قَالَ فَٱلۡحَقُّ وَٱلۡحَقَّ أَقُولُ ٨٤

He saidbuyurdu kiفرمایاqālaThen (it is) the truthgerçektirپس حق ہےfal-ḥaquand the truthve gerçektenاور حق کو ہیwal-ḥaqaI sayben diyorum kiمیں کہتا ہوںaqūlu

84 [Allah] said, "The truth [is My oath], and the truth I say -

84 Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.

84 Allah buyurdu ki: "O doğru, ben hep doğruyu söylerim."

84 فرمایا سچ (ہے) اور میں بھی سچ کہتا ہوں

84 فرمایا "تو حق یہ ہے، اور میں حق ہی کہا کرتا ہوں

لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٨٥

Surely I will fillelbette dolduracağımالبتہ میں ضرور بھر دوں گاla-amla-annaHellcehennemiجہنم کوjahannamawith yousendenتجھ سےminkaand those whove kimselerdenاور ان سےwamimmanfollow yousana uyanجو پیروی کریں گے تیریtabiʿakaamong themonlar içindeان میں سےmin'humalltümüyle/سب کے سب سےajmaʿīna

85 [That] I will surely fill Hell with you and those of them that follow you all together."

85 Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.

85 "Andolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım."

85 کہ میں تجھ سے اور جو ان میں سے تیری پیروی کریں گے سب سے جہنم کو بھر دوں گا

85 کہ میں جہنّم کو تجھ سے 1 اور اُن سب لوگوں سے بھر دُوں گا جو اِن انسانوں میں سے تیری پیروی کریں گے۔“ 2

قُلۡ مَآ أَسۡــَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ وَمَآ أَنَاۡ مِنَ ٱلۡمُتَكَلِّفِينَ ٨٦

Sayde kiکہہ دیجئےqulNotben sizden istemiyorumنہیںI ask of youمیں مانگتا تم سےasalukumfor itbuna karşıاس کام پرʿalayhianyhiçbirکوئیminpaymentücretاجرajrinand notve değil(im)اور نہیںwamāI ambenہوں میںanāofyapmacık yapanlardanمیں سےminathe ones who pretendتکلف کرنے والوںl-mutakalifīna

86 Say, [O Muhammad], "I do not ask you for the Qur'an any payment, and I am not of the pretentious

86 De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."

86 Ey Muhammed! De ki: "Ben o Kur'ân'a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum."

86 اے پیغمبر کہہ دو کہ میں تم سے اس کا صلہ نہیں مانگتا اور نہ میں بناوٹ کرنے والوں میں ہوں

86 (ا ے نبیؐ)اِن سے کہہ دو کہ میں اس تبلیغ پر تم سے کوئی اجر نہیں مانگتا، 1 اور نہ میں بناوٹی لوگوں میں سے ہوں۔ 2

إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٌ لِّلۡعَـٰلَمِينَ ٨٧

Notdeğildirنہیں ہےinit (is)O (Kur'an)وہhuwaexceptbaşkasıمگرillāa Reminderöğüt(ten)ایک نصیحتdhik'runto the worldsbütün alemlereجہان والوں کے لئےlil'ʿālamīna

87 It is but a reminder to the worlds.

87 "Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."

87 "O Kur'ân, bütün âlemler için bir zikir, bir öğüttür. "

87 یہ قرآن تو اہل عالم کے لئے نصیحت ہے

87 یہ تو ایک نصیحت ہے تمام جہان والوں کے لیے

وَلَتَعۡلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعۡدَ حِينِۭ ٨٨

And surely you will knowgayet iyi bileceksinizاور البتہ تم ضرور جان لو گےwalataʿlamunnaits informationonun haberiniخبر اس کی/ حال اس کاnaba-ahuaftersonraبعدbaʿdaa timebir süreایک وقت کےḥīnin

88 And you will surely know [the truth of] its information after a time."

88 "Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."

88 "Herhalde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz."

88 اور تم کو اس کا حال ایک وقت کے بعد معلوم ہوجائے گا

88 اور تھوڑی مدّت ہی گزرے گی کہ تمہیں اس کا حال خود معلوم ہو جائے گا۔ 1

●●●●●●

سُورَةُ الزمر

Az-Zumar / The Troops

Meccan  ◆  75 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

تَنزِيلُ ٱلۡكِتَـٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ١

(The) revelationindirilmesiنازل کرنا ہےtanzīlu(of) the BookKitabınıکتاب کاl-kitābi(is) fromtarafındandırسےminaAllahاللہ کی طرفl-lahithe All-Mightyazizجو غالب ہے،l-ʿazīzithe All-Wisehüküm ve hikmet sahibiحکمت والا ہےl-ḥakīmi

1 The revelation of the Qur'an is from Allah, the Exalted in Might, the Wise.

1 Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.

