وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا بَـٰطِلاً‌ۚ ذٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ‌ۚ فَوَيۡلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُواۡ مِنَ ٱلنَّارِ ٢٧

And notveاور نہیںwamāWe createdyaratmadıkپیدا کیا ہم نےkhalaqnāthe heavengöğüآسمان کوl-samāaand the earthve yeriاور زمین کوwal-arḍaand whateverve ne deاور جوwamā(is) between themikisi arasındakileriان دونوں کے درمیان ہےbaynahumāwithout purposeboş yereباطل/ بےکارbāṭilanThatbuیہdhālika(is the) assumptionzannıdırگمان ہےẓannu(of) those whokimselerinان لوگوں کاalladhīnadisbelieveinkar eden(lerin)جنہوں نے کفر کیاkafarūSo woevay hallerine;پس ہلاکت ہےfawaylunto thosekimselerinان لوگوں کے لئےlilladhīnawho disbelieveinkar eden(lerin)جنہوں نے کفر کیاkafarūfromateşten dolayıسےminathe Fireآگl-nāri

27 And We did not create the heaven and the earth and that between them aimlessly. That is the assumption of those who disbelieve, so woe to those who disbelieve from the Fire.

27 Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!

27 Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!

27 اور ہم نے آسمان اور زمین کو اور جو کائنات ان میں ہے اس کو خالی از مصلحت نہیں پیدا کیا۔ یہ ان کا گمان ہے جو کافر ہیں۔ سو کافروں کے لئے دوزخ کا عذاب ہے

27 ہم نے اس آسمان اور زمین کو اور اس دنیا کو جو ان کی درمیان ہے ، فضول پیدا نہیں  کر دیا ہے۔ 1 یہ تو اُن لوگوں کا گمان ہے جنہوں نے کُفر کیا ہے، اور ایسے کافروں کے لیے بربادی ہے جہنّم کی آگ سے

أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَعَمِلُواۡ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلۡمُفۡسِدِينَ فِى ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلۡمُتَّقِينَ كَٱلۡفُجَّارِ ٢٨

Oryoksaکیا ہمamshould We treattutacağızکردیں گےnajʿaluthose whokimseleriان لوگوں کوalladhīnabelieveinanan(ları)جو ایمان لائےāmanūand dove yapanlarıاور انہوں نےعمل کئےwaʿamilūrighteous deedsiyi işlerاچھےl-ṣāliḥātilike those who spread corruptionbozgunculuk yapanlar gibi (mi?)مانند ان کے جو فساد کرنے والے ہیںkal-muf'sidīnainyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍiOryoksaیاamshould We treattutacağızہم کردیں گےnajʿaluthe piousmuttakileriمتقی لوگوں کوl-mutaqīnalike the wickedyoldan çıkanlar gibi (mi?)بدکاروں کی طرحkal-fujāri

28 Or should we treat those who believe and do righteous deeds like corrupters in the land? Or should We treat those who fear Allah like the wicked?

28 Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?

28 Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkarlar gibi yapar mıyız?

28 جو لوگ ایمان لائے اور عمل نیک کرتے رہے۔ کیا ان کو ہم ان کی طرح کر دیں گے جو ملک میں فساد کرتے ہیں۔ یا پرہیزگاروں کو بدکاروں کی طرح کر دیں گے

28 کیا ہم اُن لوگوں کو جو ایمان لاتے اور نیک عمل کرتے ہیں اور اُن کو جو زمین میں فساد کرنے والے ہیں یکساں  کر دیں؟ کیا متّقیوں کو ہم  فاجروں جیسا کر دیں؟ 1

كِتَـٰبٌ أَنزَلۡنَـٰهُ إِلَيۡكَ مُبَـٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓاۡ ءَايَـٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوۡلُواۡ ٱلۡأَلۡبَـٰبِ ٢٩

