وَلَوۡ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُواۡ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهۡرِهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَـٰكِن يُؤَخِّرُهُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّىۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِۦ بَصِيرَۢا ٤٥

And ifve eğerاور اگرwalawAllah (were to) punishcezalandıracak olsaydıپکڑ لےyuākhidhuAllah (were to) punishAllahاللہl-lahuthe peopleinsanlarıلوگوں کوl-nāsafor whatyüzündenبوجہ اس کے جوbimāthey have earnedyaptıkları işlerانہوں نے کمائی کیkasabūnotbırakmazdıنہHe would leaveچھوڑےtarakaonüzerinde (yeryüzünde)پرʿalāits backonun sırtıاس کی پشت (پر) سےẓahrihāanyhiçbirکوئیmincreaturecanlıجاندارdābbatinButfakatلیکن وہwalākinHe gives them respiteonları erteliyorمہلت دے رہا ہے ان کوyu-akhiruhumtillkadarتکilāa termbir süreyeایک مدت (تک) کے لیےajalinappointedbelirtilmişمقررہmusammanAnd whenzamanپھر جبfa-idhācomesgeldiğiآجاتی ہےjāatheir termsüreleriان کی مقررہ مدتajaluhumthen indeedkuşkusuzتو بیشکfa-innaAllahاللہ تعالیٰl-lahaiskullarınıہےkānaof His slavesاپنے بندوں کے ساتھbiʿibādihiAll-Seergörmektedirدیکھنے والاbaṣīran

45 And if Allah were to impose blame on the people for what they have earned, He would not leave upon the earth any creature. But He defers them for a specified term. And when their time comes, then indeed Allah has ever been, of His servants, Seeing.

45 Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.

45 Bununla beraber Allah, insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet ecelleri gelince gereğini yapar. Şüphe yok ki Allah, kullarını görmektedir.

45 اور اگر خدا لوگوں کو ان کے اعمال کے سبب پکڑنے لگتا۔ تو روئے زمین پر ایک چلنے پھرنے والے کو نہ چھوڑتا۔ لیکن وہ ان کو ایک وقت مقرر تک مہلت دیئے جاتا ہے۔ سو جب ان کا وقت آجائے گا تو (ان کے اعمال کا بدلہ دے گا) خدا تو اپنے بندوں کو دیکھ رہا ہے

45 اگر کہیں وہ لوگوں کو اُن کے کیے کرتوتوں پر پکڑتا تو زمین پر کسی متنفس کو جیتا نہ چھوڑتا مگر وہ انہیں ایک مقرر وقت تک کے لیے مہلت دے رہا ہے پھر جب ان کا وقت آن پورا ہوگا تو اللہ اپنے بندوں کو دیکھ لے گا

●●●●●●

سُورَةُ يس

Ya-Sin / Ya Sin

Meccan  ◆  83 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

يسٓ ١

Ya SeenYâ Sînیسya-seen

1 Ya, Seen.

1 Ya, Sin.

1 Yâsîn.

1 یٰسٓ

1 یٰسٓ۔ 1

وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ ٢

By the QuranKur'an'a andolsunقسم ہے قرآنwal-qur'ānithe Wisehikmetliحکیم کیl-ḥakīmi

2 By the wise Qur'an.

2 Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

2 Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.

2 قسم ہے قرآن کی جو حکمت سے بھرا ہوا ہے

2 قسم ہے قرآن حکیم کی

إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٣

Indeed, youkuşkusuz senبیشک آپinnaka(are) amonggönderilmiş elçilerdensinالبتہ سے ہیںlaminathe Messengersرسولوں میں (سے ہیں)l-mur'salīna

3 Indeed you, [O Muhammad], are from among the messengers,

3 Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

3 Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.

