وَإِذَا مَسَّ ٱلنَّاسَ ضُرٌّ دَعَوۡاۡ رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيۡهِ ثُمَّ إِذَآ أَذَاقَهُم مِّنۡهُ رَحۡمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِّنۡهُم بِرَبِّهِمۡ يُشۡرِكُونَ ٣٣

And whenve zamanاور جبwa-idhātouchesdokunduğuچھو جاتی ہےmassapeopleinsanlaraلوگوں کوl-nāsahardshipbir zararکوئی تکلیفḍurrunthey callyalvarırlarوہ پکارتے ہیںdaʿawtheir LordRablerineاپنے رب کوrabbahumturningyönelerekرجوع کرتے ہوئےmunībīnato HimO'naاس کی طرفilayhiThensonraپھرthummawhenzamanجبidhāHe causes them to tasteonlara taddırdığıوہ چکھاتا ہے ان کوadhāqahumfrom Himkendindenاپنی (جناب) سےmin'huMercybir rahmetرحمتraḥmatanbeholdhemenاچانکidhāA partybir grupایک گروہfarīqunof themonlardanان میں سےmin'humwith their LordRablerineاپنے رب کے ساتھbirabbihimassociate partnersortak koşarlarشریک ٹھہراتے ہیں۔ شرک کرتے ہیںyush'rikūna

33 And when adversity touches the people, they call upon their Lord, turning in repentance to Him. Then when He lets them taste mercy from Him, at once a party of them associate others with their Lord,

33 İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.

33 Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar.

33 اور جب لوگوں کو تکلیف پہنچتی ہے تو اپنے پروردگار کو پکارتے اور اسی کی طرف رجوع ہوتے ہیں۔ پھر جب وہ ان کو اپنی رحمت کا مزا چکھاتا ہے تو ایک فرقہ اُن میں سے اپنے پروردگار سے شرک کرنے لگتا ہے

33 لوگوں کا حال یہ ہے کہ جب انھیں کوئی تکلیف پہنچتی ہے تو اپنے رب کی طرف رجوع کر کے اسے پکارتے ہیں،1 پھر جب وہ کچھ اپنی رحمت کا ذائقہ انھیں چکھا دیتا ہے تو یکایک ان میں سے کچھ لوگ شرک کرنے لگتے ہیں2

لِيَكۡفُرُواۡ بِمَآ ءَاتَيۡنَـٰهُمۡ‌ۚ فَتَمَتَّعُواۡ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ ٣٤

So as to denyinkar etmeleri içinتاکہ وہ ناشکری کریںliyakfurū[in] whatşeyiساتھ اس کے جوbimāWe have granted themkendilerine verdiğimizعطا کیا ہم نے ان کوātaynāhumThen enjoyşimdi zevk içinde yaşayınتو فائدہ اٹھا لو۔ مزے کرلوfatamattaʿūbut soonyakındaتو عنقریبfasawfayou will knowbileceksinizتم جان لو گےtaʿlamūna

34 So that they will deny what We have granted them. Then enjoy yourselves, for you are going to know.

34 İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.

34 Bunu da kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmek için yaparlar. Haydi geçinedurun bakalım, yakında bileceksiniz.

34 تاکہ جو ہم نے ان کو بخشا ہے اُس کی ناشکری کریں سو (خیر) فائدے اُٹھالو عنقریب تم کو (اس کا انجام) معلوم ہو جائے گا

34 تاکہ ہمارے کیے ہوئے احسان کی ناشکری کریں اچھا، مزے کر لو، عنقریب تمہیں معلوم ہو جائے گا

أَمۡ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَـٰنًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُواۡ بِهِۦ يُشۡرِكُونَ ٣٥

Oryoksaیا کیاamhave We sentindirdik deاتاری ہم نےanzalnāto themonlaraان پرʿalayhiman authoritybir delilایک دلیلsul'ṭānanand ito (delil)تو وہfahuwaspeakssöylüyorبیان کرتی ہےyatakallamuof whatolmalarınıساتھ اس کےbimāthey wereجو تھے وہkānūwith Himonunlaساتھ اس کےbihiassociatingortak koşmalarınıشریک ٹھہراتےyush'rikūna

35 Or have We sent down to them an authority, and it speaks of what they were associating with Him?

35 Yoksa onlara ortak koşmalarını söyleyen bir delil mi indirdik.

35 Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O'na ortak koşmalarını o mu söylüyor?