(This is) a BookKitab (ki)ایک کتاب ہےkitābunWe have revealed itonu indirdikنازل کیا ہم نے اس کوanzalnāhuto yousanaآپ کی طرفilaykablessedmübarekبہت برکتوں والی ہےmubārakunthat they may ponderdüşünsünler diyeتاکہ وہ غورو فکر کریںliyaddabbarū(over) its Versesayetleriniاس کی آیات ہیںāyātihiand may be remindedve öğüt alsınlar diyeاور تاکہ نصیحت پکڑیںwaliyatadhakkarathose of understandingsahipleriوالےulūthose of understandingsağduyuعقل والےl-albābi

29 [This is] a blessed Book which We have revealed to you, [O Muhammad], that they might reflect upon its verses and that those of understanding would be reminded.

29 Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.

29 Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.

29 (یہ) کتاب جو ہم نے تم پر نازل کی ہے بابرکت ہے تاکہ لوگ اس کی آیتوں میں غور کریں اور تاکہ اہل عقل نصیحت پکڑیں

29 یہ ایک بڑی برکت والی کتاب 1 ہے جو (اے محمدؐ)ہم نے تمہاری طرف نازل کی ہے تاکہ یہ لوگ اس کی آیات پر غور کریں اور عقل و فکر رکھنے والے اس سے سبق لیں

وَوَهَبۡنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيۡمَـٰنَ‌ۚ نِعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ‌ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ ٣٠

And We gaveve biz armağan ettikاور عطا کیا ہم نےwawahabnāto DawoodDavud'aداؤد کے لئےlidāwūdaSulaimanSüleyman'ıسلیمان کوsulaymānaan excellentne güzelکتنا اچھاniʿ'maslavekulduبندہ تھا وہl-ʿabduIndeed, heşüphesiz oبیشک وہinnahu(was) one who repeatedly turned(Allah'a) yönelirdiبہت رجوع کرنے والا تھاawwābun

30 And to David We gave Solomon. An excellent servant, indeed he was one repeatedly turning back [to Allah].

30 Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.

30 Bir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi.

30 اور ہم نے داؤد کو سلیمان عطا کئے۔ بہت خوب بندے (تھے اور) وہ (خدا کی طرف) رجوع کرنے والے تھے

30 اور داوٴدؑ کو ہم نے سلیمانؑ (جیسا بیٹا)عطا کیا، 1 بہترین بندہ، کثرت سے اپنے ربّ کی طرف رُجوع کرنے والا

إِذۡ عُرِضَ عَلَيۡهِ بِٱلۡعَشِىِّ ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ ٱلۡجِيَادُ ٣١

Whenhaniجبidhwere displayedgösterilmiştiپیش کئے گئےʿuriḍato himkendisineاس پرʿalayhiin the afternoonakşam üstüشام کے وقتbil-ʿashiyiexcellent bred steedssafin (görkemli)اصیل گھوڑےl-ṣāfinātuexcellent bred steeds(saf kan Arap) atlarıعمدہl-jiyādu

31 [Mention] when there were exhibited before him in the afternoon the poised [standing] racehorses.

31 Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.

31 Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.

31 جب ان کے سامنے شام کو خاصے کے گھوڑے پیش کئے گئے

31 قابلِ ذکر ہے وہ موقع جب شام کے وقت اس کے سامنے خوب سدھے ہوئے تیز رَو گھوڑے پیش کیے گئے 1

فَقَالَ إِنِّىٓ أَحۡبَبۡتُ حُبَّ ٱلۡخَيۡرِ عَن ذِكۡرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتۡ بِٱلۡحِجَابِ ٣٢

And he saiddediتو اس نے کہاfaqālaIndeed, Imuhakkak benبیشک میں نےinnī[I] preferredtercih ettimمیں نے ترجیح دیaḥbabtu(the) lovesevgisiniمحبت کوḥubba(of) the goodmalمال کیl-khayrioveranmaktan (ötürü)سےʿan(the) remembranceیاد کی وجہdhik'ri(of) my LordRabbimiاپنے رب کیrabbīUntilnihayetیہاں تک کہḥattāthey were hidden(atlar) gizlendiسورج چھپ گیاtawāratin the veilperde ileپردے میںbil-ḥijābi

32 And he said, "Indeed, I gave preference to the love of good [things] over the remembrance of my Lord until the sun disappeared into the curtain [of darkness]."