3 اے محمدﷺ) بےشک تم پیغمبروں میں سے ہو

3 کہ تم یقیناً رسُولوں میں سے ہو 1

عَلَىٰ صِرٰطٍ مُّسۡتَقِيمٍ ٤

Onüzerindeپرʿalāa Pathbir yolراستے کی طرفṣirāṭinStraightdosdoğruسیدھےmus'taqīmin

4 On a straight path.

4 Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

4 Dosdoğru bir yol üzerindesin.

4 سیدھے رستے پر

4 سیدھے راستے پر ہو

تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ٥

A revelationindirdiği (üzerindesin)نازل کردہ ہےtanzīla(of) the All-Mightyüstün olanınزبردستl-ʿazīzithe Most Mercifulçok esirgeyeninرحم فرمانے والی ہستی کی طرفl-raḥīmi

5 [This is] a revelation of the Exalted in Might, the Merciful,

5 Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

5 Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.

5 یہ خدائے) غالب (اور) مہربان نے نازل کیا ہے

5 (اور یہ قرآن)غالب اور رحیم  ہستی کا نازل کردہ ہے 1

لِتُنذِرَ قَوۡمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَـٰفِلُونَ ٦

That you may warnuyarman içinتاکہ تم خبردار کروlitundhiraa peoplebir toplumuایک قوم کوqawmannotuyarılmamışنہیںwere warnedخبردار کیے گئےundhiratheir forefathersbabalarıان کے آباؤ اجدادābāuhumso theybu yüzden onlarپس وہfahum(are) heedlessgaflet içindedirlerغافل ہیںghāfilūna

6 That you may warn a people whose forefathers were not warned, so they are unaware.

6 Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

6 Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.

6 تاکہ تم ان لوگوں کو جن کے باپ دادا کو متنبہ نہیں کیا گیا تھا متنبہ کردو وہ غفلت میں پڑے ہوئے ہیں

6 تاکہ تم خبردار کرو ایک ایسی قوم کو  جس کے باپ دادا خبر دار نہ  کیے گئے تھے اور اس وجہ سے وہ غفلت میں پڑے ہوئے ہیں۔ 1

لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ٧

Certainlyandolsunالبتہ تحقیقlaqad(has) proved truehak olduحق ہوئی۔ ثابت ہوئیḥaqqathe wordo sözباتl-qawluuponüzerineپرʿalāmost of themonların çoğuان کی اکثریت (پر )aktharihimso theyartık onlarکہ وہfahum(do) notinanmazlarنہیںbelieveایمان لائیں گےyu'minūna

7 Already the word has come into effect upon most of them, so they do not believe.

7 And olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.

7 Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.

7 ان میں سے اکثر پر (خدا کی) بات پوری ہوچکی ہے سو وہ ایمان نہیں لائیں گے

7 اِن میں سے اکثر لوگ فیصلہٴ عذاب کے مستحق ہو چکے ہیں، اسی لیے وہ ایمان نہیں لاتے۔ 1

إِنَّا جَعَلۡنَا فِىٓ أَعۡنَـٰقِهِمۡ أَغۡلَـٰلاً فَهِىَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ ٨

Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnā[We] have placedgeçirdikڈال دیے ہم نےjaʿalnāononların boyunlarınaمیںtheir necksان کی گردنوں میںaʿnāqihimiron collarshalkalarطوقaghlālanand theyo (halkalar)تو وہfahiya(are up) toçenelere kadar dayanırتکilāthe chinsٹھوڑیوں تک ہیںl-adhqāniso theybu yüzden onlarınتو وہfahum(are with) heads raised upkafaları kalkıktırسر اٹھائے ہوئے ہیںmuq'maḥūna

8 Indeed, We have put shackles on their necks, and they are to their chins, so they are with heads [kept] aloft.

8 Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.

8 Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.

