أَفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَم بِهِۦ جِنَّۗةُۢ بَلِ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأَخِرَةِ فِى ٱلۡعَذَابِ وَٱلضَّلَـٰلِ ٱلۡبَعِيدِ ٨

Has he inventeduydurdu mu?کیا اس نے گھڑ لیاaftarāaboutkarşıپرʿalāAllahAllah'aاللہ (پر)l-lahia liebir yalanجھوٹkadhibanoryoksaیاamin himkendisinde -mi var?اس کوbihi(is) madnessکوئی جنون ہےjinnatunNayhayırبلکہbalithose whokimselerوہ لوگalladhīna(do) notinanmayanlarنہیںbelieveجو ایمان لاتےyu'minūnain the Hereafterahireteآخرت پرbil-ākhirati(will be) iniçindedirlerمیںthe punishmentazabعذاب (میں) ہیںl-ʿadhābiand errorve bir sapıklıkاور گمراہی میں ہیںwal-ḍalālifaruzakدور کیl-baʿīdi

8 Has he invented about Allah a lie or is there in him madness?" Rather, they who do not believe in the Hereafter will be in the punishment and [are in] extreme error.

8 İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.

8 O, bir yalanı Allah'a iftira mı etti, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, doğrusu âhirete inanmayanlar, derin bir sapıklıkla azab içindedirler.

8 یا تو اس نے خدا پر جھوٹ باندھ لیا ہے۔ یا اسے جنون ہے۔ بات یہ ہے کہ جو لوگ آخرت پر ایمان نہیں رکھتے وہ آفت اور پرلے درجے کی گمراہی میں (مبتلا) ہیں

8 نہ معلوم یہ شخص اللہ کے نام سے جھُوٹ گھڑتا ہے یا اسے جنُون لاحق ہے۔“ 1 نہیں، بلکہ جو لوگ آخرت کو نہیں مانتے وہ عذاب میں مبتلا ہونے والے ہیں اور وہی بُری طرح بہکے ہوئے ہیں۔ 2

أَفَلَمۡ يَرَوۡاۡ إِلَىٰ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِن نَّشَأۡ نَخۡسِفۡ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضَ أَوۡ نُسۡقِطۡ عَلَيۡهِمۡ كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَةً لِّكُلِّ عَبۡدٍ مُّنِيبٍ ٩

Then, do notgörmüyorlar mı?کیا بھلا نہیںafalamthey seeانہوں نے دیکھاyarawtowardsbulunanıطرفilāwhatاس کے جو(is) before themarasında (önlerinde)سامنےbayna(is) before themelleri (önlerinde)سامنے ہے ان کےaydīhimand whatve bulunanıاور جوwamā(is) behind themarkalarındaان کے پیچھے ہےkhalfahumofgöktenسےminathe heavenآسمان (سے)l-samāiand the earthve yerdenاور زمین (سے)wal-arḍiIfeğerاگرinWe willdilesekہم چاہیںnashaWe (could) cause to swallow thembatırırızہم دھنسا دیںnakhsifWe (could) cause to swallow themonlarıان کوbihimuthe earthyereزمین میںl-arḍaorya daیاawcause to falldüşürürüzہم گرادیںnus'qiṭupon themüzerlerineان پرʿalayhimfragmentsparçalarکچھ ٹکڑےkisafanfromgöktenسےminathe skyآسمان (سے)l-samāiIndeedşüphesizبیشکinnainvardırمیںthatbundaاس (میں)dhālikasurely, is a Signbir ibretالبتہ ایک نشانی ہےlaāyatanfor everyhepsi içinہر کے لیےlikullislavekul(ların)بندے (کے لیے)ʿabdinwho turns (to Allah)yönelenرجوع کرنے والےmunībin

9 Then, do they not look at what is before them and what is behind them of the heaven and earth? If We should will, We could cause the earth to swallow them or [could] let fall upon them fragments from the sky. Indeed in that is a sign for every servant turning back [to Allah].

9 Önlerinde ve ardlarında olan göğü ve yeri görmezler mi? Dilesek onları yere geçirir veya göğün bir parçasını başlarına indiririz. Bunlarda, Allah'a yönelen her kul için dersler vardır.

9 Ya gökten ve yerden önlerindekine ve arkalarındakine bir bakmazlar mı? Dilesek kendilerini yere geçiriveririz. Yahut gökten üzerlerine parçalar düşürüveririz. Şüphesiz bunda Allah'a yönelen (hakka gönül veren) her kul için bir ibret vardır.

