لَقَدۡ كَانَ لِسَبَإٍ فِى مَسۡكَنِهِمۡ ءَايَةٌۖ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍ وَشِمَالٍۖ كُلُواۡ مِن رِّزۡقِ رَبِّكُمۡ وَٱشۡكُرُواۡ لَهُۚۥ بَلۡدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ ١٥

Certainlyandolsunالبتہ تحقیقlaqad(there) wasvardırہےkānafor SabaSebe (oğulların)ınسبا کے لیےlisaba-ininyerlerdeمیںtheir dwelling placeoturduklarıان کے گھروں (میں)maskanihima sign:bir ibretایک نشانیāyatunTwo gardensiki bahçeدو باغjannatānionsağdanسےʿan(the) rightدائیں طرف (سے)yamīninand (on the) leftve soldanاور بائیں جانب سےwashimālinEatyeyinکھاؤkulūfromrızkındanسےmin(the) provisionرزق میں (سے)riz'qi(of) your LordRabbinizinاپنے رب کےrabbikumand be gratefulve şükredinاور شکر کروwa-ush'kurūto HimO'naاس کے لیےlahuA land(bir) ülkeشہرbaldatungoodhoşپاکیزہṭayyibatunand a Lordve RabbinربwarabbunOft-Forgivingçok bağışlayandırبخشش فرمانے والاghafūrun

15 There was for [the tribe of] Saba' in their dwelling place a sign: two [fields of] gardens on the right and on the left. [They were told], "Eat from the provisions of your Lord and be grateful to Him. A good land [have you], and a forgiving Lord."

15 Sebelilerin yurtlarında Allah'ın kudretine bir işaret vardır: Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbinizin verdiği rızıktan yiyin ve O'na şükredin. İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir Rab" denmişti.

15 Andolsun ki Sebe' kavmi için oturdukları yerde bir ibret vardı: Sağ ve soldan iki bahçe! (onlara): "Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin, ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!" (denildi).

15 (اہل) سبا کے لئے ان کے مقام بودوباش میں ایک نشانی تھی (یعنی) دو باغ (ایک) داہنی طرف اور (ایک) بائیں طرف۔ اپنے پروردگار کا رزق کھاؤ اور اس کا شکر کرو۔ (یہاں تمہارے رہنے کو یہ) پاکیزہ شہر ہے اور (وہاں بخشنے کو) خدائے غفار

15 1 سبا  کے لیے اُن کے اپنے مسکن ہی میں ایک نشانی موجود تھی 2 ، دو باغ دائیں اور بائیں 3۔ کھاوٴ اپنے ربّ کا دیا ہوا رزق اور شکر بجا لاوٴ اُس کا، ملک ہے عمدہ و پاکیزہ اور پروردگار ہے بخشش فرمانے والا

فَأَعۡرَضُواۡ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ سَيۡلَ ٱلۡعَرِمِ وَبَدَّلۡنَـٰهُم بِجَنَّتَيۡهِمۡ جَنَّتَيۡنِ ذَوَاتَىۡ أُكُلٍ خَمۡطٍ وَأَثۡلٍ وَشَىۡءٍ مِّن سِدۡرٍ قَلِيلٍ ١٦

But they turned awayama yüz çevirdilerپھر وہ منہ موڑ گئےfa-aʿraḍūso We sentbu yüzden gönderdikتو بھیجا ہم نےfa-arsalnāupon themüzerlerineان پرʿalayhim(the) floodseliniسیلابsayla(of) the damArimبند تور (سیلاب۔ تیز رو سیلاب)l-ʿarimiand We changed for themve çevirdikاور بدل کردیا ہم نے ان کوwabaddalnāhumtheir two gardensonların iki bahçesiniبدلے ان کے دو باغوں کےbijannatayhim(with) two gardensiki bahçeyeدو باغjannatayniproducing fruitbulunanوالےdhawātayproducing fruityemişliمیوےukulinbitterburukبدمزہkhamṭinand tamarisksve acı meyvalıاور جھاؤ کے درختwa-athlinand (some)thingve içindeاور کوئی چیزwashayinofsedir ağacıسےminlote treesبیری (میں سے)sid'rinfewbirazتھوڑی سیqalīlin

16 But they turned away [refusing], so We sent upon them the flood of the dam, and We replaced their two [fields of] gardens with gardens of bitter fruit, tamarisks and something of sparse lote trees.

16 Fakat onlar yüz çevirdiler; bunun için Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.

16 Fakat onlar (şükürden yüz çevirdiler) bakmadılar. Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik ve o güzelim iki bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.