1 Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.

1 اس کتاب کا اُتارا جانا خدائے غالب (اور) حکمت والے کی طرف سے ہے

1 اِس کتاب کا نزول اللہ زبردست اور دانا کی طرف سے ہے۔ 1

إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَـٰبَ بِٱلۡحَقِّ فَٱعۡبُدِ ٱللَّهَ مُخۡلِصًا لَّهُ ٱلدِّينَ ٢

Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnā[We] have revealedindirdikنازل کی ہم نےanzalnāto yousanaآپ کی طرفilaykathe Bookbu Kitabıکتابl-kitābain truthhak ileحق کے ساتھbil-ḥaqiso worshipsen kulluk etپس عبادت کیجئےfa-uʿ'budiAllahAllah'aاللہ کیl-laha(being) sincerehalis kılarakخالص کرتے ہوئےmukh'liṣanto Himyalnız O'naاس کے لئےlahu(in) the religiondiniدین کوl-dīna

2 Indeed, We have sent down to you the Book, [O Muhammad], in truth. So worship Allah, [being] sincere to Him in religion.

2 Biz sana Kitap'ı gerçekle indirdik. Öyle ise dini Allah için halis kılarak O'na kulluk et.

2 Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et.

2 (اے پیغمبر) ہم نے یہ کتاب تمہاری طرف سچائی کے ساتھ نازل کی ہے تو خدا کی عبادت کرو (یعنی) اس کی عبادت کو (شرک سے) خالص کرکے

2 (اے محمدؐ)یہ کتاب ہم نے تمہاری طرف برحق نازل کی ہے 1 ، لہٰذا تم اللہ ہی کی بندگی کرو دین کو اُسی کی لیے خالص کرتے ہوئے۔ 2

أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلۡخَالِصُ‌ۚ وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواۡ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَ مَا نَعۡبُدُهُمۡ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَآ إِلَى ٱللَّهِ زُلۡفَىٰٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ فِى مَا هُمۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِى مَنۡ هُوَ كَـٰذِبٌ كَفَّارٌ ٣

Unquestionablyiyi bil kiخبردارalāfor Allahyalnız Allah'ındırاللہ کے لئے ہےlillahi(is) the religiondinدینl-dīnuthe purehalisخالصl-khāliṣuAnd those whove kimselerاور وہ لوگwa-alladhīnatakeedinenجنہوں نے بنا رکھا ہےittakhadhūbesides HimO'ndan başkaسےminbesides Himاس کے سواdūnihiprotectorsdostlarسرپرستوں کو (وہ کہتے ہیں)awliyāaNotbiz bunlara tapmıyoruzنہیںwe worship themہم عبادت کرتے ان کیnaʿbuduhumexceptdışıda (bir sebeple)مگرillāthat they may bring us nearbizi yaklaştırmalarıتاکہ وہ قریب کریں ہم کوliyuqarribūnātoAllah'aطرفilāAllahاللہ کےl-lahi(in) nearnessdaha yakınقریب کرناzul'fāIndeedşüphesiz kiبیشکinnaAllahاللہ تعالیٰl-lahawill judgehükmünü verecektirفیصلہ کرے گاyaḥkumubetween themonlar arasındaان کے درمیانbaynahuminne kiاس معاملے میںwhatجوtheyonlarوہhum[in it]onun hakkındaاس میںfīhidifferayrılığa düşüyorlarاختلاف کرتے ہیںyakhtalifūnaIndeedşüphesiz kiبیشکinnaAllahاللہl-laha(does) notdoğru yola iletmezنہیںguideہدایت دیتاyahdī(one) whoolanıاسےman[he]oکوئی ہو وہ جوhuwa(is) a liaryalancıجھوٹاkādhibunand a disbelievernankörناشکرا/ سخت منکر حقkaffārun

3 Unquestionably, for Allah is the pure religion. And those who take protectors besides Him [say], "We only worship them that they may bring us nearer to Allah in position." Indeed, Allah will judge between them concerning that over which they differ. Indeed, Allah does not guide he who is a liar and [confirmed] disbeliever.

