هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَكُمۡ خَلَـٰٓئِفَ فِى ٱلۡأَرۡضِۚ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيۡهِ كُفۡرُهُۖۥ وَلَا يَزِيدُ ٱلۡكَـٰفِرِينَ كُفۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ إِلَّا مَقۡتًاۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلۡكَـٰفِرِينَ كُفۡرُهُمۡ إِلَّا خَسَارًا ٣٩

HeO'durوہ اللہhuwa(is) the One Whosizi yapanوہ ذات ہےalladhīmade youاس نے بنایا تم کوjaʿalakumsuccessorshalifeler (yöneticiler)جانشینkhalāifainyeryüzündeمیںthe earthزمین (میں)l-arḍiAnd whoeverartık kimتو جو کوئیfamandisbelievesnankörlük ederseکفر کرےkafarathen upon himkendi zararınadırتو اسی پر ہی ہےfaʿalayhi(is) his disbeliefnankörlüğüاس کا کفرkuf'ruhuAnd notveاور نہیںwalāincreaseartırmazزیادہ کرے گاyazīduthe disbelieverskafirlerinکافروں کوl-kāfirīnatheir disbeliefküfrüان کا کفرkuf'ruhumnearyanındaنزدیکʿindatheir LordRableriان کے رب کےrabbihimexceptbaşka bir şeyمگرillā(in) hatredgazabdanغضب میں۔ شدید بغض میںmaqtanand notve ne deاور نہیںwalāincreaseartırmaz;اضافہ کرے گاyazīduthe disbelieverskafirlerinکافروں کوl-kāfirīnatheir disbeliefküfrüان کا کفرkuf'ruhumexceptbaşka bir şeyمگرillā(in) lossziyandanخسارے میںkhasāran

39 It is He who has made you successors upon the earth. And whoever disbelieves - upon him will be [the consequence of] his disbelief. And the disbelief of the disbelievers does not increase them in the sight of their Lord except in hatred; and the disbelief of the disbelievers does not increase them except in loss.

39 Sizleri yeryüzüne de hakim kılan O'dur. İnkar edenin inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında yalnız kendilerine olan gazabı arttırır. İnkarcıların inkarı, hüsrandan başka birşey arttırmaz.

39 Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Artık kim küfrederse, küfrü kendi aleyhinedir. Kâfirlerin küfürleri, Rablerinin katında kendilerine buğzdan başka bir şey artırmaz, kâfirlerin küfürleri kendilerine zarardan başka bir şey artırmaz.

39 وہی تو ہے جس نے تم کو زمین میں (پہلوں کا) جانشین بنایا۔ تو جس نے کفر کیا اس کے کفر کا ضرر اسی کو ہے۔ اور کافروں کے حق میں ان کے کفر سے پروردگار کے ہاں ناخوشی ہی بڑھتی ہے اور کافروں کو ان کا کفر نقصان ہی زیادہ کرتا ہے

39 وہی تو ہے جس نے تم کو زمین میں خلیفہ بنایا ہے۔ 1 اب جو کوئی کُفر کرتا ہے اس کے کُفر کا وبال اُسی پر ہے، 2 اور کافروں کو اُن کا کُفر اِس کےسوا کوئی ترقی نہیں دیتا  کہ ان کے ربّ کا غضب اُن پر زیادہ سے زیادہ بھڑکتا چلا جاتا ہے۔ کافروں کے لیے خسارے میں اضافے کے سوا کوئی ترقی نہیں

قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ شُرَكَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِى مَاذَا خَلَقُواۡ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ لَهُمۡ شِرۡكٌ فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ أَمۡ ءَاتَيۡنَـٰهُمۡ كِتَـٰبًا فَهُمۡ عَلَىٰ بَيِّنَتٍ مِّنۡهُۚ بَلۡ إِن يَعِدُ ٱلظَّـٰلِمُونَ بَعۡضُهُم بَعۡضًا إِلَّا غُرُورًا ٤٠