16 تو انہوں نے (شکرگزاری سے) منہ پھیر لیا پس ہم نے ان پر زور کا سیلاب چھوڑ دیا اور انہیں ان کے باغوں کے بدلے دو ایسے باغ دیئے جن کے میوے بدمزہ تھے اور جن میں کچھ تو جھاؤ تھا اور تھوڑی سی بیریاں

16 مگر وہ منہ موڑ گئے۔ 1 آخر کار ہم نے اُن پر بند توڑ سیلاب بھیج دیا 2 اور ان کے پچھلے دو باغوں کی جگہ دو اور باغ انہیں دیے جن میں کڑوے کسیلے پھل اور جھاوٴ کے درخت تھے اور کچھ تھوڑی سی بیریاں 3

ذٰلِكَ جَزَيۡنَـٰهُم بِمَا كَفَرُواۡۖ وَهَلۡ نُجَـٰزِىٓ إِلَّا ٱلۡكَفُورَ ١٧

ThatböyleیہdhālikaWe recompensed themonları cezalandırdıkبدلہ دیا ہم نے ان کوjazaynāhumbecauseötürüبوجہ اس کے جوbimāthey disbelievedinkarlarındanانہوں نے کفر کیاkafarūAnd notbiz cezalandırır mıyız?اور نہیںwahalWe recompenseہم بدلہ دئیےnujāzīexceptbaşkasınıمگرillāthe ungratefulinkar edendenسخت ناشکرے کوl-kafūra

17 [By] that We repaid them because they disbelieved. And do We [thus] repay except the ungrateful?

17 İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?

17 Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz hep böyle çok nankör olanları cezalandırırız.

17 یہ ہم نے ان کی ناشکری کی ان کو سزا دی۔ اور ہم سزا ناشکرے ہی کو دیا کرتے ہیں

17 یہ تھا ان کے کفر کا بدلہ جو ہم نے ان کو دیا، اور ناشکرے انسان کے سوا ایسا بدلہ ہم اور کسی کو نہیں دیتے

وَجَعَلۡنَا بَيۡنَهُمۡ وَبَيۡنَ ٱلۡقُرَى ٱلَّتِى بَـٰرَكۡنَا فِيهَا قُرًى ظَـٰهِرَةً وَقَدَّرۡنَا فِيهَا ٱلسَّيۡرَۖ سِيرُواۡ فِيهَا لَيَالِىَ وَأَيَّامًا ءَامِنِينَ ١٨

And We madeve var ettikاور بنائیں تھیں ہم نےwajaʿalnābetween themonların arasındaان کے درمیانbaynahumand betweenve arasındaاور درمیانwabaynathe townskentlerبستیوں کےl-qurāwhichbereketlendirdiğimizوہ جوallatīWe had blessedبرکت دی ہم نےbāraknāin itiçindeاس میںfīhātownskentlerبستیاںquranvisibleaçıkça görünenظاہریẓāhiratanAnd We determinedve takdir ettikاور اندازے پر رکھی ہم نےwaqaddarnābetween thembunlar arasındaاس میںfīhāthe journeyyürümeyiمسافتl-sayraTravelyürüyünچلو پھروsīrūbetween themoralardaاس میںfīhā(by) nightgeceleriراتوں کوlayāliyaand (by) dayve gündüzleriاور دنوں کوwa-ayyāmansafelygüven içindeامن سے رہنے والےāminīna

18 And We placed between them and the cities which We had blessed [many] visible cities. And We determined between them the [distances of] journey, [saying], "Travel between them by night or day in safety."

18 Onlarla, kutlu kıldığımız şehirler arasında, karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oraları gezilecek belirli konak yerleri yapmıştık, "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin" demiştik.

18 Biz onlarla o bereket verdiğimiz memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirmiştik. Ve onlar da muntazam gidiş geliş düzenledik. (Onlara): Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet içinde gezip yürüyün (dedik).