32 Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

32 "Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi.

32 تو کہنے لگے کہ میں نے اپنے پروردگار کی یاد سے (غافل ہو کر) مال کی محبت اختیار کی۔ یہاں تک کہ (آفتاب) پردے میں چھپ گیا

32 تو اس نے کہا”میں نے اس مال 1 کی محبّت اپنے ربّ کی یاد کی وجہ سے اختیار کی ہے۔“ یہاں تک کہ جب وہ گھوڑے نگاہ سے اوجھل ہوگئے

رُدُّوهَا عَلَىَّ‌ۖ فَطَفِقَ مَسۡحَۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلۡأَعۡنَاقِ ٣٣

Return themgetirin onlarıپھیر لاؤ ان کوruddūhāto mebanaمجھ پرʿalayyaThen he begansonra başladıتو شروع کیا/ تو لگےfaṭafiqa(to) pass (his hand)okşamağaہاتھ پھیرنا/ ہاتھ پھیرتےmasḥanover the legsbacaklarınıپنڈلیوں پرbil-sūqiand the necksve boyunlarınıاور گردنوں پرwal-aʿnāqi

33 [He said], "Return them to me," and set about striking [their] legs and necks.

33 Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

33 "Geri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.

33 (بولے کہ) ان کو میرے پاس واپس لے آؤ۔ پھر ان کی ٹانگوں اور گردنوں پر ہاتھ پھیرنے لگے

33 تو (اس نے حکم دیا کہ)انہیں میرے پاس واپس لاوٴ، پھر لگا ان کی پنڈلیوں اور گردنوں پر ہاتھ پھیرنے۔ 1

وَلَقَدۡ فَتَنَّا سُلَيۡمَـٰنَ وَأَلۡقَيۡنَا عَلَىٰ كُرۡسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ ٣٤

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe trieddenedikآزمایا ہم نےfatannāSulaimanSüleyman'ıسلیمان کوsulaymānaand We placedve bıraktıkاور ڈال دیا ہم نےwa-alqaynāonüstüneپرʿalāhis thronetahtınınاس کی کرسیkur'siyyihia bodybir cesetایک جسمjasadanthensonraپھرthummahe turned(bize) yöneldiاس نے رجوع کرلیاanāba

34 And We certainly tried Solomon and placed on his throne a body; then he returned.

34 And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.

34 Andolsun ki Süleyman'ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü.

34 اور ہم نے سلیمان کی آزمائش کی اور ان کے تخت پر ایک دھڑ ڈال دیا پھر انہوں نے (خدا کی طرف) رجوع کیا

34 اور (دیکھو کہ) سلیمانؑ کو بھی ہم نے آزمائش میں ڈالا اور اس کی کرسی پر ایک جسد لا کر ڈال دیا پھر اس نے رجوع کیا

قَالَ رَبِّ ٱغۡفِرۡ لِى وَهَبۡ لِى مُلۡكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعۡدِىٓ‌ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ ٣٥

He saiddediبولاqālaO my LordRabbimاے میرے ربrabbiForgiveaffetبخش دےigh'firmebeniمیرے لئے/ مجھ کوand grantve verاور عطا کرwahabmebanaمجھ کوa kingdombir mülk (hükümdarlık)ایسی بادشاہتmul'kannotnasib olmayanنہ(will) belongحاصل ہوyanbaghīto anyonehiç kimseyeکسی ایک کوli-aḥadinafter mebenden sonraminafter meمیرے بعدbaʿdīIndeed, Youçünkü sensinبیشک توinnaka[You]senتو ہیanta(are) the Bestowerçok lutfedenداتا ہے/ بہت بخشنے والا ہےl-wahābu

35 He said, "My Lord, forgive me and grant me a kingdom such as will not belong to anyone after me. Indeed, You are the Bestower."