9 کیا انہوں نے اس کو نہیں دیکھا جو ان کے آگے اور پیچھے ہے یعنی آسمان اور زمین۔ اگر ہم چاہیں تو ان کو زمین میں دھنسا دیں یا ان پر آسمان کے ٹکڑے گرا دیں۔ اس میں ہر بندے کے لئے جو رجوع کرنے والا ہے ایک نشانی ہے

9 کیا اِنہوں نے کبھی اُس آسمان و زمین کو نہیں دیکھا جو اِنہیں آگے اور پیچھے سے گھیرے ہوئے ہے؟ ہم چاہیں  تو اِنہیں زمین میں دَھسا دیں، یا آسمان کے کچھ ٹکڑے اِن پر گِرا دیں۔ 1 در حقیقت اس میں ایک نشانی ہے ہر اُس بندے کے لیے جو خدا کی طرف رجوع کرنے والا ہو۔ 2

۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ مِنَّا فَضۡلاًۖ يَـٰجِبَالُ أَوِّبِى مَعَهُۥ وَٱلطَّيۡرَۖ وَأَلَنَّا لَهُ ٱلۡحَدِيدَ ١٠

And certainlyve andolsun kiاور البتہ تحقیقwalaqadWe gaveverdikدیا ہم نےātaynāDawoodDavud'aداؤد کوdāwūdafrom Ustarafımızdanاپنی طرف سےminnāBountybir üstünlükفضلfaḍlanO mountainsey dağlarاے پہاڑوyājibāluRepeat praisestesbih edinرجوع کرو۔ لوٹوawwibīwith himonunla beraberاس کے ساتھmaʿahuand the birdsve (ey) kuşlarاور پرندوں کوwal-ṭayraAnd We made pliableve yumuşattıkاور ہم نے نرم کیاwa-alannāfor himonaاس کے لیےlahu[the] irondemiriلوہے کوl-ḥadīda

10 And We certainly gave David from Us bounty. [We said], "O mountains, repeat [Our] praises with him, and the birds [as well]." And We made pliable for him iron,

10 "Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.

10 Andolsun ki, biz Davud'a tarafımızdan bir fazilet verdik. "Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin." dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.

10 اور ہم نے داؤد کو اپنی طرف سے برتری بخشی تھی۔ اے پہاڑو ان کے ساتھ تسبیح کرو اور پرندوں کو (ان کا مسخر کردیا) اور ان کے لئے ہم نے لوہے کو نرم کردیا

10 ہم نے داوٴدؑ کو اپنے ہاں سے بڑا فضل عطا کیا تھا۔ 1 (ہم نے حکم دیا کہ)اے پہاڑو، اس کے ساتھ ہم آہنگی کرو(اور یہی حکم  ہم نے)پرندوں کو دیا۔ 2 ہم نے لوہے کو اس کے لیے نرم  کر دیا

أَنِ ٱعۡمَلۡ سَـٰبِغَـٰتٍ وَقَدِّرۡ فِى ٱلسَّرۡدِۖ وَٱعۡمَلُواۡ صَـٰلِحًاۖ إِنِّى بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ ١١

Thatyapکہanimakeبناؤiʿ'malfull coats of mailgeniş zırhlarکشادہ زر ہیںsābighātinand measure preciselyölçülü yapاور اندازے پر رکھوwaqaddir[of]dokumasınıمیںthe links (of armor)حلقے (میں)l-sardiand workve (hepiniz) yapınاور عمل کروwa-iʿ'malūrighteousnessiyi işlerنیکṣāliḥanIndeed, I Amçünkü benبیشک میںinnīof whatyaptıklarınızıساتھ اس کے جوbimāyou doتم عمل کرتے رہوtaʿmalūnaAll-Seergörmekteyimدیکھنے والا ہوںbaṣīrun

11 [Commanding him], "Make full coats of mail and calculate [precisely] the links, and work [all of you] righteousness. Indeed I, of what you do, am Seeing."

11 "Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.

11 Bol bol zırhlar yap ve biçimlemede ölçüyü gözet dedik. Siz de iyi işler yapın, çünkü ben her yapacağınızı gözetiyorum.