Sayde kiکہہ دیجیےqulHave you seensiz gördünüz mü?کیا دیکھا تم نےara-aytumyour partnersortaklarınızıاپنے شریکوں کوshurakāakumuthose whomyalvardığınızوہ جن کوalladhīnayou callتم پکارتے تھےtadʿūnabesidesbaşkaکےminbesidesسواdūniAllahAllah'tanاللہ کےl-lahiShow Mebana gösterinدکھاؤ مجھ کوarūnīwhathangi şeyi?کیا کچھmādhāthey have createdyarattılarانہوں نے پیدا کیا ہےkhalaqūfromyerdenسےminathe earthزمین میں (سے)l-arḍioryoksaیاamfor themonların var (mı?)ان کے لیےlahum(is) a shareortaklıklarıکوئی حصہ ہےshir'kuningöklerdeمیںthe heavensآسمانوں (میں)l-samāwātiOryoksaیاamhave We given thembiz onlara verdik deدی ہم نے ان کوātaynāhuma Bookbir Kitapکوئی کتابkitābanso theyonlar daتو وہfahum(are) onüzerindelerاوپرʿalāa clear proofbir delilایک دلیل کے ہیںbayyinatintherefromondanاس سےmin'huNayhayırبلکہbalnotva'detmiyorlarنہیںinpromiseوعدہ کرتےyaʿiduthe wrongdoerso zalimlerظالمl-ẓālimūnasome of thembirbirlerineان میں سے بعضbaʿḍuhum(to) othersbirbirlerineبعض سےbaʿḍanexceptbaşka bir şeyمگرillādelusionaldatmakdanدھوکے کاghurūran

40 Say, "Have you considered your 'partners' whom you invoke besides Allah? Show me what they have created from the earth, or have they partnership [with Him] in the heavens? Or have We given them a book so they are [standing] on evidence therefrom? [No], rather, the wrongdoers do not promise each other except delusion."

40 De ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların Allah'la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler.

40 De ki: "Gördünüz ya, Allah'ı bırakıp da tapmakta olduğunuz ortaklarınızı! Gösterin bana, yer yüzünden neyi yaratmışlardır?" Yoksa onların gök yüzünde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz kendilerine bir kitap vermişiz de ondan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır o zalimler, birbirlerine aldatmadan başka bir vaadde bulunmuyorlar.

40 بھلا تم نے اپنے شریکوں کو دیکھا جن کو تم خدا کے سوا پکارتے ہو۔ مجھے دکھاؤ کہ انہوں نے زمین سے کون سی چیز پیدا کی ہے یا (بتاؤ کہ) آسمانوں میں ان کی شرکت ہے۔ یا ہم نے ان کو کتاب دی ہے تو وہ اس کی سند رکھتے ہیں (ان میں سے کوئی بات بھی نہیں) بلکہ ظالم جو ایک دوسرے کو وعدہ دیتے ہیں محض فریب ہے

40 (اے نبیؐ)ان سے کہو”کبھی تم نے دیکھا بھی ہے اپنے اُن شریکوں 1 کو جنہیں تم خدا کو چھوڑ کر پکارا کرتے ہو ؟ مجھے بتاوٴ، انہوں نے زمین میں کیا پیدا کیا ہے؟ یا آسمانوں میں ان کی کیا شرکت ہے؟“(اگر یہ نہیں بتا سکتے تو ان سے پوچھو)کیا ہم نے کوئی تحریر لکھ کر دی ہے جس کی بنا پر یہ (اپنے اس شرک کے لیے)کوئی صاف سَنَد رکھتے ہوں؟ 2 نہیں، بلکہ یہ ظالم ایک دُوسرے کو محض فریب کے جھانسے دیے جارہے ہیں 3

۞إِنَّ ٱللَّهَ يُمۡسِكُ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ أَن تَزُولَاۚ وَلَئِن زَالَتَآ إِنۡ أَمۡسَكَهُمَا مِنۡ أَحَدٍ مِّنۢ بَعۡدِهِۚۦٓ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا ٤١