18 اور ہم نے ان کے اور (شام کی) ان بستیوں کے درمیان جن میں ہم نے برکت دی تھی (ایک دوسرے کے متصل) دیہات بنائے تھے جو سامنے نظر آتے تھے اور ان میں آمد ورفت کا اندازہ مقرر کردیا تھا کہ رات دن بےخوف وخطر چلتے رہو

18 اور ہم نے اُن کے اور اُن بستیوں کے درمیان ، جن کو ہم نے برکت عطا کی تھی ، نمایاں بستیاں بسا دی تھیں اور اُن میں سفر کی مسافتیں ایک اندازے پر رکھ دی تھیں۔ 1 چلو پھرو اِن راستوں میں رات دن پورے امن کے ساتھ

فَقَالُواۡ رَبَّنَا بَـٰعِدۡ بَيۡنَ أَسۡفَارِنَا وَظَلَمُوٓاۡ أَنفُسَهُمۡ فَجَعَلۡنَـٰهُمۡ أَحَادِيثَ وَمَزَّقۡنَـٰهُمۡ كُلَّ مُمَزَّقٍۚ إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَـٰتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ١٩

But they saiddedilerتو انہوں نے کہاfaqālūOur LordRabbimizاے ہمارے ربrabbanālengthen (the distance)uzaklaştırدوری پیدا کردےbāʿidbetweenarasınıدرمیانbaynaour journeysseferlerimizinہمارے سفروں کےasfārināAnd they wrongedve zulmettilerاور انہوں نے ظلم کیاwaẓalamūthemselveskendilerineاپنی جانوں پرanfusahumso We made thembiz de onları çevirdikتو بنادیا ہم نے ان کوfajaʿalnāhumnarrationsefsanelereافسانے۔ باتیںaḥādīthaand We dispersed themonları darmadağın ettikاور منتشر کردیا ہم نے ان کو۔ تتر بتر کردیا ہم نے ان کوwamazzaqnāhum(in) a totalhepsiniہر طرحkulladispersionparçalayarakمنتشر کرناmumazzaqinIndeedşüphesizیقیناinnainvardırمیںthatbundaاس (میں)dhālikasurely (are) Signsibretlerالبتہ نشانیاں ہیںlaāyātinfor everyoneherkes içinواسطے ہرlikullipatientsabredenبہت صبر کرنے والےṣabbārin(and) gratefulşükredenشکر گزار کےshakūrin

19 But [insolently] they said, "Our Lord, lengthen the distance between our journeys," and wronged themselves, so We made them narrations and dispersed them in total dispersion. Indeed in that are signs for everyone patient and grateful.

19 Ama onlar: "Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzak kıl" deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.

19 Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.

19 تو انہوں نے دعا کی کہ اے پروردگار ہماری مسافتوں میں بُعد (اور طول پیدا) کردے اور (اس سے) انہوں نے اپنے حق میں ظلم کیا تو ہم نے (انہیں نابود کرکے) ان کے افسانے بنادیئے اور انہیں بالکل منتشر کردیا۔ اس میں ہر صابر وشاکر کے لئے نشانیاں ہیں

19 مگر انہوں نے کہا”اے ہمارے ربّ، ہمارے سفر کی مسافتیں لمبی کردے۔ 1“ انہوں نے اپنے اوپر آپ ظلم کیا۔ آخر کار ہم نے انہیں افسانہ بنا کر رکھ دیا اور انہیں بالکل تِتّر بِتّر کر ڈالا 2۔ یقیناً اس میں نشانیاں ہیں ہر اُس شخص کے لیے جو بڑا صابر و شاکر ہو 3

وَلَقَدۡ صَدَّقَ عَلَيۡهِمۡ إِبۡلِيسُ ظَنَّهُۥ فَٱتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٢٠

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadfound truedoğru çıkardıسچ کر دکھایاṣaddaqaabout themonlar hakkındakiان کے بارے میںʿalayhimIblisİblisابلیس نےib'līsuhis assumptionzannınıاپنے گمان کوẓannahuso they followed him(hepsi) ona uydularتو انہوں نے پیروی کی اس کیfa-ittabaʿūhuexceptdışındakilerمگرillāa groupbir bölümüایک گروہ نےfarīqanofinananlardanسےminathe believersمومنوں میں (سے)l-mu'minīna

20 And Iblees had already confirmed through them his assumption, so they followed him, except for a party of believers.

20 And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış; inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.

20 Yine yemin ederim ki, İblis onlar hakkındaki zannını hakikaten doğru buldu da içlerinde müminlerden ibaret bir gruptan başkası ona uydular.

