إِنَّ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِى شُغُلٍ فَـٰكِهُونَ ٥٥

Indeedşüphesizبیشکinna(the) companionshalkıوالےaṣḥāba(of) Paradisecennetجنتl-janatithis Dayo günآج کے دنl-yawma[in]içindeمیںwill be occupiedbir meşguliyetایک شغل (میں)/ کام (میں)shughulin(in) amusementeğlenirlerخوش ہورہے ہوں گےfākihūna

55 Indeed the companions of Paradise, that Day, will be amused in [joyful] occupation -

55 Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.

55 Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.

55 اہل جنت اس روز عیش ونشاط کے مشغلے میں ہوں گے

55 آج جنّتی لوگ مزے کرنے میں مشغول ہیں،1

هُمۡ وَأَزۡوٰجُهُمۡ فِى ظِلَـٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ مُتَّكِــُٔونَ ٥٦

Theykendileriوہ (ہوں گے)humand their spousesve eşleriاور ان کی بیویاں (ہوں گی)wa-azwājuhumingölgelerdeمیںshadesسایوںẓilālinonüzerineپرʿalā[the] coucheskoltuklarتختوں (پر)l-arāikirecliningyaslanmışlardırتکیہ لگائے ہوئے ہوں گےmuttakiūna

56 They and their spouses - in shade, reclining on adorned couches.

56 Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.

56 Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.

56 وہ بھی اور ان کی بیویاں بھی سایوں میں تختوں پر تکیے لگائے بیٹھے ہوں گے

56 وہ اور ان کی بیویاں گھنے سایوں میں ہیں مسندوں پر تکیے لگائے ہوئے

لَهُمۡ فِيهَا فَـٰكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ ٥٧

For themonlar için vardırان کے لئےlahumthereinoradaاس میںfīhā(are) fruitsmeyvalarمیوے ہوں گےfākihatunand for themve onlar için vardırاور ان کے لئے (ہوگا)walahum(is) whateverher şeyوہ جو،they call foristedikleriوہ طلب کریں گےyaddaʿūna

57 For them therein is fruit, and for them is whatever they request [or wish]

57 Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır.

57 Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.

57 وہاں ان کے لئے میوے اور جو چاہیں گے (موجود ہوگا)

57 ہر قسم کی لذیذ چیزیں کھانے پینے کو ان کے لیے وہاں موجود ہیں، جو کچھ وہ طلب کریں اُن کے لیے حاضر ہے

سَلَـٰمٌ قَوۡلاً مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ ٥٨

Peaceselam (vardır)سلام ہو/سلامتی ہو/ سلامت رہوsalāmunA wordsözleیہ ایک بات ہوگی/ قول ہوگاqawlanfromRabdenسےmina LordربrabbinMost Mercifulçok esirgeyenرحیم کی طرف سےraḥīmin

58 [And] "Peace," a word from a Merciful Lord.

58 Merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.

58 (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.

58 پروردگار مہربان کی طرف سے سلام (کہا جائے گا)

58 رب رحیم کی طرف سے ان کو سلام کہا گیا ہے

وَٱمۡتَـٰزُواۡ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ٥٩

But stand apartşöyle ayrılınاور الگ ہو جاؤ/ علیحدہ ہوجاؤwa-im'tāzūtodaybugünآج کے دنl-yawmaO criminalseyاےayyuhāO criminalssuçlularمجرموl-muj'rimūna

59 [Then He will say], "But stand apart today, you criminals.

59 Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

59 Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.

59 اور گنہگارو! آج الگ ہوجاؤ

59 اور اے مجرمو، آج تم چھَٹ کر الگ ہو جاوٴ۔1

۞أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواۡ ٱلشَّيۡطَـٰنَ‌ۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوٌّ مُّبِينٌ ٦٠

Did notben and vermedim mi?کیا نہیںalamI enjoinمیں نے عہد کیا تھاaʿhadupon yousizeتمہاری طرفilaykumO Children of Adamey oğullarıاے بنیyābanīO Children of AdamAdemآدمādamaThatdiyeکہan(do) nottapmayınنہworshipتم عبادت کروtaʿbudūthe Shaitaanşeytanaشیطان کیl-shayṭānaindeed, heşüphesiz oبیشک وہinnahu(is) for yousizinتمہارے لئےlakuman enemydüşmanınızdırدشمن ہےʿaduwwunclearapaçıkکھلم کھلاmubīnun

60 Did I not enjoin upon you, O children of Adam, that you not worship Satan - [for] indeed, he is to you a clear enemy -