35 Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.

35 Süleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi.

35 (اور) دعا کی کہ اے پروردگار مجھے مغفرت کر اور مجھ کو ایسی بادشاہی عطا کر کہ میرے بعد کسی کو شایاں نہ ہو۔ بےشک تو بڑا عطا فرمانے والا ہے

35 اور کہا کہ”اے میرے ربّ ، مجھے معاف کر دے اور مجھے وہ بادشاہی دے جو میرے بعد کسی کے لیے سزاوار نہ ہو، بے شک تُو ہی اصل داتا ہے۔“ 1

فَسَخَّرۡنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجۡرِى بِأَمۡرِهِۦ رُخَآءً حَيۡثُ أَصَابَ ٣٦

Then We subjectedbiz boyun eğdirdikتو مسخر کیا ہم نےfasakharnāto himonaاس کے لئےlahuthe windrüzgarıہوا کوl-rīḥato floweserdiجو چلتی تھیtajrīby his commandonun buyruğuylaاس کے حکم سےbi-amrihigentlytatlı tatlıنرمی سےrukhāanwhereveryereجہاںḥaythuhe directedistediğiوہ پہنچنا چاہتے/ وہ جاتےaṣāba

36 So We subjected to him the wind blowing by his command, gently, wherever he directed,

36 Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

36 Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.

36 پھر ہم نے ہوا کو ان کے زیرفرمان کردیا کہ جہاں وہ پہنچنا چاہتے ان کے حکم سے نرم نرم چلنے لگتی

36 تب ہم نے اس کے لیے ہوا کو مسخر کر دیا جو اس کے حکم سے نرمی کے ساتھ چلتی تھی جدھر وہ چاہتا تھا

وَٱلشَّيَـٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ ٣٧

And the devilsve şeytanlarıاور شیاطین کوwal-shayāṭīnaeveryherہر طرح کےkullabuilderbina ustasınıمعمارbannāinand diverve dalgıcıاور غوطہ خورwaghawwāṣin

37 And [also] the devils [of jinn] - every builder and diver

37 Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

37 Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.

37 اَور دیووں کو بھی (ان کے زیرفرمان کیا) وہ سب عمارتیں بنانے والے اور غوطہ مارنے والے تھے

37 اور شیاطین کو مسخر کر دیا، ہر طرح کے معمار اور غوطہ خور

وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلۡأَصۡفَادِ ٣٨

And othersve başka (şeytan)larıاور کچھ دوسرےwaākharīnaboundbirbirine bağlanmışجکڑے ہوئےmuqarranīnainzincirlerleمیںchainsبیڑیوںl-aṣfādi

38 And others bound together in shackles.

38 Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

38 Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik).

38 اور اَوروں کو بھی جو زنجیروں میں جکڑے ہوئے تھے

38 اور دُوسرے جو پابندِ سلاسل تھے۔ 1

هَـٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمۡنُنۡ أَوۡ أَمۡسِكۡ بِغَيۡرِ حِسَابٍ ٣٩

Thisbuیہhādhā(is) Our giftbizim ihsanımızdırہماری بخشش تھیʿaṭāunāso grantartık dilediğine verپس احسان کرfa-um'nunorveyaیاawwithholdvermeروک لےamsikwithoutyokturبغیرbighayriaccounthesabıحساب کےḥisābin

39 [We said], "This is Our gift, so grant or withhold without account."

39 "İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.

39 "İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.