8 ہم نے ان کی گردنوں میں طوق ڈال رکھے ہیں اور وہ ٹھوڑیوں تک (پھنسے ہوئے ہیں) تو ان کے سر اُلل رہے ہیں

8 ہم نے اُن کی گردنوں میں طَوق ڈال دیے ہیں جن سے وہ ٹھوڑیوں تک جکڑے گئے ہیں، اس لیے وہ سر اُٹھا ئے کھڑے ہیں۔ 1

وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ سَدًّا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدًّا فَأَغۡشَيۡنَـٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ ٩

And We have madeve kıldık (çektik)اور بنادی ہم نےwajaʿalnāfromönlerindenسےminbefore/betweenدرمیانbaynitheir hands/their frontönlerindenان کے سامنے سےaydīhima barrierbir sedایک دیوارsaddanand fromveاور سےwaminbehind themarkalarındanان کے پیچھے سےkhalfihima barrierbir sedایک دیوارsaddanand We covered themve onları kapattıkپھر ڈھانپ دیا ہم نے ان کوfa-aghshaynāhumso theyartık onlarپس وہfahum(do) notgörmezlerنہیںseeوہ دیکھ پاتےyub'ṣirūna

9 And We have put before them a barrier and behind them a barrier and covered them, so they do not see.

9 Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.

9 Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.

9 اور ہم نے ان کے آگے بھی دیوار بنا دی اور ان کے پیچھے بھی۔ پھر ان پر پردہ ڈال دیا تو یہ دیکھ نہیں سکتے

9 ہم نے ایک دیوار اُن کے آگے کھڑی کر دی ہے اور ایک دیوار اُن کے پیچھے۔ ہم نے انہیں ڈھانک دیا ہے، انہیں اب کچھ نہیں سُوجھتا۔ 1

وَسَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ١٠

And it (is) samebirdirاور برابر ہےwasawāonto themonlar içinان پرʿalayhimwhether you warn themuyarsan (da)خواہ تم ڈراؤ ان کوa-andhartahumoryadaیاam(do) notuyarmasan (da)نہlamwarn themتم ڈراؤ ان کوtundhir'humnotinanmazlarنہیںthey will believeوہ ایمان لائیں گےyu'minūna

10 And it is all the same for them whether you warn them or do not warn them - they will not believe.

10 Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

10 Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.

10 اور تم ان کو نصیحت کرو یا نہ کرو ان کے لئے برابر ہے وہ ایمان نہیں لانے کے

10 ان کے لیے یکساں ہے ، تم انہیں خبردار کرو یا نہ کرو ، یہ نہ مانیں گے۔ 1

إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحۡمَـٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةٍ وَأَجۡرٍ كَرِيمٍ ١١

Onlyancakبیشکinnamāyou (can) warnsen uyarabilirsinتم خبردار کرسکتے ہوtundhiru(him) whokimseyiاس کو جوmanifollowsuyanپیروی کرےittabaʿathe ReminderZikreنصیحت کیl-dhik'raand fearsve korkanاور ڈرتا ہوںwakhashiyathe Most GraciousRahman'danرحمن سےl-raḥmānain the unseengörmedenساتھ غیب کے۔ غائبانہ طور پرbil-ghaybiSo give him glad tidingsişte öylesini müjdeleپس خوش خبری دے دو اس کوfabashir'huof forgivenessbir mağfiretleبخشش کیbimaghfiratinand a rewardve bir mükafatlaاجر کیwa-ajrinnoblegüzelعزت والےkarīmin

11 You can only warn one who follows the message and fears the Most Merciful unseen. So give him good tidings of forgiveness and noble reward.

11 Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.

11 Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.

11 تم تو صرف اس شخص کو نصیحت کرسکتے ہو جو نصیحت کی پیروی کرے اور خدا سے غائبانہ ڈرے سو اس کو مغفرت اور بڑے ثواب کی بشارت سنا دو

11 تم تو اُسی شخص کو خبردار کر سکتے ہی جو نصیحت کی پیروی کرے اور بے دیکھے خدائے رحمان سے ڈرے اُسے مغفرت اور اجر کریم کی بشارت دے دو

إِنَّا نَحۡنُ نُحۡىِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواۡ وَءَاثَـٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَىۡءٍ أَحۡصَيۡنَـٰهُ فِىٓ إِمَامٍ مُّبِينٍ ١٢