20 اور شیطان نے ان کے بارے میں اپنا خیال سچ کر دکھایا کہ مومنوں کی ایک جماعت کے سوا وہ اس کے پیچھے چل پڑے

20 اُن کے معاملہ میں ابلیس نے اپنا  گمان صحیح پایا او ر انہوں نے اُسی کی پیروی کی ، بجُز ایک تھوڑے سے گروہ کے جو مومن تھا 1

وَمَا كَانَ لَهُۥ عَلَيۡهِم مِّن سُلۡطَـٰنٍ إِلَّا لِنَعۡلَمَ مَن يُؤۡمِنُ بِٱلۡأَخِرَةِ مِمَّنۡ هُوَ مِنۡهَا فِى شَكٍّۗ وَرَبُّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىۡءٍ حَفِيظٌ ٢١

And notveاور نہwamāwasyoktuتھاkānafor himonunاس کے لیےlahuover themonlar üzerindeان پرʿalayhimanyzorlayıcı bir gücüکوئیminauthorityزورsul'ṭāninexceptancakمگرillāthat We (might) make evident(ayırd edip) bilelim diyeتاکہ ہم جان لیںlinaʿlamawhokimseyiکونmanbelievesinananایمان لاتا ہےyu'minuin the Hereafterahireteآخرت پرbil-ākhiratifrom (one) whokimsedenاس سے جوmimman[he]oوہhuwaabout itondanاس میں سے۔ اس کے بارےmin'hā(is) iniçindeمیںdoubtkuşkuشک میں ہیںshakkinAnd your LordRabbinاور رب تیراwarabbukaoverherپرʿalāallہرkullithingsşeyiچیز (پر)shayin(is) a Guardiankorumaktadırنگہبان ہےḥafīẓun

21 And he had over them no authority except [it was decreed] that We might make evident who believes in the Hereafter from who is thereof in doubt. And your Lord, over all things, is Guardian.

21 Oysa İblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu; ama Biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphede olanları, işte böylece ortaya koyarız. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır.

21 Halbuki İblis'in onlar üzerinde hiçbir saltanat kudreti yoktu. Fakat biz ahirete imanı olanı belli edecek, ondan şüphe içinde bulunandan ayırt edecektik. Öyle ya Rabb'in her şeyi gözetleyendir.

21 اور اس کا ان پر کچھ زور نہ تھا مگر (ہمارا) مقصود یہ تھا کہ جو لوگ آخرت میں شک رکھتے ہیں ان سے ان لوگوں کو جو اس پر ایمان رکھتے تھے متمیز کردیں۔ اور تمہارا پروردگار ہر چیز پر نگہبان ہے

21 ابلیس کو اُن پر کوئی اقتدار حاصل نہ تھا مگر جو کچھ ہوا وہ اس لیے ہوا کہ ہم یہ دیکھنا چاہتے تھے کہ کون آخرت کا ماننے والا ہے اور کون اس کی طرف سے شک میں پڑا ہوا ہے 1۔ تیرا ربّ ہر چیز پر نگران ہے۔ 2

قُلِ ٱدۡعُواۡ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِثۡقَالَ ذَرَّةٍ فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَلَا فِى ٱلۡأَرۡضِ وَمَا لَهُمۡ فِيهِمَا مِن شِرۡكٍ وَمَا لَهُۥ مِنۡهُم مِّن ظَهِيرٍ ٢٢

Sayde kiکہہ دیجئےquliCall uponçağırınپکاروid'ʿūthose whomşeyleriان ہستیوں کوalladhīnayou claim(tanrı) sandığınızسمجھتے ہو تم۔ دعوی کرتے ہو تم۔ زعم رکھتے ہو تمzaʿamtumbesidesbaşkaکےminbesidesسواdūniAllahAllah'tanاللہ کے (سوا) (ان کے معبودوں ہونے پر)l-lahiNotdeğillerdirنہیںthey possessbir şeye sahipوہ مالک ہوسکتےyamlikūna(the) weightağırlığıncaبرابرmith'qāla(of) an atomzerreذرے کےdharratiningöklerdeمیںthe heavensآسمانوں (میں)l-samāwātiand notve değillerاور نہwalāinyerdeمیںthe earthزمین (میں)l-arḍiand notve yokturاور نہیںwamāfor themonlarınان کے لیےlahumin both of thembu ikisindeان دونوں میںfīhimāanyhiçbirکوئیminpartnershiportaklıklarıحصہshir'kinand notve yokturاور نہیںwamāfor HimO'nunاس کے لیےlahufrom themonlardanان میں سےmin'humanyhiçbirکوئیminsupporteryardımcısıمددگارẓahīrin

22 Say, [O Muhammad], "Invoke those you claim [as deities] besides Allah." They do not possess an atom's weight [of ability] in the heavens or on the earth, and they do not have therein any partnership [with Him], nor is there for Him from among them any assistant.