60 Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

60 "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)

60 اے آدم کی اولاد ہم نے تم سے کہہ نہیں دیا تھا کہ شیطان کو نہ پوجنا وہ تمہارا کھلا دشمن ہے

60 آدمؑ کے بچو، کیا میں نے تم کو ہدایت نہ کی تھی کہ شیطان کی بندگی نہ کرو، وہ تمہارا کھلا دشمن ہے

وَأَنِ ٱعۡبُدُونِى‌ۚ هَـٰذَا صِرٰطٌ مُّسۡتَقِيمٌ ٦١

And thatveاور یہ کہwa-aniyou worship Mebana tapınعبادت کرو میریuʿ'budūnīThisbudurیہhādhā(is) a Pathyolراستہ ہےṣirāṭunStraightdoğruسیدھاmus'taqīmun

61 And that you worship [only] Me? This is a straight path.

61 Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

61 "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)

61 اور یہ کہ میری ہی عبادت کرنا۔ یہی سیدھا رستہ ہے

61 اورمیری ہی بندگی کرو، یہ سیدھا راستہ ہے؟1

وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلاًّ كَثِيرًا‌ۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواۡ تَعۡقِلُونَ ٦٢

And indeedve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadhe led astraysaptırmıştıاس نے گمراہ کردیاaḍallafrom yousizdenتم میں سےminkuma multitudekuşağıمخلوق کوjibillangreatbirçokبہت سیkathīranThen did notolmaz mısınız?کیا پھر نہیںafalamyouتھے تمtakūnūuse reasondüşünenlerdenتم عقل سے کام لیتےtaʿqilūna

62 And he had already led astray from among you much of creation, so did you not use reason?

62 And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz?

62 Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?

62 اور اس نے تم میں سے بہت سی خلقت کو گمراہ کردیا تھا۔ تو کیا تم سمجھتے نہیں تھے؟

62 مگر اس کے باوجود اس نے تم میں سے ایک گروہ ِ کثیر کو گمراہ کر دیا۔ کیا تم عقل نہیں رکھتے تھے؟1

هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمۡ تُوعَدُونَ ٦٣

This (is)işteیہ ہےhādhihi(the) Hellcehennemوہ جہنمjahannamuwhichkiوہ جوallatīyou weresizeتھے تمkuntumpromisedva'dedilenتم وعدہ کیے جاتےtūʿadūna

63 This is the Hellfire which you were promised.

63 İşte bu, size söz verilen cehennemdir.

63 İşte bu size vaad edilen cehennemdir.

63 یہی وہ جہنم ہے جس کی تمہیں خبر دی جاتی ہے

63 یہ وہی جہنم ہے جس سے تم کو ڈرایا جاتا رہا تھا

ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ٦٤

Burn thereinoraya girin;داخل ہوجاؤ اس میںiṣ'lawhātodaybugünآج کے دنl-yawmabecausedolayıبوجہ اس کےbimāyou used toinkarınızdanجو تھے تمkuntumdisbelieveتم کفر کرتےtakfurūna

64 [Enter to] burn therein today for what you used to deny."

64 Bugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin.

64 Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.

64 (سو) جو تم کفر کرتے رہے ہو اس کے بدلے آج اس میں داخل ہوجاؤ

64 جو کفر تم دنیا میں کرتے رہے ہو اُس کی پاداش میں اب اِس کا ایندھن بنو

ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوٰهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيهِمۡ وَتَشۡهَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواۡ يَكۡسِبُونَ ٦٥

This Dayo günآجal-yawmaWe will sealmühürlerizہم مہر لگادیں گےnakhtimu[on]üzeriniپرʿalātheir mouthsağızlarıان کے مونہوںafwāhihimand will speak to Usve bize söylerاور کلام کریں گے ہم سےwatukallimunātheir handselleriان کے ہاتھaydīhimand will bear witnessve şahidlik ederاور گواہی دیں گےwatashhadutheir feetayaklarıان کے پاؤںarjuluhumabout whatnelerبوجہ اس کےbimāthey used toidiyselerجو تھے وہkānūearnkazanıyor(lar)وہ کمائی کرتےyaksibūna

65 That Day, We will seal over their mouths, and their hands will speak to Us, and their feet will testify about what they used to earn.

65 İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder.

65 Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.