Indeed, Weşüphe yokki bizبیشک ہمinnā[We]bizہم ہیnaḥnu[We] give lifediriltirizہم زندہ کریں گےnuḥ'yī(to) the deadölüleriمردوں کوl-mawtāand We recordve yazarızاور ہم لکھ رہے ہیںwanaktubuwhatşeyleri (işleri)جوthey have sent beforeöne sürdükleriانہوں نے آگے بھیجاqaddamūand their footprintsve eserleriniاور ان کے آثار کوwaāthārahumand everyve herاور ہرwakullathingşeyiچیز کوshayinWe have enumerated itayrıntılı kaydettikشمار کررکھا ہے ہم نے اس کوaḥṣaynāhuinbir sicileمیںa Registerایک کتاب میںimāminclearapaçıkواضحmubīnin

12 Indeed, it is We who bring the dead to life and record what they have put forth and what they left behind, and all things We have enumerated in a clear register.

12 Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır.

12 Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imamı mübin"de (ana kitapta, yani Levhi mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.

12 بےشک ہم مردوں کو زندہ کریں گے اور جو کچھ وہ آگے بھیج چکے اور (جو) ان کے نشان پیچھے رہ گئے ہم ان کو قلمبند کرلیتے ہیں۔ اور ہر چیز کو ہم نے کتاب روشن (یعنی لوح محفوظ) میں لکھ رکھا ہے۔

12 ہم یقیناً ایک روز مُردوں کو زندہ کرنے والے ہیں۔ جو کچھ افعال انہوں نے کیے ہیں وہ سب ہم لکھتے جا رہے ہیں ، اور جو کچھ آثار انہوں نے پیچھے چھوڑے ہیں وہ بھی ہم ثبت کر رہے ہیں۔ 1 ہر چیز کو ہم نے ایک کھُلی کتاب میں درج کر رکھا ہے

Surah 36 / Ya-Sin / Ya Sin سورة يس 441
And ifve eğerاور اگر walaw Allah (were to) punishcezalandıracak olsaydıپکڑ لے yuākhidhu Allah (were to) punishAllahاللہ l-lahu the peopleinsanlarıلوگوں کو l-nāsa for whatyüzündenبوجہ اس کے جو bimā they have earnedyaptıkları işlerانہوں نے کمائی کی kasabū notbırakmazdıنہ He would leaveچھوڑے taraka onüzerinde (yeryüzünde)پر ʿalā
its backonun sırtıاس کی پشت (پر) سے ẓahrihā anyhiçbirکوئی min creaturecanlıجاندار dābbatin Butfakatلیکن وہ walākin He gives them respiteonları erteliyorمہلت دے رہا ہے ان کو yu-akhiruhum tillkadarتک ilā a termbir süreyeایک مدت (تک) کے لیے ajalin appointedbelirtilmişمقررہ musamman
And whenzamanپھر جب fa-idhā comesgeldiğiآجاتی ہے jāa their termsüreleriان کی مقررہ مدت ajaluhum then indeedkuşkusuzتو بیشک fa-inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha iskullarınıہے kāna of His slavesاپنے بندوں کے ساتھ biʿibādihi All-Seergörmektedirدیکھنے والا baṣīran٤٥