11 کہ کشادہ زرہیں بناؤ اور کڑیوں کو اندازے سے جوڑو اور نیک عمل کرو۔ جو عمل تم کرتے ہو میں ان کو دیکھنے والا ہوں

11 اس ہدایت کے ساتھ کہ زر ہیں بنا اور ان کے حلقے ٹھیک اندازے پر رکھ۔ 1 (اے آل ِ داوٴدؑ)نیک عمل کرو، جو کچھ تم کرتے ہو اُس کو میں دیکھ رہا ہوں

وَلِسُلَيۡمَـٰنَ ٱلرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهۡرٌ وَرَوَاحُهَا شَهۡرٌۖ وَأَسَلۡنَا لَهُۥ عَيۡنَ ٱلۡقِطۡرِۖ وَمِنَ ٱلۡجِنِّ مَن يَعۡمَلُ بَيۡنَ يَدَيۡهِ بِإِذۡنِ رَبِّهِۖۦ وَمَن يَزِغۡ مِنۡهُمۡ عَنۡ أَمۡرِنَا نُذِقۡهُ مِنۡ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ ١٢

And to Sulaimanve Süleyman'aاور واسطے سلیمان کےwalisulaymānathe wind rüzgarıہوا کو (مسخر کیا)l-rīḥaits morning coursesabah gidişiاس کا چلنا صبح کے و قتghuduwwuhā(was) a monthbir ay(lık mesafe)ایک مہینے کی راہ تکshahrunand its afternoon courseve akşam dönüşüاور شام کے وقت اس کا چلناwarawāḥuhā(was) a monthbir ay(lık mesafe)ایک مہینے کاshahrunand We caused to flowve akıttıkاور بہادیا ہم نےwa-asalnāfor himonun içinاس کے لیےlahua springkaynağınıچشمہʿayna(of) molten copperkatranپگھلے ہوئے تانبے کاl-qiṭ'riAnd [of]ve bir kısmıاور سےwaminathe jinncinlerinجنوں (میں سے)l-jiniwhokiجوmanworkedçalışırdıکام کرتے تھےyaʿmalubefore himonun önündebaynabefore himonun önündeاس کے آگےyadayhiby the permissionizniyleاذن کے ساتھbi-idh'ni(of) his LordRabbininاس کے رب کےrabbihiAnd whoeverve kimاور جوwamandeviatedsapsaسرتابی کرتا۔ منحرف ہوتاyazighamong themonlardanان میں سےmin'humfrombuyruğumuzdanسےʿanOur Commandہمارے حکم سےamrināWe will make him tasteona taddırırdıkہم چکھاتے اس کوnudhiq'huofazabıسےmin(the) punishmentعذاب میں (سے)ʿadhābi(of) the Blazealevliبھڑکتی ہوئی آگ کےl-saʿīri

12 And to Solomon [We subjected] the wind - its morning [journey was that of] a month - and its afternoon [journey was that of] a month, and We made flow for him a spring of [liquid] copper. And among the jinn were those who worked for him by the permission of his Lord. And whoever deviated among them from Our command - We will make him taste of the punishment of the Blaze.

12 Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.

12 Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi'nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık.

12 اور ہوا کو (ہم نے) سلیمان کا تابع کردیا تھا اس کی صبح کی منزل ایک مہینے کی راہ ہوتی اور شام کی منزل بھی مہینے بھر کی ہوتی۔ اور ان کے لئے ہم نے تانبے کا چشمہ بہا دیا تھا اور جِنّوں میں سے ایسے تھے جو ان کے پروردگار کے حکم سے ان کے آگے کام کرتے تھے۔ اور جو کوئی ان میں سے ہمارے حکم سے پھرے گا اس کو ہم (جہنم کی) آگ کا مزہ چکھائیں گے

12 اور سلیمانؑ کے لیے ہم نے ہوا کو مسخّر کر دیا ، صبح کے وقت اس کا چلنا ایک مہینے کی راہ تک اور شام کے وقت اس کا چلنا ایک مہینے کی راہ تک۔ 1 ہم نے اُس کے لیے پگھلے ہوئے تانبے کا چشمہ بہا دیا 2 اور ایسے جِن اس کے تابع کر دیے جو اپنے ربّ کے حکم سے اس کے آگے کام کرتے تھے۔ 3 اُن میں سے جو ہمارے حکم سے سرتابی کرتا اس کو ہم بھڑکتی ہوئی آگ کا مزہ چکھاتے

