mother became empty [of all else]. She was about to disclose [the matter concerning] him had We not bound fast her heart that she would be of the believers.

10 Musa'nın annesi, gönlü bomboş sabahı etti, oğlundan başka bir şey düşünemiyordu. Allah'ın vaadine iyice inanması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse saraya alınan çocuğun kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı.

10 Musa'nın anasının yüreği (tasadan) bomboş kalıverdi. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.

10 اور موسٰی کی ماں کا دل بے صبر ہو گیا اگر ہم اُن کے دل مضبوط نہ کر دیتے تو قریب تھا کہ وہ اس (قصّے) کو ظاہر کر دیں۔ غرض یہ تھی کہ وہ مومنوں میں رہیں

10 اُدھر موسیٰؑ کی ماں کا دل اڑا جا رہا تھا وہ اس راز کو فاش کر بیٹھتی اگر ہم اس کی ڈھارس نہ بندھا دیتے تاکہ وہ (ہمارے وعدے پر) ایمان لانے والوں میں سے ہو

وَقَالَتۡ لِأُخۡتِهِۦ قُصِّيهِ‌ۖ فَبَصُرَتۡ بِهِۦ عَن جُنُبٍ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ ١١

And she saidve dedi kiاور اس نے کہاwaqālatto his sisterkızkardeşineاس کی بہن سےli-ukh'tihiFollow himonu takip etپیچھے چلی جا اس کےquṣṣīhiSo she watchedo da gözetlediپھر وہ دیکھتی رہیfabaṣurathimonuاس کوbihifromuzaktanسےʿana distanceدور (سے)junubinwhile theyve onlarاور وہwahum(did) notfarkına varmadanنہperceiveشعور رکھتے تھےyashʿurūna

11 And she said to his sister, "Follow him"; so she watched him from a distance while they perceived not.

11 Musa'nın ablasına: "Onu izle" dedi. O da, kimse farkına varmadan, Musa'yı uzaktan gözetledi.

11 Annesi Musa'nın ablasına, "Onun izini takip et" dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.

11 اور اس کی بہن سے کہا کہ اس کے پیچھے پیچھے چلی جا تو وہ اُسے دور سے دیکھتی رہی اور ان (لوگوں) کو کچھ خبر نہ تھی

11 اُس نے بچے کی بہن سے کہا اس کے پیچھے پیچھے جا۔ چنانچہ وہ الگ سے اس کو اس طرح دیکھتی رہی کہ (دشمنوں کو)اس کا پتہ نہ چلا۔1

۞وَحَرَّمۡنَا عَلَيۡهِ ٱلۡمَرَاضِعَ مِن قَبۡلُ فَقَالَتۡ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰٓ أَهۡلِ بَيۡتٍ يَكۡفُلُونَهُۥ لَكُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ نَـٰصِحُونَ ١٢

And We had forbiddenve haram etmiştikاور حرام کردیں ہم نےwaḥarramnāfor himonaاس پرʿalayhithe wet nursessüt anneleriدودھ پلانے والیاںl-marāḍiʿabeforedaha önceسےminbeforeاس (سے) پہلےqabluso she saiddedi kiتو وہ کہنے لگیfaqālatShall Isize göstereyimmi?کیاhaldirect youمیں بتاؤں تم کوadullukumtohalkını (aile)کےʿalā(the) peopleبارے میںahli(of) a housebir ev (aile)ایسے گھروںbaytinwho will rear himonun bakımını üstlenecekجو کفالت کریں گے اس کیyakfulūnahufor yousizin içinتمہارے لئےlakumwhile theyve onlarاور وہwahumto himonaاس کے لئےlahu(will be) sincereöğüt verecekخیر خواہ ہوںnāṣiḥūna

12 And We had prevented from him [all] wet nurses before, so she said, "Shall I direct you to a household that will be responsible for him for you while they are to him [for his upbringing] sincere?"

12 Önceden, süt annelerin memesini kabul etmemesini sağladık. Musa'nın ablası: "Size, sizin adınıza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi?" dedi.

12 Biz (annesine geri vermezden) daha önce, onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası, "Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.