3 Dikkat edin, halis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez.

3 İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.

3 دیکھو خالص عبادت خدا ہی کے لئے (زیبا ہے) اور جن لوگوں نے اس کے سوا اور دوست بنائے ہیں۔ (وہ کہتے ہیں کہ) ہم ان کو اس لئے پوجتے ہیں کہ ہم کو خدا کا مقرب بنادیں۔ تو جن باتوں میں یہ اختلاف کرتے ہیں خدا ان میں ان کا فیصلہ کردے گا۔ بےشک خدا اس شخص کو جو جھوٹا ناشکرا ہے ہدایت نہیں دیتا

3 خبردار ، دین  خالص اللہ کا حق ہے۔ 1 رہے وہ لوگ جنہوں نے  اُس کے سوا دُوسرے سرپرست بنا رکھے ہیں (اور اپنے اِس فعل کی توجیہ یہ کرتے ہیں کہ)ہم تو اُن کی عبادت صرف اس لیے کرتے ہیں کہ وہ اللہ تک ہماری رسائی کرا دیں، 2 اللہ یقیناً اُن کے درمیان اُن تمام باتوں کا فیصلہ کر دے گا جن میں وہ اختلاف کر رہے ہیں۔ 3 اللہ کسی ایسے شخص  کو ہدایت نہیں دیتا جو جھُوٹا اور منکرِ حق ہو۔ 4

لَّوۡ أَرَادَ ٱللَّهُ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا لَّٱصۡطَفَىٰ مِمَّا يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُ‌ۚ سُبۡحَـٰنَهُۥ‌ۖ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡوٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ ٤

IfeğerاگرlawAllah (had) intendedisteseydiارادہ کرتا/ چاہتاarādaAllah (had) intendedAllahاللہl-lahutoedinmekکہantakeبنالےyattakhidhaa sonçocukاولادwaladansurely, He (could) have chosenelbette seçerdiالبتہ چن لیتاla-iṣ'ṭafāfrom whatyarattıklarındanاس میں سے جوmimmāHe createsوہ پیدا کرتا ہےyakhluquwhateverneجوHe willeddiliyorsaوہ چاہتاyashāuGlory be to HimO (bundan münezzehtir) yücedirپاک ہے وہsub'ḥānahuHeOوہhuwa(is) AllahAllah'tırاللہl-lahuthe Onetekایک ہے،l-wāḥiduthe Irresistiblekahrediciزبردست ہے/سب پر غالب ہےl-qahāru

4 If Allah had intended to take a son, He could have chosen from what He creates whatever He willed. Exalted is He; He is Allah, the One, the Prevailing.

4 Allah çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini seçerdi. O münezzehtir, O; gücü her şeye yeten tek Allah'tır.

4 Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, elbette yaratacağından, dileyeceğini seçecekti. Ama o bundan münezzehtir. O, tek ve kahredici olan Allah'tır.

4 اگر خدا کسی کو اپنا بیٹا بنانا چاہتا تو اپنی مخلوق میں سے جس کو چاہتا انتخاب کرلیتا۔ وہ پاک ہے وہی تو خدا یکتا (اور) غالب ہے

4 اگر اللہ کسی کو بیٹا بنانا چاہتا تو اپنی مخلوق میں سے جس کو چاہتا برگزیدہ کر لیتا، 1 پاک ہے وہ اس سے (کہ کوئی اُس کا بیٹا ہو)، وہ اللہ ہے اکیلا اور سب پر غالب۔ 2

خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّ‌ۖ يُكَوِّرُ ٱلَّيۡلَ عَلَى ٱلنَّهَارِ وَيُكَوِّرُ ٱلنَّهَارَ عَلَى ٱلَّيۡلِ‌ۖ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ‌ۖ كُلٌّ يَجۡرِى لِأَجَلٍ مُّسَمًّى‌ۗ أَلَا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفَّـٰرُ ٥