35 کیا ہم نے ان پر کوئی ایسی دلیل نازل کی ہے کہ اُن کو خدا کے ساتھ شرک کرنا بتاتی ہے

35 کیا ہم نے کوئی سند اور دلیل ان پر نازل کی ہے جو شہادت دیتی ہو اس شرک کی صداقت پر جو یہ کر رہے ہیں؟1

وَإِذَآ أَذَقۡنَا ٱلنَّاسَ رَحۡمَةً فَرِحُواۡ بِهَا‌ۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ إِذَا هُمۡ يَقۡنَطُونَ ٣٦

And whenve zamanاور جبwa-idhāWe cause people to tastebiz taddırdığımızچکھاتے ہیںadhaqnāWe cause people to tasteinsanlaraہم لوگوں کوl-nāsamercybir rahmetرحمتraḥmatanthey rejoicesevinirlerخوش ہوجاتے ہیںfariḥūthereinonunlaساتھ اس کےbihāBut ifve eğerاور اگرwa-inafflicts themonlara erişirseپہنچتی ہے ان کوtuṣib'human evilbir kötülükکوئی مصیبتsayyi-atunfor whatdolayıبوجہ اس کے جوbimāhave sent forthöne sürdüklerindenآگے بھیجاqaddamattheir handselleriyle (yapıp)ان کے ہاتھوں نےaydīhimbeholdderhalاچانکidhāTheyonlarتب وہhumdespairumutsuzluğa düşerlerمایوس ہونے لگتے ہیںyaqnaṭūna

36 And when We let the people taste mercy, they rejoice therein, but if evil afflicts them for what their hands have put forth, immediately they despair.

36 İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler, ama yaptıklarından ötürü başlarına bir kötülük gelirse hemen ümitlerini kaybediverirler.

36 Bir de biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar da; ellerinin önceden yaptığı şeyler sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen her ümidi kesiveriyorlar.

36 اور جب ہم لوگوں کو اپنی رحمت کا مزا چکھاتے ہیں تو اُس سے خوش ہو جاتے ہیں اور اگر اُن کے عملوں کے سبب جو اُن کے ہاتھوں نے آگے بھیجے ہیں کوئی گزند پہنچے تو نااُمید ہو کر رہ جاتے ہیں

36 جب ہم لوگوں کو رحمت کا ذائقہ چکھاتے ہیں تو وہ اس پر پھول جاتے ہیں اور جب ان کے اپنے کیے کرتوتوں سے ان پر کوئی مصیبت آتی ہے تو یکایک وہ مایوس ہونے لگتے ہیں۔1

أَوَلَمۡ يَرَوۡاۡ أَنَّ ٱللَّهَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُ‌ۚ إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَـٰتٍ لِّقَوۡمٍ يُؤۡمِنُونَ ٣٧

Do notgörmediler mi?کیا بھلا نہیںawalamthey seeانہوں نے دیکھاyarawthatgerçektenبیشکannaAllahاللہ تعالیٰl-lahaextendsgenişletiyorپھیلاتا ہےyabsuṭuthe provisionrızkıرزقl-riz'qafor whomkimseyeجس کے لیےlimanHe willsdilediğiچاہتا ہےyashāuand straitens (it)ve daraltıyorاور اندازے سے دیتا ہےwayaqdiruIndeedşüphesizبیشکinnainvardırاس میںthatbundaالبتہdhālikasurely (are) Signsibretlerنشانیاں ہیںlaāyātinfor a peoplebir toplum içinان لوگوں کے لیےliqawminwho believeinananجو ایمان رکھتے ہوںyu'minūna

37 Do they not see that Allah extends provision for whom He wills and restricts [it]? Indeed, in that are signs for a people who believe.

37 Allah'ın, rızkı dilediğine yayıp bir ölçüye göre verdiğini görmezler mi? Doğrusu bunda, inananlar için dersler vardır.

37 Onlar görmediler mi ki, Allah dilediği kimseye rızkı serer ve daraltır. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için ibretler vardır.