22 De ki: "Allah'ı bırakıp de göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza!"

22 De ki: "Allah'ı bırakıp da tanrı saydığınız putlarınıza istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne göklerde, ne yerde zerre kadar güçleri yetmez. Onların, bunlarda bir ortaklığı da yok. Allah'ın da onlardan bir yardımcısı yoktur."

22 کہہ دو کہ جن کو تم خدا کے سوا (معبود) خیال کرتے ہو ان کو بلاؤ۔ وہ آسمانوں اور زمین میں ذرہ بھر چیز کے بھی مالک نہیں ہیں اور نہ ان میں ان کی شرکت ہے اور نہ ان میں سے کوئی خدا کا مددگار ہے

22 1  (اے نبیؐ ، اِن مشرکین سے)کہو کہ پکار دیکھو اپنے اُن معبُودوں کو جنہیں تم اللہ کے سوا اپنا معبُود سمجھے بیٹھے ہو 2۔ وہ نہ آسمانوں میں کسی ذرّہ برابر چیز کے مالک ہیں نہ زمین میں۔ وہ آسمان و زمین کی ملکیّت میں شریک بھی نہیں ہیں۔ ان میں سے کوئی اللہ کا مددگار بھی نہیں ہے

Surah 34 / Saba / Sheba سورة سبإ 431
Certainlyandolsunالبتہ تحقیق laqad (there) wasvardırہے kāna for SabaSebe (oğulların)ınسبا کے لیے lisaba-in inyerlerdeمیں their dwelling placeoturduklarıان کے گھروں (میں) maskanihim a sign:bir ibretایک نشانی āyatun Two gardensiki bahçeدو باغ jannatāni onsağdanسے ʿan (the) rightدائیں طرف (سے) yamīnin and (on the) leftve soldanاور بائیں جانب سے washimālin
Eatyeyinکھاؤ kulū fromrızkındanسے min (the) provisionرزق میں (سے) riz'qi (of) your LordRabbinizinاپنے رب کے rabbikum and be gratefulve şükredinاور شکر کرو wa-ush'kurū to HimO'naاس کے لیے lahu A land(bir) ülkeشہر baldatun goodhoşپاکیزہ ṭayyibatun and a Lordve Rabbinرب warabbun Oft-Forgivingçok bağışlayandırبخشش فرمانے والا ghafūrun
١٥ But they turned awayama yüz çevirdilerپھر وہ منہ موڑ گئے fa-aʿraḍū so We sentbu yüzden gönderdikتو بھیجا ہم نے fa-arsalnā upon themüzerlerineان پر ʿalayhim (the) floodseliniسیلاب sayla (of) the damArimبند تور (سیلاب۔ تیز رو سیلاب) l-ʿarimi and We changed for themve çevirdikاور بدل کردیا ہم نے ان کو wabaddalnāhum their two gardensonların iki bahçesiniبدلے ان کے دو باغوں کے bijannatayhim
(with) two gardensiki bahçeyeدو باغ jannatayni producing fruitbulunanوالے dhawātay producing fruityemişliمیوے ukulin bitterburukبدمزہ khamṭin and tamarisksve acı meyvalıاور جھاؤ کے درخت wa-athlin and (some)thingve içindeاور کوئی چیز washayin ofsedir ağacıسے min lote treesبیری (میں سے) sid'rin fewbirazتھوڑی سی qalīlin
١٦ Thatböyleیہ dhālika We recompensed themonları cezalandırdıkبدلہ دیا ہم نے ان کو jazaynāhum becauseötürüبوجہ اس کے جو bimā they disbelievedinkarlarındanانہوں نے کفر کیا kafarū And notbiz cezalandırır mıyız?اور نہیں wahal We recompenseہم بدلہ دئیے nujāzī exceptbaşkasınıمگر illā the ungratefulinkar edendenسخت ناشکرے کو l-kafūra١٧
And We madeve var ettikاور بنائیں تھیں ہم نے wajaʿalnā between themonların arasındaان کے درمیان baynahum and betweenve arasındaاور درمیان wabayna the townskentlerبستیوں کے l-qurā whichbereketlendirdiğimizوہ جو allatī We had blessedبرکت دی ہم نے bāraknā in itiçindeاس میں fīhā townskentlerبستیاں quran visibleaçıkça görünenظاہری ẓāhiratan