65 آج ہم ان کے مونہوں پر مہر لگا دیں گے اور جو کچھ یہ کرتے رہے تھے ان کے ہاتھ ہم سے بیان کردیں گے اور ان کے پاؤں (اس کی) گواہی دیں گے

65 آج ہم اِن کے منہ بند کیے دیتے ہیں ، اِن کے ہاتھ ہم سے بولیں گے اور ان کے پاوٴں گواہی دیں گے کہ یہ دنیا میں کیا کمائی کرتے رہے ہیں۔1

وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِهِمۡ فَٱسۡتَبَقُواۡ ٱلصِّرٰطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ ٦٦

And ifve eğerاور اگرwalawWe willeddilesekہم چاہیںnashāuWe (would have) surely obliteratedsilerdikنا پید کردیںlaṭamasnā[over]üzeriniاوپرʿalātheir eyesgözleriان کی آنکھوں کےaʿyunihimthen they (would) raceve dökülürlerdiپس وہ دوڑیںfa-is'tabaqū(to find) the pathyolaراستے کوl-ṣirāṭathen howama nasıl?تو کہاں سےfa-annā(could) they seegöreceklerوہ دیکھ سکیں گےyub'ṣirūna

66 And if We willed, We could have obliterated their eyes, and they would race to [find] the path, and how could they see?

66 Dilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?

66 Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?

66 اور اگر ہم چاہیں تو ان کی آنکھوں کو مٹا کر (اندھا کر) دیں۔ پھر یہ رستے کو دوڑیں تو کہاں دیکھ سکیں گے

66 ہم چاہیں تو اِن کی آنکھیں موند دیں، پھر یہ راستے کی طرف لپک کر دیکھیں، کہاں سے اِنہیں راستہ سجھائی دے گا؟

وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَـٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَـٰعُواۡ مُضِيًّا وَلَا يَرۡجِعُونَ ٦٧

And ifve eğerاور اگرwalawWe willeddilesekہم چاہیںnashāusurely, We (would have) transformed themdeğiştirip dondururdukالبتہ مسخ کردیں ہم ان کوlamasakhnāhuminonları oldukları yerdeپرʿalātheir placesان کی جگہوںmakānatihimthen notartıkتو نہ وہfamāthey would have been ablegüçleri yetmezاستطاعت رکھتے ہوں گےis'taṭāʿūto proceedileri gitmeyeگزرنے کی/ چلنے کیmuḍiyyanand notne deاور نہwalāreturngeri dönmeyeوہ پلٹ سکیں گےyarjiʿūna

67 And if We willed, We could have deformed them, [paralyzing them] in their places so they would not be able to proceed, nor could they return.

67 Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi.

67 Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.

67 اور اگر ہم چاہیں تو ان کی جگہ پر ان کی صورتیں بدل دیں پھر وہاں سے نہ آگے جاسکیں اور نہ (پیچھے) لوٹ سکیں

67 ہم چاہیں تو اِنہیں اِن کی جگہ ہی پر اس طرح مسخ کر کے رکھ دیں کہ یہ نہ آگے چل سکیں نہ پیچھے پلٹ سکیں۔ 1

وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَكِّسۡهُ فِى ٱلۡخَلۡقِ‌ۖ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ ٦٨

And (he) whomve kimeاور جس کسی کو بھیwamanWe grant him long lifeuzun ömür versekہم عمر دیتے ہیںnuʿammir'huWe reverse himonu baş aşağı çeviririzہم الٹا کردیتے ہیں اس کوnunakkis'huinyaratılışınıمیںthe creationساختl-khalqiThen will notakıllarını kullanmıyorlar mı?کیا بھلا نہیںafalāthey use intellectوہ عقل رکھتےyaʿqilūna

68 And he to whom We grant long life We reverse in creation; so will they not understand?

68 Uzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi?

68 Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?

68 اور جس کو ہم بڑی عمر دیتے ہیں تو اسے خلقت میں اوندھا کردیتے ہیں تو کیا یہ سمجھتے نہیں؟

68 جس شخص کو ہم لمبی عُمر دیتے ہیں اس کی ساخت کو ہم اُلٹ ہی دیتے ہیں1 ، کیا (یہ حالات دیکھ کر)انہیں عقل نہیں آتی؟

وَمَا عَلَّمۡنَـٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ‌ۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٌ وَقُرۡءَانٌ مُّبِينٌ ٦٩

And notbiz ona öğretmedikاور نہیںwamāWe taught himسکھایا ہم نے اس کوʿallamnāhu[the] poetryşiirشعر (شاعری)l-shiʿ'raand notveاور نہیںwamāit is befittingyakışmaz daزیب دیتا/ نہیں مناسبyanbaghīfor himonaاس کو/ اس کے لئےlahuNothayırنہیںinitOہے وہhuwa(is) exceptsadeceمگرillāa Reminderbir öğütایک نصیحتdhik'runand a Quranve Kur'an'dırقرآنwaqur'ānunclearapaçıkاور روشنmubīnun

69 And We did not give Prophet Muhammad, knowledge of poetry, nor is it befitting for him. It is not but a message and a clear Qur'an

69 Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır.