39 (ہم نے کہا) یہ ہماری بخشش ہے (چاہو) تو احسان کرو یا (چاہو تو) رکھ چھوڑو (تم سے) کچھ حساب نہیں ہے

39 (ہم نے اُس سے کہا)”یہ ہماری بخشش ہے ، تجھے اختیار ہے جسے چاہے دے اور جس سے چاہے روک لے، کوئی حساب نہیں۔“ 1

وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَــَٔابٍ ٤٠

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innafor himonun için vardırاس کے لئےlahuwith Usbizim yanımızdaہمارے پاسʿindanāsurely is a near accessbir yakınlıkالبتہ قرب خاص ہےlazul'fāand a goodve güzelاور بہترینwaḥus'naplace of returnbir gelecekٹھکانہ ہےmaābin

40 And indeed, for him is nearness to Us and a good place of return.

40 Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.

40 Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır.

40 اور بےشک ان کے لئے ہمارے ہاں قُرب اور عمدہ مقام ہے

40 یقیناً اُس کے لیے ہمارے ہاں تقرُّب کا مقام اور بہتر انجام ہے۔ 1

وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَآ أَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيۡطَـٰنُ بِنُصۡبٍ وَعَذَابٍ ٤١

And rememberve anاور ذکر کیجئےwa-udh'kurOur slavekulumuzہمارے بندےʿabdanāAyyubEyyub'uایوب کاayyūbawhenhaniجبidhhe calledseslenmiştiانہوں نے پکاراnādāhis LordRabbineاپنے رب کوrabbahuThat [I]banaبیشک مجھےannī(has) touched medokundurduچھوڑا ہے مجھ کوmassaniyaShaitaanşeytanشیطان نےl-shayṭānuwith distressbir yorgunlukساتھ تکلیف کے/ مشقت کے، ایذاء کےbinuṣ'binand sufferingve azab، اور عذاب کےwaʿadhābin

41 And remember Our servant Job, when he called to his Lord, "Indeed, Satan has touched me with hardship and torment."

41 Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.

41 Kulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu."

41 اور ہمارے بندے ایوب کو یاد کرو جب انہوں نے اپنے رب کو پکارا کہ (بار الہٰا) شیطان نے مجھ کو ایذا اور تکلیف دے رکھی ہے

41 اور ہمارے بندے ایّوبؑ  کا ذکر کرو، 1 جب اس نے اپنے ربّ کو پُکارا کہ شیطان نے مجھے سخت تکلیف اور عذاب میں ڈال دیا ہے۔ 2

ٱرۡكُضۡ بِرِجۡلِكَ‌ۖ هَـٰذَا مُغۡتَسَلُۢ بَارِدٌ وَشَرَابٌ ٤٢

Strike(yere) vurتم ماروur'kuḍwith your footayağınıاپنا پاؤںbirij'likaThis(işte) buیہhādhā(is a spring of) water to batheyıkanacakنہانے کا پانی ہےmugh'tasaluncoolserin (bir su)ٹھنڈاbāridunand a drinkve içilecekاور پینے کاپانیwasharābun

42 [So he was told], "Strike [the ground] with your foot; this is a [spring for] a cool bath and drink."

42 "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.

42 (Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.

42 (ہم نے کہا کہ زمین پر) لات مارو (دیکھو) یہ (چشمہ نکل آیا) نہانے کو ٹھنڈا اور پینے کو (شیریں)

42 (ہم نے اُسے حکم دیا)اپنا پاوٴں زمین پر مار، یہ ہے ٹھنڈا پانی نہانے کے لیے اور پینے کے لیے۔ 1