سُورَةُ يس

Ya-Sin / Ya Sin  ◆  Meccan · 83 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ya SeenYâ Sînیس ya-seen١ By the QuranKur'an'a andolsunقسم ہے قرآن wal-qur'āni the Wisehikmetliحکیم کی l-ḥakīmi٢ Indeed, youkuşkusuz senبیشک آپ innaka (are) amonggönderilmiş elçilerdensinالبتہ سے ہیں lamina the Messengersرسولوں میں (سے ہیں) l-mur'salīna٣ Onüzerindeپر ʿalā
a Pathbir yolراستے کی طرف ṣirāṭin Straightdosdoğruسیدھے mus'taqīmin٤ A revelationindirdiği (üzerindesin)نازل کردہ ہے tanzīla (of) the All-Mightyüstün olanınزبردست l-ʿazīzi the Most Mercifulçok esirgeyeninرحم فرمانے والی ہستی کی طرف l-raḥīmi٥ That you may warnuyarman içinتاکہ تم خبردار کرو litundhira a peoplebir toplumuایک قوم کو qawman notuyarılmamışنہیں
were warnedخبردار کیے گئے undhira their forefathersbabalarıان کے آباؤ اجداد ābāuhum so theybu yüzden onlarپس وہ fahum (are) heedlessgaflet içindedirlerغافل ہیں ghāfilūna٦ Certainlyandolsunالبتہ تحقیق laqad (has) proved truehak olduحق ہوئی۔ ثابت ہوئی ḥaqqa the wordo sözبات l-qawlu uponüzerineپر ʿalā most of themonların çoğuان کی اکثریت (پر ) aktharihim
so theyartık onlarکہ وہ fahum (do) notinanmazlarنہیں believeایمان لائیں گے yu'minūna٧ Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā [We] have placedgeçirdikڈال دیے ہم نے jaʿalnā ononların boyunlarınaمیں their necksان کی گردنوں میں aʿnāqihim iron collarshalkalarطوق aghlālan and theyo (halkalar)تو وہ fahiya (are up) toçenelere kadar dayanırتک ilā
the chinsٹھوڑیوں تک ہیں l-adhqāni so theybu yüzden onlarınتو وہ fahum (are with) heads raised upkafaları kalkıktırسر اٹھائے ہوئے ہیں muq'maḥūna٨ And We have madeve kıldık (çektik)اور بنادی ہم نے wajaʿalnā fromönlerindenسے min before/betweenدرمیان bayni their hands/their frontönlerindenان کے سامنے سے aydīhim a barrierbir sedایک دیوار saddan
and fromveاور سے wamin behind themarkalarındanان کے پیچھے سے khalfihim a barrierbir sedایک دیوار saddan and We covered themve onları kapattıkپھر ڈھانپ دیا ہم نے ان کو fa-aghshaynāhum so theyartık onlarپس وہ fahum (do) notgörmezlerنہیں seeوہ دیکھ پاتے yub'ṣirūna٩ And it (is) samebirdirاور برابر ہے wasawāon
to themonlar içinان پر ʿalayhim whether you warn themuyarsan (da)خواہ تم ڈراؤ ان کو a-andhartahum oryadaیا am (do) notuyarmasan (da)نہ lam warn themتم ڈراؤ ان کو tundhir'hum notinanmazlarنہیں they will believeوہ ایمان لائیں گے yu'minūna١٠ Onlyancakبیشک innamā you (can) warnsen uyarabilirsinتم خبردار کرسکتے ہو tundhiru
(him) whokimseyiاس کو جو mani followsuyanپیروی کرے ittabaʿa the ReminderZikreنصیحت کی l-dhik'ra and fearsve korkanاور ڈرتا ہوں wakhashiya the Most GraciousRahman'danرحمن سے l-raḥmāna in the unseengörmedenساتھ غیب کے۔ غائبانہ طور پر bil-ghaybi So give him glad tidingsişte öylesini müjdeleپس خوش خبری دے دو اس کو fabashir'hu of forgivenessbir mağfiretleبخشش کی bimaghfiratin
and a rewardve bir mükafatlaاجر کی wa-ajrin noblegüzelعزت والے karīmin١١ Indeed, Weşüphe yokki bizبیشک ہم innā [We]bizہم ہی naḥnu [We] give lifediriltirizہم زندہ کریں گے nuḥ'yī (to) the deadölüleriمردوں کو l-mawtā and We recordve yazarızاور ہم لکھ رہے ہیں wanaktubu
whatşeyleri (işleri)جو they have sent beforeöne sürdükleriانہوں نے آگے بھیجا qaddamū and their footprintsve eserleriniاور ان کے آثار کو waāthārahum and everyve herاور ہر wakulla thingşeyiچیز کو shayin We have enumerated itayrıntılı kaydettikشمار کررکھا ہے ہم نے اس کو aḥṣaynāhu inbir sicileمیں a Registerایک کتاب میں imāmin clearapaçıkواضح mubīnin١٢
٤٤١
‹ 439page 440 of the printed Mushaf441 ›