12 اور ہم نے پہلے ہی سے اس پر (دائیوں) کے دودھ حرام کر دیئے تھے۔ تو موسٰی کی بہن نے کہا کہ میں تمہیں ایسے گھر والے بتاؤں کہ تمہارے لئے اس (بچے) کو پالیں اور اس کی خیر خواہی (سے پرورش) کریں

12 اور ہم نے بچے پر پہلے ہی دُودھ پِلانے والیوں کی چھاتیاں حرام کر رکھی تھیں۔1 (یہ حالت دیکھ کر)اُس لڑکی نے اُن سے کہا”میں تمہیں ایسے گھر کا پتہ بتاوٴں جس کے لوگ اس کی پرورش کا ذمّہ لیں اور خیر خواہی کے ساتھ اسے رکھیں؟2

فَرَدَدۡنَـٰهُ إِلَىٰٓ أُمِّهِۦ كَىۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَ وَلِتَعۡلَمَ أَنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَلَـٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ١٣

So We restored himböylece onu geri verdikتو لوٹا دیا ہم نے اس کوfaradadnāhutoannesineطرفilāhis motherاس کی ماں (کی طرف)ummihithatiçinتاکہkaymight be comfortedaydın olmasıٹھنڈی ہوںtaqarraher eyegözüاس کی آنکھیںʿaynuhāand notveاور نہwalāshe may grieveüzülmesin (diye)غمگین ہوtaḥzanaand that she would knowve bilmesi içinاور تاکہ جان لےwalitaʿlamathatşüphesiz kiیقیناًannathe Promise of Allahva'diوعدہwaʿdathe Promise of AllahAllah'ınاللہ کاl-lahi(is) truehaktırسچا ہےḥaqqunButve fakatلیکنwalākinnamost of themçoklarıان میں سے اکثرaktharahum(do) notbilmezlerنہیںknowجانتے ہیںyaʿlamūna

13 So We restored him to his mother that she might be content and not grieve and that she would know that the promise of Allah is true. But most of the people do not know.

13 Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.

13 Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.

13 تو ہم نے (اس طریق سے) اُن کو ان کی ماں کے پاس واپس پہنچا دیا تاکہ اُن کی آنکھیں ٹھنڈی ہوں اور وہ غم نہ کھائیں اور معلوم کریں کہ خدا کا وعدہ سچا ہے لیکن یہ اکثر نہیں جانتے

13 اس طرح ہم موسیٰؑ کو1 اس کی ماں کے پاس پلٹا لائے تاکہ اس کی آنکھیں ٹھنڈی ہوں اور وہ غمگین نہ ہو اور جان لے کہ اللہ کا وعدہ سچا تھا،2 مگر اکثر لوگ اس بات  کو نہیں جانتے۔ “