Surah 38 / Sad / The Letter "Saad" سورة ص 456
And notveاور نہیں wamā We createdyaratmadıkپیدا کیا ہم نے khalaqnā the heavengöğüآسمان کو l-samāa and the earthve yeriاور زمین کو wal-arḍa and whateverve ne deاور جو wamā (is) between themikisi arasındakileriان دونوں کے درمیان ہے baynahumā without purposeboş yereباطل/ بےکار bāṭilan Thatbuیہ dhālika (is the) assumptionzannıdırگمان ہے ẓannu (of) those whokimselerinان لوگوں کا alladhīna disbelieveinkar eden(lerin)جنہوں نے کفر کیا kafarū
So woevay hallerine;پس ہلاکت ہے fawaylun to thosekimselerinان لوگوں کے لئے lilladhīna who disbelieveinkar eden(lerin)جنہوں نے کفر کیا kafarū fromateşten dolayıسے mina the Fireآگ l-nāri٢٧ Oryoksaکیا ہم am should We treattutacağızکردیں گے najʿalu those whokimseleriان لوگوں کو alladhīna believeinanan(ları)جو ایمان لائے āmanū and dove yapanlarıاور انہوں نےعمل کئے waʿamilū
righteous deedsiyi işlerاچھے l-ṣāliḥāti like those who spread corruptionbozgunculuk yapanlar gibi (mi?)مانند ان کے جو فساد کرنے والے ہیں kal-muf'sidīna inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi Oryoksaیا am should We treattutacağızہم کردیں گے najʿalu the piousmuttakileriمتقی لوگوں کو l-mutaqīna like the wickedyoldan çıkanlar gibi (mi?)بدکاروں کی طرح kal-fujāri
٢٨ (This is) a BookKitab (ki)ایک کتاب ہے kitābun We have revealed itonu indirdikنازل کیا ہم نے اس کو anzalnāhu to yousanaآپ کی طرف ilayka blessedmübarekبہت برکتوں والی ہے mubārakun that they may ponderdüşünsünler diyeتاکہ وہ غورو فکر کریں liyaddabbarū (over) its Versesayetleriniاس کی آیات ہیں āyātihi and may be remindedve öğüt alsınlar diyeاور تاکہ نصیحت پکڑیں waliyatadhakkara those of understandingsahipleriوالے ulū
those of understandingsağduyuعقل والے l-albābi٢٩ And We gaveve biz armağan ettikاور عطا کیا ہم نے wawahabnā to DawoodDavud'aداؤد کے لئے lidāwūda SulaimanSüleyman'ıسلیمان کو sulaymāna an excellentne güzelکتنا اچھا niʿ'ma slavekulduبندہ تھا وہ l-ʿabdu Indeed, heşüphesiz oبیشک وہ innahu (was) one who repeatedly turned(Allah'a) yönelirdiبہت رجوع کرنے والا تھا awwābun
٣٠ Whenhaniجب idh were displayedgösterilmiştiپیش کئے گئے ʿuriḍa to himkendisineاس پر ʿalayhi in the afternoonakşam üstüشام کے وقت bil-ʿashiyi excellent bred steedssafin (görkemli)اصیل گھوڑے l-ṣāfinātu excellent bred steeds(saf kan Arap) atlarıعمدہ l-jiyādu٣١ And he saiddediتو اس نے کہا faqāla Indeed, Imuhakkak benبیشک میں نے innī
[I] preferredtercih ettimمیں نے ترجیح دی aḥbabtu (the) lovesevgisiniمحبت کو ḥubba (of) the goodmalمال کی l-khayri overanmaktan (ötürü)سے ʿan (the) remembranceیاد کی وجہ dhik'ri (of) my LordRabbimiاپنے رب کی rabbī Untilnihayetیہاں تک کہ ḥattā they were hidden(atlar) gizlendiسورج چھپ گیا tawārat in the veilperde ileپردے میں bil-ḥijābi٣٢