IndeedşüphesizبیشکinnaAllahاللہ تعالیٰl-lahaupholdstutmaktadırتھامے ہوئے ہےyum'sikuthe heavensgökleriآسمانوں کوl-samāwātiand the earthve yeriاور زمین کوwal-arḍalestyıkılmamaları içinکہanthey ceaseٹل جائیں گےtazūlāAnd ifandolsunاور اگرwala-inthey should ceaseikisi yıkılsaوہ دونوں ٹل جائیںzālatānotonları tutamazنہیںincan uphold themان دونوں کو تھامنے والاamsakahumāanyhiçکوئیminonekimseایکaḥadinafter Himondan sonraسےminafter Himاس کے بعدbaʿdihiIndeed, Heşüphesiz Oبیشک وہinnahuishalimdirہےkānaMost Forbearingحلم والاḥalīmanOft-Forgivingçok bağışlayandırبخشنے والاghafūran

41 Indeed, Allah holds the heavens and the earth, lest they cease. And if they should cease, no one could hold them [in place] after Him. Indeed, He is Forbearing and Forgiving.

41 Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim'dir, bağışlayandır.

41 Doğrusu gökleri ve yeri yok oluvermekten, Allah tutuyor. Andolsun ki eğer yok oluverirlerse, onları O'ndan başka kimse tutamaz. Gerçekten O, çok yumuşak davranır, çok bağışlayıcıdır.

41 خدا ہی آسمانوں اور زمین کو تھامے رکھتا ہے کہ ٹل نہ جائیں۔ اگر وہ ٹل جائیں تو خدا کے سوا کوئی ایسا نہیں جو ان کو تھام سکے۔ بےشک وہ بردبار (اور) بخشنے والا ہے

41 حقیقت یہ ہے کہ اللہ ہی ہے جو آسمانوں اور زمین کو ٹل جانے سے روکے ہوئے ہے، اور  اگر وہ ٹل جائیں تو اللہ کے بعد کوئی دُوسرا  انہیں تھامنے والا نہیں ہے۔ 1 بے شک اللہ بڑا حلیم اور درگزر فرمانے والا ہے۔ 2

وَأَقۡسَمُواۡ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَـٰنِهِمۡ لَئِن جَآءَهُمۡ نَذِيرٌ لَّيَكُونُنَّ أَهۡدَىٰ مِنۡ إِحۡدَى ٱلۡأُمَمِۖ فَلَمَّا جَآءَهُمۡ نَذِيرٌ مَّا زَادَهُمۡ إِلَّا نُفُورًا ٤٢

And they sworeve yemin ettilerاور وہ قسمیں کھاتے ہیںwa-aqsamūby AllahAllah'aاللہ کیbil-lahi(the) strongestbütün gücüyleپکیjahda(of) their oathsyeminlerininقسمیں اپنیaymānihimthat ifandolsun eğerالبتہ اگرla-incame to themkendilerine gelirseآیا ان کے پاسjāahuma warnerbir uyarıcı (peygamber)کوئی ڈرانے والاnadhīrunsurely, they would beolacaklarınaالبتہ ضرور وہ ہوں گےlayakūnunnamore guideddaha çok doğru yoldaزیادہ ہدایت یافتہahdāthanherbirسےminanyکسی ایک سے (بڑھ کر )iḥ'dā(of) the nationsmillettenامتوں میں سےl-umamiBut whenfakatپھر جبfalammācame to themgelinceآگیا ان کے پاسjāahuma warneruyarıcıڈرانے والاnadhīrunnotonların arttırmadıنہit increased themاضافہ ہوا ان میںzādahumbutbaşka bir şeyمگرillā(in) aversionnefrettenنفرت کاnufūran

42 And they swore by Allah their strongest oaths that if a warner came to them, they would be more guided than [any] one of the [previous] nations. But when a warner came to them, it did not increase them except in aversion.

42 Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.