He createdyarattıاس نے پیدا کیاkhalaqathe heavensgökleriآسمانوں کوl-samāwātiand the earthve yeriاور زمین کوwal-arḍain [the] truthhak ileحق کے ساتھbil-ḥaqiHe wrapsörterڈھانپتا ہےyukawwiruthe nightgeceyiرات کوal-laylaoverüzerineپرʿalāthe daygündüzünدنl-nahāriand wrapsve örterاور ڈھانپتا ہےwayukawwiruthe daygündüzüدن کوl-nahāraoverüzerineپرʿalāthe nightgeceninراتal-layliAnd He subjectedve buyruğu altına almıştırاور اس نے مسخر کر رکھا ہےwasakharathe sungüneşiسورج کوl-shamsaand the moonve ayıاور چاند کوwal-qamaraeachher biriسب کے سبkullunrunningakıp gitmektedirچل رہے ہیںyajrīfor a termsüreye kadarمدت تک کے لئےli-ajalinspecifiedbelli birایک مقررmusammanUnquestionablyiyi bil kiخبردارalāHeOوہیhuwa(is) the All-Mightyazizdirزبردست ہے،l-ʿazīzuthe Oft-Forgivingve çok bağışlayandırبہت بخشش فرمانے والاl-ghafāru

5 He created the heavens and earth in truth. He wraps the night over the day and wraps the day over the night and has subjected the sun and the moon, each running [its course] for a specified term. Unquestionably, He is the Exalted in Might, the Perpetual Forgiver.

5 Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O'dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar. Her biri belirli bir süreye kadar yörüngelerinde yürüyen güneş ve ayı buyruk altında tutar. Dikkat edin, güçlü olan, çok bağışlayan O'dur.

5 O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ay'ı emrine âmade kılmış, her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O'dur.

5 اسی نے آسمانوں اور زمین کو تدبیر کے ساتھ پیدا کیا ہے۔ (اور) وہی رات کو دن پر لپیٹتا ہے اور دن کو رات پر لپیٹتا ہے اور اسی نے سورج اور چاند کو بس میں کر رکھا ہے۔ سب ایک وقت مقرر تک چلتے رہیں گے۔ دیکھو وہی غالب (اور) بخشنے والا ہے

5 اس نے آسمانوں اور زمین کو  بر حق پیدا کیا ہے۔ 1 وہی دن پر رات اور رات پر دن کو لپیٹتا ہے۔ اُسی نے سُورج اور چاند کو اس طرح مسخّر کر رکھا ہے کہ ہر ایک ایک وقتِ مقرر تک چلے جا رہا ہے۔ جان رکھو، وہ زبردست ہے اور درگزر کرنے والا ہے 2

Surah 39 / Az-Zumar / The Troops سورة الزمر 459
He saidbuyurdu kiفرمایا qāla Then (it is) the truthgerçektirپس حق ہے fal-ḥaqu and the truthve gerçektenاور حق کو ہی wal-ḥaqa I sayben diyorum kiمیں کہتا ہوں aqūlu٨٤ Surely I will fillelbette dolduracağımالبتہ میں ضرور بھر دوں گا la-amla-anna Hellcehennemiجہنم کو jahannama with yousendenتجھ سے minka and those whove kimselerdenاور ان سے wamimman follow yousana uyanجو پیروی کریں گے تیری tabiʿaka
among themonlar içindeان میں سے min'hum alltümüyle/سب کے سب سے ajmaʿīna٨٥ Sayde kiکہہ دیجئے qul Notben sizden istemiyorumنہیں I ask of youمیں مانگتا تم سے asalukum for itbuna karşıاس کام پر ʿalayhi anyhiçbirکوئی min paymentücretاجر ajrin and notve değil(im)اور نہیں wamā I ambenہوں میں anā ofyapmacık yapanlardanمیں سے mina the ones who pretendتکلف کرنے والوں l-mutakalifīna
٨٦ Notdeğildirنہیں ہے in it (is)O (Kur'an)وہ huwa exceptbaşkasıمگر illā a Reminderöğüt(ten)ایک نصیحت dhik'run to the worldsbütün alemlereجہان والوں کے لئے lil'ʿālamīna٨٧ And surely you will knowgayet iyi bileceksinizاور البتہ تم ضرور جان لو گے walataʿlamunna its informationonun haberiniخبر اس کی/ حال اس کا naba-ahu aftersonraبعد baʿda a timebir süreایک وقت کے ḥīnin٨٨