37 کیا اُنہوں نے نہیں دیکھا کہ خدا ہی جس کے لئے چاہتا ہے رزق فراخ کرتا ہے اور( جس کے لئے چاہتا ہے) تنگ کرتا ہے۔ بیشک اس میں ایمان لانے والوں کے لئے نشانیاں ہیں

37 کیا یہ لوگ دیکھتے نہیں ہیں کہ اللہ ہی رزق کشادہ کرتا ہے جس کا چاہتا ہے اور تنگ کرتاہے(جس کا چاہتا ہے)۔ یقیناً اس میں بہت سی نشانیاں ہیں ان لوگوں کے لیے جو ایمان لاتے ہیں۔1

فَـَٔـاتِ ذَا ٱلۡقُرۡبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلۡمِسۡكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِ‌ۚ ذٰلِكَ خَيۡرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجۡهَ ٱللَّهِ‌ۖ وَأُوۡلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ٣٨

So giveo halde verتو دوfaātithe relativeakrabayaقرابت دار کوdhāthe relativeقرابت دار کوl-qur'bāhis righthakkınıحق اس کاḥaqqahuand the poorve yoksulaاور مسکین کوwal-mis'kīnaand the wayfarerve yolcuyaاور مسافر کوwa-ib'naand the wayfarerمسافر کوl-sabīliThatbuیہdhālika(is) bestdaha hayırlıdırبات بہتر ہےkhayrunfor those whoiçinان لوگوں کے لیےlilladhīnadesireisteyenlerجو چاہتے ہیںyurīdūna(the) Countenanceyüzünü (rızasını)خوشنودیwajha(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahiAnd thoseve işteاور یہی لوگ ہیںwa-ulāikatheyonlarوہhumu(are) the successful onesbaşarıya erenlerdirجو فلاح پانے والے ہیںl-muf'liḥūna

38 So give the relative his right, as well as the needy and the traveler. That is best for those who desire the countenance of Allah, and it is they who will be the successful.

38 Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.

38 O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.

38 تو اہلِ قرابت اور محتاجوں اور مسافروں کو ان کا حق دیتے رہو۔ جو لوگ رضائے خدا کے طالب ہیں یہ اُن کے حق میں بہتر ہے۔ اور یہی لوگ نجات حاصل کرنے والے ہیں

38 پس (اے مومن)رشتہ دار کو اس  کا حق دے اور مسکین و مسافر کو (اس کا حق) 1۔ یہ طریقہ بہتر ہے ان  لوگوں کے لیے جو اللہ کی خوشنودی چاہتے ہوں، اور وہی فلاح پانے والے ہیں۔2

وَمَآ ءَاتَيۡتُم مِّن رِّبًا لِّيَرۡبُوَاۡ فِىٓ أَمۡوٰلِ ٱلنَّاسِ فَلَا يَرۡبُواۡ عِندَ ٱللَّهِ‌ۖ وَمَآ ءَاتَيۡتُم مِّن زَكَوٰةٍ تُرِيدُونَ وَجۡهَ ٱللَّهِ فَأُوۡلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُضۡعِفُونَ ٣٩

And whatne kiاور جوwamāyou giveverdinizدو تمātaytumforriba (faiz)میں سےminusuryسودribanto increaseartması içinتاکہ وہ بڑھ جائےliyarbuwāiniçindeمیں(the) wealthmallarıمالوںamwāli(of) peopleinsanlarınلوگوں کےl-nāsinotaslaپس نہیںfalā(will) increaseartmazوہ بڑھتاyarbūwithkatındaنزدیکʿindaAllahاللہ کےl-lahiBut whatamaاور جوwamāyou giveverdiğinizدو تمātaytumofzekattanمیں سےminzakahزکوۃzakatindesiringisteyerekتم چاہتے ہوturīdūna(the) Countenanceyüzünü (rızasını)رضاwajha(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahithen thoseişteتو یہی لوگ ہیںfa-ulāika[they]onlarوہhumu(will) get manifoldkat kat artıranlardırجو بڑھانے والے ہیںl-muḍ'ʿifūna

39 And whatever you give for interest to increase within the wealth of people will not increase with Allah. But what you give in zakah, desiring the countenance of Allah - those are the multipliers.

39 İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz Allah katında artmaz; fakat, Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar sevablarını kat kat artıranlardır.

39 İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.