42 Olanca güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi ki, kendilerine uyarıcı bir peygamber gelirse, mutlaka ilerideki ümmetlerin herhagi birinden daha doğru yolda olacaklardı. Fakat kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiği zaman bu, onların sırf ürküntüleriniartırdı.

42 اور یہ خدا کی سخت سخت قسمیں کھاتے ہیں کہ اگر ان کے پاس کوئی ہدایت کرنے والا آئے تو ہر ایک اُمت سے بڑھ کر ہدایت پر ہوں۔ مگر جب ان کے پاس ہدایت کرنے والا آیا تو اس سے ان کو نفرت ہی بڑھی

42 یہ لوگ کڑی کڑی قسمیں کھا کر کہا  کرتے تھے کہ اگر کوئی خبردار کرنے والا ان کے ہاں آگیا ہوتا تو یہ دنیا کی ہر دُوسری قوم سے بڑھ کر راست رو ہوتے۔ 1 مگر جب خبردار کرنے والا ان کے پاس آگیا تو اس کی آمد نے اِن کے اندر حق سے فرار کے سوا کسی چیز میں اضافہ نہ کیا

ٱسۡتِكۡبَارًا فِى ٱلۡأَرۡضِ وَمَكۡرَ ٱلسَّيِّىِٕۚ وَلَا يَحِيقُ ٱلۡمَكۡرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهۡلِهِۚۦ فَهَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلۡأَوَّلِينَۚ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلاًۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحۡوِيلاً ٤٣

(Due to) arrogancebüyüklük taslama(larını)تکبر کی وجہ سےis'tik'bāraninyeryüzündeمیںthe landزمین (میں)l-arḍiand plottingve tuzak(lar) kurma(larını artırdı)اور چال کیwamakra(of) the evilkötüبریl-sayi-ibut notoysaاور نہیںwalāencompassesdolanmazگھیرتیyaḥīquthe plottuzakچالl-makru(of) the evilkötüبریl-sayi-uexceptbaşkasınaمگرillāits own peoplesahibi(nden)اس کے اہل کو۔ اپنے اہل کوbi-ahlihiThen dobekliyorlar-mı?تو نہیںfahalthey waitbekliyorlarوہ انتظار کرتےyanẓurūnaexceptمگرillā(the) wayyasasındanسنت کا۔ طریقوں کاsunnata(of) the former (people)öncekilerinپہلوں کےl-awalīnaBut neverhalbukiتو ہرگز نہیںfalanyou will findbulamazsınتو پائے گاtajidain (the) wayyasasındaطریقے کے لیےlisunnati(of) AllahAllah'ınاللہ کےl-lahiany changebir değişmeکوئی تبدیلیtabdīlanand neverveاور ہرگز نہwalanyou will findbulamazsınتو پائے گاtajidain (the) wayyasasındaسنت کو۔ طریقے کوlisunnati(of) AllahAllah'ınاللہ کیl-lahiany alterationbir sapmaپھیرنے والاtaḥwīlan

43 [Due to] arrogance in the land and plotting of evil; but the evil plot does not encompass except its own people. Then do they await except the way of the former peoples? But you will never find in the way of Allah any change, and you will never find in the way of Allah any alteration.

43 Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.

43 (Bu da) yeryüzünde bir kibirlenme ve bir suikast düzenidir. Halbuki fena düzen ancak sahibinin başına geçer. O halde öncekilerin kanunundan başka ne gözetiyorlar? Sen Allah'ın sünnetinde asla bir değişme bulamazsın. Sen Allah'ın sünnetinde asla bir başkalaşma da bulamazsın.