69 Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.

69 اور ہم نے ان (پیغمبر) کو شعر گوئی نہیں سکھائی اور نہ وہ ان کو شایاں ہے۔ یہ تو محض نصیحت اور صاف صاف قرآن (پُرازحکمت) ہے

69 ہم نے اِس (نبیؐ)کو شعر نہیں سکھایا ہے اور نہ شاعری اس کو زیب ہی دیتی ہے۔1 یہ تو ایک نصیحت ہے اور صاف پڑھی جانے والی کتاب

لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَـٰفِرِينَ ٧٠

To warnuyarman içinتاکہ وہ خبردار کرےliyundhira(him) whokimseleriاس کوmanisolanجو ہےkānaalivediriزندہḥayyanand may be proved trueve hak olsun diyeاور ثابت ہوجائےwayaḥiqqathe Word(azab) söz(ü)باتl-qawluagainstkarşıپرʿalāthe disbelieversinkar edenlereکافروںl-kāfirīna

70 To warn whoever is alive and justify the word against the disbelievers.

70 Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın.

70 (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.

70 تاکہ اس شخص کو جو زندہ ہو ہدایت کا رستہ دکھائے اور کافروں پر بات پوری ہوجائے

70 تاکہ وہ ہر اُس شخص کو خبردارکر دے جو زندہ ہو1 اور انکار کرنے والوں پر حجّت قائم ہو جائے