39 اور جو تم سود دیتے ہو کہ لوگوں کے مال میں افزائش ہو تو خدا کے نزدیک اس میں افزائش نہیں ہوتی اور جو تم زکوٰة دیتے ہو اور اُس سے خدا کی رضا مندی طلب کرتے ہو تو (وہ موجبِ برکت ہے اور) ایسے ہی لوگ (اپنے مال کو) دو چند سہ چند کرنے والے ہیں

39 جو سُود تم دیتے ہو تا کہ لوگوں کے اموال میں شامل ہو کر وہ بڑھ جائے ، اللہ کے نزدیک وہ نہیں بڑھتا،1 اور جو زکوٰة تم اللہ کی خوشنودی حاصل کر نے کے ارادے سے دیتے ہو، اسی کے دینے والے درحقیقت اپنے مال بڑھاتے ہیں۔2

ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمۡ ثُمَّ رَزَقَكُمۡ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡ‌ۖ هَلۡ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفۡعَلُ مِن ذٰلِكُم مِّن شَىۡءٍ‌ۚ سُبۡحَـٰنَهُۥ وَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ٤٠

AllahAllahاللہal-lahu(is) the One Whokiوہ ذات ہےalladhīcreated yousizi yarattıجس نے پیدا کیا تم کوkhalaqakumthensonraپھرthummaHe provided (for) youbeslediاس نے رزق دیا تم کوrazaqakumthensonraپھرthummaHe will cause you to dieöldürüyorوہ موت دے گا تم کوyumītukumthensonraپھرthummaHe will give you lifediriltiyorوہ زندہ کرے گا تم کوyuḥ'yīkumIs (there)var mı?کیاhalanyortaklarınızdanمیں سےmin(of) your partnersتمہارے شریکوں کوئی ہےshurakāikumwhokimseجوmandoesyapanکرےyafʿaluofbunlardanسےminthatاس میںdhālikumanyhiçسےminthingbiriniکوئی چیزshayinGlory be to HimO münezzehtirپاک ہے وہsub'ḥānahuand exalted is Heve yücedirاور بلند تر ہےwataʿālāabove whatşeylerdenاس سے جوʿammāthey associateonların ortak koştuklarıوہ شریک ٹھہراتے ہیںyush'rikūna

40 Allah is the one who created you, then provided for you, then will cause you to die, and then will give you life. Are there any of your "partners" who does anything of that? Exalted is He and high above what they associate with Him.

40 Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.

40 Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.

40 خدا ہی تو ہے جس نے تم کو پیدا کیا پھر تم کو رزق دیا پھر تمہیں مارے گا۔ پھر زندہ کرے گا۔ بھلا تمہارے (بنائے ہوئے) شریکوں میں بھی کوئی ایسا ہے جو ان کاموں میں سے کچھ کر سکے۔ وہ پاک ہے اور (اس کی شان) ان کے شریکوں سے بلند ہے

40 1اللہ ہی ہے جس نے تم کو پیدا کیا ، پھر تمہیں رزق دیا،2 پھر وہ تمہیں موت دیتا ہے، پھر وہ تمہیں زندہ کرے گا۔ کیا تمہارے ٹھیرائے ہوئے شریکوں میں کوئی ایسا ہے جو ان میں سے کوئی کام بھی کرتا ہو؟3 پاک ہے وہ اور بہت بالا و بر تر ہے اس شرک سے جو یہ لوگ کرتے ہیں

ظَهَرَ ٱلۡفَسَادُ فِى ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ بِمَا كَسَبَتۡ أَيۡدِى ٱلنَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعۡضَ ٱلَّذِى عَمِلُواۡ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ٤١

Has appearedçıktıظاہر ہواẓaharathe corruptionfesatفسادl-fasāduinkaradaمیںthe landخشکیl-bariand the seave denizdeاور سمندر میںwal-baḥrifor whatyüzündenبوجہ اس کےbimāhave earnedkazandıklarıجو کمائی کیkasabat(the) handselleriyleہاتھوں نےaydī(of) peopleinsanlarınلوگوں کےl-nāsiso that He may let them tasteonlara taddırıyorتاکہ وہ چکھائے ان کوliyudhīqahuma partbir kısmınıبعضbaʿḍa(of) that whichyaptıklarınınوہ چیزalladhīthey have doneجو انہوں نے عمل کیےʿamilūso that they maybelki onlarتاکہ وہ۔ شاید کہ وہlaʿallahumreturndönerler (diye)لوٹ آئیں۔ باز آجائیںyarjiʿūna

41 Corruption has appeared throughout the land and sea by [reason of] what the hands of people have earned so He may let them taste part of [the consequence of] what they have done that perhaps they will return [to righteousness].