43 یعنی (انہوں نے) ملک میں غرور کرنا اور بری چال چلنا (اختیار کیا) اور بری چال کا وبال اس کے چلنے والے ہی پر پڑتا ہے۔ یہ اگلے لوگوں کی روش کے سوا اور کسی چیز کے منتظر نہیں۔ سو تم خدا کی عادت میں ہرگز تبدل نہ پاؤ گے۔ اور خدا کے طریقے میں کبھی تغیر نہ دیکھو گے

43 یہ زمین میں اور زیادہ استکبار  کرنے لگے اور بُری بُری چالیں چلنے لگے، حالانکہ بُری چالیں اپنے چلنے والوں ہی کو لے بیٹھتی ہیں۔ اب کیا یہ لوگ اِس کا انتظار کر رہے ہیں کہ پچھلی قوموں کے ساتھ اللہ کو جو طریقہ رہا ہے وہی اِن کے ساتھ بھی برتا جائے؟ 1 ہی بات ہے تو تم اللہ کے طریقے میں ہر گز کوئی تبدیلی نہ پاوٴ گے اور تم کبھی نہ دیکھو گے کہ اللہ کی سُنّت کو اس کے مقرر راستے سے کوئی طاقت پھیر سکتی ہے

أَوَلَمۡ يَسِيرُواۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواۡ كَيۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ وَكَانُوٓاۡ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّۚةً وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعۡجِزَهُۥ مِن شَىۡءٍ فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَلَا فِى ٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا ٤٤

Have they nothiç gez(ip dolaş)madılar mı?کیا بھلا نہیںawalamtraveledوہ چلے پھرےyasīrūinyeryüzündeمیںthe landزمین (میں )l-arḍiand seengörsünlerتاکہ وہ دیکھتےfayanẓurūhownasılکس طرحkayfawasolduğunuہواkāna(the) endsonununانجامʿāqibatu(of) those whokimselerinان لوگوں کاalladhīna(were) before themkendilerinden öncekiسےmin(were) before themجو ان سے پہلے تھےqablihimAnd they wereonlar idilerاور تھے وہwakānūstrongerdaha güçlüزیادہ سختashaddathan thembunlardanان سےmin'hum(in) powerkuvvet bakımındanقوت میںquwwatanBut notve yokturاور نہیںwamāisAllah'ıہےkānaAllahاللہl-lahuthat can escape (from) Himengelleyecekکہ عاجز کرے اس کوliyuʿ'jizahuanyhiçbirکوئیminthingşeyچیزshayiningöklerdeمیںthe heavensآسمانوں (میں)l-samāwātiand notve yokturاور نہwalāinyerdeمیںthe earthزمین (میں)l-arḍiIndeed, Heşüphesiz Oبیشک وہinnahuisbilendirہےkānaAll-Knowerجاننے والاʿalīmanAll-Powerfulgüçlüdürقدرت رکھنے والاqadīran

44 Have they not traveled through the land and observed how was the end of those before them? And they were greater than them in power. But Allah is not to be caused failure by anything in the heavens or on the earth. Indeed, He is ever Knowing and Competent.

44 Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır.

44 Yeryüzünde gezip bir bakmadılar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Halbuki onlar, bunlardan daha kuvvetliydiler. Ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz. Çünkü o her şeyi bilendir, her şeye kâdir olandır.

44 کیا انہوں نے زمین میں کبھی سیر نہیں کی تاکہ دیکھتے کہ جو لوگ ان سے پہلے تھے ان کا انجام کیا ہوا حالانکہ وہ ان سے قوت میں بہت زیادہ تھے۔ اور خدا ایسا نہیں کہ آسمانوں اور زمین میں کوئی چیز اس کو عاجز کرسکے۔ وہ علم والا (اور) قدرت والا ہے

44 کیا یہ لوگ زمین میں کبھی چلے پھرے نہیں ہیں کہ انہیں اُن لوگوں کا انجام نظر آتا جو اِن سے پہلے گزر چکے ہیں اور ان سے بہت زیادہ طاقت ور تھے؟ اللہ کو کوئی چیز عاجز کرنے والی نہیں ہے، نہ آسمانوں میں اور نہ زمین میں وہ سب کچھ جانتا ہے اور ہر چیز پر قدرت رکھتا ہے