Surah 36 / Ya-Sin / Ya Sin سورة يس 445
Indeedşüphesizبیشک inna (the) companionshalkıوالے aṣḥāba (of) Paradisecennetجنت l-janati this Dayo günآج کے دن l-yawma [in]içindeمیں will be occupiedbir meşguliyetایک شغل (میں)/ کام (میں) shughulin (in) amusementeğlenirlerخوش ہورہے ہوں گے fākihūna٥٥ Theykendileriوہ (ہوں گے) hum and their spousesve eşleriاور ان کی بیویاں (ہوں گی) wa-azwājuhum
ingölgelerdeمیں shadesسایوں ẓilālin onüzerineپر ʿalā [the] coucheskoltuklarتختوں (پر) l-arāiki recliningyaslanmışlardırتکیہ لگائے ہوئے ہوں گے muttakiūna٥٦ For themonlar için vardırان کے لئے lahum thereinoradaاس میں fīhā (are) fruitsmeyvalarمیوے ہوں گے fākihatun and for themve onlar için vardırاور ان کے لئے (ہوگا) walahum
(is) whateverher şeyوہ جو، they call foristedikleriوہ طلب کریں گے yaddaʿūna٥٧ Peaceselam (vardır)سلام ہو/سلامتی ہو/ سلامت رہو salāmun A wordsözleیہ ایک بات ہوگی/ قول ہوگا qawlan fromRabdenسے min a Lordرب rabbin Most Mercifulçok esirgeyenرحیم کی طرف سے raḥīmin٥٨ But stand apartşöyle ayrılınاور الگ ہو جاؤ/ علیحدہ ہوجاؤ wa-im'tāzū todaybugünآج کے دن l-yawma
O criminalseyاے ayyuhā O criminalssuçlularمجرمو l-muj'rimūna٥٩ Did notben and vermedim mi?کیا نہیں alam I enjoinمیں نے عہد کیا تھا aʿhad upon yousizeتمہاری طرف ilaykum O Children of Adamey oğullarıاے بنی yābanī O Children of AdamAdemآدم ādama Thatdiyeکہ an (do) nottapmayınنہ
worshipتم عبادت کرو taʿbudū the Shaitaanşeytanaشیطان کی l-shayṭāna indeed, heşüphesiz oبیشک وہ innahu (is) for yousizinتمہارے لئے lakum an enemydüşmanınızdırدشمن ہے ʿaduwwun clearapaçıkکھلم کھلا mubīnun٦٠ And thatveاور یہ کہ wa-ani you worship Mebana tapınعبادت کرو میری uʿ'budūnī
Thisbudurیہ hādhā (is) a Pathyolراستہ ہے ṣirāṭun Straightdoğruسیدھا mus'taqīmun٦١ And indeedve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad he led astraysaptırmıştıاس نے گمراہ کردیا aḍalla from yousizdenتم میں سے minkum a multitudekuşağıمخلوق کو jibillan greatbirçokبہت سی kathīran
Then did notolmaz mısınız?کیا پھر نہیں afalam youتھے تم takūnū use reasondüşünenlerdenتم عقل سے کام لیتے taʿqilūna٦٢ This (is)işteیہ ہے hādhihi (the) Hellcehennemوہ جہنم jahannamu whichkiوہ جو allatī you weresizeتھے تم kuntum promisedva'dedilenتم وعدہ کیے جاتے tūʿadūna
٦٣ Burn thereinoraya girin;داخل ہوجاؤ اس میں iṣ'lawhā todaybugünآج کے دن l-yawma becausedolayıبوجہ اس کے bimā you used toinkarınızdanجو تھے تم kuntum disbelieveتم کفر کرتے takfurūna٦٤ This Dayo günآج al-yawma We will sealmühürlerizہم مہر لگادیں گے nakhtimu
[on]üzeriniپر ʿalā their mouthsağızlarıان کے مونہوں afwāhihim and will speak to Usve bize söylerاور کلام کریں گے ہم سے watukallimunā their handselleriان کے ہاتھ aydīhim and will bear witnessve şahidlik ederاور گواہی دیں گے watashhadu their feetayaklarıان کے پاؤں arjuluhum about whatnelerبوجہ اس کے bimā they used toidiyselerجو تھے وہ kānū
earnkazanıyor(lar)وہ کمائی کرتے yaksibūna٦٥ And ifve eğerاور اگر walaw We willeddilesekہم چاہیں nashāu We (would have) surely obliteratedsilerdikنا پید کردیں laṭamasnā [over]üzeriniاوپر ʿalā their eyesgözleriان کی آنکھوں کے aʿyunihim then they (would) raceve dökülürlerdiپس وہ دوڑیں fa-is'tabaqū
(to find) the pathyolaراستے کو l-ṣirāṭa then howama nasıl?تو کہاں سے fa-annā (could) they seegöreceklerوہ دیکھ سکیں گے yub'ṣirūna٦٦ And ifve eğerاور اگر walaw We willeddilesekہم چاہیں nashāu surely, We (would have) transformed themdeğiştirip dondururdukالبتہ مسخ کردیں ہم ان کو lamasakhnāhum
inonları oldukları yerdeپر ʿalā their placesان کی جگہوں makānatihim then notartıkتو نہ وہ famā they would have been ablegüçleri yetmezاستطاعت رکھتے ہوں گے is'taṭāʿū to proceedileri gitmeyeگزرنے کی/ چلنے کی muḍiyyan and notne deاور نہ walā returngeri dönmeyeوہ پلٹ سکیں گے yarjiʿūna
٦٧ And (he) whomve kimeاور جس کسی کو بھی waman We grant him long lifeuzun ömür versekہم عمر دیتے ہیں nuʿammir'hu We reverse himonu baş aşağı çeviririzہم الٹا کردیتے ہیں اس کو nunakkis'hu inyaratılışınıمیں the creationساخت l-khalqi Then will notakıllarını kullanmıyorlar mı?کیا بھلا نہیں afalā they use intellectوہ عقل رکھتے yaʿqilūna٦٨
And notbiz ona öğretmedikاور نہیں wamā We taught himسکھایا ہم نے اس کو ʿallamnāhu [the] poetryşiirشعر (شاعری) l-shiʿ'ra and notveاور نہیں wamā it is befittingyakışmaz daزیب دیتا/ نہیں مناسب yanbaghī for himonaاس کو/ اس کے لئے lahu Nothayırنہیں in itOہے وہ huwa (is) exceptsadeceمگر illā a Reminderbir öğütایک نصیحت dhik'run and a Quranve Kur'an'dırقرآن waqur'ānun clearapaçıkاور روشن mubīnun
٦٩ To warnuyarman içinتاکہ وہ خبردار کرے liyundhira (him) whokimseleriاس کو man isolanجو ہے kāna alivediriزندہ ḥayyan and may be proved trueve hak olsun diyeاور ثابت ہوجائے wayaḥiqqa the Word(azab) söz(ü)بات l-qawlu againstkarşıپر ʿalā the disbelieversinkar edenlereکافروں l-kāfirīna٧٠
٤٤٥
‹ 443page 444 of the printed Mushaf445 ›