يَعۡمَلُونَ لَهُۥ مَا يَشَآءُ مِن مَّحَـٰرِيبَ وَتَمَـٰثِيلَ وَجِفَانٍ كَٱلۡجَوَابِ وَقُدُورٍ رَّاسِيَـٰتٍۚ ٱعۡمَلُوٓاۡ ءَالَ دَاوُۥدَ شُكۡرًاۚ وَقَلِيلٌ مِّنۡ عِبَادِىَ ٱلشَّكُورُ ١٣

They workedyaparlardıوہ بناتے تھےyaʿmalūnafor himonaاس کے لیےlahuwhatneجوhe willeddiliyorsaوہ چاہتاyashāuofkalelerdenسےminelevated chambersقلعوں میں سے۔ بلند عمارتوں میں سےmaḥārībaand statuesve heykeller(den)اور تصویریںwatamāthīlaand bowlsve leğenler(den)اور لگنwajifāninlike reservoirshavuzlar kadar (geniş)حوض کی طرحkal-jawābiand cooking-potsve kazanlar(dan)اور دیگیںwaqudūrinfixedsabitگاڑی ہوئیں۔ جمی ہوئیںrāsiyātinWorkyapınعمل کروiʿ'malūO family(ey) ailesiاے آلāla(of) DawoodDavudداؤدdāwūda(in) gratitudeşükredinشکر کے طریقےshuk'ranBut fewve azdırاور کتنے کمwaqalīlunofkullarımdanسےminMy slavesمیرے بندوں میں (سے)ʿibādiya(are) gratefulşükredenشکرگزار ہیںl-shakūru

13 They made for him what he willed of elevated chambers, statues, bowls like reservoirs, and stationary kettles. [We said], "Work, O family of David, in gratitude." And few of My servants are grateful.

13 Süleyman için, o ne dilerse, mabedler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır."

13 Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden azdır.

13 وہ جو چاہتے یہ ان کے لئے بناتے یعنی قلعے اور مجسمے اور (بڑے بڑے) لگن جیسے تالاب اور دیگیں جو ایک ہی جگہ رکھی رہیں۔ اے داؤد کی اولاد (میرا) شکر کرو اور میرے بندوں میں شکرگزار تھوڑے ہیں

13 وہ اُس کے لیے بناتے تھے جو کچھ  وہ چاہتا، اُونچی عمارتیں، تصویریں 1 ، بڑے بڑے حوض جیسے لگن اور اپنی جگہ سے نہ ہٹنے والی  بھاری دیگیں 2۔۔۔۔ اے آلِ داوٴدؑ ، عمل کرو شکر کے طریقے پر 3 ، میرے بندوں میں کم ہی شکر گزار ہیں

فَلَمَّا قَضَيۡنَا عَلَيۡهِ ٱلۡمَوۡتَ مَا دَلَّهُمۡ عَلَىٰ مَوۡتِهِۦٓ إِلَّا دَآبَّةُ ٱلۡأَرۡضِ تَأۡكُلُ مِنسَأَتَهُۖۥ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ ٱلۡجِنُّ أَن لَّوۡ كَانُواۡ يَعۡلَمُونَ ٱلۡغَيۡبَ مَا لَبِثُواۡ فِى ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ ١٤

Then whenzamanپھر جبfalammāWe decreedhükmettiğimizمقرر کیا ہم نےqaḍaynāfor himonunاس پرʿalayhithe deathölümüneموت کوl-mawtanotgöstermediنہیںindicated to themخبردار کیا ان کوdallahum[on]onun öldüğünüپرʿalāhis deathاس کی موت (پر)mawtihiexceptbaşkasıمگرillāa creaturebir kurdundanکیڑے نےdābbatu(of) the earthyer (ağaç)زمین کےl-arḍieatingyiyenکھا رہا تھاtakuluhis staffdeğneğiniاس کے عصا کوminsa-atahuBut whenne zaman kiپھر جبfalammāhe fell downyıkıldıگرپڑاkharrabecame clearanlaşıldı kiجان لیاtabayyanati(to) the jinncinlerجنوں نےl-jinuthateğerکہanifاگرlawthey hadidiہوتے وہkānūknownbilselerوہ علم رکھتےyaʿlamūnathe unseengaybıغیب کاl-ghaybanotkalmazlardıنہthey (would have) remainedوہ رہتےlabithūiniçindeمیںthe punishmentazabعذاب (میں)l-ʿadhābihumiliatingküçük düşürücüرسوا کنl-muhīni

14 And when We decreed for Solomon death, nothing indicated to the jinn his death except a creature of the earth eating his staff. But when he fell, it became clear to the jinn that if they had known the unseen, they would not have remained in humiliating punishment.