41 İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.

41 Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler.

41 خشکی اور تری میں لوگوں کے اعمال کے سبب فساد پھیل گیا ہے تاکہ خدا اُن کو اُن کے بعض اعمال کا مزہ چکھائے عجب نہیں کہ وہ باز آجائیں

41 خشکی اور تری میں فساد برپا ہو گیا ہے لوگوں کے اپنے ہاتھوں کی کمائی سے تاکہ مزّہ چکھائے اُن کو اُن کے بعض اعمال کا، شاید کہ وہ باز آئیں۔1

Surah 30 / Ar-Rum / The Romans سورة الروم 409
And whenve zamanاور جب wa-idhā touchesdokunduğuچھو جاتی ہے massa peopleinsanlaraلوگوں کو l-nāsa hardshipbir zararکوئی تکلیف ḍurrun they callyalvarırlarوہ پکارتے ہیں daʿaw their LordRablerineاپنے رب کو rabbahum turningyönelerekرجوع کرتے ہوئے munībīna to HimO'naاس کی طرف ilayhi Thensonraپھر thumma whenzamanجب idhā He causes them to tasteonlara taddırdığıوہ چکھاتا ہے ان کو adhāqahum
from Himkendindenاپنی (جناب) سے min'hu Mercybir rahmetرحمت raḥmatan beholdhemenاچانک idhā A partybir grupایک گروہ farīqun of themonlardanان میں سے min'hum with their LordRablerineاپنے رب کے ساتھ birabbihim associate partnersortak koşarlarشریک ٹھہراتے ہیں۔ شرک کرتے ہیں yush'rikūna٣٣ So as to denyinkar etmeleri içinتاکہ وہ ناشکری کریں liyakfurū [in] whatşeyiساتھ اس کے جو bimā
We have granted themkendilerine verdiğimizعطا کیا ہم نے ان کو ātaynāhum Then enjoyşimdi zevk içinde yaşayınتو فائدہ اٹھا لو۔ مزے کرلو fatamattaʿū but soonyakındaتو عنقریب fasawfa you will knowbileceksinizتم جان لو گے taʿlamūna٣٤ Oryoksaیا کیا am have We sentindirdik deاتاری ہم نے anzalnā to themonlaraان پر ʿalayhim
an authoritybir delilایک دلیل sul'ṭānan and ito (delil)تو وہ fahuwa speakssöylüyorبیان کرتی ہے yatakallamu of whatolmalarınıساتھ اس کے bimā they wereجو تھے وہ kānū with Himonunlaساتھ اس کے bihi associatingortak koşmalarınıشریک ٹھہراتے yush'rikūna٣٥ And whenve zamanاور جب wa-idhā We cause people to tastebiz taddırdığımızچکھاتے ہیں adhaqnā
We cause people to tasteinsanlaraہم لوگوں کو l-nāsa mercybir rahmetرحمت raḥmatan they rejoicesevinirlerخوش ہوجاتے ہیں fariḥū thereinonunlaساتھ اس کے bihā But ifve eğerاور اگر wa-in afflicts themonlara erişirseپہنچتی ہے ان کو tuṣib'hum an evilbir kötülükکوئی مصیبت sayyi-atun for whatdolayıبوجہ اس کے جو bimā have sent forthöne sürdüklerindenآگے بھیجا qaddamat their handselleriyle (yapıp)ان کے ہاتھوں نے aydīhim
beholdderhalاچانک idhā Theyonlarتب وہ hum despairumutsuzluğa düşerlerمایوس ہونے لگتے ہیں yaqnaṭūna٣٦ Do notgörmediler mi?کیا بھلا نہیں awalam they seeانہوں نے دیکھا yaraw thatgerçektenبیشک anna Allahاللہ تعالیٰ l-laha extendsgenişletiyorپھیلاتا ہے yabsuṭu the provisionrızkıرزق l-riz'qa for whomkimseyeجس کے لیے liman He willsdilediğiچاہتا ہے yashāu
and straitens (it)ve daraltıyorاور اندازے سے دیتا ہے wayaqdiru Indeedşüphesizبیشک inna invardırاس میں thatbundaالبتہ dhālika surely (are) Signsibretlerنشانیاں ہیں laāyātin for a peoplebir toplum içinان لوگوں کے لیے liqawmin who believeinananجو ایمان رکھتے ہوں yu'minūna٣٧ So giveo halde verتو دو faāti the relativeakrabayaقرابت دار کو dhā the relativeقرابت دار کو l-qur'bā