Return themgetirin onlarıپھیر لاؤ ان کو ruddūhā to mebanaمجھ پر ʿalayya Then he begansonra başladıتو شروع کیا/ تو لگے faṭafiqa (to) pass (his hand)okşamağaہاتھ پھیرنا/ ہاتھ پھیرتے masḥan over the legsbacaklarınıپنڈلیوں پر bil-sūqi and the necksve boyunlarınıاور گردنوں پر wal-aʿnāqi٣٣ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We trieddenedikآزمایا ہم نے fatannā
SulaimanSüleyman'ıسلیمان کو sulaymāna and We placedve bıraktıkاور ڈال دیا ہم نے wa-alqaynā onüstüneپر ʿalā his thronetahtınınاس کی کرسی kur'siyyihi a bodybir cesetایک جسم jasadan thensonraپھر thumma he turned(bize) yöneldiاس نے رجوع کرلیا anāba٣٤ He saiddediبولا qāla O my LordRabbimاے میرے رب rabbi Forgiveaffetبخش دے igh'fir
mebeniمیرے لئے/ مجھ کو and grantve verاور عطا کر wahab mebanaمجھ کو a kingdombir mülk (hükümdarlık)ایسی بادشاہت mul'kan notnasib olmayanنہ (will) belongحاصل ہو yanbaghī to anyonehiç kimseyeکسی ایک کو li-aḥadin after mebenden sonra min after meمیرے بعد baʿdī Indeed, Youçünkü sensinبیشک تو innaka [You]senتو ہی anta (are) the Bestowerçok lutfedenداتا ہے/ بہت بخشنے والا ہے l-wahābu٣٥
Then We subjectedbiz boyun eğdirdikتو مسخر کیا ہم نے fasakharnā to himonaاس کے لئے lahu the windrüzgarıہوا کو l-rīḥa to floweserdiجو چلتی تھی tajrī by his commandonun buyruğuylaاس کے حکم سے bi-amrihi gentlytatlı tatlıنرمی سے rukhāan whereveryereجہاں ḥaythu he directedistediğiوہ پہنچنا چاہتے/ وہ جاتے aṣāba٣٦ And the devilsve şeytanlarıاور شیاطین کو wal-shayāṭīna
everyherہر طرح کے kulla builderbina ustasınıمعمار bannāin and diverve dalgıcıاور غوطہ خور waghawwāṣin٣٧ And othersve başka (şeytan)larıاور کچھ دوسرے waākharīna boundbirbirine bağlanmışجکڑے ہوئے muqarranīna inzincirlerleمیں chainsبیڑیوں l-aṣfādi٣٨ Thisbuیہ hādhā
(is) Our giftbizim ihsanımızdırہماری بخشش تھی ʿaṭāunā so grantartık dilediğine verپس احسان کر fa-um'nun orveyaیا aw withholdvermeروک لے amsik withoutyokturبغیر bighayri accounthesabıحساب کے ḥisābin٣٩ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna for himonun için vardırاس کے لئے lahu with Usbizim yanımızdaہمارے پاس ʿindanā surely is a near accessbir yakınlıkالبتہ قرب خاص ہے lazul'fā and a goodve güzelاور بہترین waḥus'na
place of returnbir gelecekٹھکانہ ہے maābin٤٠ And rememberve anاور ذکر کیجئے wa-udh'kur Our slavekulumuzہمارے بندے ʿabdanā AyyubEyyub'uایوب کا ayyūba whenhaniجب idh he calledseslenmiştiانہوں نے پکارا nādā his LordRabbineاپنے رب کو rabbahu That [I]banaبیشک مجھے annī (has) touched medokundurduچھوڑا ہے مجھ کو massaniya Shaitaanşeytanشیطان نے l-shayṭānu
with distressbir yorgunlukساتھ تکلیف کے/ مشقت کے، ایذاء کے binuṣ'bin and sufferingve azab، اور عذاب کے waʿadhābin٤١ Strike(yere) vurتم مارو ur'kuḍ with your footayağınıاپنا پاؤں birij'lika This(işte) buیہ hādhā (is a spring of) water to batheyıkanacakنہانے کا پانی ہے mugh'tasalun coolserin (bir su)ٹھنڈا bāridun and a drinkve içilecekاور پینے کاپانی washarābun٤٢
٤٥٦
‹ 454page 455 of the printed Mushaf456 ›