14 Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.

14 Ne zaman ki Süleyman'a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir güve böceği yere dayandığı asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı.

14 پھر جب ہم نے ان کے لئے موت کا حکم صادر کیا تو کسی چیز سے ان کا مرنا معلوم نہ ہوا مگر گھن کے کیڑے سے جو ان کے عصا کو کھاتا رہا۔ جب عصا گر پڑا تب جنوں کو معلوم ہوا (اور کہنے لگے) کہ اگر وہ غیب جانتے ہوتے تو ذلت کی تکلیف میں نہ رہتے

14 پھر جب سلیمانؑ پر ہم نے موت کا فیصلہ نافذ کیا تو جِنّوں کو اس کی موت کا پتہ دینے والی کوئی چیز اُس گھُن کے سوا نہ تھی جو اس کے عصا کو کھا رہا تھا۔ اس طرح جب سلیمانؑ گر پڑا تو جِنّوں پر یہ بات کھُل گئی 1 کہ اگر وہ غیب کے جاننے والے ہوتے تو اس ذلّت کے عذاب میں مبتلا نہ رہتے۔ 2

Surah 34 / Saba / Sheba سورة سبإ 430
Has he inventeduydurdu mu?کیا اس نے گھڑ لیا aftarā aboutkarşıپر ʿalā AllahAllah'aاللہ (پر) l-lahi a liebir yalanجھوٹ kadhiban oryoksaیا am in himkendisinde -mi var?اس کو bihi (is) madnessکوئی جنون ہے jinnatun Nayhayırبلکہ bali those whokimselerوہ لوگ alladhīna (do) notinanmayanlarنہیں believeجو ایمان لاتے yu'minūna in the Hereafterahireteآخرت پر bil-ākhirati
(will be) iniçindedirlerمیں the punishmentazabعذاب (میں) ہیں l-ʿadhābi and errorve bir sapıklıkاور گمراہی میں ہیں wal-ḍalāli faruzakدور کی l-baʿīdi٨ Then, do notgörmüyorlar mı?کیا بھلا نہیں afalam they seeانہوں نے دیکھا yaraw towardsbulunanıطرف ilā whatاس کے جو (is) before themarasında (önlerinde)سامنے bayna (is) before themelleri (önlerinde)سامنے ہے ان کے aydīhim
and whatve bulunanıاور جو wamā (is) behind themarkalarındaان کے پیچھے ہے khalfahum ofgöktenسے mina the heavenآسمان (سے) l-samāi and the earthve yerdenاور زمین (سے) wal-arḍi Ifeğerاگر in We willdilesekہم چاہیں nasha We (could) cause to swallow thembatırırızہم دھنسا دیں nakhsif We (could) cause to swallow themonlarıان کو bihimu
the earthyereزمین میں l-arḍa orya daیا aw cause to falldüşürürüzہم گرادیں nus'qiṭ upon themüzerlerineان پر ʿalayhim fragmentsparçalarکچھ ٹکڑے kisafan fromgöktenسے mina the skyآسمان (سے) l-samāi Indeedşüphesizبیشک inna invardırمیں thatbundaاس (میں) dhālika
surely, is a Signbir ibretالبتہ ایک نشانی ہے laāyatan for everyhepsi içinہر کے لیے likulli slavekul(ların)بندے (کے لیے) ʿabdin who turns (to Allah)yönelenرجوع کرنے والے munībin٩ And certainlyve andolsun kiاور البتہ تحقیق walaqad We gaveverdikدیا ہم نے ātaynā DawoodDavud'aداؤد کو dāwūda from Ustarafımızdanاپنی طرف سے minnā Bountybir üstünlükفضل faḍlan
O mountainsey dağlarاے پہاڑو yājibālu Repeat praisestesbih edinرجوع کرو۔ لوٹو awwibī with himonunla beraberاس کے ساتھ maʿahu and the birdsve (ey) kuşlarاور پرندوں کو wal-ṭayra And We made pliableve yumuşattıkاور ہم نے نرم کیا wa-alannā for himonaاس کے لیے lahu [the] irondemiriلوہے کو l-ḥadīda١٠ Thatyapکہ ani makeبناؤ iʿ'mal