Surah 28 / Al-Qasas / The Stories سورة القصص 387
And [We] establishve iktidara getirmeyiاور ہم اقتدار بخشیں wanumakkina themonlarıان کو lahum ino yerdeمیں the landزمین (میں) l-arḍi and showve göstermeyiاور ہم دکھائیں wanuriya FiraunFir'avn'aفرعون کو fir'ʿawna and Hamanve Haman'aاور ہامان کو wahāmāna and their hostsve askerlerineاور ان دونوں کے لشکروں کو wajunūdahumā
through themonlardanان میں سے min'hum whatşeyiجو they wereolduklarıتھے وہ kānū fearingkorkmuşڈرتے/ اندیشہ کرتے yaḥdharūna٦ And We inspiredve vahyettikاور دل میں بات ڈالی ہم نے wa-awḥaynā [to]annesineطرف ilā (the) motherماں کے ummi (of) MusaMusa'nınموسیٰ کی mūsā
thatdiyeکہ an Suckle himO(çocuğu)nu emzirدودھ پلا اس کو arḍiʿīhi but whenne zaman kiپھر جب fa-idhā you fearkorkarsanتم ڈرو khif'ti for himbaşına bir şey gelmesindenاس پر ʿalayhi then cast himonu bırakتو پھر ڈال دو اس کو fa-alqīhi in(to)suyaمیں the riverدریا (میں) l-yami and (do) notveاور نہ walā fearkorkmaتم ڈرو takhāfī
and (do) notveاور نہ walā grieveüzülmeتم غم کرو taḥzanī Indeed, Weelbette bizبیشک ہم innā (will) restore himonu tekrar geri vereceğizپھیر لانے والے ہیں اس کو rāddūhu to yousanaآپ کی طرف ilayki and (will) make himve onu yapacağızاور بنانے والے ہیں اس کو wajāʿilūhu ofelçilerdenسے mina the Messengersرسولوں میں (سے) l-mur'salīna٧
Then picked him upnihayet onu aldıپس اٹھالیا اس کو fal-taqaṭahu (the) familyailesiآل ālu (of) FiraunFir'avnفرعون نے fir'ʿawna so that he might becomeolsunası içinتاکہ وہ ہو liyakūna to themkendilerineان کے لئے lahum an enemybir düşmanدشمن ʿaduwwan and a griefve başlarına derdاور غم کا ذریعہ waḥazanan Indeedgerçektenبیشک inna
FiraunFir'avnفرعون fir'ʿawna and Hamanve Hamanاور ہامان wahāmāna and their hostsve askerleriاور ان کے دونوں کے لشکر wajunūdahumā wereyanılıyorlardıتھے kānū sinnersوہ سب خطار کار/ بھول میں تھے khāṭiīna٨
And saidve dedi kiاور کہنے لگی waqālati (the) wifekarısıبیوی im'ra-atu (of) FiraunFir'avn'ınفرعون کی fir'ʿawna A comfortaydınlığıٹھنڈک ہے qurratu (of the) eyegözآنکھوں کی ʿaynin for mebana daمیرے لئے and for youve sana daاور تیرے لئے walaka (Do) notonu öldürmeyinنہ kill himتم قتل کرو اس کو taqtulūhu perhapsbelkiامید ہے ʿasā
(that)diyeکہ an he may benefit usbize yararı dokunurوہ نفع دے ہم کو yanfaʿanā orya daیا aw we may take himonu edinirizہم بنائیں اس کو nattakhidhahu (as) a sonevladبیٹا waladan And theyve onlarاور وہ wahum (did) notanlamıyorlardıنہ perceiveشعور رکھتے تھے/ سمجھتے تھے yashʿurūna٩ And becameve sabahladıاور ہوگیا wa-aṣbaḥa
(the) heartgönlüدل fuādu (of the) motherannesininماں کا ummi (of) MusaMusa'nınموسیٰ کی mūsā emptybomboştuخالی fārighan Thatneredeyseبیشک in she was nearقریب تھا kādat (to) disclosingaçığa vuracaktıکہ ظاہر کردیتی latub'dī about himonuاس کو bihi if noteğer olmasaydıkاگر نہ lawlā thatbiz iyice pekiştirmişکہ an
We strengthenedہم باندھ دیتے rabaṭnā [over]üzerineپر ʿalā her heartonun kalbiاس کے دل qalbihā so that she would beolması içinتاکہ وہ ہو litakūna ofinananlardanسے mina the believersایمان لانے والوں میں (سے) l-mu'minīna١٠ And she saidve dedi kiاور اس نے کہا waqālat
to his sisterkızkardeşineاس کی بہن سے li-ukh'tihi Follow himonu takip etپیچھے چلی جا اس کے quṣṣīhi So she watchedo da gözetlediپھر وہ دیکھتی رہی fabaṣurat himonuاس کو bihi fromuzaktanسے ʿan a distanceدور (سے) junubin while theyve onlarاور وہ wahum (did) notfarkına varmadanنہ perceiveشعور رکھتے تھے yashʿurūna
١١ And We had forbiddenve haram etmiştikاور حرام کردیں ہم نے waḥarramnā for himonaاس پر ʿalayhi the wet nursessüt anneleriدودھ پلانے والیاں l-marāḍiʿa beforedaha önceسے min beforeاس (سے) پہلے qablu so she saiddedi kiتو وہ کہنے لگی faqālat Shall Isize göstereyimmi?کیا hal direct youمیں بتاؤں تم کو adullukum
tohalkını (aile)کے ʿalā (the) peopleبارے میں ahli (of) a housebir ev (aile)ایسے گھروں baytin who will rear himonun bakımını üstlenecekجو کفالت کریں گے اس کی yakfulūnahu for yousizin içinتمہارے لئے lakum while theyve onlarاور وہ wahum to himonaاس کے لئے lahu (will be) sincereöğüt verecekخیر خواہ ہوں nāṣiḥūna١٢
So We restored himböylece onu geri verdikتو لوٹا دیا ہم نے اس کو faradadnāhu toannesineطرف ilā his motherاس کی ماں (کی طرف) ummihi thatiçinتاکہ kay might be comfortedaydın olmasıٹھنڈی ہوں taqarra her eyegözüاس کی آنکھیں ʿaynuhā and notveاور نہ walā she may grieveüzülmesin (diye)غمگین ہو taḥzana and that she would knowve bilmesi içinاور تاکہ جان لے walitaʿlama
thatşüphesiz kiیقیناً anna the Promise of Allahva'diوعدہ waʿda the Promise of AllahAllah'ınاللہ کا l-lahi (is) truehaktırسچا ہے ḥaqqun Butve fakatلیکن walākinna most of themçoklarıان میں سے اکثر aktharahum (do) notbilmezlerنہیں knowجانتے ہیں yaʿlamūna١٣
٣٨٧
‹ 385page 386 of the printed Mushaf387 ›