سُورَةُ الزمر

Az-Zumar / The Troops  ◆  Meccan · 75 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
(The) revelationindirilmesiنازل کرنا ہے tanzīlu (of) the BookKitabınıکتاب کا l-kitābi (is) fromtarafındandırسے mina Allahاللہ کی طرف l-lahi the All-Mightyazizجو غالب ہے، l-ʿazīzi the All-Wisehüküm ve hikmet sahibiحکمت والا ہے l-ḥakīmi١ Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā [We] have revealedindirdikنازل کی ہم نے anzalnā to yousanaآپ کی طرف ilayka
the Bookbu Kitabıکتاب l-kitāba in truthhak ileحق کے ساتھ bil-ḥaqi so worshipsen kulluk etپس عبادت کیجئے fa-uʿ'budi AllahAllah'aاللہ کی l-laha (being) sincerehalis kılarakخالص کرتے ہوئے mukh'liṣan to Himyalnız O'naاس کے لئے lahu (in) the religiondiniدین کو l-dīna٢ Unquestionablyiyi bil kiخبردار alā
for Allahyalnız Allah'ındırاللہ کے لئے ہے lillahi (is) the religiondinدین l-dīnu the purehalisخالص l-khāliṣu And those whove kimselerاور وہ لوگ wa-alladhīna takeedinenجنہوں نے بنا رکھا ہے ittakhadhū besides HimO'ndan başkaسے min besides Himاس کے سوا dūnihi protectorsdostlarسرپرستوں کو (وہ کہتے ہیں) awliyāa
Notbiz bunlara tapmıyoruzنہیں we worship themہم عبادت کرتے ان کی naʿbuduhum exceptdışıda (bir sebeple)مگر illā that they may bring us nearbizi yaklaştırmalarıتاکہ وہ قریب کریں ہم کو liyuqarribūnā toAllah'aطرف ilā Allahاللہ کے l-lahi (in) nearnessdaha yakınقریب کرنا zul'fā Indeedşüphesiz kiبیشک inna Allahاللہ تعالیٰ l-laha will judgehükmünü verecektirفیصلہ کرے گا yaḥkumu between themonlar arasındaان کے درمیان baynahum
inne kiاس معاملے میں whatجو theyonlarوہ hum [in it]onun hakkındaاس میں fīhi differayrılığa düşüyorlarاختلاف کرتے ہیں yakhtalifūna Indeedşüphesiz kiبیشک inna Allahاللہ l-laha (does) notdoğru yola iletmezنہیں guideہدایت دیتا yahdī (one) whoolanıاسے man [he]oکوئی ہو وہ جو huwa (is) a liaryalancıجھوٹا kādhibun
and a disbelievernankörناشکرا/ سخت منکر حق kaffārun٣ Ifeğerاگر law Allah (had) intendedisteseydiارادہ کرتا/ چاہتا arāda Allah (had) intendedAllahاللہ l-lahu toedinmekکہ an takeبنالے yattakhidha a sonçocukاولاد waladan surely, He (could) have chosenelbette seçerdiالبتہ چن لیتا la-iṣ'ṭafā from whatyarattıklarındanاس میں سے جو mimmā
He createsوہ پیدا کرتا ہے yakhluqu whateverneجو He willeddiliyorsaوہ چاہتا yashāu Glory be to HimO (bundan münezzehtir) yücedirپاک ہے وہ sub'ḥānahu HeOوہ huwa (is) AllahAllah'tırاللہ l-lahu the Onetekایک ہے، l-wāḥidu the Irresistiblekahrediciزبردست ہے/سب پر غالب ہے l-qahāru٤
He createdyarattıاس نے پیدا کیا khalaqa the heavensgökleriآسمانوں کو l-samāwāti and the earthve yeriاور زمین کو wal-arḍa in [the] truthhak ileحق کے ساتھ bil-ḥaqi He wrapsörterڈھانپتا ہے yukawwiru the nightgeceyiرات کو al-layla overüzerineپر ʿalā the daygündüzünدن l-nahāri
and wrapsve örterاور ڈھانپتا ہے wayukawwiru the daygündüzüدن کو l-nahāra overüzerineپر ʿalā the nightgeceninرات al-layli And He subjectedve buyruğu altına almıştırاور اس نے مسخر کر رکھا ہے wasakhara the sungüneşiسورج کو l-shamsa and the moonve ayıاور چاند کو wal-qamara
eachher biriسب کے سب kullun runningakıp gitmektedirچل رہے ہیں yajrī for a termsüreye kadarمدت تک کے لئے li-ajalin specifiedbelli birایک مقرر musamman Unquestionablyiyi bil kiخبردار alā HeOوہی huwa (is) the All-Mightyazizdirزبردست ہے، l-ʿazīzu the Oft-Forgivingve çok bağışlayandırبہت بخشش فرمانے والا l-ghafāru٥
٤٥٩
‹ 457page 458 of the printed Mushaf459 ›