full coats of mailgeniş zırhlarکشادہ زر ہیں sābighātin and measure preciselyölçülü yapاور اندازے پر رکھو waqaddir [of]dokumasınıمیں the links (of armor)حلقے (میں) l-sardi and workve (hepiniz) yapınاور عمل کرو wa-iʿ'malū righteousnessiyi işlerنیک ṣāliḥan Indeed, I Amçünkü benبیشک میں innī of whatyaptıklarınızıساتھ اس کے جو bimā you doتم عمل کرتے رہو taʿmalūna
All-Seergörmekteyimدیکھنے والا ہوں baṣīrun١١ And to Sulaimanve Süleyman'aاور واسطے سلیمان کے walisulaymāna the wind rüzgarıہوا کو (مسخر کیا) l-rīḥa its morning coursesabah gidişiاس کا چلنا صبح کے و قت ghuduwwuhā (was) a monthbir ay(lık mesafe)ایک مہینے کی راہ تک shahrun and its afternoon courseve akşam dönüşüاور شام کے وقت اس کا چلنا warawāḥuhā (was) a monthbir ay(lık mesafe)ایک مہینے کا shahrun
and We caused to flowve akıttıkاور بہادیا ہم نے wa-asalnā for himonun içinاس کے لیے lahu a springkaynağınıچشمہ ʿayna (of) molten copperkatranپگھلے ہوئے تانبے کا l-qiṭ'ri And [of]ve bir kısmıاور سے wamina the jinncinlerinجنوں (میں سے) l-jini whokiجو man workedçalışırdıکام کرتے تھے yaʿmalu before himonun önünde bayna before himonun önündeاس کے آگے yadayhi by the permissionizniyleاذن کے ساتھ bi-idh'ni
(of) his LordRabbininاس کے رب کے rabbihi And whoeverve kimاور جو waman deviatedsapsaسرتابی کرتا۔ منحرف ہوتا yazigh among themonlardanان میں سے min'hum frombuyruğumuzdanسے ʿan Our Commandہمارے حکم سے amrinā We will make him tasteona taddırırdıkہم چکھاتے اس کو nudhiq'hu ofazabıسے min (the) punishmentعذاب میں (سے) ʿadhābi (of) the Blazealevliبھڑکتی ہوئی آگ کے l-saʿīri١٢
They workedyaparlardıوہ بناتے تھے yaʿmalūna for himonaاس کے لیے lahu whatneجو he willeddiliyorsaوہ چاہتا yashāu ofkalelerdenسے min elevated chambersقلعوں میں سے۔ بلند عمارتوں میں سے maḥārība and statuesve heykeller(den)اور تصویریں watamāthīla and bowlsve leğenler(den)اور لگن wajifānin like reservoirshavuzlar kadar (geniş)حوض کی طرح kal-jawābi
and cooking-potsve kazanlar(dan)اور دیگیں waqudūrin fixedsabitگاڑی ہوئیں۔ جمی ہوئیں rāsiyātin Workyapınعمل کرو iʿ'malū O family(ey) ailesiاے آل āla (of) DawoodDavudداؤد dāwūda (in) gratitudeşükredinشکر کے طریقے shuk'ran But fewve azdırاور کتنے کم waqalīlun ofkullarımdanسے min My slavesمیرے بندوں میں (سے) ʿibādiya
(are) gratefulşükredenشکرگزار ہیں l-shakūru١٣ Then whenzamanپھر جب falammā We decreedhükmettiğimizمقرر کیا ہم نے qaḍaynā for himonunاس پر ʿalayhi the deathölümüneموت کو l-mawta notgöstermediنہیں indicated to themخبردار کیا ان کو dallahum [on]onun öldüğünüپر ʿalā his deathاس کی موت (پر) mawtihi
exceptbaşkasıمگر illā a creaturebir kurdundanکیڑے نے dābbatu (of) the earthyer (ağaç)زمین کے l-arḍi eatingyiyenکھا رہا تھا takulu his staffdeğneğiniاس کے عصا کو minsa-atahu But whenne zaman kiپھر جب falammā he fell downyıkıldıگرپڑا kharra became clearanlaşıldı kiجان لیا tabayyanati (to) the jinncinlerجنوں نے l-jinu
thateğerکہ an ifاگر law they hadidiہوتے وہ kānū knownbilselerوہ علم رکھتے yaʿlamūna the unseengaybıغیب کا l-ghayba notkalmazlardıنہ they (would have) remainedوہ رہتے labithū iniçindeمیں the punishmentazabعذاب (میں) l-ʿadhābi humiliatingküçük düşürücüرسوا کن l-muhīni١٤
٤٣٠
‹ 428page 429 of the printed Mushaf430 ›