And We determinedve takdir ettikاور اندازے پر رکھی ہم نے waqaddarnā between thembunlar arasındaاس میں fīhā the journeyyürümeyiمسافت l-sayra Travelyürüyünچلو پھرو sīrū between themoralardaاس میں fīhā (by) nightgeceleriراتوں کو layāliya and (by) dayve gündüzleriاور دنوں کو wa-ayyāman safelygüven içindeامن سے رہنے والے āminīna١٨
But they saiddedilerتو انہوں نے کہا faqālū Our LordRabbimizاے ہمارے رب rabbanā lengthen (the distance)uzaklaştırدوری پیدا کردے bāʿid betweenarasınıدرمیان bayna our journeysseferlerimizinہمارے سفروں کے asfārinā And they wrongedve zulmettilerاور انہوں نے ظلم کیا waẓalamū themselveskendilerineاپنی جانوں پر anfusahum so We made thembiz de onları çevirdikتو بنادیا ہم نے ان کو fajaʿalnāhum
narrationsefsanelereافسانے۔ باتیں aḥādītha and We dispersed themonları darmadağın ettikاور منتشر کردیا ہم نے ان کو۔ تتر بتر کردیا ہم نے ان کو wamazzaqnāhum (in) a totalhepsiniہر طرح kulla dispersionparçalayarakمنتشر کرنا mumazzaqin Indeedşüphesizیقینا inna invardırمیں thatbundaاس (میں) dhālika surely (are) Signsibretlerالبتہ نشانیاں ہیں laāyātin for everyoneherkes içinواسطے ہر likulli patientsabredenبہت صبر کرنے والے ṣabbārin
(and) gratefulşükredenشکر گزار کے shakūrin١٩ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad found truedoğru çıkardıسچ کر دکھایا ṣaddaqa about themonlar hakkındakiان کے بارے میں ʿalayhim Iblisİblisابلیس نے ib'līsu his assumptionzannınıاپنے گمان کو ẓannahu so they followed him(hepsi) ona uydularتو انہوں نے پیروی کی اس کی fa-ittabaʿūhu exceptdışındakilerمگر illā
a groupbir bölümüایک گروہ نے farīqan ofinananlardanسے mina the believersمومنوں میں (سے) l-mu'minīna٢٠ And notveاور نہ wamā wasyoktuتھا kāna for himonunاس کے لیے lahu over themonlar üzerindeان پر ʿalayhim anyzorlayıcı bir gücüکوئی min authorityزور sul'ṭānin
exceptancakمگر illā that We (might) make evident(ayırd edip) bilelim diyeتاکہ ہم جان لیں linaʿlama whokimseyiکون man believesinananایمان لاتا ہے yu'minu in the Hereafterahireteآخرت پر bil-ākhirati from (one) whokimsedenاس سے جو mimman [he]oوہ huwa about itondanاس میں سے۔ اس کے بارے min'hā (is) iniçindeمیں doubtkuşkuشک میں ہیں shakkin And your LordRabbinاور رب تیرا warabbuka
overherپر ʿalā allہر kulli thingsşeyiچیز (پر) shayin (is) a Guardiankorumaktadırنگہبان ہے ḥafīẓun٢١ Sayde kiکہہ دیجئے quli Call uponçağırınپکارو id'ʿū those whomşeyleriان ہستیوں کو alladhīna you claim(tanrı) sandığınızسمجھتے ہو تم۔ دعوی کرتے ہو تم۔ زعم رکھتے ہو تم zaʿamtum besidesbaşkaکے min besidesسوا dūni
AllahAllah'tanاللہ کے (سوا) (ان کے معبودوں ہونے پر) l-lahi Notdeğillerdirنہیں they possessbir şeye sahipوہ مالک ہوسکتے yamlikūna (the) weightağırlığıncaبرابر mith'qāla (of) an atomzerreذرے کے dharratin ingöklerdeمیں the heavensآسمانوں (میں) l-samāwāti and notve değillerاور نہ walā inyerdeمیں
the earthزمین (میں) l-arḍi and notve yokturاور نہیں wamā for themonlarınان کے لیے lahum in both of thembu ikisindeان دونوں میں fīhimā anyhiçbirکوئی min partnershiportaklıklarıحصہ shir'kin and notve yokturاور نہیں wamā for HimO'nunاس کے لیے lahu from themonlardanان میں سے min'hum anyhiçbirکوئی min supporteryardımcısıمددگار ẓahīrin٢٢
٤٣١
‹ 429page 430 of the printed Mushaf431 ›