Surah 35 / Fatir / Originator سورة فاطر 440
HeO'durوہ اللہ huwa (is) the One Whosizi yapanوہ ذات ہے alladhī made youاس نے بنایا تم کو jaʿalakum successorshalifeler (yöneticiler)جانشین khalāifa inyeryüzündeمیں the earthزمین (میں) l-arḍi And whoeverartık kimتو جو کوئی faman disbelievesnankörlük ederseکفر کرے kafara then upon himkendi zararınadırتو اسی پر ہی ہے faʿalayhi (is) his disbeliefnankörlüğüاس کا کفر kuf'ruhu And notveاور نہیں walā
increaseartırmazزیادہ کرے گا yazīdu the disbelieverskafirlerinکافروں کو l-kāfirīna their disbeliefküfrüان کا کفر kuf'ruhum nearyanındaنزدیک ʿinda their LordRableriان کے رب کے rabbihim exceptbaşka bir şeyمگر illā (in) hatredgazabdanغضب میں۔ شدید بغض میں maqtan and notve ne deاور نہیں walā increaseartırmaz;اضافہ کرے گا yazīdu the disbelieverskafirlerinکافروں کو l-kāfirīna
their disbeliefküfrüان کا کفر kuf'ruhum exceptbaşka bir şeyمگر illā (in) lossziyandanخسارے میں khasāran٣٩ Sayde kiکہہ دیجیے qul Have you seensiz gördünüz mü?کیا دیکھا تم نے ara-aytum your partnersortaklarınızıاپنے شریکوں کو shurakāakumu those whomyalvardığınızوہ جن کو alladhīna you callتم پکارتے تھے tadʿūna besidesbaşkaکے min
besidesسوا dūni AllahAllah'tanاللہ کے l-lahi Show Mebana gösterinدکھاؤ مجھ کو arūnī whathangi şeyi?کیا کچھ mādhā they have createdyarattılarانہوں نے پیدا کیا ہے khalaqū fromyerdenسے mina the earthزمین میں (سے) l-arḍi oryoksaیا am for themonların var (mı?)ان کے لیے lahum (is) a shareortaklıklarıکوئی حصہ ہے shir'kun ingöklerdeمیں the heavensآسمانوں (میں) l-samāwāti
Oryoksaیا am have We given thembiz onlara verdik deدی ہم نے ان کو ātaynāhum a Bookbir Kitapکوئی کتاب kitāban so theyonlar daتو وہ fahum (are) onüzerindelerاوپر ʿalā a clear proofbir delilایک دلیل کے ہیں bayyinatin therefromondanاس سے min'hu Nayhayırبلکہ bal notva'detmiyorlarنہیں in promiseوعدہ کرتے yaʿidu the wrongdoerso zalimlerظالم l-ẓālimūna
some of thembirbirlerineان میں سے بعض baʿḍuhum (to) othersbirbirlerineبعض سے baʿḍan exceptbaşka bir şeyمگر illā delusionaldatmakdanدھوکے کا ghurūran٤٠ Indeedşüphesizبیشک inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha upholdstutmaktadırتھامے ہوئے ہے yum'siku the heavensgökleriآسمانوں کو l-samāwāti
and the earthve yeriاور زمین کو wal-arḍa lestyıkılmamaları içinکہ an they ceaseٹل جائیں گے tazūlā And ifandolsunاور اگر wala-in they should ceaseikisi yıkılsaوہ دونوں ٹل جائیں zālatā notonları tutamazنہیں in can uphold themان دونوں کو تھامنے والا amsakahumā anyhiçکوئی min onekimseایک aḥadin after Himondan sonraسے min after Himاس کے بعد baʿdihi
Indeed, Heşüphesiz Oبیشک وہ innahu ishalimdirہے kāna Most Forbearingحلم والا ḥalīman Oft-Forgivingçok bağışlayandırبخشنے والا ghafūran٤١ And they sworeve yemin ettilerاور وہ قسمیں کھاتے ہیں wa-aqsamū by AllahAllah'aاللہ کی bil-lahi (the) strongestbütün gücüyleپکی jahda (of) their oathsyeminlerininقسمیں اپنی aymānihim that ifandolsun eğerالبتہ اگر la-in