his righthakkınıحق اس کا ḥaqqahu and the poorve yoksulaاور مسکین کو wal-mis'kīna and the wayfarerve yolcuyaاور مسافر کو wa-ib'na and the wayfarerمسافر کو l-sabīli Thatbuیہ dhālika (is) bestdaha hayırlıdırبات بہتر ہے khayrun for those whoiçinان لوگوں کے لیے lilladhīna desireisteyenlerجو چاہتے ہیں yurīdūna
(the) Countenanceyüzünü (rızasını)خوشنودی wajha (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi And thoseve işteاور یہی لوگ ہیں wa-ulāika theyonlarوہ humu (are) the successful onesbaşarıya erenlerdirجو فلاح پانے والے ہیں l-muf'liḥūna٣٨ And whatne kiاور جو wamā you giveverdinizدو تم ātaytum forriba (faiz)میں سے min usuryسود riban
to increaseartması içinتاکہ وہ بڑھ جائے liyarbuwā iniçindeمیں (the) wealthmallarıمالوں amwāli (of) peopleinsanlarınلوگوں کے l-nāsi notaslaپس نہیں falā (will) increaseartmazوہ بڑھتا yarbū withkatındaنزدیک ʿinda Allahاللہ کے l-lahi But whatamaاور جو wamā you giveverdiğinizدو تم ātaytum ofzekattanمیں سے min zakahزکوۃ zakatin
desiringisteyerekتم چاہتے ہو turīdūna (the) Countenanceyüzünü (rızasını)رضا wajha (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi then thoseişteتو یہی لوگ ہیں fa-ulāika [they]onlarوہ humu (will) get manifoldkat kat artıranlardırجو بڑھانے والے ہیں l-muḍ'ʿifūna٣٩ AllahAllahاللہ al-lahu (is) the One Whokiوہ ذات ہے alladhī
created yousizi yarattıجس نے پیدا کیا تم کو khalaqakum thensonraپھر thumma He provided (for) youbeslediاس نے رزق دیا تم کو razaqakum thensonraپھر thumma He will cause you to dieöldürüyorوہ موت دے گا تم کو yumītukum thensonraپھر thumma He will give you lifediriltiyorوہ زندہ کرے گا تم کو yuḥ'yīkum Is (there)var mı?کیا hal anyortaklarınızdanمیں سے min
(of) your partnersتمہارے شریکوں کوئی ہے shurakāikum whokimseجو man doesyapanکرے yafʿalu ofbunlardanسے min thatاس میں dhālikum anyhiçسے min thingbiriniکوئی چیز shayin Glory be to HimO münezzehtirپاک ہے وہ sub'ḥānahu and exalted is Heve yücedirاور بلند تر ہے wataʿālā
above whatşeylerdenاس سے جو ʿammā they associateonların ortak koştuklarıوہ شریک ٹھہراتے ہیں yush'rikūna٤٠ Has appearedçıktıظاہر ہوا ẓahara the corruptionfesatفساد l-fasādu inkaradaمیں the landخشکی l-bari and the seave denizdeاور سمندر میں wal-baḥri for whatyüzündenبوجہ اس کے bimā have earnedkazandıklarıجو کمائی کی kasabat
(the) handselleriyleہاتھوں نے aydī (of) peopleinsanlarınلوگوں کے l-nāsi so that He may let them tasteonlara taddırıyorتاکہ وہ چکھائے ان کو liyudhīqahum a partbir kısmınıبعض baʿḍa (of) that whichyaptıklarınınوہ چیز alladhī they have doneجو انہوں نے عمل کیے ʿamilū so that they maybelki onlarتاکہ وہ۔ شاید کہ وہ laʿallahum returndönerler (diye)لوٹ آئیں۔ باز آجائیں yarjiʿūna٤١
٤٠٩
‹ 407page 408 of the printed Mushaf409 ›