came to themkendilerine gelirseآیا ان کے پاس jāahum a warnerbir uyarıcı (peygamber)کوئی ڈرانے والا nadhīrun surely, they would beolacaklarınaالبتہ ضرور وہ ہوں گے layakūnunna more guideddaha çok doğru yoldaزیادہ ہدایت یافتہ ahdā thanherbirسے min anyکسی ایک سے (بڑھ کر ) iḥ'dā (of) the nationsmillettenامتوں میں سے l-umami But whenfakatپھر جب falammā came to themgelinceآگیا ان کے پاس jāahum a warneruyarıcıڈرانے والا nadhīrun
notonların arttırmadıنہ it increased themاضافہ ہوا ان میں zādahum butbaşka bir şeyمگر illā (in) aversionnefrettenنفرت کا nufūran٤٢ (Due to) arrogancebüyüklük taslama(larını)تکبر کی وجہ سے is'tik'bāran inyeryüzündeمیں the landزمین (میں) l-arḍi and plottingve tuzak(lar) kurma(larını artırdı)اور چال کی wamakra (of) the evilkötüبری l-sayi-i
but notoysaاور نہیں walā encompassesdolanmazگھیرتی yaḥīqu the plottuzakچال l-makru (of) the evilkötüبری l-sayi-u exceptbaşkasınaمگر illā its own peoplesahibi(nden)اس کے اہل کو۔ اپنے اہل کو bi-ahlihi Then dobekliyorlar-mı?تو نہیں fahal they waitbekliyorlarوہ انتظار کرتے yanẓurūna exceptمگر illā (the) wayyasasındanسنت کا۔ طریقوں کا sunnata
(of) the former (people)öncekilerinپہلوں کے l-awalīna But neverhalbukiتو ہرگز نہیں falan you will findbulamazsınتو پائے گا tajida in (the) wayyasasındaطریقے کے لیے lisunnati (of) AllahAllah'ınاللہ کے l-lahi any changebir değişmeکوئی تبدیلی tabdīlan and neverveاور ہرگز نہ walan you will findbulamazsınتو پائے گا tajida in (the) wayyasasındaسنت کو۔ طریقے کو lisunnati (of) AllahAllah'ınاللہ کی l-lahi any alterationbir sapmaپھیرنے والا taḥwīlan
٤٣ Have they nothiç gez(ip dolaş)madılar mı?کیا بھلا نہیں awalam traveledوہ چلے پھرے yasīrū inyeryüzündeمیں the landزمین (میں ) l-arḍi and seengörsünlerتاکہ وہ دیکھتے fayanẓurū hownasılکس طرح kayfa wasolduğunuہوا kāna (the) endsonununانجام ʿāqibatu (of) those whokimselerinان لوگوں کا alladhīna (were) before themkendilerinden öncekiسے min
(were) before themجو ان سے پہلے تھے qablihim And they wereonlar idilerاور تھے وہ wakānū strongerdaha güçlüزیادہ سخت ashadda than thembunlardanان سے min'hum (in) powerkuvvet bakımındanقوت میں quwwatan But notve yokturاور نہیں wamā isAllah'ıہے kāna Allahاللہ l-lahu that can escape (from) Himengelleyecekکہ عاجز کرے اس کو liyuʿ'jizahu anyhiçbirکوئی min thingşeyچیز shayin
ingöklerdeمیں the heavensآسمانوں (میں) l-samāwāti and notve yokturاور نہ walā inyerdeمیں the earthزمین (میں) l-arḍi Indeed, Heşüphesiz Oبیشک وہ innahu isbilendirہے kāna All-Knowerجاننے والا ʿalīman All-Powerfulgüçlüdürقدرت رکھنے والا qadīran٤٤
٤٤٠
‹ 438page 439 of the printed Mushaf440 ›